Kutlu Doğum 2008 - Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Hayatı, Peygamberliği Sünnet ve Hadisler

Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Kimdir, Hayatı, Peygamberliği, Sosyal Hayatı, Sünnet ve Hadis
kimdir hayati Peygamberliği Sosyal Hayatı Sünnet Hadis

Kutlu Doğum Haftası İçin E-Kart Gönderimi

kimdir hayati Peygamberliği Sosyal Hayatı Sünnet Hadis

 

BÎRINCI BOLÜM

PEYGAMBERİMİZİN YARATILIŞI.

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in, Hz. Adem'den İtibaren Adının Açıkça Belirtilmesi

Hz. Muhammedin Yaratıldığı Çamur.

İbrahim Halil Peygamberin Hz. Muhammedin Yaratılmasıyla İlgili Duası

Hz. Peygamber Ve Ümmetinin Tevrat Ve İncil'de Zikredilmesi, Ehl-İ Kitap Alimlerinin Bunu İtiraf Etmeleri

Hz. Peygamberin Tevrat'ta Bildirilmesi

Hz. Peygamberin İncil'de Bildirilmesi

Mekke, Harem Ve Beytin Önceki Kitaplarda Bildirilmesi

Mekke Yolunun İşaya’dabildirilmesi

İş'aya Kitabında Haremin Bildirilmesi

Hz. Peygamberin Ashabının Ve Bedir Gününün Bildirilmesi

Ehl-i Kitaptan Duyduklarına Göre Ka'b İbn Luey İbn Ka'b İbn Galibin Hz. Peygamberin Gönderileceğini Bildirmesi

Nasr İbn Rabia El-Lahmînin Gördüğü Rüya Peygamberimizin Varlığına Delalet Eder.

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Nesebi

Rasulullah'ın Atalarının Temiz Ve Şerefli Olduğu.

Bütün Arapların Rasulullah'la Akraba Oldukları

Peygamberin "Ben Nikah Mahsulü Olarak Meydana Geldim. Zinadan Meydana Gelmedim" Demesi

Abdulmuttalib'in Gördüğü Rüya Rasulullah'ın Varlığına Delalet Eder.

Halid İbn Said İbn Elasın Gördüğü Rüya Rasulullah'a Delalet Eder.

Amr İbn Murre'nin Gördüğü Rüyaallahın Rasultrne Delalet Eder.

Abdülmuttalib'in Ve Oğlu Abdullah'ın Zuhre Oğullarından Olan Hanımlarla Evlenmeleri

Peygamberimizin Babası Abdullah.

Abdullah'ın Amine Bint Vehble Evlenmesi

Rasulullah’a Hamileliği Sırasında Amine'nin Başına Gelenler.

Abdullah İbn Abdilmuttalib’in Vefatı

Peygamberimizin Doğumu.

Fil Olayı

Amine'nin Rasulullahı Doğurduğunda Meydana Gelen Olaylar.

Rasulullah Göbeği Kesik Ve Sünnetli Olarak Doğmuştur.

Rasulullah'ın Doğduğu Gece Meydana Gelen Olaylar.

Rasulullahın Yaşadığı Yıllarda Meydana Gelen En Önemli Olaylar.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in İsimleri

Rasulullah'ın Künyesi

Rasulullah'ı İlk Emzirenler

Suveybe’den Sonra Hz. Peygamberi Emziren Halime.

Hz. Peygamberin Çocukken Göğsünün Yarılması

Beş Yaşını Doldurduktan Sonra Rasûlullahın Başına Gelenler.

Rasûlullahın Annesi Amine'nin Vefatı

Annesi Aminenin Vefatından Sonra, Rasûlullah'a Abdulmuttalib'in Bakması

Abdulmuttalibin, Rukaykanın Rüyasında Yağmur İstemeğe Rasûlullah’la Birlikte Çıkması

Abdulmuttalibin Seyf İbn Ziyezen'in Hükümdarlığını Tebriğe Gitmesi Ve Seyfin Abdulmuttalib'e Rasûlullah’ın Onun Soyundan Çıkacağını Müjdelemesi

Abdulmuttalib’in Ölümü.

Rasûlüllah'ın Bakımını Ebu Talib'in Üstlenmesi'

Rasûlüllah'ın Amcası Ebu Talib’le Birlikte Şam'a (Kuzey Arabistan'a) Gitmesi Ve Bahîra İle Karşılaşması

Rasûlüllah'ın Ficar Savaşında Bulunması

Rasûlullah’ın Hılfu'l-Fudul’da Bulunması

Rasûlüllah, Peygamber Olmadan Önce Nasıl İbadet Ederdi?.

Yirmi Yaşındayken Rasûlüllah'a Meleklerin Gelmesi Ve Bunu Amcası Ebu Talib'e Söylemesi

Rasûlullah’ın Koyun Gütmesi

Rasûlüllah'în Peygamber Olmadan Önce Ticaretle Meşgul Olması

Rasûlüllah'ın, Hz. Hadice'nin Ticaret Kervanıyla Tekrar Şama Gitmesi

Rasûlüllah’ın Hadîce’yle Evlenmesi

Rasûlüllah'ın Kabe'nin Yapılışında (Tamirinde) Bulunması Ve Hacer-i Esved'i Eliyle Koyması


BÎRINCI BOLÜM

PEYGAMBERİMİZİN YARATILIŞI

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in, Hz. Adem'den İtibaren Adının Açıkça Belirtilmesi

1) El-Irbaz ibn Sariye, Allah'ın Rasulünün (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet etmiştir.

"Ben, Adem daha balçık halindeyken Allah katında hatemi'l-enbiyaydım (peygamberlerin sonuncusuydum)." [1]

2) Meyseratu'1-Fecr şunu rivayet etmiştir.

- Ya Rasulellah! Sen ne zaman paygamber oldun? dedim.

Rasulullah da şöyle buyurdu:

- "Adem (a.s.), daha ruhla ceset arasındayken." [2]

3) Meysera şöyle der:

- Ya Rasulellah! Sen ne zaman peygamber oldun? diye sordum. Rasulullah da şu cevabı verdi:

- "Yüce Allah yeri yaratınca göğü yaratmaya niyet etti. Yedi kat o-larak göğü yarattı. Arşı da yaratıp arş'm bacağına: "Muhammed, Al­lah'ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur" diye yazdı. Yüce Allah, Adem'le Havva'yı yerleştirdiği cenneti yarattıktan sonra, kapılara, yap­raklara, kubbelerin ve çadırların üzerine, Adem daha ruhla ceset ara­sındayken benim adımı yazdı. Yüce Allah Adem'e can verince o, Arş'a baktı ve benim adımı gördü. Allah ona, Muhammed'in, Adem oğlunun efendisi olduğunu söyledi. Şeytan, Adem'le Havva'yı aldattığında, onlar tövbe edip benim adımın Allah'a şefaatçi olmasını istediler." [3]

4) Ömer ibnu'l-Hattab rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Adem (a.s.) günah işlediğinde başını kaldırıp:

- Rabbim! Muhammed'in hakkı için beni bağışla, dedi. Bunun ü-zerine Allah Teala ona:

- Muhammed nedir? Muhammed kimdir? diye vahyetti. Adem şöyle cevap verdi:

- Rabbim! Benim yaratılışımı tamamladığında, başımı Arş'ma doğru kaldırdım. Bir de ne göreyim! Arşın üzerinde "La ilahe ü-lallah Muhammedu'r-Rasulullah" yazılı. Anladım ki o senin yarat­tıklarının en değerlisidir. Çünkü sen onun adıyla kendi adını yanyana getirdin. Yüce Allah:

- Evet seni bağışladım. O, senin zürriyetinden gelen peygamberle­rin sonuncusudur. Eğer o olmasaydı, seni yaratmazdım" buyurdu, [4]

5) Said ibn Cubeyr, şöyle demiştir:

Adem oğulları; Allah katında en değerli yaratık hangisidir? diye tartışma yaptılar.

Bir kısmı; Adem'dir. Allah onu eliyle yaratıp meleklerini; ona secde ettirmiştir, dedi.

Diğer bir kısmı da; Allah'a isyan etmeyen meleklerdir, dedi.

Bunu kendisine söylediklerinde Adem: Bana ruh üfürüldüğünde, ayaklarıma ulaşmadan, oturmuş vaziyette doğruldum. Arş karşımda parladı. Oraya baktım, "Muhammed Resulullah" (Muhammed Allah'ın elçisidir) yazısını gördüm. îşte o Allah katında, yaratıkların en değerli-siydi, dedi.

6) Vehb şunu rivayet etmiştir:

Allah Teala Adem'e şöyle vahy etmiş tir: Ben Bekke'nin sahibi [5] Allah'ım. Oranın halkı benim seçtiğim kimselerdir. Ziyaretçileri benim heyetimdir ve onlar benim korumam altındadır. Orada benim beytim (evim=Ka'bem) vardır. Onu semadakiler ve yerdekilerle şenlendiririm. Onlar grup grup, saçları başları dağınık olarak ve toz toprak içinde ona gelirler. Onlar yüksek sesle tekbir getirirler (Allahu ekber derler). Tel-biyede bulunurlar (Lebbeyk Allahümme lebbeyk derler), sel gibi gözyaşı dökerek ağlarlar. Ondan başkasını kastedmeden ona dayanıp güvenen beni ziyaret etmiş, bana misafir olmuş, bana gelmiş ve benim evimde konaklamış demektir. Benim ona cömertliğimi göstermem, o beyti, adı­nı, şerefini, izzetini ve yüceliğini senin oğullarından İbrahim adlı bir peygambere ayırmam gerekli oldu. Temellerini onun için yükseltirim ve onun vasıtasıyla imarım tamamlarım. Onun suyunu ona çıkarırım, onun helal olan yeriyle haram olan yerini ona gösteririm. Ona, oranın hac yapılan yerlerini öğretirim. Sonra orayı başka milletler şenlendirir. So­nunda senin oğullarından, Muhammed denilen bir peygamber gelir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Onu, o beytin sakinlerinden, idarecile­rinden, bakıcılarından ve suyunu temin edenlerinden yaparım. Kim o gün, beni sorarsa ben, saçı başı dağınık, üstü toz topraklı, adaklarını yerine getiren ve Rablerine gelenlerle birlikteyimdir."

7) îbn Abbas rivayet etmiştir: Allah Teala Hz. İsa'ya (a.s.) şöyle vahyetti:

Muhammed olmasaydı Adem'i yaratmazdım. Arş'ı yarattığımda sallandı. Üzerine "La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah" yazdım, sakinleşti. [6]


Hz. Muhammedin Yaratıldığı Çamur

8) Ka'bu'l-Ahbar şöyle rivayet etmiştir: Allah Teala, Muhammed'i yaratmak istediğinde, Cebrail'e (a.s.), kendisine gelmesini emretti. Ceb­rail (a.s.), Rasulullah'm kabrinin bulunduğu yer olan kabza-i beyza'yı ona getirdi. O, Tesnim (cennette bir pınar) suyuyla yoğruldu. Sonra cennet nehirlerine daldırıldı, göklerde ve yerde dolaştırıldı. Melekler Adem'i tanımadan önce Muhanımed'i ve faziletini tamdılar. Daha sonra Muhammed'in nuru Adem'in alnında görülüyordu. Ona: Adem! Bu, se­nin soyundan olan peygamberlerin efendisidir, denildi.

Havva, Şife hamile kalınca, ö nur Adem'den Havva'ya geçti. O, her batında iki çocuk doğurmuştu. Ancak Şit böyle değildi. Çünkü Muham­med'in şerefine onu tek başına doğurdu.

O (nur), Rasulullah (s.a.v.) doğuncaya kadar devamlı temiz olandan temiz olana geçti.

9) İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir:

- Ey Allah'ın elçisi! Adem cennetteyken neredeydin? dedim. Rasu­lullah (s.a.v.):

- "Onun sulbündeydim (belkemiğindeydim). Ben onun sulbünde o-larak, dünyaya indim. Babam Nuh'un sulbünde gemiye bindim. Babam

İbrahim'in sulbünde ateşe atıldım. Benim anne ve babam asla zina ya­parak birleşme dil er. Ben, Ademoğulları soylarının en hayırlı en temiz olanlarından, devirden devire, aileden aileye geçe geçe, sonunda, şu i-çinde bulunduğum aileden meydana getirildim. Allah, bana peygam­berlik vaadetti. Beni Tevrat'ta müjdeledi. İncil'de de adımı ilan etti. Yer benim yüzümden gök de beni görmek için parlar" dedi. El-Abbas:

- Ya Rasulellah! Ben seni övmek istiyorum, dedi. Rasulullah ona:

- "Söyle, ağzma sağlık" dedi. El-Abbas şu şiiri söylemeğe başladı:

- "Daha önce gölgelerde ve yaprağın ayıp yerlerini örttüğü yerde iyi bir hayat sürüyordun.

Sonra dünyaya geldin. Ama ne insandın, ne et parçasıydm, ne pıhtıydın.

Nesr ve ona tapanlar sulara boğulurken sen gemilere binen meni daml asıydın.

Görünmeden Halil'in (İbrahim'in a.s.) atıldığı ateşe geldin. Yan­madan onun içinde dolaşıyordun.

Bir sulbten bir rahime geçiyorsun. Bir alem gidince, başka bir alem ortaya çıkıyor.

Hindif ten gelen faziletine şahit olan senin soyun çok şereflidir.

Sen doğunca yeryüzünü aydınlattın.

Senin nurunla ufuk aydınlandı.

Biz o ışıkta, nurda ve doğruluk yollarında yürüyoruz. [7]


İbrahim Halil Peygamberin Hz. Muhammedin Yaratılmasıyla İlgili Duası

10) Hz. İbrahim Kabe'yi inşa ettiğinde Mekke halkı için şöyle dua etti: "Ey Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden bir elçi gönder." [8]

Es-Suddi şeyhlerine dayanarak: O elçinin Muhammed (s.a.v.) ol­duğunu söylemiştir.

11) El-Irbaz b. Sariye şunu rivayet eder: Rasulullah (s.a.v.):

"Ben, Adem daha balçık halindeyken, Allah katında hatemu'l-enbiyaydım (peygamberlerin sonucusuydum). Bunun başlangıcını size haber vereceğim.

Ben atam İbrahim'in duasıyım. İsa'nın kavmine geleceğini müjde­lediği peygamberim. Annemin rüyasıyım. Zaten, peygamberlerin anne­leri, böyle rüya görürler." [9]

Leys bunu Muaviye'den rivayet edip şunu ilave etmiştir. Annesi onu doğurduğunda, Şam köşklerini aydınlatan bir nur görmüştür. [10]

Hz. Peygamber Ve Ümmetinin Tevrat Ve İncil'de Zikredilmesi, Ehl-İ Kitap Alimlerinin Bunu İtiraf Etmeleri

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi (okuma yazma bilmeyen) peygamber'e uyanlar (var ya)..." [11] Onlar onun sıfatını (tarifini) bulurlar manasına gelmektedir.

"İşte o peygamber onlara iyiliği emreder." [12]

Buradaki "iyilikten" maksat, güzel ahlak ve akrabayı gözetip on­lardan ilgiyi kesmemektir.

"Onları kötülükten meneder." [13]

Bu ayetteki münkerden maksat da, şirktir. (Allah'a ortak koş­maktır.)

"Onlara temiz (ve güzel) şeyleri helal kılar." [14]

Bu ayetteki "teiniz şeyler"den maksat Arapların temiz ve iyi bul­dukları şeylerdir. Şöyle denilmiştir: Bunlar israil oğullarına haram olan yağlar, bahira, şaibe, vasile ve hamdır. [15]

"Pis (ve zararlı) şeyleri haram kılar." [16]

Buradaki "pis şeyler", Arapların pis buldukları şeyler ve helal gördükleri leş, kan ve domuz etidir.

"Ve üzerlerindeki ağırlıkları atar." [17]

Buradaki "ağırlıklar"dan maksat, İsrail oğullarının cumartesi gü­nünü haram kılmak, yağlar ve damar gibi ağırlıklardır.

"Üzerlerindeki zincirleri atar." [18]

Ebu İshak ez-Zeccac bu konuda şöyle demiştir: Zincirlerin zikre­dilmesi temsildir (misal getirmedir). Onların katilde (öldürmede) diyet kabul etmemeleri, cumartesi günü çalışmamaları ve ellerine geçen pa­rayı ödünç vermeleri gerekiyordu.

12) Ali îbn Ebi Talib "Hani Allah, peygamberlerden söz almıştı" [19] ayeti hakkında şöyle demiştir:

Yüce Allah Adem ve ondan sonra birisini peygamber olarak gön­dersin de, Muhammed hakkında ondan şu sözü almış olmasın. Eğer o peygamber sağken Muhammed gönderilirse, o Muhammed'e inanacak ve Ona yardım edecek, Allah o peygamberlere, kavimlerinden söz alma­larını da emretti.

13) Katade: "Hani Allah, peygamberlerden söz almıştı" [20] ayeti hakkında şöyle demiştir. Bu Allah Teala'nın peygamberlerden, birbirle­rini tasdik etmek üzere aldığı sözdür. Allah, peygamberlerinin kendile­rine tebliğ ettiklerinden dolayı Muhammed'e inanmak ve onu tasdik etmek üzere ehl-i kitap'tan da söz almıştır.

14) Ata ibn Yesar şöyle demiştir: Abdullah ibn Amr ibn el-As'la (r.a.) karşılaştım ve ona:

- Bana Rasulullah'm (s.a.v.) Tevrat'taki vasfını söyle dedim. O:

- Evet, vallahi Rasulullah Kur'an'daki bazı vasfıyle Tevrat'ta tavsif edilmiştir ki, bu kesinlikle olacaktır. Şöyleki: "Ey peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik." [21] Ümmiler içinde koruyucu olarak gönderdik. Sen, elbette benim kulum ve peygamberimsin. Sana ben mütevekkil adını verdim. Bu peygamber, kötü huylu, katı kalpli, çarşılarda bağırıp çağıran birisi değildir. O kö­tülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affederek ve bağışlayarak kar­şılık verir.

Allah (şirke) sapan (Arap) kavmini, bu peygamberin irşadıyle la i-lahe illallah diyerek tevhit kıblesine doğrultmadıkça onun ruhunu al­mayacaktır. Allah, kör gözleri, sağır kulakları, kapalı gönülleri bu kelimenin büyüleyici etkisiyle açacaktır. [22]

15) Abdullah ibn Selam; Rasulullah'ın vasfı Tevrat'ta vardır.

"Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik." [23] Ümmi­ler içinde koruyucu olarak gönderdik. O, kötü huylu, katı kalpli, çarşı­larda bağırıp çağıran birisi değildir. O kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affederek ve bağışlayarak karşılık verir. Ben sapan kavmi bu peygamber vasıtasıyla la ilahe illallah diyerek doğrultmadık­ça, sağır kulakları, kapalı gönülleri ve kör gözleri açmadıkça onun ru­hunu almam, demiştir.

16) îbn Abbas'tan rivayet edilmiştir. Kab'a sordum:

- Rasulullah'ı (s.a.v.) Tevrat'ta nasıl buluyorsun? Ka'bda şöyle ce­vap verdi:

- Onu, Muhammed Allah'ın Rasulü'dür şeklinde buluyoruz. Mekke doğumludur. Hicret yeri Tabe'dir. Şam'a hakim olacak. Ahlaksız değil­dir. Çarşılarda bağırıp çağıran birisi değildir. Kötülüğe kötülükle karşı­lık vermez. Aksine affederek karşılık verir.

Ka'b şöyle de demiştir: Şunların yazılı olduğunu görüyoruz. Mu-hammed, Allah'ın elçisidir. O, kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda ba­ğırıp çağıran birisi, değildir. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Aksine aiîederek ve bağışlayarak karşılık verir. Onun ümmeti çok hamdeden kimselerdir. Her yüksek yerde Allah'a tekbir getirirler ve her mevkide O'na hanıdederler. Bellerine izar denilen kıyafeti (peştemal v.s.) tutarlar. Kol ve bacaklarını yıkayarak abdest alırlar. Ezanlarının sesleri gok boşluğunda duyulur. Savaşta saf oldukları gibi namazda saf olurlar. E-zanlarımn sesleri, geceleyin, gök boşluğunda arı uğultusu gibi ses çıka­rır. Onun doğum yeri Mekke, hicret yeri de Tabe (Medine) dir.

17) Ka'b şöyle demiştir: İlk yansında şunlar vardır: Allah'ın elçisi olan Muhammed, benim seçkin kulumdur. O, kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda bağırıp çağıran birisi değildir. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez fakat affeder ve bağışlar. Doğum yeri Mekke, hicret yeri Tabe'dir. Şam'a hakim olacaktır.

ikinci yarısında da şunlar vardır: Muhammed Allah'ın Rasulüdür. Onun Ümmeti çok hamdeden kimselerdir. İyi ve kötü günde Allah'a hamdederler. Her mevkide Allah'a hamdederler. Her yüksek yerde ona tekbir getirirler. Onlar güneşi gözetlerler. Vakti gelince, nerede olursa olsun, namaz kılarlar. Bellerine izar (peştemal, eteklik) bağlarlar, kol ve bacaklarını yıkayarak abdest alırlar, geceleyin gökteki sesleri an sesi gibidir, [24]

18) Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Musa, Tevrat inince okudu ve içinde bu ümmet hakkında zik­redilenleri gördü. Bunun üzerine o:

- Rabbim! Ben levhalarda, sonuncu olan ama öne geçen ve kendi­lerine şefaat edilen bir ümmet görüyorum. Onu benim ümmetim yap, dedi. Allah Teala:

- O, Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa:

- Rabbim! Levhalarda, dua eden ve duaları kabul edilen bir ümmet görüyorum. Onu benim ümmetim yap, dedi. Allah Teala:

- O, Ahmed'in ümmetidir, dedi. Musa:

- Rabbim! Ben levhalarda, kitapları göğüslerinde olan ve onu açıktan okuyan bir ümmet görüyorum, onları benim ümmetim yap dedi. Allah Teala:

- O, Ahmed'in ümmetidir, dedi. Musa:

- Rabbim! Levhalarda sadakayı karınlarına koyan (sadaka yiyen) ve sadakadan dolayı kendilerine sevap verilen bir ümmet görüyorum, onları benim ümmetim yap, dedi. Allah Teala:

- O, Ahmed'in ümmetidir, cevabını verdi. Musa:

- Rabbim! Levhalarda birisi bir kötülüğe niyet eder yapmazsa, ü-zerine günah yazılmayan, eğer o kötülüğü yaparsa üzerine bir kötülük yazılan bir ümmet görüyorum, onları benim ümmetim yap, dedi. Allah Teala:

- O, Ahmed'in ümmetidir, dedi. Musa:

- Rabbim! Levhalarda, kendilerine ilk ve son ilmin verildiği ve sa­pıklığın boynuzu Mesih Deccal'ı öldüren bir ümmeti görüyorum, o üm­meti benim ümmetim yap, dedi. Allah Teala:

- O, Ahmed'in ümmetidir, dedi. Musa:

- Rabbim! Beni Ahmed'in ümmetinden yap ki bana o sırada iki ö-zellik verilsin, dedi. Allah Teala:

- Musa! Sana risaletlerimi vermekle ve seninle konuşmakla, seni diğer insanlara tercih ettim. Sana verdiklerimi al ve şükredenl erden ol, buyurdu. Bunun üzerine Musa:

- Rabbim! Tamam razı oldum, dedi." [25]

19) Şöyle rivayet edildi: Ka'bul-Ahbar, bir yahudi aliminin ağla­dığını gördü. Ona:

- Niçin ağlıyorsun? diye sordu. Yahudi alimi:

- Sen bazı söyler söyledin, dedi. Ka'b:

- Allah aşkına! Ağlamana sebep olan şeyleri sana haber verirsem bana inanacak mısın? Yahudi alimi:

-Evet dedi. Ka'b:

- Allah aşkına! Sen indirilen Allah'ın kitabında, Musa'nın fa.s.) Tevrat'a bakıp Rabbim! Ben insanlar için çıkarılan ümmetlerin en ha­yırlısı olan bir ümmet görüyorum. Onlar iyiliği emredip kötülükten men ediyorlar. İlk kitaba da inanıyorlar; son kitaba da. Dalalet ehliyle (doğru yoldan sapanlarla) savaşıyorlar. Hatta tek gözlü Deccal ile bile savaşı­yorlar. Onları benim ümmetim yap dediğini, Allah Teala'mn da: O Ah­med'in ümmetidir, diye cevap verdiğini görüyor musun? dedi.

Yahudi alimi:

- Evet diye cevap verdi. Ka'b:

- Söyle Allah'ın aşkına! Allah'ın indirilen kitabında, Musa'nın Tevrat'a bakıp: Rabbim! Ben çok hamdeden, güneşin seyrini takip eden, ve münakaşa halinde kendilerine hakem tayin eden, bir şeyler yapmak istediklerinde, înşaallah biz onu yaparız diyen bir ümmet görüyorum, onları benim ümmetim yap dediğim, Allah Teala'mn da: Onlar Ahmed'in ümmetidir dediğini görüyor musun? dedi. Yahudi alim;

- Evet diye cevap verdi. Ka'b:

- Allah aşkına söyle: Allah'ın indirilen kitabında Musa'nın Tevrat'a bakıp: Rabbim! aralarından birininbir yüksek yere çıkınca Allahü Ekber dediğini, bir vadiye inince Allah'a hamdettiğini, toprağın onlar için te­miz olduğunu, yeryüzünün neresinde olurlarsa olsun, onlara mescit ol­duğunu, cünüplükten temizlendiklerini, su bulamadıkları yerde toprakla temizlenmelerinin su ile temizlenme gibi olduğunu, abdest al­malarının eseri olarak alınları ve ayakları parlak bir ümmet görüyorum, onları benim ümmetim yap, deyince, Allah Teala'nın: Musa! Onlar Ah-med'in ümmetidir diye cevap verdiğini görüyor musun? dedi. Alim:

- Evet dedi. Ka'b:

- Allah aşkma söyle! Allah'ın indirilen kitabında Musa'nın Tev­rat'a bakıp: Rabbim! Ben kendilerim seçtiğim alimlere mirasçı olan, bir kısmı kendine zulm eden, bir kısmı da orta yolda giden, bir kısmı da iyi işlerde öne geçen, merhamet edilen zayıf bir ümmet görüyorum. Onlar­dan hiç birine merhamet edilmediğini görmüyorum. Onları benim üm­metim yap dediğini, Yüce Allah'ın da: Onlar Ahmed'in ümmeti, Musa! dediğini görüyor musun? Alim:

- Evet diye cevap verdi. Ka'b:

- Allah aşkına söyle! Allah'ın inen kitabında Musa'nın, Tevrat'a bakıp: Rabbim! Ben Tevrat'ta mushaflan göğüslerinde saflarında me­leklerin saf durdukları gibi, mescitlerinde arı uğultusu gibi ses çıkaran, hiç birinin cehenneme girmeyeceği, sadece ormanın ağaçsız olduğu gibi iyilikten uzak kimselerin cehenneme girdiği bir ümmeti görüyorum, bunları benim ümmetim yap deyince, Allah Teala'nın: Musa! Onlar, Ahmed'in ümmetidir, dediğini görüyor musun? Yahudi alimi:

- Evet, Musa Allah'ın Muhammed ve ümmetine verdiği iyiliğe şa-şırmca, keşke ben de Muhammed'in ashabından olsaydım, dedi.

Allah, O'na razı olacağı üç ayet vahyetti:

"Ey Musa! Ben risaletlerimle ve seninle konuşmamla, seni insan­ların başına seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol. Onun için, nasihat ve herşeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini levhalarda yaz­dık." [26]

Allah Teala şöyle de buyurdu: "Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onunla adil davranan bir topluluk vardır." [27]

Bunun üzerine Musa tamamen razı oldu.

20) Yine Ka'b'tan rivayet edilmiştir.

Ka'b bir adamın: Rüyamda insanların hesap için toplandıklarını, peygamberler çağınhnca her peygamberle birlikte ümmetinin de geldiğini, her peygamberin iki nuru olduğunu, ona tabi olanlardan her biri­nin, onun vasıtasıyla yürüdüğü bir nura sahip olduğunu, Muhammed (s.a.v.) çağrılınca, baktı ki onun her bir kılında, başında ve yüzünde bir nur olduğunu, ona tabi olan herkesin de, onlar vasıtasıyla yürüdüğü iki nura sahip olduklarını gördüğünü söyleyen bir adam dinledi. Ka'b:

- O, bunun bir rüya olduğunu bilmiyor mu? Bunu sana kim anlattı, dedi. Adam:

- Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki, bu rü­yayı ben gördüm, dedi. Ka'b:

- Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun. Bunu rü­yanda sen mi gördün? dedi. Adam:

- Evet diye cevap verdi. Ka'b:

- Ka'b'in canı elinde olan Allah'a yemin olsun veya Muhammed'in canı elinde olan Allah'a yemin olsun. Bu gördüklerin Muhammed'le ümmetinin, diğer peygamberlerle ümmetlerinin Allah'ın kitabındaki vasıflandır. Sanki onu Tevrat'tan okudu.

21) İbn Ebi Nemle şöyle demiştir: Benu Kureyza yahudileri, Resu-lullah'm adını kitaplarında okuyorlar, çocuklara vasfını, adını, hicret e-deceği yerin Medine olduğunu bildiriyorlardı. O ortaya çıkınca hased edip kabul etmediler. [28]

22) Ebu Said El-Hudrî şöyle rivayet eder: Ebu Malik Ibn Sinan'ın şöyle dediğini duydum: Bir gün aralarında konuşmak için Abdül Eşhel oğullarına geldim, o sırada biz savaşı kesmiştik. Yahudi Yuşa'nın şöyle dediğini duydum:

-Harem'den çıkacak, adına Ahmed denilen bir peygamberin gel­mesi yaklaştı.

Halife îbn Salebe El-Eşheli, onunla alay ederek:

- Sıfatı (özellikleri) nelerdir? dedi. Yuşa:

- Boyu ne uzun ne de kısa olan, gözlerinde kırmızılık olan, semle giyip, eşeğe binen bir adam. Burası da (Medine) onun hicret yeridir, dedi.

Ebu Said:

"O gün Yuşa'nın söylediklerinden dehşete kapılmış bir halde kav­mim Hudre oğullarına döndüm."

Bizden birisinin: Bunu sadece Yuşa mı söylüyor?! Yesrib'teki bütün yahudiler söylüyorlar, dediğini duydum.

Ebu Malik îbn Sinan: Kureyza oğullarına kadar gittim. Hepsi de bunu kabul edip aralarında peygamberin (s.a.v.) durumunu görüştüler.

Ez-Zubeyir ibn Bata şöyle demiştir: Sadece bir peygamberin çık­masından dolayı doğan kırmızı yıldız doğmuştur. Artık Ahmed'den baş­kası kalmadı. Burası onun hicret yeridir.

Ebu Said- Resulu1lah (s.a.v.) Medine'ye gelince, babam ona, bu haberi anlattı. Resuluilah (s.a.v.; bunun üzerine: "Ez-Zübeyir ve yahu-dilerin reisi olan akrabaları müslüman olsalardı,.bütün yah udiler müs-lüman olurlardı. Ancak onlar, ez-Zübeyir'e tabi olmuşlardır buyurdu.[29]

Muhammed İbn Mesleme şöyle demiştir: Abdül Eşhel oğulları a-rasında bir tek yahudi vardı, onun adı da Yuşa idi. Çocukken onun şöyle dediğini duydum. Size bu beytin yanından gönderilecek bir peygamberin gelmesi yaklaşmıştır. Sonra eliyle Beytullah'a işaret ederek: Kim ona yetişirse, onu tasdik etsin. Nihayet, Resuluilah (s.a.v.) gönderildi. Ve biz O (Yuşa) aramızda iken müslüman olduk. Yuşa hasedinden ve düşman­lığından müslüman olmadı.

23) Umara İbn Huzeyme Ibn Sabitten rivayet edilmiştir: Evs'le Hazrec kabileleri arasında Muhammed'i (s.a.v.) rahip Ebu Amir'den daha iyi tarif edeni yoktu. Onun yahudilerle tanışıklığı vardı. Onlara din konusunda sorular sorar, yahudüer de ona Resulullah'm (s.a.v.) özellik­lerini ve oranın (Medine'nin) onun hicret yurdu olduğunu söylerlerdi. Daha sonra o Teyma yahudilenne gitti. Onlar. Ebu Amir'e aynı bilgileri verdiler. Bundan sonra da Şama gitti. Hıristiyanlar a sordu, onlar da peygamberin özelliklerini ve onun hicret yerinin Yesrib (Medine) oldu­ğunu söylediler. Ebu Amir: Ben Haniflik dinindeyim diyerek döndü. Bir ibadetgah kurdu ve kendisi rahip oldu. Kendisinin İbrahim'in (a.s.) di­ninde olduğunu ve peygamberin gelmesini beklediğini iddia etti.

Resuluilah (s.a.v.) Mekke'de ortaya çıkınca, ona gitmeyip olduğu yerde kaldı. Peygamber (s.a.v.) Medine ye gelince, hased edip düşman oldu. İki yüzlülük yapmaya başladı. Peygamber'e (s.a.v.) gelip:

- Muhammed! Sen ne ile gönderildin? dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "İbrahim'in dini Haniflik'le" diye cevap verdi. O:

- Ben de ondayım, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Sen onda değilsin" dedi. O:

- Sen O'nu başkası ile karıştırıyorsun, dedi- Peygamber (s.a.v.):

- "Ben onu beyaz ve temiz olarak getirdim. Yahudi ve hınstiyan a-limlerinin sana daha önce benim Özelliklerim hakkında söyledikleri ne­rede ya?" dedi. O:

- Sen onların tarif ettikleri kimse değilsin, dedi. Resuluilah (s.a.v.): -Yalan söylüyorsun, dedi. O:

- Yalan söylemiyorum, dedi. Resuiullah fs.a.v.):

- "Yalancı olanı Allah tek başına ve kovulmuş olarak öldürsün" dedi. Ebu Amir:

- Amin, öyle olsun, dedi. [30]

Daha sonra Mekke'ye dönüp Kureyş'Hlerin dinine uyup onlarla birlikte yaşadı. Daha önceki dinini böylece bırakmış oldu.

Başka bir rivayette şöyle denilmektedir: Taifliler müslüman olunca Şam'a sığındı. Orada kovulmuş olarak, tek başına ve garip bir şekilde Ölmüştür.

24) İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir: Yahudiler, Resuiullah (s.a.v.) gönderilmeden Önce onunla Evs'le Hnzrec'e karşı yardım istiyorlardı. Allah Muhammedi Arap'lardan gondenace onu ve daha önceki söyle­diklerini inkar ettiler.

Muaz İbn Cebelle Bişr Îbnül-Bera onlara:

Ey Yahudi topluluğu! Allah'tan korkun ve müslüman olun. Biz müşrikken, Muhammed'le bize karşı yardım istiyordunuz. Onun gönde­rileceğim söylüyor ve onun özelliklerini anlatıyordunuz, dediler.

v Selam, İbn Mişkem: O, size söylediğimiz kişi değildir. O, bize bil­diğimiz birşey getirmemiştir.

Allah Teala onların sözleri hakkında şu ayeti indirmiştir: "Daha önce kafirlere karşı yardım isterlerken kendilerine Allah katından elle­rindeki Tevrat'ı doğrulayan bir kitap gelipte Tevrat'tan bilip Öğrendik­leri gerçekler karşılarına dikilince derhal inkar ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır." [31]

Yani onlar Muhammed'in gelmesiyle müşrik Araplara karşı yar­dım istiyorlardı. Yardım isteyenler de ehl-i kitab'dı. Yüce Allah Mu­hammedi gönderip, onun kendilerinden olmadığını görünce, onu inkar ettiler ve onu çekemediler.

25) Katâde: "Daha önce kafirlere karşı yardım istiyorlardı" [32] ayetini şöyle tefsir etmiştir:

Yahudiler, Muhammed'le kafir Araplara karşı yardım istiyorlardı. Onlar şöyle diyorlardı: Allah'ım! Tevrat'ta gördüğümüz peygamberi gönder de onlara eziyet edelim ve onları öldürelim.

O peygamber, başkasından gonderilince Arapları çekemedikleri için onu inkar ettiler.

26) El-Muğire ibn Şube: Mukavkıs'ın huzuruna girdiğinde, Mu-kavkıs'm kendisine: Muhammed, gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer o, kıbtilere ve rumlara gelseydi, ona tabi olurlardı, dediğini rivayet etmiş­tir.

El-Muğire şunu da anlattı: tskenderiyye'de kaldım. Bir kilise görür görmez oraya giriyor ve kıbti ve rum piskoposlarına, Muhammed'e dair buldukları özellikleri soruyordum. Kıbtilerin Ebu Yuhannes kilisesinin başı olan bir piskoposu vardı. Kıbtiler hastalarını ona getirirler, o da onlar için dua ederdi. O güne kadar beş vakit namazı kılmada ondan daha gayretli bir kimse görmemiştim. Ben;

- Söyle bana, gelecek bir peygamber kaldı mı? dedim. Şöyle cevap verdi:

- Evet, o gelecek peygamber peygamberlerin sonuncusudur. O-nunla İsa İbn Meryem arasında başka bir peygamber yoktur. O, İsa'nın bize uymamızı emrettiği peygamberdir. O, ümmi (okuma yazma bilme­yen) Arap peygamberdir. Adı Ahmed'dir. Boyu ne uzundur, ne de kısa, gözlerinde kırmızılık vardır. Ne beyazdır ne de esmerdir. Kılıcı omzun-dadır. Karşılaştığı kimseden çekinmeyip doğrudan doğruya kendisi sa­vaşa koşar. Yanında onun için canlarını feda eden arkadaşları vardır. Onlar onu çocuklarından ve babalarından daha çok severler. O, selem ağaçlı yerden çıkar, bir haremden başka bir hareme gelir. Çorak topraklı ve hurma ağaçları olan bir yere hicret eder. O, İbrahim'in (a.s.) dini ü-zeredir. El-Muğire ibn Şube:

- Onun özelliklerinden biraz daha anlat, dedi. O şöyle devam etti:

- Beline izar sarar, kol ve bacaklarını (abdest almak için) yıkar. Daha önceki peygamberlerde olmayan özellikleri vardır. Daha önceki bir peygamber sadece kendi kavmine gönderiliyordu. O, bütün insanlara gönderilecek. Yeryüzü onun için mescit ve temiz kılınmıştır. Nerede na­maz vakti gelirse, orada teyemmüm edip namaz kılabilir. Halbuki ken­disinden Önceki peygamberler, bu hususta zora koşulmuştur.

El-Muğire gelip müslüman. oldu. Bütün bunları Rasulullah'a (s.a.v.) anlattı. Ashabının da onu dinlemesini istedi.

El-Muğire şöyle demiştir; iki veya üç gün onlara bunu anlatmıştım..[33]

27) Yine şöyle anlatıldı: Varaka ibn Nevfel'le Zeyd İbn Said, dini (hanifliği) aramağa çıktılar. Sonunda, Musul'da bir rahibe vardılar. Ra­hip, Zeyd'e:

- Sen nereden geldin? diye sordu. Zeyd:

- İbrahim'in (a.s.) evinden, cevabım verdi. Rahip:

- Peki ne arıyorsun? dedi. Zeyd:

- Dini, diye cevap verdi. Rahip:

- Dön, senin aradığın kendi yurdunda zuhur etmek üzeredir, dedi. Zeyd:

- Hakkı kabul ederim, ona ibadet eder, onun kulu kölesi olurum, diyerek geri döndü.

28) Halife ibn Abde El-Minkari şunu rivayet etmiştir: Muhammed ibn Adiyy'e;

- Baban sana Muhammed adını nasıl koydu? Muhammed şu cevabı verdi:

- Bana sorduğunu babama sordumda şu cevabı verdi: Temim o-ğullarından dört kişi olarak yola çıktık. Dört kişiden birisi bendim. Di­ğerleri Sufyan ibn Mücaşir ibn Darim, Yezid ibn Amr ibn Rabia, Usame ibn Malik ibn Cundeb'ti... Biz, İbn Cefne El-Gassani'yi arıyorduk.

Şam'a gelince, içinde ağaç fidanları bulunan bir gölün yanında ko­nakladık. Gölün yakınında bir manastır, manastırda da iki rahip vardı. O bizimle ilgilenip:

- Bu dil, bu memleket halkının dili değil, dedi. Biz de:

- Evet, biz Muzar'danız. O da :

- îki Muzar'm hangisinden, dedi. Biz:

- Hındef ten dedik. Bunun üzerine o:

- Yakında sizin aranızdan bir peygamber gönderilecek, ona koşun, ondan nasibinizi alın ki doğruyu bulaşınız. Çünkü o, peygamberlerin sonuncusudur. Adı da Muhammed'dir, dedi.

îbn Cefne'nin yanından ayrılıp ailelerimizle bir olunca, hepimizin birer oğlu oldu ve adlarım Muhammed koyduk.

29) Seleme ibn Selame ibn Vakş anlatmıştır: Bizim Abduleşhel o-ğulları içinde yahudi bir komşumuz vardı.

Peygamber (s.a.v.) gönderilmeden az önce bir gün evinden çıkıp Abduleşhel oğullarının toplandıkları yere geldi.

. Ben o gün, oradakilerin en genciydim. Ailemin avlusunda, üzerime bir bürde bürünmüş olarak yatıyordum.

O yahudi, ba'sı (öldükten sonra dirilmeyi), kıyameti, hesabı, miza­nı, cennet ve cehennemi anlattı.

Bunu, müşrik ve putları olan, öldükten sonra dirilmeye inanmayan bir topluluğa anlattı. Onlar:

-Kahrolasın be adam! Sen bunun olduğunu mu, insanların Öldük­ten sonra, orada cennet ve cehennemin bulunduğu ve istediklerinin karşılığının verileceği bir yurt olduğunu mu zannediyorsun? dediler. O yahudi:

- Evet, kendisine yemin edilene yemin ederim ki, ben inanıyorum. Oradaki cehennemde yakılacağım süre yerine, bu dünyada en büyük tandın ısıtıp beni de içine atıp sonra ağzını kapatıp sıvasalar, oradaki cehennem azabından kurtulmak için kabul ederdim, dedi. Onlar:

- Kahrolasıca! Peki, bu söylediklerinin delili nedir? dediler. Yahudi:

- Şu ülkeden çıkacak olan bir peygamber, dedi ve eliyle Mekke ve Yemen tarafına işaret etti. Onlar:

- Peki onu ne zaman göreceğiz? dediler.

Yahudi, bana baktı -ki ben oradakilerin yaşça en küçük olanıy­dım- ve:

- Şu çocuk sağ kalırsa onu görecektir, dedi.

Seleme şöyle der: Vallahi, uzun zaman geçmeden Allah, elçisi Mu-hammed'i gönderdi. O yahudi halâ aramızda yaşıyordu. Biz peygambere inandık. Ama yahudi çekememezliği ve düşmanlığı yüzünden inanmadı. Bunun üzerine biz ona:

- Yazıklar olsun sana! Bu peygamberin geleceğini bize anlatan sen değil miydin? dedik. O da:

- Evet, bendim ama bu o değildir, dedi. [34]

30) îbn Mesud şunu rivayet etti: Allah Teala bir adamı cennete sokmak üzere peygamberini gönderdi. Bu şöyle oldu: Peygamber (s.a.v.) kiliseye girdi. Bir de ne görsün, orada bir yahudi, diğerlerine Tevrat o-kumaktaydı. Peygamberlerin özelliklerine gelince okumayı kestiler. Ki­lisenin köşesinde hasta bir adam vardı. Peygamber (s.a.v.):

- Niye durdunuz? dedi. Hasta adam:

- Çünkü onlar bir peygamberin özelliklerine geldiler ve okumayı kestiler. Nihayet hasta adam emekleye emekleye geldi. Tevrat'ı alıp o-kudu. Peygamberin (s.a.v.) tarifine gelince: Bunlar, senin ve ümmetinin özellikleridir. Ben Allah'tan başka ilah olmadığına ve senin Allah'ın el­çisi olduğuna şehadet ediyorum, dedi. Daha sonra öldü. Peygamber .(s.a.v.) ashabına:

- "Kardeşinizi gömün" dedi. [35]

31) Ubeyy ibn Ka'b şöyle anlatmıştır: Tubba Medine'ye gelip Ka-nat'ta konakladığında yahudi alimlerini getirtip onlara: Yahudiliğin or­tadan kalkması ve Arapların dinine dönülmesi için bu şehri yıkacağım, dedi.

O sırada en bilgilileri olan yahudi Samuk, Tubba'a:

- Ey Kral! Burası, İsmail'in oğullarından, Mekke doğumlu ve Ah-med adındaki bir peygamberin hicret edeceği şehirdir. O, buraya hicret edecektir. Senin yaptığın bu öldürme ve yaralamalar onun ashabı ve düşmanları arasında da çok olan birşeydir, dedi. Tubba:

- Peki, iddia ettiklerine göre bir peygamber olduğu halde, o gün o-nunla kimler savaşacak? dedi. Samuk:

- Kendi kavmi, Onun üzerine yürüyecek ve burada savaşacaklar. Tubba:

- Onun kabri nerede olacak? dedi. Samuk:

- Bu şehirde, diye cevap verdi. Tubba:

- Onunla savaşıldığında, kim yenilecek? dedi. Samuk:

- Bir defasında o, bir defasında da başkası yenilecek, senin bulun­duğun bu yerde o yenilecek. Ashabı onun için, hiçbir yerde onu Öİdüre-meyecekleri şekilde dövüşecekler. Sonuç onun lehine olacak. Daha sonra o üstün gelecek ve bu meseleyi onunla hiç kimse tartışamayacak, dedi. Tubba:

- Peki onun özellikleri nelerdir? Samuk:

- O, ne kısa ne de uzun boyludur. Gözlerinde kırmızılık vardır. Deveye biner, semle denen elbiseyi giyer. Kılıcı omuzundadır. Davasının galip gelmesi için, ne kardeş, ne amca oğlu, ne de amca, karşısına çıkan hiç kimseye aldırmaz, dedi. Tubba:

- Bu şehre girmenin çai'esi yok. Burayı harab etmek benim elimde değil, dedi.

Tubba, Yemen'e gitmek üzere yola çıktı. Abdullah ibn Selam şöyle demiştir. Tubba Yesrib yahudilerinin anlattıkları şeylerden dolayı pey-gamber'i tasdik etmeden ölmemiştir. Tubba müslüman olarak Ölmüştür. [36]

32) Yahudilerin en iyi alimi olan ez-Zubeyr ibn Bata şöyle der: Babamın bana yasakladığı bir sifr (büyük kitap, Tevrat'ın bölümlerin­den biri) buldum. Onun içinde: Selem ağaçlı yerden çıkacak ve şöyle şöyle özellikleri olan peygamber Ahmed'den bahsediliyordu.

Ez-Zubeyr bunu daha peygamber gönderilmeden babasından sonra anlatmıştı.

O, peygamber'in (s.a.v.) Mekke'de ortaya çıktığını duyar duymaz, sifri yok etti.

Peygamber'in durumunu ve özelliklerini gizleyip: Öyle bir şey yok, dedi.

33) îbn Abbas şunu rivayet etmiştir: Kureyza, Nadir, Fedek ve Hayber yahudileri Hz. Peygamber daha gönderilmeden O'nun özellikle­rini ve O'nun hicret yurdunun Medine olduğunu biliyorlardı.

Rasulullah (s.a.v.) doğunca yahudi bilginleri: Bu gece Ahmed doğ­du. Çünkü onun yıldızı doğdu. O, peygamber olunca, Ahmed, peygamber oldu. Çünkü yıldız doğmuştur, dediler.

Onlar, bunu biliyorlar, ikrar ediyorlar ve onun tarifini yapıyorlar­dı. Ancak ona haset edip düşman oldular!

34) Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlattı: Mekke'de, Mina'da, ticaretle uğra­şan bir yahudi oturuyordu. Rasulullah'm doğduğu gece, Kureyş'in top­lantı yerlerinden birinde şöyle dedi:

- Bu gece sizin aranızda doğan birisi var mı? Onlar:

- Bilmiyoruz, dediler. Yahudi:

- Ey Kureyş topluluğu! Bakın! Size söylediklerimi iyi belleyin. Bu gece bu ümmetin peygamberi Ahmed doğdu. İki omuzunun arasında, üstünde kıllar bulunan bir beni vardır.

Topluluk, onun konuşmasına şaşırmış bir halde toplandıkları yer­den ayrıldılar. Evlerine varınca bunu ailelerine anlattılar. Bazılarına şöyle denildi: Bu gece Abdullah ibn Abdümuttalib'in bir oğlu oldu ve a-dım Muhammed koydu.

Yahudinin evine gelip:

- Bizim aramızda bir çocuk doğduğunu öğrendik, dediler. O:

- Benim verdiğim haberden sonra mı yoksa önce mi? dedi. Onlar:

- Haberden önce. Adı da Ahmed, dediler. Yahudi:

- Bizi ona götürün, dedi.

Birlikte çıkıp Amine'nin yanma geldiler. Amine onu yanlarına gö­türdü. Sırtındaki beni görünce, yahudi bayıldı. Daha sonra ayıldı. Onlar:

- Neyin var? Kahrolasıca, dediler. Yahudi:

-israil oğullarından peygamberlik gitti, kitap ellerinden çıktı. Onun, yahudileri öldüreceği ve alimlerini yok edeceği yazılı, peygam­berliği Araplar elde ettiler. Kureyş topluluğu buna mı sevindiniz? Val­lahi onlar haberi doğudan batıya gidecek şekilde sizi yenecekler, dedi.

35) Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v.) Beytulmedaris'e gelip:

- "Benim yanıma gelin ki size öğreteyim" dedi. Onlar:

- Abdullah ibn Surya (gelsin) dediler. Rasulullah (s.a.v.) onunla başbaşa kalınca,

- O'nun dini, Allah'ın onlara lütfettiği şey, onlara yedirdiği kudret helvası ve bıldırcınla onları gölgeleyen bulut aşkına söyle bakalım. Sen benim Allah'ın elçisi olduğumu biliyor musun? dedi. O (Abdullah):

- Evet, benim bildiklerimi onlar da biliyorlar. Senin özelliklerin, Tevrat'ta açıktır. Fakat onlar seni çekemediler. Peygamber (s.a.v.):

- "Peki, seni ne engelliyor?" diye sordu. Abdullah:

- "Ben kavmime aykırı hareket etmek istemiyorum. Belki onlar sana tabi olup müslüman olurlar" dedi ve kendisi müslüman oldu. [37]

36) Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.) şunu anlattı: Ben, Tevrat'ı okurlar­ken yahudilerin yanına gelirdim. Tevrat'la Kur'an'm birbirine uygun olmasına şaşırırdım. Onlar:

- Ömer! Bize senden başka hiç kimse sevimli değildir. Çünkü sen bizim yanımıza geliyorsun, dediler. Ben de şöyle dedim:

- Ben sadece Allah'ın kitabının birbirini tasdik etmesine şaşırdığım için geliyorum.

Ben, bir gün onların yamndayken Rasulullah (s.a.v.) çıka geldi. Onlar şöyle dediler:

- Bu senin arkadaşındır. Ben de şöyle dedim:

- Allah ve size indirdiği kitap aşkına söyleyin! Siz onun Allah'ın elçisi olduğunu biliyor musunuz? Onların büyüğü:

- Allah aşkına, ona söyleyin, dedi. Onlar:

- Sen büyüğümüzsün. Ona sen söyle, dediler. O:

- Biz onun Allah'ın elçisi olduğunu biliyoruz, dedi. Ben:

- Eğer onun Allah'ın elçisi olduğunu biliyor, ve ona uymuyorsanız, sizin haliniz ne kadar perişan! Onlar:

- Bizim melekler arasında bir düşmanımız bir de dostumuz var. Düşmanımız, ahlaksızlık ve düşmanlık meleği olan Cebrail'dir. Dostu­muz da merhamet ve yumuşaklık meleği Mikail'dir, dediler. Ben:

- Cebrail'in, Mikail'in dostuna, düşman olması, Mikail'in de Ceb­rail'in düşmanına dost olmasının helal olmadığına şehadet ederim, de­dim.

Daha sonra kalktım. Beni Rasulullah (s.a.v.) karşıladı ve:

- "Bana biraz önce nazil olan ayetleri okuyayım" dedi ve şu ayetleri okudu: [38] "De ki: Cebrail'e kim düşmansa şunu iyi bilsin ki, Alllah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir." [39] Ben:

- Seni hak olanla gönderen Allah'a yemin ederim ki, sana sadece, yahudilerin dediklerini haber vermeye gelmiştim. Ama Latîf ve Habîr olan Allah beni geçti, dedim.

Ömer şöyle dedi: Allah'ın dini konusunda beni taştan daha sert bulursun.

37) Ebu Sufyan ibn Harb anlatmıştır: Umeyye ibn Ebi's-Salt'la birlikte ticaret yapmak için Şam'a gittim. Nerede konaklasak, o eşyaları arasından bir kitap çıkarıp bize onu okuyordu.

Yine hıristiyan köylerinden birine inmiştik. Köy halkı onu görünce, tanıyıp hediyeler verdiler. Onlarla birlikte kiliselerine gitti. Sonra gü­nün ortasında dönüp geldi. Kendi elbiselerini çıkardı. İki siyah elbise getirdi ve onları giydi. Daha sonra:

- Ebu Sufyan! Aklına geleni sormak üzere kitaplardaki bütün i-limleri belleyen bir hıristiyan alimine gitmek ister misin? dedi. Ben:

- Hayır, diye cevap verdim.

Umeyye tek başına gitti ve gece yarısına doğru geri döndü. Elbise­lerini çıkarıp yatağına yattı. Yarı uykulu yan uykusuz sabahı etti. Gamlı ve üzgündü. Ne o bizimle konuşuyor ne de biz onunla konuşabiliyorduk. O, üzgün bir haldeyken iki gece yürüdük. Ona:

- Arkadaşının yanından hiç böyle dönmemiştin, dedim. Umeyye:

- Bendeki değişiklikten dolayı, dedi. Ben:

- Sende değişiklik mi var? dedim. O:

- Evet, vallahi, ben mutlaka öleceğim ve hesaba çekileceğim/dedi. Ben:

- Sen bana güveniyor musun? dedim.

- Hangi konuda? dedi. Ben:

- Diriltilineyeceğin ve hesaba çekilmeyeceğin konusunda, dedim. O, gülüp:

- Hayır, vallahi, biz öldükten sonra mutlaka diriltileceğiz ve hesaba çekileceğiz. Bazıları cennete girecek, bazıları da cehenneme, dedi. Ben:

- Arkadaşın senin hangisine gireceğini söyledi, dedim. O:

- Arkadaşımın bu konuda, ne benim, ne de kendisi hakkında hiçbir bilgisi yok, dedi.

Geceyi böyle geçirdik. O, bize hayret ediyor, biz de onunla alay e-diyorduk. Nihayet, Dimeşk (Şam) havalisine geldik. Mallarımızı sattık­tan sonra iki ay orada kaldık.

Tekrar yola koyulduk. Hıristiyan köylerinden birinde mola verdik. Onu görünce yine yanma geldiler, hediye verdiler. O da onlarla birlikte kiliselerine gitti. Gece yarısı bizim yanımıza geldi. Siyah elbiselerini giydi. *Tekrar gitti. O günde gece yarısına doğru geldi. Elbiselerini çı­kardı ve kendini yatağa attı. Yarı uykulu yarı uykusuz sabahı etti. Yine kederli ye üzgündü. Ne o bizimle konuşuyor, ne de biz onunla konuşu­yorduk.

Yola çıktık. Birkaç gece yürüdük. Bir ara:

- Sahr! Bana Utbe ibn Rabia'dan bahset. O, haram olan şeylerden ve haksız davranışlardan sakınıyor mu? dedi. Ben:

- Evet, vallahi, dedim. O:

- Akrabayı koruyup gözetiyor mu? Onlara ilgi gösterilmesini em­rediyor mu? dedi. Ben:

- Evet, dedim. O:

- Anne ve baba tarafından soylu ve sülale içinde şerefli birisi midir? dedi. Ben:

- Evet, dedim. O:

- Kureyş'i ondan daha şerefli mi biliyorsun? dedi. Ben:

- Hayır vallahi, dedim. O:

- O, muhtaç mıdır? dedi. Ben:

- Hayır, çok zengindir, dedim. O:

- Yaşı nerelerdedir? dedi.

- O, yetmişine yaklaşmıştır, dedim.

- Yaş ve şeref onu gururlandırdı mı? dedi.

- Hayır vallahi, aksine onu daha da iyileştirdi, dedim.

- Tamam işte, o bende gördüğün değişiklik sebebi de, o alime gidip beklenen bu adamı sormamdır, dedi.

Yine O: Arapların haccettiği Beyt'in (Kabe'nin) adamlarından bi­risidir, dedi. Ben de:

- Bizim Arapların haccettiği bir Beyt'imiz var, dedim. O:

- Sizin Kureyşli kardeşleriniz ve komşularınızdandır. Başıma, daha önce benzeriyle karşılaşmadığım birşey geldi. Dünya ve ahireti kazanma imkanı elimden gitti. Ben kendimin o kimse olacağını zanne­diyordum, dedi. Ben:

- Onu bana tarif etsene, dedim. O:

- Orta yaşa geldiğinde genç görünen bir adamdır. İlk başta o, ha­ramlardan ve haksız davranışlardan- korunan birisidir. Akrabayı gözetir ve gözetilmesini ister. Muhtaçtır. Anne ve baba tarafından soylu bir aileye mensuptur. Sülale içinde şerefli birisidir. Askerlerinin çoğu melek-lerindendir, dedi. Ben:

- Peki, bunun delili nedir? dedim. O:

- Şam Meryem oğlu isa'nın göğe çekilmesinden beri herbirinde bir felaket meydana gelen seksen sarsıntı geçirdi. Beraberinde bir felaket daha getirecek genel bir sarsıntı kaldı. Bunun arkasından o gelecek, dedi. Ben:

- Bu asılsız. Allah bir elçi gönderirse, onu ancak eşraftan bir yaşlı­ya verir, dedim. Umeyye:

- Kendisiyle yemin edilene yemin olsun ki, o öyledir, dedi.

Yola çıktık, Mekke'ye iki gecelik mesafe kalınca, arkamızdan bize bir binitli yetişti ve hemen şöyle konuştu: Sizden sonra Şam halkı yerin dibine geçiren bir sarsıntı geçirdi ve onların başına büyük felaketler geldi. Umeyye:

- Ebu Sufyan! Ne dersin? dedi. Ben:

- Vallahi, arkadaşının sadece doğru olduğunu düşünüyorum, de­dim.

Mekke'ye vardık. Tekrar yolculuğa çıktım. Ticaret için Habeşis­tan'a gittim. Orada beş ay kaldım. Mekke'ye döndüm. Hind, çocuklarıyla oynaşırken, en geride Muhammed olmak üzere halk, halimi hatırımı sormak için bana geldi. Muhammed, bana selam verdi, hoş geldin dedi. Yolculuğum ve dönüşüm hakkında bazı sorular sorduktan sonra ayrıl­dı.

Ben de şöyle dedim: Vallahi bu genç tuhaf! Bana bende mallan bulunan Kureyşlilerden gelipde onları ve ne olduklarını sormayan hiç kimse yok. Vallahi, bende onun da malı var. O, Kureyşlilerin mala en muhtaç olmayanı da değil ama o konuda hiçbir şey sormadı.

Hind:

- Onunla ilgili meseleyi duymadın mı? dedi. Ben korkarak:

- Nedir onunla ilgili mesele? dedim. Hind:

- Allah'ın elçisi olduğunu iddia ediyor, dedi. Hıristiyanların sözünü hatırladım ve sustum.

Daha sonra Taife gittim. Umeyye'nin evinde kaldım ve:

- Hıristiyanların sözünü hatırlıyor musun? dedim. Umeyye:

- Evet, dedi. Ben:

- Oldu, dedim. Umeyye:

- Peki, kim? dedi. Ben:

- Abdullah'ın oğlu Muhammed, dedim. Yüzünden ter boşandı ve:

- Ben sağken, ortaya çıkarsa, ona yardım etme konusunda, Allah'a mazeret göstereceğim, yani ona yardım etmeyeceğim, dedi.

Yemen'den döndüm. Yine Umeyye'ye uğrayıp ona:

- O zatın durumunu öğrenmiş sindir. Ona nasıl davrandın? dedim. O şu cevabı verdi:

- Vallahi Sakif ten olmayan bir peygambere asla inanmam! [40]

38) Asım ibn Umer ibn Katade, kavminden bazı kişilerin şöyle de­diğini rivayet etmiştir: Allah'ın rahmeti ve hidayetiyle birlikte bizi is­lam'a sevkeden şeyler arasında bir yahudiden duyduklarımız vardır:

Biz, müşrik ve puta tapan kimselerdik. Ehl-i kitap bizde olmayan bir ilme sahipti. Bizimle onlar arasında devamlı bir çekişme vardı. On­lara, hoşlanmadıkları bazı sözleri söylediğimizde bize: Şimdi, gönderile­cek bir peygamberin zamanı yaklaştı. Biz ona uyarız. Ad'la irem'in öldürüldüğü gibi onunla bir olur, sizi öldürürüz, derlerdi.

Biz bunu onlardan çok duyardık. Allah, elçisini gönderip o bizi Al­lah'a, davet edince, ona icabet ettik. Onların da bize sözünü ettikleri şeyleri öğrendik. Bunu hemen onlara söyledik. Biz ona inandık, onlar i-nanmadılar.

Bizim ve onların hakkında şu ayetler indi: "Daha önce kafirlere karşı yardım isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki Tevrat'ı doğrulayan bir kitap gelip de Tevrat'tan bilip öğren­dikleri gerçekler karşılarına dikilince derhal inkar ettiler, işte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır." [41]

39) Asım şöyle anlattı: Kureyza kabilesinden bir ihtiyar bana:

- Kureyza kabilesinin kardeşleri Hedel oğullarından olan Saye oğlu Salebe ile Esid ve Ubeyd oğlu Esed'in neden muslüman olduklarını bi­liyor musun? Onlar cahiliye devrinde Kureyza oğullarıyla birlikteydiler. Ama İslam'da, onların ileri gelenleri oldular.

Ben ihtiyara:

- Bilmiyorum, dedim. İhtiyar:

- İslam'dan önce Suriye yahudilerinden ibn Heyyeban adında bir adam buraya gelip aramıza yerleşti. Beş vakit namazı kılmayanlar arasında ondan daha iyisini görmemiştik. Yağmur yağmadığı zaman bi­zim için yağmur duasına çıkar. Bizde suya kavuşurduk. O, ölüm yatağına düşünce: Ey yahudi topluluğu! Benim açlık ve yoksulluk ülke­sine gelişimin sebebini biliyor musunuz? dedi. Biz de:

- Sen daha iyi bilirsin, dedik. Bunun üzerine o:

- Ortaya çıkması yakın olan bir peygamberin gelmesini beklemek üzere bu şehre geldim. Bu şehir (Medine) Onun hicret edeceği yurt ola­caktır. Onun daha evvel gönderilmesini, benim de kendisine uymamı isterdim. Onun geleceği yaklaştı. Ey yahudi topluluğu! Sakın sizden önce ona başka kimseler inanmış olmasınlar. O kendisine karşı gelecek olanların kanlarını akıtmağa, çocuk ve kadınlarını esir almağa gönderi­lecektir. Bu, sizin ona inanmanıza engel olmasın, dedi.

Allah peygamberini gönderip Kureyza kabilesini kuşattığı zaman bu üç genç o sırada genç delikanlılardı. Kabilelerinin halkına şöyle de­diler:

- Ey Kureyza oğulları! Vallahi, o (peygamber) İbn Heyyeban'ın size tav., r% ettiği kimsedir. Kureyzalılar:

- i-Iayır, bu onun söylediği peygamber değildir, dediler. O üç genç:

- Vallahi, o peygamberin ta kendisidir, deyip aşağı indiler. Müslü­man olup canlarım mallarını ve ırzlarını kurtardılar. [42]

40) Selman-ı Farisi'den rivayet edilmiştir: Selman din aramak için rahiplerin yanında bulunmuştu. Bu rahiplerden birisi ona şöyle demiş­tir: Yavrum! Vallahi, şu zamanda, insanlar arasında hareketleri bizim hareketlerimize benzeyen birini bilmiyorum ki onun yanına gitmeni tavsiye edeyim. Ancak Hz. İbrahim'in dini ile gönderilip Arap toprakla­rında ortaya çıkacak bir peygamberin zamanı yaklaşmıştır. Onun hicret edeceği yer hurma bahçeleri bulunan iki kara dağ (Harre) arasında bir yerdir. Onun gizli olmayan alametleri vardır: Verilen hediyeden yer, sadaka olandan yemez, iki omuzu arasında peygamberlik mührü vardır.[43]

41) Talha ibn Ubeydillah anlatmıştır: Busra pazarına gitmiştim. Orada, manastırına çekilmiş bir rahip:

- Gelenlere sorun, aralarında Harem halkından birisi var mı? di­yordu. Talha:

- Evet, ben harem halkmdamm, dedim. Rahip bana:

- Ahmed Mekke'de halâ ortaya çıkmadı mı? dedi. Ben:

- A ımed kimdir? dedim. Rahip:

- Abdulmuttalib'in torunudur. Bu, onun çıkacağı aydır. O, pey­gamberlerin sonuncusudur. Onun çıkacağı yer Harem'dir. Hicret edeceği yer de hurma bahçeli, harreli (siyah dağlı) ve çorak topraklı yerdir, dedi.

Talha: Rahib'in söylediği beni etkilemişti. Yola çıktım ve Mekke'ye geldim.

- Yeni bir olay var mı? diye sordum. Bana:

- Evet, el-Emin Muhamnıed ibn Abdillah peygamber olduğunu ileri sürdü. Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) de ona uydu, dediler.

Ebu Bekr'e gelip ona duyduklarımı anlattım: Bu adama uydun mu? dedim.

Ebu Bekr: Evet, git sen de ona uy. Çünkü o, hakka davet ediyor, dedi ve onun yanına gitti.

Talha şöyle der: Rasulullah'a (s.a.v.) geldim. Rahib'in verdiği ha­beri ve bana söylediklerini ona anlattım.

42) Cubeyr ibn Mut'im şunu anlatmıştır: Allah Teala peygamberim (s.a.v.) gönderip o Mekke'de peygamberliğini ilan edince ben Şam'a git­tim. Busra'da iken bir grup hıristiyan bana gelip:

- Sen harem halkından mısın? dediler. Ben:

- Evet diye cevap verdim. Onlar:

- Aranızda, peygamber olduğunu ileri süren kimseyi tanıyor mu­sun? dediler. Ben:

- Evet deyince, elimden tutup beni içinde heykel ve resimlerin bu­lunduğu bir manastıra götürdüler. Bana:

- Bak! Size gönderilen o peygamberin resmini görüyor musun? de­diler. Ben baktım onun resmini göremedim. Ben:

- Onun resmini göremiyorum, dedim.

Beni ondan daha büyük bir manastıra götürdüler. Bu manastırda, öbüründekinden daha çok heykel ve resim vardı. Bana:

- Bak! Onun resmini görebiliyor musun? dediler. Baktım. Ben Ra-sulullah'ın (s.a.v.) özellikleri ve resminin karşısındayım. Yine baktım, Hz. peygamber'den sonra onun yerine geçecek olan Ebu Bekr'in özellik­leri ve resmi karşısındayım. Bana: Onun Özelliklerini görüyor musun? dediler. Ben:

- Evet, deyip kendi kendime, söylediklerini öğreninceye kadar on­lara söylemeyeyim diye düşündüm. Onlar:

- Bu o mudur? dediler. Ben:

- Evet dedim. Rasulullah'm özelliklerini gösterdiler. Ben: Tamam, ta kendisi olduğuna şehadet ederim, dedim. Onlar:

- Ondan sonra yerine geçecek olan şu şahsı tanıyor musun? dediler. Ben:

- Evet, dedim. Onlar:

- Bunun, sizin arkadaşınız olduğuna, şunun da ondan sonraki ha­life olduğuna şehadet ediyoruz, dediler. [44]

43) Cubeyr ibn Mut'im anlatmıştır: Kureyş'in Rasulullah'a eziyet etmesinden hoşlanmıyordum. Onların, onu öldüreceklerini sezince, ma­nastırlardan birine girdim. Manastırdakiler başkanlarına gidip durumu haber verdiler. O:

- Üç gün ona, gereken şeyleri yerine getirin, dedi. Üç gün geçince, bana bir resim getirdiler. Ben:

- Bu resim kadar benzeyen hiçbir şey görmedim, dedim. O:

- Onu öldürmelerinden mi korkuyorsun, dedi. Ben:

- Zannederim, onun işini bitirmişlerdir, dedim. O:

- Vallahi, onu öldüremezler o, kendisini Öldürmek isteyenleri öl­dürecek, dedi. O, bir peygamberdir. Allah Teala onu destekleyecektir, dedi.

44) Safıyye bint Huyey anlatmıştır: Allah'ın Rasulü Medine'ye ge­lip Küba'da kaldığında, babam Huyey ibn Ahtab'la amcam Ebu Yasir ibn Ahtab sabahleyin gün ağarmadan onun yanma gittiler.

Onlar güneş batmcaya kadar dönmediler, güneş battıktan sonra, yorgun ve bitkin bir halde yavaş yavaş yürüyerek geldiler. Onları ne­şeyle karşıladım ama onlar üzüntülerinden dönüp bana bakmadılar. Amcam Ebu Yasir'in babama şöyle dediğini duydum:

- Gerçekten bu o mu? Babam:

- Evet, vallahi o, dedi. Amcam:

- O olduğundan emin misin? Onu tanıyor musun? dedi. Babam:

- Evet, dedi. Amcam:

- Onun hakkında ne düşünüyorsun? dedi. Babam:

- Ona düşmanlık yapmayı düşünüyorum. Vallahi, asla böyle kala­mam, dedi. [45]

45) Muhayrik birçok hurma bahçesine sahip bir alimdi. Rasulul-lah'm özelliklerini biliyordu. Kendi dininin tesiri altında kalarak Uhud savaşma kadar bunları açıklayamamıştı. Uhud savaşının yapıldığı gün cumartesiydi. Muhayrik:

- "Ey yahudi topluluğu, vallahi siz, Muhammed'e yardım etmenin üzerinize düşen bir hak olarak gerektiğini pekala bilirsiniz" dedi. Ya­hudiler:

- "Bugün cumartesidir" dediler. Muhayrik:

- "Sizin için cumartesi diye birşey yoktur" dedi.

Daha sonra Muhayrik silahını alıp yola düştü. Uhud'da peygamber'e (s.a.v.) geldi. O gün cumartesiydi. Kavminden, onun peşine düşen birisine: "Eğer bugün öldürülürsem, malım Muhammed'indir. O, ma­lımda Allah'ın, kendisine gösterdiği şekilde dilediğini yapar" diyerek vasiyette bulundu.

Şehid düşünceye kadar çarpıştı. Benim duyduğuma göre: Rasulul-lah (s.a.v.) şöyle diyordu.

- "Muhayrik, yahudilerin en hayırlısıdır."

Rasulüllah (s.a.v.) Muhayrik'in mallarını aldı. Rasulullah'm va­kıfları umumiyetle, Muhayrik'in mallarmdandz. [46]

46) İbn Abbas'tan rivayet edilmiştir: Aralarında ei-Velid ibnu'l-Muğire, el-As ibn Vail, Ebu Cehil, Halefin oğulları Umeyye ve Ubeyy, el-Esved ibn el-Muttalib ve başkaları olmak üzere Kureyşliler toplandı­lar. İçlerinden beş kişiyi, Rasulullah'ı, Özelliklerini ve peygamberliğini yahudilere sormaları için Medine'ye gönderdiler. Gönderilenlerin ara­sında Ukbe İbn Ebi Muayt'la en Nadr ibn el-Haris de vardı. Onlar şöyle dediler:

- "O, peygamber olduğunu iddia ediyor. Adı Muhammed'dir. Yetim ve fakirdir. Biz, onun Museylemetu'l-Kezzab'tan Öğrendiğini zannediyo­ruz." Yahudiler:

- "Biz, Tevrat'ta, onun vasıflarını ve iki omuzunun arasında pey­gamberlik mührü olduğunu okuyoruz" dediler.

Yahudiler şunu da ilave'ettiler:

"Eğer o, tarif ettiğiniz gibiyse, gönderilmiş bir peygamberdir. Da­vası haktır. Ona uyun, fakat ona üç soru sorun. Eğer peygamberse iki soruya cevap verir. Üçüncüsüne cevap veremez. Biz bu üç soruyu Mü-seylenıe'ye sorduk. Bunların ne olduğunu bilemedi. Halbuki siz O'nun Museyleme'den öğrendiğini ileri sürdünüz."

Elçiler, yahudilerin verdikleri haberleri Kureyş'e ilettiler. Bunun üzerine Kureyşliler Rasulullah'a gelip:

- "Muhammed! Bize şu üç sorunun cevabını ver: Zulkarneyn, ruh ve ashab-ı kehf (mağarada uzun yıllar kalanlar)." Muhammed:

- "Bunları size yarın anlatayım" dedi. Fakat "înşaallah" demedi.

"înşaallah" demediği için Cebrail ona on beş gün gelmedi. Bu du­rum Rasulullah'ın zoruna gitti. Cebrail gelince Rasulüllah:

- "Bana gelmekte geciktin" dedi. Cebrail:

- "înşaallah demediğin için" dedi ve şu ayeti indirdi. "înşaallah demedikçe, hiçbir şey için, bunu yarın yapacağım, deme." [47]

Daha sonra ona; Zulkarneyn ve ashab-ı kehf le ilgili haberleri an­lattı. Ruh hakkında da:

- "Ruh, Rabbimin emrindendir. Benim onun hakkında bilgim yok" dedi. [48]

Bunun üzerine Kureyşiuer:

- "Birbirleriyle yardımlaşan iki büyücü" dediler. Bu sözleriyle Tevrat ve Kur'an'ı kastediyorlardı.

47) Anır ibn Abese'den rivayet edilmiştir.

"Ben cahiliyede kavmimin ilahlarından yüz çevirdim. İlahların, a-sılsız, boş şeyler oldukları, kavmiminde zararı ve faydası olmayan taş­lara taptıkları görüşündeydim. Ehl-i kitaptan birisiyle karşılaştım. Ona en iyi dinin hangisi olduğunu sordum. Bana şu cevabı verdi:

"Mekke'den bir adam çıkacak, Kavminin ilahlarından uzak dura­cak ve en iyi dini getirecek. Eğer onu duyarsan, ona tabi ol."

Mekke'ye gidip orada birşey olup olmadığını sormaktan başka bir-şey yapmıyordum. Onlar da:

- "Hayır, olmadı" diyorlardı.

Ailemin yanma dönünce hayvanlarıyla gidip gelenlerle karşılaşı­yordum. Onlara da soruyor ve "hayır" cevabını alıyordum. Bir gün otu­rurken bana, hayvamyla gelen birisi uğradı:

- "Nereden geliyorsun? dedim.

- "Mekke'den" cevabım verdi.

- "Orada yeni bir olay oldu mu?" dedim.

- "Evet, bir adam kavminin ilahlarına karşı çıkıp başkasına davet etti" dedi.

- "İşte bu, istediğim adam" dedim.

Bineğime binip geldim ve müslüman oldum. [49]

48) îbn Abbas anlatmaktadır: Necran piskoposlarından sekizi Ra-sulullah'a (s.a.v.) geldi. Aralarında es-Seyyid'le el-Akıp da vardı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda tartışanlara "geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, karşılıklı olarak çocuklarımızı ve kadınlarımızı çağıralım, sonra dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lanet diyelim" de." [50]

Necranlılar:

"Bize üç gün mühlet ver" deyip Kureyza, Nadir ve Kaynuka oğul­larına gittiler. Onlara danıştılar. Danıştıkları kimseler onunla anlaş­malarını mulaane (iki kişinin birbirine lanet etmesi), etmemelerini tavsiye ettiler. O, bizim Tevrat ve încil'de bulduğumuz kişidir, dediler,.

Bunun üzerine Necranlılar peygamberle Safer ayında bin kat, Re­cep ayında da bin kat elbise ve her elbiseyle birlikte kırk dirhem cizye vermek üzere anlaştılar. ,

49) İkrime rivayet etmiştir: Ehl-i kitabtan bazıları Muhammed'e daha gönderilmeden önce iman etmişlerdi. Gönderilince de ona inan­madılar. Bunun delili şu ayettir: "Nice yüzlerin ağardığı, nice yüz­lerin karardığı günü (düşün). İmdit yüzleri kararanlara, 'İnan­manızdan sonra kafir mi oldunuz? Öyleyse inkar etmiş olmanız yüzünden tadın azabı" denilir." [51]

50) Useyme'nin mevlası (azatlı kölesi) Sehl bir hıristiyandı ve ba­basıyla amcasının himayesinde yaşayan bir yetimdi. O, İncil okurdu.

Şöyle anlatmaktadır: "Amcama ait bir kitabı aldım ve onu okudum. Bir yaprak okuyup geçtim ama onun kalınlığını yadırgadım. Baktım ki iki ıprnk birbirine yapışmış. Onları birbirinden ayırdım. O bitişik olan yaprağın içinde Muhammed'in özelliklerini buldum. Şöyle yazıyordu; Onun boyu ne kısadır, ne de uzun, rengi beyazdır. İki omuzu arasında peygamberlik mührü vardır. İhtibayı çok yapar. [52] Sadaka kabul etmez. Eşek ve deveye biner. Koyun sağar. Yamalı elbise giyer. O, İsmail'in so-yundandır. Adı 4-hmed'dir."

Amcam geldi. Kağıt yaprağını gördü. Beni dövdü ve:

- "Niye bu yaprağı açtın" dedi. Ben:

- "Onda peygamber Ahmed'in özellikleri var" dedim. Amcam:

- "O, henüz gelmedi" dedi.

51) İyi ve seçkin insanlardan olan Ömer ibn Hafs anlatmıştır: Babam veya dedem islam'dan önce, bir süre miras yoluyla elde ettikleri bir kağıt yaprağa sahiptiler. Onda şunlar yazılıydı: Allah'ın adıyla. Onun sözü haktır. Zalimlerin sözü, zararlıdır. Bu söz, ahir zamanda gelecek bir millet hakkındadır. Bellerine izar (peştemal) tutarlar. Kol ve bacaklarını yıkarlar (abdest alırlar). Düşmanlarının peşinden giderlerken denize dalarlar. Onlarda namaz vardır. Eğer o namaz Nuh'un milletinde ol­saydı, onlar tufan yüzündan helak olmazlardı veya Semud'da olsaydı, sayha (nara, çığlık) yüzünden onlar yok olmazlardı.

Bana, onların bunu Rasulullah'a (s.a.v.) getirdiklerini ve ona o-kuduklarını, bununla ilgili haberleri ona anlattıklarını, Rasulullah'm da onlara, bunun çoğaltılmasını emrettiğini haber verdiler.

52) İbn Abbas anlatmıştır: Allah Teala Hz. İsa'ya şöyle vahyetti: Muhammed'i tasdik et. Ümmetinden O'na yetişenlere, O'na inanmala­rını emret. Muhammed olmasaydı, Adem'i yaratmazdım. Muhammed olmasaydı, cennet ve cehennemi yaratmazdım, Arş'ı yarattım, sallandı. Üzerine "La İlahe İllallah, Muhammedan Rasulullah" yazdım, durdu.

53) Vehb ibn Munebbih anlattı: Allah Teala Şa'ya'ya şöyle vahyetti: Ben, kendisiyle sağır kulakları, kapalı kalpleri açacağım, sekineti (kalp huzuru, temkin) elbisesi, doğruluğu parolası, takvayı vicdanı, hikmeti aklı, doğruluk ve vefakarlığı tabiatı, affetmeyi ve iyiliği huyu, adaleti haz ve davranışı, hakkı yürüdüğü yolu, hidayeti imanı, islam'ı milleti (dini), Ahmed'i adı yapacağım, dalaletten sonra kendisiyle hidayet ve­receğim, cehaletten sonra kendisiyle öğreteceğim, azlıktan sonra kendi­siyle çoğaltacağım. (Fakirlikten sonra kendisiyle zenginleştireceğim), ayrılıktan sonra kendisiyle toplayacağım, farklı gönül ve arzularla de­ğişik milletleri birleştireceğim, onun ümmetini en hayırlı ümmet yapa­cağım -ki onlar güneşin seyrini takip ederler, ne mutlu o kalplere-ümmî (okuma yazma bilmeyen) bir peygamber göndereceğim. [53]

54) Eş'iya İlya'ya şöyle dedi: Beytulmakdis'te bir köydür. Adı "Uraşilîm"dir: Uraşilîm'e müjdele. Şimdi sana eşeğe binen geliyor (yani İsa geliyor). Ondan sonra sana deveye binen gelecek (yani Muhammed ge­lecek).

55) Rivayet edildi ki, Şam halkından hıristiyan birisi Mekke'ye geldi. Kocaları işe gittikten sonra eğlence düzenlemek için toplanan ka­dınlara uğradı. Onlara şu konuşmayı yaptı:

"Ey Kureyş kadınları! Sizin aranızda Ahmed adında bir peygamber olacak. Hanginiz ona yatak olabilirse olsun (hanginiz onun hanımı ola­bilirse olsun)."

Adam gitti ve Hadice onun konuşmasını belledi. [54]

Hz. Peygamberin Tevrat'ta Bildirilmesi

56) Allah Teala'nın Tevrat'ın ilk sifrinde Hz. İbrahim'e söylediği şu söz, peygamberimizin, Allah'ın eski kitaplarında mevcut olan alametle-rindendir:

"Senin İsmail hakkındaki duanı kabul ettim. Onu mübarek kıldım. Onu çoğalttım ve onu pek çok yücelttim. O, oniki büyük doğurtacak ve ben onu büyük bir ümmete vereceğim."

Daha sonra Musa'ya bunun aynısını sifr'da (Tevrat'ta) haber verdi ve biraz daha ilave etti.

Şöyle anlatılmaktadır: Hacer, Sare'den ayrılınca Allah'ın meleği Hacer'e:

"Ey Sare'nin cariyesi Hacer! Hanımefendine dön ve ona boyun eğ! Ben senin soyunu ve çocuklarını sayılamayacak kadar çoğaltacağım. İşte sen hamile kalıp bir oğlan doğuracaksın. Adını da İsmail koyacak­sın, çünkü Allah Teala senin gösterdiğin huşuyu duymuştur. Onun eli herkesin elinin üzerindedir. Herkesin eli de boynu bükük olarak ona a-çılmıştır" dedi.

İbn Kuteybe şöyle demiştir: Bu sözü düşün! Onda, kastedilenin Rasulullah (s.a.v.) olduğuna açık delil vardır.

Çünkü İsrail'in eli İshak'm elinin üzerinde değildi. İshak'ın eli. ona boynu bükük olarak açılmamıştır. Saltanat ve peygamberlik İsrail'le îyas'ın oğlundayken bu nasıl olabilirdi? O ikisi îshak'ın oğullarıydı. Ra­sulullah (s.a.v.) gönderilince peygamberlik İsmail'in oğluna geçti. Kral­lar ve milletler ona buyun eğdiler. Allah bütün şeriatları onunla kaldırdı. Peygamberleri onunla sona erdirdi. Ahir zamanda onlara hali­felik ve saltanat verdi. Onların elleri herkesin elinin üstünde oldu. Her­kesin eli arzu ve istekle, boynu bükük olarak onlara açıldı.

57) "Allah, Sina'dan geldi, Sair'den parladı ve Faran dağlarından göründü" demesi onun Tevrat'taki alam etler indendir.

Bunda, düşünüp inceleyene hiç bir gizlilik ve kapalılık yoktur. Çünkü Allah'ın Sina'dan gelmesi, Onun Tur-i Sina'da Musa'ya Tevrat'ı indirmesi demektir. Bu, Ehl-â Kitap ve bize göre böyledir. Yine onun Sair'den parlaması Mesih'e (İsa'ya) İncil'i indirmesidir. Mesih, Halil'in yurdu, Sair de, Nasıra demlen köyde oturuyordu. Onun müntesipleri, oranın adından dolayı Nasara (hıristiyanlar) diye adlandırılmıştır. Onun Sair'den parlamasının Mesih sebebiyle olması gerektiği gibi yine Faran dağlarından görünmesinin, Faran dağlarında Muhammed'e (s.a.v.) Kur'an'ı indirmesi sebebiyle olması gerekir. Faran dağları, Mek­ke dağlarıdır. Müslümanlarla ehl-i kitab arasında Faran'm Mekke ol­duğunda ihtilaf yoktur. Oranın Mekke olmadığını -ki bunun, onların yaptığı bir tahrif ve iftira olduğu inkar edilemez- iddia ederlerse biz de Tevrat'ta İbrahim'in Hacer'le İsmail'i Faran'a yerleştirdiği yok mudur? deriz.

Şöyle de deriz: Allah'ın göründüğü, adı Faran olan, Mesih'ten sonra kendisine kitap indirdiği yeri bize gösterin. İslam gibi ortaya çıkan ve dünyanın her yerinde yayılan bir din biliyor musunuz?

58) Allah Teala'mn "Beşinci Sifr"de Musa'ya: "Ben, İsrail oğulları­na senin gibi, kardeşlerinden olan bir peygamberi ikame ediyorum ve sözümü onun ağzına koyuyorum" demesi onun Tevrattaki alametlerin-dendir.

İsrail oğullarının kardeşlerinden olan kimse İsmail'in oğlundan başkası değildir. Nitekim şöyle dersin: Bekr ve Tağlip, Vaü'in oğulları­dır. Sonra da şöyle dersin: Tağlib, Bekr'in kardeşidir. Tağîib oğulları, Bekr oğullarının kardeşleridir. Bu konuda, iki babanın kardeş olmala­rına dayanılır.

Eğer onlar: Allah'ın kendileri için ikame edeceğini vadettiği bu peygamberde İsrail oğullarmdandır. Çünkü İsrail oğulları, İsrail o-ğullarının kardeşleridir, deseler, onları Tevrat ve görüş (akıl) yalanlar. Çünkü Tevrat'ta Onun, İsrail oğulları içinde Musa gibisini ikame etme­diği vardır.

Görüşe (akıla) gelince; eğer o, ben onlara Musa gibi İsrail oğulla­rından bir peygamber ikame edeceğim demek isteseydi. Ben onlara, Musa gibi kendilerinden ikame edeceğim, derdi. O, kardeşlerinden de­memiştir. Nitekim bir adam elçisine, bana Tağlib ibni Vail oğullarından birini getir, dese, onun ona Bekr oğullarından birini getirmemesi gerekir.

tbn Kuteybe şunu anlatmıştır: Danyal zamanında peygamber ge­çinen Habkun şöyle demiştir. Allah, Teyemmun'den Kıddis de Faran dağlarından geldi. Ahmed'i tahmid ve takdisten yeryüzü doldu. Sağ e-liyle yeryüzüne ve milletlerin kölelerine sahip oldu.

Yine şöyle dediğini anlatmıştır: Onun nuru sebebiyle yeryüzü ay­dınlanır ve denizde onun atlarına binilir.

Ehl-i kitab'ın bir kısmında, Habkun'un sözü hakkında şöyle denil­diği ilavesi vardır: Kıtlık senesinde dolduracaksın. Senin emrinle oklar bükülecek ey Muhammedi

Bu, onun adının ve özelliklerinin açıkça belirtilmesi demektir.

Onun, peygamberimiz olmadığını iddia ederlerse -bu, onların in­kar ve tahriflerinden dolayı zor olan birşey değildir- onu tahmidden dolayı yeryüzünün dolduğu Ahmed ve Faran dağlarından gelip yeryü­züne ve milletlerin kölelerine sahip olan kişi kimdir?

îbn Kuteybe şöyle demiştir: Şu da, İsa'ya da Allah'ın (azze ve celle) onu nasıl zikrettiğine dair geçen şeylerdendir. Nefsimin kendisiyle se­vindiği kulum.

Başka birisi bunu şöyle açıkladı: Kulum, seçtiğim kişi, gönlümün hoşnut olduğu, ruhumu ona akıttığım.

Başka biri onu şöyle tarif etti: Ona vahyimi indiririm de milletlerde onun adaleti görülür. Milletlere vasiyetlerde bulunur. Gülmez, sesini çarşılarda duyurmaz. Görmeyen gözleri açar, sağır kulakları duyar hale getirir, kapalı kalpleri canlandırır. Ona verdiğimi başkasına vermem. Ahmed, Allah'a yeni bir şekilde hamdeder. O, yeryüzünün en uzak ye­rinden gelir. İnsanları ve yeryüzünde oturanları sevindirir. Onlar, her yüksek yerde "la ilahe illallah" ve "Allahu ekber" derler.

Bir başkası onun tarifine şunları da ilave etti: Zayıf değildir. Ye­nilmez, Nefsinin arzu ve isteklerine meyletmez. Çarşılarda sesi duyul­maz. Zayıf parmak kemiği gibi olan salihleri (iyi kimseleri) zelil kılmaz (alçaltmaz). Sıddıkları (doğruları) güçlendirir. O, mütevazilerin desteği­dir. O, Allah'ın, yeryüzünde varlığımı isbat edinceye, onunla mazeret bulma kalkıncaya kadar, söndürülemeyen ve karşısında durulamayan nurudur. Tevrat'ına cinler de uyarlar.

Bu da onun adının ve vasıflarının açıkça belirtilmesi demektir.

Eğer: Hangi Tevrat onundur, derlerse, biz de: Size Tevrat'ın yerine geçecek bir kitap getirdiğini kastedmiştir, deriz.

59) Bunlardan birisi de Ka'b'ın sözüdür: Beytulmakdis (Kudüs) Allah Teala'ya, harab olduğundan yakındı. Ona şöyle denildi: Seni, yeni bir Tevrat ve yeni işçilerle değiştireceğim. Geceleyin, kartalların kanat­larım açtıkları gibidirler (kollarını açıp dua ederler). Güvercinin yu­murtasını kırmamaya çalıştığı gibi onlarda sana dikkat ve itina ile davranırlar. Yanaklarını sürerek ve secde ederek seni doldururlar.

îbn Kuteybe şöyle demiştir: îş'aya'nm onun hakkında söylediği sözlerden biri de şudur: "Ben Allah'ım! Seni hak ile yücelttim. Körlerin gözlerini açman, esirleri karanlıklardan kurtarıp nura götürmen için seni milletlerin nuru ve Arapların ahdi yaptım."

İbn Kuteybe şunu ilave eder: O, beşinci bölümde de şöyle demiştir: "îlya, sultam (güç ve otoritesi) kürek kemiğinin üzerinde olandır."

Peygamberlik alametinin, kürek kemiği üzerinde olduğunu kas-tedmektedir. Bu, Süryani tefsirde geçmektedir. İbrani, dilindeki tefsirde de şöyle demektedir: Kürek kemiğinin üzerinde peygamberlik alameti vardır.

İbn Kuteybe şunu da söylemiştir: Şu da Davud'un Zebur'da onun hakkındaki sözüdür: "Rabbi yeniden teşbih edin. Şekli salihler olan kimseyi teşbih edin. İsrail, yaratıcısına ve Sahyun'un evlerine sevinsin. Allah, onun için, ümmetini seçtiğinden, ona zafer verdiğinden ve onun yüzünden salihlerin değerini artırdığı için, yataklarında onu teşbih e-derler. Yüksek sesle "Allahu ekber" derler, kılıçları vardır. Allah'a ibadet etmeyen milletlerden (Allah için) intikam almak için ellerinde iki uçlu kılıçlar vardır. Onlar krallarını iplerle, eşraftan olan kimselerini zincir­lerle bağlarlar."

îbn Kuteybe şöyle demiştir: îki uçlu kılıçları olan Araplardan baş­ka hangi millettir?

O kılıçlarla Allah'a ibadet etmeyen milletlerden inkikam alan kimdir?

Peygamberler arasında kılıçla gönderilen bizim peygamberimiz­den başka kimdir?

Yine Îbn Kuteybe şöyle demiştir: Başka bir Mezmur'da da şöyledir: "Ey Cebbar (güçlü kuvvetli, kahredeci) kılıcı kuşan! Çünkü senin kanun ve şeriatlerin senin sağ elinin heybetine bağlıdır. Senin okların düzel­tilmiştir. Milletler senin altına yıkılırlar."

Peygamberler arasında bizimkinden başka kılıç kuşanan var mı­dır?

Milletlerin altına yıkıldıkları kimse, ondan başka kimdir?

Kanunları korkuya bağlı yani ya kabul etmek, ya cizye vermek yahut kılıca bağlı olan kimdir?

Rasulullah'ın (s.a.v.): "Bana (düşmana) korku vermekle yardım olundu" [55] sözü bunun benzeridir.

Yine şunu da söylemiştir: Başka bir Mezmur'da şu vardır: "Allah onu, peygamberliğin mahmud (övülen) bir tacı olarak çıkardı."

"Tac" kelimesini başkanlık ve imamlığa (önderliğe) Örnek olarak getirdi. Mahmud da: Muhammed'dir (s.a.v.).

Bir de şunu söylemiştir: Başka bir Mezmur'da şunlar vardır: "O denizden (nehire kadar), nehirlerin yanından (nehirlere kadar) toprağın kesildiği yere kadar sahiptir. Ehl-i Cezair Onun önünde dizleri üzere çöker. Düşmanları toprağı yalarlar. Hükümdarlar ona kurbanlarla ge­lirler ve ona secde ederler, milletler ona itaat edip boyun eğerler, çünkü o, yoksul mazlumu kendisinden daha güçlü olandan kurtarır. Yardımcısı olmayan zayıfı kurtarır, zayıf ve zavallılara acır. Ona Sebe ülkesinin altınından verilir. Her zaman ona salât getirilir, onun her günü müba­rektir. Adı ebediyete kadar devam eder."

İbn Kuteybe şunu söyler: Denizle nehir arasındaki yere, toprağın kesildiği yere kadar Dicle'yle Fırat arasına sahip olan kimdir? Kendisine salât getirilen peygamberlerden her vakti mübarek olan ondan başa kimdir?!

Ibn Kuteybe şunu da nakletmiş tir: Zebur'un başka bir yerinde şu vardır: Davud şöyle demiştir: "Allah'ım! Sünneti taşıyanı gönder ki in­sanlar onun insan olduğunu bilsinler."

Bu, kendilerinden uzun yıllar önce Mesih'in ve Muhammed'în (s.a.v.) haber verilmesi demektir. Yani Muhammed'i gönder ki Mesih'in insan olduğunu insanlara bildirsin demektedir.

Davud'a, iddia ettiklerini Mesih için de iddia edeceklerini bildir­mektedir.

Şunu da nakletmiştir: İş'aya da şöyledir: Bana şöyle denildi: îyi bir bakıcı olarak kalk! Gördüğün şeye bak. Ona benim şöyle dediğimi haber ver: Gelen iki binitli görüyorum. Birisi eşeğin üzerinde diğeri deve üze­rindedir. Birisi diğerine şöyle der: "Babil ve marangozlar tarafından ya­pılmış putları yıkıldı."

Ibn Kuteybe şunu söylemiştir: Eşeğe binen kimse bize ve hıristi-yanlara göre Mesih'tir. Eşeğe binen Mesih olduğuna göre, Muhammed (s.a.v.) niye deveye binen kimse olmasın?!

Babil'le marangozlar tarafından yapılmış putların yıkılması onun ve onun vasıtasıyla olmamış mıdır? Mesih vasıtasıyla değildir. Halbuki, Babil yöresinde, Hz. İbrahim (a.s.) zamanından beri putlara tapan hü­kümdarlar vardı. Onun deveye binmesi Mesih'in eşeğe binmesinden daha meşhur değil midir? [56]

Hz. Peygamberin İncil'de Bildirilmesi

Ibn Kuteybe anlatmıştır: Peygamberin (s.a.v.) İncil'de bildirilmesi şöyledir:

Mesih havarilere: "Ben gidiyorum. Size, kendi tarafından konuş­mayan hakkın ruhu Faraklit gelecek. O'nun sözü, ancak kendisine söy­lenildiği gibidir. O, benim hakkımda şehadet edecek. Siz de şehadet edeceksiniz, çünkü siz insanlardan önce olanla birliktesiniz. Allah'ın si­zin için hazırladığı her şeyi o size haber verecek1' dedi. ,

îbn Kuteybe şunu da söylemiştir: Yuhanna Mesih'i anlatırken şöyle demiştir: "Ben gitmedikçe size Faraklit gelmez. O gelince, insan­ları günahlarından dolayı azarlayacak. O, kendi tarafından konuşmaz. Ancak size işittikleriyle konuşur. Sizi hak ile idare edecek. Size gaybtan ve olaylardan bahsedecek." Yine onu başka bir şekilde anlatmıştır: "Faraklit, babamın benim adımla gönderdiği Hakkın ruhudur. O, size her şeyi öğretecektir."

Şöyle de anlatmıştır: "Ben babamdan size başka bir Faraklit gön­dermesini istiyorum ki o, ebediyete kadar sizinle birlikte olsun ve size her şeyi öğretsin."

Şu şekilde de anlatılmıştır: "Müjdeci gidiyor. Ondan sonraki Fa-raklit size sırlar getiriyor ve size her şeyi açıklıyor. O, benim ona şehadet ettiğim gibi, bana şehadet ediyor. Ben size masallar getiriyorum. O, size tevil (yorum, açıklama) getiriyor."

İbn Kuteybe şöyle demiştir: Farklı olmalarına rağmen bunlar bir­birine yakın şeylerdir.

İncil'i Mesih'ten nakledenler çok olduğu için farklıdır.

Hakkın ruhu olan kimdir ki sadece kendisine vahyedüeni konuş­maktadır.

Mesih'ten sonra gelen ve onun tebliğ ettiğine şehadet eden kim­dir?

Deccal ve Dabbetul Arz'ın çıkması, güneşin batıdan doğması v.s. gibi çeşitli zamanlardaki hadiseleri, kıyamet, hesap, cennet, cehennem v.s. gibi Tevrat ve İncil'de zikredilmeyen gayble ilgili meşeleri bizim peygamberimizden başka haber veren kimdir?

îbn Kuteybe şöyle demiştir: Matta incil'inde şöyledir: Yahya ibn Zekeriya öldürülmek için hapsedildiğinde öğrencilerini Mesih'e gönde­rip: Ona şöyle söyleyin, gelecek olan o peygamber sen misin, yoksa bir başkasını mı bekleyelim, dedi.

Mesih ona şu cevabı verdi: Hak kesindir. Kadınlar, Yahya ibn Ze-keriya'dan daha faziletli olanın yerine geçmedi. Tevrat ve peygamberle­rin kitapları birbirlerini peygamberlik ve vahiyle takip ediyorlar.

Nihayet Yahya geldi. "Şimdi, isterseniz öldürün. Çünkü İlya'nın gelmesi kararlaştırılmıştır. Kimin onu duyan bir kulağı varsa dinle­sin."

îbn Kuteybe şöyle der: Bu isimde bir bozukluk vardır.

"Ahmed'in gelmesi kararlaştırılmıştır" demiş olabilir. Onlar ismi değiştirmişlerdir.

Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Onlar kelimeleri yerle­rinden sonrasına kaydırıp değiştirirler." [57] Böylece onu îlya yaptılar.

"İrin gelmesi kararlaştırılmıştır" demiş olabilir.

"İl" Aziz ve Celil olan Allah'tır. Allah'ın gelmesi demek, elçisinin onu getirmesi demektir. Nitekim Tevrat'ta şöyle demiştir: "Allah Sina'dan geldi." Burada Musa Sina'dan Allah'ın kitabını getirdi demek istemiştir. Mesih'ten sonra hiçbir kitap gelmemiş sadece Kur'an gelmiştir.

O, bu ismin verildiği peygamberi kasdetmiş olabilir. Bu onlara göre caiz değildir. Çünkü onlar Mesih'ten sonra peygamber olmadığında itti­fak etmişlerdir. [58]

Mekke, Harem Ve Beytin Önceki Kitaplarda Bildirilmesi

îbn Kuteybe: Mekke, Harem ve Beyt'in önceki kitaplarda bildiril­diğini söylemiştir.

"İş'aya kitabında şunlar vardır: "Çöller ve şehirleri Alu Kaydar'm sarayları dolduracak. Onlar teşbih ederler. Dağların tepelerinden sesle­nirler. Onlar, Allah'ı yüceltirler. Karada ve denizde onun teşbihini ya­yarlar."

"Uzaktan bütün milletler için bayrağı kaldırırım. Yeryüzünün en uzak yerlerinden onları çağırır ve onlar gelmek üzere acele ederler."

İbn Kuteybe: Kaydar oğulları Araplardır. Çünkü Kaydar, herkesin ittifakıyle İsmail'in oğludur.

Kaldırılan bayrak ise, peygamberliktir.

Onların çağırılması da: Onları, dünyanın en uzak yerlerinden hacca davet etmesi ve onların da hemen gelmeleridir. Bu, yüce Allah'ın şu sözünde olduğu gibidir: 'İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek, yaya olarak gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait bir takım yararları yakinen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar ü-zerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Ka'be'ye) gelsinler." [59]

Iş'aya kitabının başka bir yerinde: Saba1 dan bir kavim gönderile­cek. Onlar doğudan, toprak öbekleri gibi grup grup telbiyeler getirerek, ayaklarıyla çamur çiğneyen gibi gelirler."

Saba doğudan gelir. Allah oradan, Horasanlıları ve çevresindeki­leri gönderecek.

Sabanın estiği gibi inen kimdir? Toprak Öbeği gibi kalabalık grup­lar halinde gelenler, ayaklarıyla çamur çiğneyici gibi olan kimdir.

Onlardan bazılarının yumuşak kimseler olduğunu kasdediyor. Beyt'i tavaf ettiklerinde' herveleyi (koşmaya benzeyen yürümeyi) kas-detmiş olabilir.

Ibn Kuteybe şöyle söylemiştir: İstilam edilen (dokunularak saygı gösterilen) taş hakkında îş'aya şöyle der: "Efendi Rab: Ben Sahyun'u kuran kimseyim. O, mükerrem köşedeki (zaviyedeki) taş olarak Allah'ın beytidir, demiştir."

Taş, Beyt'in köşesindedir. Yücelik (mükerrem olma) onun istilam edilmesi ve öpülmesidir.

İş'aya Mekke hakkında şöyle demiştir: "Ey Akır (doğurmayan ka­dın) yürü ve sallan! Teşbih ederek konuş. Sevin çünkü sen hamile kal­madın. Senin ehlin (aile, akraba, halk) benimkinden daha çoktur.

Ehliyle Beytulmakdis'in (Kudüs'ün) israil oğullarından olan hal­kını kasdetmektedir.

Mekke halkının, kendilerine gelen hacı ve umrecilerle Beytul-makdis halkından daha kalabalık olduğunu kasdetmiştir.

Mekke'yi doğurmayan kısır kadına benzetmiştir. Çünkü Rasulul-lah'tan (s.a.v.) önce orada sadece ismail vardı. Orada hiçbir kitap nazil olmamıştı.

Akır'la (kısır kadınla) Beytulmakdis'i kasdetmiş olmaz. Çünkü o peygamberlerin evi ve vahyin yatağıdır. O, kısır kadınlara benzetilemez.

Yine iş'aya da Mekke hakkında şu zikredilmiştir:

"Nuh'un günlerinde Tufanla yeryüzünü suya batırmaya yemin et­tiğim gibi kendi kendime yemin ettim. Yine sana öfkelenmemeye seni terketmemeye yemin ettim. Dağlar gider, yelkenler iner. Sana olan ni­metim gitmez."

Sonra şöyle dedi: "Ey miskine (zavallı)! Ey mazlume! Güzellikle senin taşlarını yapan, seni mücevherlerle süsleyen, tavanına inciden taç geçiren, kapılarını zebercedle yapan benim. Sen zulümden uzaksın, korkma, zayıflıktan da uzaksın. Zayıf olma, sana karşı yapılan hiçbir silah, kullanılamaz. Sana düşmanlık için kullanılan her dilin kötülü­ğünden sen kurtulursun."

Şunu da söyledi: "Allah sana yeni bir isim verecek."

Daha önce Ka'be denilmekteyken Mescid-i Haram denildiğini kas­detmektedir.

"Kalk, parla. Çünkü senin nurun ve Allah'ın senin üzerindeki va­karı yaklaşmıştır."

"Gözlerinle etrafına bak. Onlar toplanmışlar.

Sabah erkenden sana oğulların ve kızların geliyorlar. O zaman sen seviniyor ve parlıyorsun. Düşmanın korkuyor ve senin için rahatlıyor. Kaydar'm her sürüsü senin yanında toplanıyor. Benavat'm efendi­leri sana hizmet ediyorlar."

Benavat, ismail'in oğludur.

Kaydar, peygamber'in (s.a.v.) atasıdır. Benavat'm kardeşidir.

Daha sonra şöyle dedi: "Kapılarını gece gündüz daima açacaksın kapatmayacaksın, onlar seni kıble edinecekler. Bundan sonra sen Rab-bin .jehri diye çağrılacaksın."

Yani o, Beytullah'tır. (Allah'ın evidir). İş'aya'nm başka bir yerinde de şöyledir:

"Etrafındakilere gözünü kaldır. Denizin hazineleri sana geldiği, milletlerin askerleri sana yöneldiği, besili deve katarları seni süslediği, etrafında toplanan katarlardan yerin daraldığı, Medyen'in koçları sana doğru sürüldüğü, Sebe halkı sana geldiği, Kaydar'm sürüleri sana hiz­met ettikleri için yüzün gülsün ve sen sevmesin." Yani Kabe'ye hizmeti kasdetmektedir. Ancak onlar, İsmail'in oğlu Benavat'ın çocuğundandır. [60]

Mekke Yolunun İşaya’dabildirilmesi

İbn Kuteybe: Mekke yolu, îş'aya'da şöyle zikredilmektedir, der.

Allah Teala îş'aya da şöyle buyurmaktadır: "Ben badiyeye (çöle) Lübnan'ın yüceliğini (şerefini) ve Kermal'in güzelliğini veriyorum."

Kermal ve Lübnan; Şam (Kuzey Arabistan) ve Beytulmakdis'tir.

Yani şunu kasdediyor: Kendisinde vahiyle ve peygamberlerin çık­masıyla meydana gelen yüceliği (şerefi) hac ve peygamber (s.a.v.) sebe­biyle Badiye'ye veriyorum.

"Badiye'de sular, çöl toprağında su kanalları ortaya çıkar. Geniş çöller ve susuz yerler, pınar ve su olur. Orası dosdoğru yol olur. Harem'in yolundan milletlerin pis ve günahkarları geçmez. Ondan habersiz olan oraya gelmez. Orada ne yırtıcı olur ne de aslan. Orası, ihlaslı ve samimi olanların geçidi olur."

"Hazkil", kitabında, israil oğullarının günahlarını zikredip onları, tek başına olan bir asma ağacına benzeterek şöyle der: "Çok geçmez bu asma öfkeyle sökülür, yere atılır ve sam yelleri onun meyvelerini yakar. Öyle olunca, Badiyenin susuz terkedilmiş toprağına ağaç dikilir. Onun güçlü dallarından meyvelerini yiyen bir ateş çıkar, böylece orada ne güçlü bir değnek ne de dal parçası kalır." [61]

İş'aya Kitabında Haremin Bildirilmesi

İbn Kuteybe: Îş'aya kitabında Harem zikredilmektedir, der.

Şöyle ki: "Kurtla deve orada birlikte otlanırlar." Yine bütün yırtı­cılar Harem'in tamamında zarar vermezler ve kötülük yapmazlar. Daha sonra görürsün ki, bu vahşi hayvanlar Harem'den çıkınca korkmaya başlarlar ve diğer vahşi hayvanlardan kaçarlar. Yırtıcı hayvan av pe­şinde koşma konusunda Harem'e girmeden nasılsa, öyledir. [62]

Hz. Peygamberin Ashabının Ve Bedir Gününün Bildirilmesi

İbn Kuteybe: Hz. Peygamber'in ashabı ve Bedir günü îş'aya'da bildirilmektedir, der.

Bedir günündeki Araplar şöyle anlatılmaktadır; "Onlar milletleri, harman yerlerini çiğner gibi çiğnerler. Arap müşriklerinin başına bela iner ve onlar yenilirler."

Daha sonra İş'aya şöyle demiştir; "Onlar kınından sıyrılmış kılıç­lar, intikamını alamadıkları taş gibi insanlar karşısında; savaşın şidde­tinden dolayı yenilgiye uğrarlar."

îbn Kuteybe şöyle der: Bunlar, Allah'ın, ehl-i kitab'm elinde kalan daha önceki kitaplarındaki şeylerdir. Ehl-i kitab onları okur ve pey­gamberimizin adı hariç, zahirlerini inkar etmezler. Onlar, açıkça onun ikrar edilmesine müsaade etmezler. Onların bu yaptıkları önemli değil­dir. Çünkü onlara göre Hz. Peygamberin Süryani dilindeki adı "Muşak-kah"tır. Muşakkah hiç şüphesiz Muhammed'dir.

Onların "El-Hamdu lillah" demek istediklerinde "Şakha li-ilahina" dediklerine itibar ederek, "el-Hamdü" "Şakhan" olduğuna göre "Muşak­kah" da "Muhammed" olur.

İkrar ettikleri sıfatlar onun hallerine, zamanına, çıkmasına, gön­derilmesine ve yaşayışına uygun olduğu için, bize, kendisinde bu sıfatlar bulunan kimseyi, karşısında milletlerin yere yıkıldıkları, itaat ettikleri için boyun büktükleri ve davetine icabet ettikleri kimseyi, Babil'in ve putlarının onun yüzünden helak olduğu deveye binen kimseyi göster­sinler. Dağların tepelerinden telbiye getirerek (Lebbeyk Allahumme lebbeyk diyerek) ve ezan okuyarak seslenen, karada ve denizde onun teşbihini yayan İsmail'in oğlu Kaydar'm evladından olan bu millet ne­rede? Hani?

Bunu ancak Muhammed'le ümmetinde bulabilirler.

İbn Kuteybe şunu da söylemiştir; Eğer bu haberler, onların kitap­larında olmasaydı, Kur'an'da gelenlerin onların kendi kitaplarında da zikredildiğine dair hiç bir delil olmazdı.

Nitekim Allah Teala: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı bul­dukları o elçiye, o ümmi peygamber'e uyanlar (varya)." [63]

"Ey Ehl-i kitap! (gerçeği) görüp bildiğiniz halde, niçin Allah'ın a-yetlerini inkar edersiniz." [64]

"Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler." [65]

"Kafir olanlar "Sen Rasul olarak gönderilmiş bir kimse değilsin" derler. De ki: Benimle sizin aranıza şahit olarak Allah ve yanında kitap ilmi olan yeter" buyurmuştur. [66]

Rasulullah'm (s.a.v.), onlarda olmayanı onlara delil olarak getir­mesi ve onlar bulmadıkları görmedikleri halde beni yanınızda yazılı o-larak bulmanız benim peygamberliğimin alametindendir, demesi nasıl caiz olabilir? Rasulullah'm (s.a.v.) onları hoşlanmadıkları şeye davet et­meye ihtiyacı yoktu.

Abdullah ibn Selam durumu iyice öğrenince müslüman oldu ve onlarda müslüman oldular.

Ben de derim ki: Ehl-i kitap her zaman Rasulullah'ı sıfatlarıyla (özellikleriyle) biliyor ve bunu ikrar ediyordu. Onlar onun çıkacağını (geleceğini) söylüyorlar, kendi halkından olanlara O'na iman etmelerini tavsiye ediyorlardı. Rasulullah (s.a.v.) çıkınca, akıllı olanları iman etti. Huyey ibn Ahtab, rahip Ebu Amir ve Ümeyye ibn Ebi's-Salt gibi diğer ehl-i kitabı inat ve çekememezlik aldı.

Ehl-i kitabın son devir alimlerinden bir kısmı müslüman olmuş ve onun Tevrat ve İncil'deki sıfatlarını anlatan kitaplar yazmışlardır.

Hakkın varlığını kesin olarak anlayıp da sonra, ebediyyen cehen­nemde yanmaya razı olarak kıskançlığı tutanlara hayret! [67]

Ehl-i Kitaptan Duyduklarına Göre Ka'b İbn Luey İbn Ka'b İbn Galibin Hz. Peygamberin Gönderileceğini Bildirmesi

60) Abdurrahman ibn Avf anlattı: Ka'b ibn Luey ibn Galib ibn Fihr ibn Malik, cuma günü, kavmini toplar -Cuma gününe, Cuma ismini ilk defa o, vermişti. Araplar, daha önce, Cuma gününe Arube derlerdi- şu şekilde hitab ederdi:

"Dinleyiniz, öğreniniz, anlayınız, biliniz. Gece sakin, gündüz a-çıktır. Yeryüzü yatak gibidir. Gök bina gibidir. Dağlar kazıklar gibidir. Yıldızlar bayrak gibidir. Öncekiler sonrakiler gibidir. Kadın erkek ve eşler çürüyecekler. Akrabalarınızla görüşünüz ve görüşme hukukunu gözetiniz. Mallarınızı üretiniz.

Ölenin geri döndüğünü veya dirilmiş Ölü gördünüz mü? Yurt önünüzdedir. Zan, söylediğinizden başkadır. Hareminizi süsleyiniz, ona saygı gösteriniz ve sımsıkı sarılınız. Yakında onun hakkında büyük bir haber gelecek. Oradan kerim (değerli, yüce) bir peygamber çıkacak."

Sonra Ka'b şu şiiri söyler:

"Gündüzler ve geceler hep, yeni haber getirmektedir.

Haberin, gece veya gündüz gelmesi, bizim için birdir.

Onlar dönerlerken de hadiselerle ve korkuları

Üzerimizde artan nimetlerle dönerler.

Herkes gaflet üzereyken Muhammed gelecek.

Dosdoğru söyleyici ve en iyi bilici, haber verici olarak birçok ha­berler verecektir."

Sonra şöyle der:

"Vallahi, ben onun daveti esnasında işiten kulak, gören göz, tutan el, yürüyen ayak olsaydım (sağ olsaydım) devenin dimdik durduğu gibi durur, davasına aygır deve gibi hızla koşardım."

"Ne olurdu, onun gizlice davete başladığı ve kabilesinin, hakka ve kendisine yardımı terkettikleri zaman bulunsaydım."

Ka'b ibn Luey'in ölümüyle Rasulullah'ın peygamber olarak gönde­rilişi arasında 560 yıl vardı. [68]

Nasr İbn Rabia El-Lahmînin Gördüğü Rüya Peygamberimizin Varlığına Delalet Eder

Siyerciler şöyle anlatırlar:

Nasr ibn Rabia korkunç*bir rüya gördü. O, gitmedik kahin ve mü­neccim bırakmadı. Onlara şöyle dedi:

- Ben korkunç bir rüya gördüm. Bana onun yorumunu yapar mısı­nız? dedi.

- Bize rüyanı anlat, dediler. Nasr:

- Onun yorumunu ancak ben anlatmadan önce bilen kimse yapa­bilir, dedi.

- Bunu istiyorsan, Satih'le Şıkk'a gelmeleri için haber gönder. Bunlar kahindir, dediler.

Nasr onlara haber gönderdi. Bunun üzerine Satih geldi. Ona:

*- Korkunç bir rüya gördüm. Rüyamın ne olduğunu bilirsen yoru­munu da yapabilirsin, dedi. Satih:

- Sen rüyanda karanlıktan çıkıp sahile bakan topraklara düşerek orada bulunan canlıyı yiyen bir siyah kömür parçası gördün, dedi. Hü­kümdar Nasr:

- Satih! Rüyamı tamamen bildin. Peki yorumu hakkında ne diye­ceksin, dedi. Satih:

- îki siyah tepe arasındaki hayvanlar üzerine yemin ederim ki, topraklarınıza Habeşliler inip Ebyen'le Cüreş arasındaki bölgeleri ele geçirecekler, dedi. Hükümdar:

- Babana yemin ederim ki! Bu söylediklerin bizim için acı ve can sıkıcıdır. Bu olay ne zaman olacak? Benim zamanımda mı yoksa daha sonra mı? dedi. Satih:

- Hayır! Zamanımızdan atmış veya yetmiş yıl sonra olacak, dedi. Hükümdar:

- Habeşlilerin bizim ülkemizdeki hakimiyeti devam edip gictecek mi? Yoksa bir süre sonra sona erecek mi? dedi. Satih:

-Hayır! Doksan küsur sene içinde sona erecek. Oradan çıkarıla­caklar, dedi. Hükümdar:

-Onları kim çıkaracak? diye^sordu. Satih:

-Bunu, İrem Zuyezen yapacak, irem, Adem'den gelecek. Yemen'de Habeşlilerden hiç kimseyi bırakmayacak" dedi. Hükümdar:

-irem'in hakimiyeti Yemen'de sürüp gidecek mi yoksa bir gün sona erecek mi? dedi. Satih:

-Hayır! Sürüp gitmeyecek, dedi. Hükümdar: -Onun hakimiyetini kim sona erdirecek? dedi. Satih:

-Bunu, kendisine yüce (Allah'tan) vahiy gelecek olan asil bir pey­gamber yapacak, dedi. Hükümdar;

- Kim bu peygamber? dedi. Satih:

- Nadr oğlu Malik oğlu Pihr oğlu Galib'in neslinden birisi. Haki­miyet, zamanın sona ermesine kadar onun kavminde olacak, dedi. Hü­kümdar:

- Zamanın sonu var mı ki? dedi. Satih:

- Evet! Var. O gün öncekiler ve sonrakilerin hepsi toplanacak, i-yiler mesut, kötüler bedbaht olacaklar, dedi. Hükümdar:

- Bu anlattıkların doğru mu? dedi. Satih:

-Evet! Grup kızıllığına, tan yerine ve sabaha yemin ederimM, sana söylediklerim şüphesiz doğrudur, dedi.

Satih'le olan konuşma sona erince, Şikk geldi. Hükümdar ona:

- Bir rüya gördüm. Bana onu anlat, dedi.

Şikk da Satih'in anlattıklarını anlattı. Satih'in dediği şekilde memleketlerin yıkılışını haber verdi, sonunda şöyle dedi:

-Daha sonra hak ve adaleti getirecek bir peygamber gelir. Haki­miyet Fasl gününe (Kıyamet gününe) kadar bu peygamberin soyunda kalacak.

Hükümdar:

-Peki, bu Fasl günü de nedir? dedi. Şıkk:

- O gün idareciler cezalandırılacaklar ve hesap vakti için bütün insanlar bir araya toplanacaklar, dedi. [69]

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Nesebi

O, Adnan'ın oğlu Ma'ad'm oğlu, Nizar'ın oğlu, Mudar'm oğlu, II-yas'm oğlu, Mudrike'nin oğlu, Huzeyme'nin oğlu, Kinane'nin oğlu, Nadr'm oğlu, Malik'in oğlu, Fihr'in oğlu, Lueyy'in oğlu, Ka'b'm oğlu, Murre'nin oğlu, Kilab'ın oğlu, Kusayy'm oğlu, Abdumenafin oğlu, Ha-şim'in oğlu, Abdulmuttalib'in oğlu, Abdullah'ın oğlu Muhammed'dir.

Nesep bilginlerinin Adnan'a kadar ihtilafları yoktur.

Onlar Adnan'dan sonra ihtilaf ederler. Bir kısmı: İbrahim'in oğlu ismail, Kaydar'ın'oğlu Hamel, Humeysa'nm oğlu Udd, Udd'un oğlu Ad­nan, derler.

Bir kısmı da: Uded'in oğlu Udd'i zikretmeden Adnan derler. [70]

62) Ummu Seleme'nin Hz. Peygamber'den rivayet ettiği hadiste şöyledir: "Adnan ibn Uded ibn Lueyy ibn A'rakussera." [71]

Ummu Seleme şöyle demiştir: Zeyd, Humeysa'dır. Yera, Nebt'tir. A'rakussera, İsmail'dir. Ez-Zubeyr ibn Bekkar böyle anlattı.

Yine A'rakussera'mn İbrahim olduğunu söyledi. Çünkü onlar, onun ateşte yamnadığını görünce: O, A'rakussera'dan başkası değildir, dediler.

Yine Zeyd olarak tesbit etti: Ebu Ahmed el-Askeri'den, Ebu Dulame'nin adı gibi onun Zeyd olduğunu rivayet etti

63) Urve’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adnan’ın ötesindekini bilen birisini göremedik.

64) İbn Ebi Hayseme de şöyle demiştir:

Hiçbir alimin ilminde, hiçbir şairin şiirinde Adnan’ın oğlu Maad’ın ötesini sağlam olarak bilen hiçkimseyi göremedik. [72]

Rasulullah'ın Atalarının Temiz Ve Şerefli Olduğu

65) VasiIe Ibnu'1-Eska Hz. Peygamberi şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Allah, İbrahim’in soyundan İsmail’i, İsmail’in oğullarından Kinane oğullarını, Kinane oğullarından Kureyş’i, Kureyş’ten Haşimoğullarını, Haşim oğullarından da beni seçti.”[73]

66) Hz. Aişe (r.a.) Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Cebrail şöyle dedi: Yeryüzünün doğu ve batısını alt üst ettim Muhammed'den (s.a.v.) daha üstün birisini bulamadım. Yine yeryüzü nün doğusuyla batısını tamamen dolaştım. Haşim oğullarının evindeı daha üstün olan bir ev bulamadım." [74]

67) Ebu Hureyre (r.a.) Rasulullah'm (s.a.v.) şöyle dediğini rivayeı etmiştir:

"Ben -devirden devre ve aileden aileye geçerek seçilen- Adem o> ğulları soylarının en temizinden naklolundum. Sonunda şu içinde bu­lunduğum (Haşimi) topluluğundan ortaya çıktım." [75]

68) El-Abbas İbn Abdümuttalib şöyle anlattı:

-Ya Rasulellah! Kureyş oturup haseplerini (atalardan gelen şerei ve soyluluklarını) saydılar. Seni de çöplükte biten bir hurma ağacı gibi saydılar, dedim.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-Yüce Allah mahlukatı yarattı ve beni onların en hayırlılarının i-çinde bulundurdu. Onları fırkalara ayırdığında beni iki fırkanın en ha­yırlısında bulundurdu. Sonra onları kabilelere ayırdı ve beni, en hayırlı kabilenin içinde bulundurdu. Sonra onları ailelere ayırdı ve beni onların en hayırlısı içinde bulundurdu. Ben sizin, aile yönünden de, en hayırlı-mzım, nefis yönünden de en hayırlmızım." [76]

69) Rabia da şöyle demiştir: Ensar'dan bazıları Hz. Peygamber'e (s.a.v.):

- Kendi kabilenden bazılarının Muhammed çöplükte biten hurma ağacı gibidir, dediklerini duyuyoruz, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Yüce Allah mahlukatmı yarattı sonra onları iki fırkaya ayırdı. Beni en hayırlı fırkanın içinde bulundurdu. Daha sonra onları kabilelere ayırdı. Beni en hayırlı olan kabilenin içinde bulundurdu. Ben sizin aile yönünden en hayırlmızım, nefis yönündende en hayırlmızım" dedi. [77]


Bütün Arapların Rasulullah'la Akraba Oldukları

70) Ibn Abbas şöyle demiştir. Kureyş'ten bir batın yoktur ki Rasu-lullah'la bir akrabalığı bulunmasın. Bunun üzerine şu ayet-i kerime in­miştir: "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum." [78]

Yani aramızdaki akrabalık hukukuna riayet etmenizi istiyorum.

71) Eş-Şa'bi şöyle demiştir: Halk bize: "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum" ayeti hak­kında çok gelip gitti.

Yani aramızdaki akrabalık hukukuna riayet etmenizi istiyorum diye manâ verilmiştir.

Bunun üzerine Ibn Abbas'a bir mektup yazdım. O da bana şu ce­vabı verdi: Rasulullah (s.a.v.) Kureyş arasında soylu^ birisiydi. Kureyş boylarından hiçbiri yoktur ki onu kendi soylarından saymasınlar. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum." [79]

Yani benim size akraba olmamı istersiniz ve beni bu konuda ko-rursunuz demek istiyor.

72) İbn Abbas, Allah Teala'nm: "Size kendinizden bir peygamber gelmiştir" [80] ayeti hakkında şöyle demiştir: Araplardan hiçbir kabile yoktur ki, Mudarlılan, Rabilüeri ve Yemanhları Hz. Peygamber'in so­yundan kabul etmesinler. [81]


Peygamberin "Ben Nikah Mahsulü Olarak Meydana Geldim. Zinadan Meydana Gelmedim" Demesi

73) Ali tbn Ebi Talib şöyle anlattı: Peygamber (s.a.v.): "Ben cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbir şey bulaşmadan, ana ve babamdan meydana geldim. Adem'den, babama ve anneme gelip ulaşıncaya kadar, hep nikah mahsulü olarak meydana geldim, zinadan meydana gelme­dim" demiştir. [82]

74) Ibn Abbas, Rasulullah'm şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Be­nim anne ve babam asla zina yaparak birleşmediler. Allah beni devamlı temiz sulblerden temiz rahimlere süzülmüş ve tertemiz olarak nakletti. Ben en temiz cinsi birleşmede ortaya çıktım.' [83]


Abdulmuttalib'in Gördüğü Rüya Rasulullah'ın Varlığına Delalet Eder.

75) Abdulmuttalib anlatmıştır: Hicr'da uyurken beni korkuta bir rüya gördüm. Bu rüya sebebiyle çok huzursuz oldum. Kureyş'in bir ka­dın kahinine geldim. Üzerimde boncuklu bir ipek elbise vardı. Saçımın topuzu da omzuma vuruyordu.

Bana bakınca yüzümdeki değişikliği anladı. O sırada ben kavmi­min efendisi olduğumdan bana:

- Efendimiz bana niçin rengi değişik bir vaziyette geldi. Onu bir felaket mi korkuttu acaba? dedi. Ona:

- Evet, dedim. Herkes önce kahin kadının sağ elini öpüyor, sonra onun elini kendi başına koyuyor ve isteğini açıklıyordu. Ben öyle yap­madım, çünkü kavmimin büyüğüydüm.

Oturup anlattım: Gece uykumda şöyle bir rüya gördüm. Yerden bir ağaç bitti. Tepesi göğe değdi. Dallarıyla doğu ve batıyı kapladı. Ondan daha parlak bir nur görmemiştim. O, güneşin ışığından doksan kat daha büyüktü. Arap ve Arap olmayanların ona secde ettiklerini gördüm. Onun büyüklüğü, ışığı ve yüksekliği her an artıyordu. Bir süre kayboluyor, bir süre de parlıyordu. Kureyş'ten bazılarının onun dallarına