OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM
RASULULLAHIN
BA’Sİ, HAŞRÎ VE ONUN BAŞINDAN GEÇECEK ŞEYLER
Rasulullâh Kıyamet Günü,
Toprağı Yarılarak Kabirlerinden Çıkacakların İlkidir
İsa İbn Meryem'in
Feygamberimizle Birlikte Haşredileceğt
Rasulullah'ın Nasıl
Haşredileceği
Rasulullah’ın Sancağı
(Livası)
Rasulullah Peygamberler
Arasında Tabisi En Çok Olan Peygamberdir
Rasulullah'ın Havuzu
Hz. Peygamberin Şefaati
Makam-ı Mahmud
Rasulullah'ın Sıratta
Mü'minleri Kurtarması
Peygamberimizin Cennete
Gireceklerin İlki Olduğu
Rasulullahın Ümmetinin
Fazileti
Rasulullah'ın Cennettekiler
Yanındaki Derecesinin Yüksekliği
OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM
RASULULLAHIN
BA’Sİ, HAŞRÎ VE ONUN BAŞINDAN GEÇECEK ŞEYLER
Rasulullâh Kıyamet Günü, Toprağı Yarılarak Kabirlerinden
Çıkacakların İlkidir
1570)
Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasuîullah (s.a.v.):
"İnsanlar basedildiklerinde
(yeniden dirilliidikJerinde) ilk çıkacak olanları benim" dedi.
1571)
Ebu Said, RasLÛullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:
"Kıyamet gün d, Sûra üfürüldükten
sonra, başını topraktan kaldıranların ilki ben olurum. Musa'yı
arş'm yanında bu! urum. Bilmiyorum artık, o, sûr'un
üfürülüşünden etkilendi mi, etkilenmedi mi?"
1572)
Ebu Said şüyie dedi: Rasulullah (s.a.v.):
"Ben, Adem oğluni-n efendiliyim,
Toprağı kendisi İçin'yarüacak-ların ilki benim. İlk şefaat eden
ve ilk şetaatı kabul edilecek benim" buyurdu."
1573)
Abdullah İbn Selam şöyle dedi: RaEulüllah (s.a.v.): "Toprağı
yarılarak kabirden çıkacakların ilki benim. Bunda övünme
yoktur" buyurdu.
1574)
Ebu Hüreyre şöyle ckdi: Kasulullah şunu buyurdu:
"Kıyamet günü, toprağı y.ı ilan. *
kabirden çıkacakların ilki benim. Bunda övünme yok."
İsa İbn Meryem'in Feygamberimizle Birlikte Haşredileceği
1575)
Abdullah İbn Ömer anlattı: Rasulullah şöyJo buyuidu:
"îsa îbn Meryem yeryüzüne iner.
Evlenir ve çocuğı olur. K>kbeş yıl kalır. Sonra ölür ve benim
kabrime, yanıma defnedilir îsa ile hen, Ebu Bekr'le Ömer'in
arasındaki aynı kabirden kalkarız."
Rasulullah'ın Nasıl Haşredileceği
1576)
Enes îbn Malik şunu söyledi: Rasulullah (s.a.v.):
"Kıyamet günü, toprağı yarılarak
kabrinden çıkacakların ilki benim. Etrafımda, muhacirler ve
ensar, başlarından topraklan silkeler oldukları halde kabrimden
çıkarım" buyurdu.
1577)
îbn Ömer şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.):
"Toprağı yarılarak kabirlerden
çıkacak olanların ilki benim. Sonra Ebu Bekr, sonra Ömer, daha
sonra Bakî'ya gömülenlere gelirim. Onlar da benimle birlikte
hasredilirler. Sonra da Mekke halkım beklerim."
El-Mutarriz şunu ilave etti: "Ben
Haremeyn (iki Harem) arasında hasredilirim."
1578)
Ka'bu'l-Ahbar şunu anlattı:
Fecir -doğar doğmaz, yetmiş bin
melek iner, kanatlarını çırparak kabri kuşatırlar ve Peygamber'e
(s a.v.) salât getirirler. Akşam olunca onlar göğe çıkarlar.
Onların benzerleri inip aynı şeyi yaparlar. Yer varıldığında
da, Rasulullah (s.a.v.) etrafında pervane gibi dönen yetmiş bin
meleğin arasında çıkar.
1579}
Yusuf îbn Yusuf şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.)
"însanlar yaya olarak
hasredilirler. Ben ise, Bilal Önümde, kırmızı bir deve üzerinde
olduğu halde, Burak'a binmiş olarak hasredilirim, insanların
toplandığı yere ulaştığımızda, Bilal, ezan okuyarak seslenir.
Eşhedu en lâ ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Rasulullah
dediğinde, öncekiler ve sonrakiler onu tasdik ederler" buyurdu.
Rasulullah’ın Sancağı (Livası)
1580)
Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu: "Livau'1-Hamd,
benim elimdedir."
1581)
Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah şunu buyurdu:
"Livau'1-Hamd, benim elimdedir.
Bunda övünme yok. Adem ve diğer peygamberler, kıyamet günü
benim sancağımın altındadır. Bunda övünme yok."
Rasulullah Peygamberler Arasında Tabisi En Çok Olan Peygamberdir
1582)
Enes şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Kıyamet günü, bir peygamber,
yanında bir kişi olduğu halde gelir. Başka bir peygamber,
yanında iki kişi olduğu halde gelir. Ben, kıyamet günü,
insanların tabisi en çok olanıyım."
Rasulullah'ın Havuzu
1583)
Enes Ibn Malik, Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu
rivayet etti:
"Havuzumun mesafesi Eyle ile
Yemen'in San'a şehri arasındaki mosafe gibidir. O havuzumda gök
yıldızlarının sayısınca bardaklar vardır."
1584)
Abdullah ibn Anar anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Benim (cennetteki) havuzum bir
aylık yoldur. Kokusu miskten daha hoştur. Bardakları da
gökyüzünün yıldızları gibi çoktur. Ondan içen kimse hiç
susamaz."
1585)
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Havuz'un başına ben sizden önce
varacağım. Kim gelirse ondan içecek ve kim içerse ebediyyen
susamayacaktır."
1586)
Abdullah İbn Mes'ud şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.):
"Havuzun başına ben sizden önce
varacağım. Önümdeki bazı kimseler (diğerlerinden) bölünüp
ayrılacaklar. Ben: Ya Rabbi! Ashabım, diyeceğim. Bana şöyle
denilecek: Onların, senden sonra ne yaptıklarını bilmiyorsun"
buyurdu.
1587)
İbn Ömer şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Önünüzde gerçekten, bir havuz
vardır. Onun iki tarafının arası Cerba ile Ezruh arası gibidir."
1588)
Ebu Zerr şöyle anlattı:
- Ya Rasulellah! Havuzun kapları
nelerdir? diye sordum. Rasulullah (s.a.v.) şu cevabı verdi:
- Canım elinde olan Allah'a yemin
olsun! Onun kapları açık karanlık gecedeki gökyüzünün
yıldızlarından daha çoktur. Bunlar cennetin kaplarıdır. Kim
bu kaplardan içerse, ömrünün sonuna kadar susamaz. Havuzun
cennetten çıkan iki oluğu şarıl şarıl akar. Eni, uzunluğu
gibidir. Amman'la Eyle arası kadardır. Suyu sütten daha beyaz
ve baldan daha tatlıdır."
1589)
Huzeyfe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Havuzum, Eyle'nin Aden'e olan
uzaklığı kadardır. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki,
ben, kişinin yabancı develeri kendi (sulama) havuzundan kovup
uzaklaştırdığı gibi adamları ondan uzaklaştırırım."
-Ya Rasulallah! Bizi tanır mısın?
dediler. Rasululîah (s.a.v.):
- Evet, siz bana yüzünüz ve
ayaklarınız bembeyaz ve nurlu bir şekilde gelirsiniz" dedi.
Hz. Peygamberin Şefaati
Daha önce, Ebu Hüreyre'nin rivayet
ettiği bir hadiste şöyle geçmişti: "İlk şefaat eden ve şefaati
ilk kabul edilecek olan benim."
1590)
Ebu Hüreyre şöyle anlattı:
Rasulullah'a (s.a.v.) bir et
(yemeği) getirildi. Ona kol tarafından bir parça takdim edildi.
O, kolu severdi. Etten, dişleri ile bir parça kopardı. Sonra
şöyle buyurdu:
"Kıyamet gününde, insanların
efendisi benim. Bu neden? biliyor musunuz? Allah, gelmiş geçmiş
bütün insanları düz bir yerde toplayacak. Çağıran sesini
hepsine duyurabilecek, göz hepsini görebilecek, güneş
yaklaşacak, insanların gam ve kederi dayanamayacakları ve
tahammül edemeyecekleri dereceyi bulacak. Bunun üzerine insanlar
birbirlerine: Halinizi görmüyor musunuz? Başınıza geleni
görmüyor musunuz? Rabbinizin huzurunda kendinize şefaat edecek
bir zat arasa-niza, diyecekler.
İnsanlar yine birbirlerine:
Babanız Adem'dir, diyecekler. Adem'e gelecekler ve şöyle
diyecekler:
-Ya Adem! Sen, insanların
babasısın. Allah seni eliyle yarattı. Sana, kendi ruhundan
üfledi. Meleklere emretti de sana secde ettiler. Aziz ve Celil
olan Rabbinin huzurunda bize şefaat et. Halimizi görmüyor musun?
Başımıza geleni görmüyor musun? Adem de şöyle der;
-Rabbim bugün öyle bir Öfkelendi
ki, ne bundan önce böyle öfkelenmiştir ne de bundan sonra böyle
öfkelenecek. O bana cennetteki a-ğaçtan yemeyi yasak etti de,
ben ona isyan ettim. Nefsî, nefsî. Siz başkasına gidin. Nuh'a
gidin.
Nuh'a gelirler v,e şöyle derler:
-Sen yeryüzüne gönderilen ilk
peygambersin. Allah, sana şükreden kul demişti. Bize, Rabbin
huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni
görmüyor musun? Nuh onlara:
-Rabbim, bugün Öyle bir öfkelendi
ki, ne bundan önce böyle öfkelenmiştir, ne de bundan sonra
böyle öfkelenecektir. Benim vaktiyle ettiğim bir bedduam vardır
ki, onu kavmime etmiştim. Nefsî, nefsi". Siz benden başkasına
gidin. İbrahim'e gidin.
Onlar İbrahim'e (a.s.) gelirler ve
şöyle derler:
-İbrahim! Sen Allah'ın
peygamberisin ve yeryüzü halkından Allah'ın halîlisin. Bize
Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor musun? Başımıza
geleni görmüyor musun? İbrahim onlara:
-Bugün Rabbim öyle bir öfkelendi
ki, daha önce öyle öfkelenmedi ve daha sonra da öyle
öfkelenmeyecektir. Bu arada vaktiyle söylediği a-sılsız şeyleri
andı ve: Nefsî, nefsî (ben ancak kendimi düşünebilirim,
kendimi), siz benden başkasına gidin. Musa'ya gidin, dedi.
Onlar Musa'ya gelirler ve şöyle
derler:
-Musa! Sen, Allah'ın Rasulüsün.
Allah, seni risaletleri ve konuşmasıyle diğer insanlardan üstün
kılmıştır. Bize Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor
mus.un? Başımıza geleni görmüyor musun? Musa onlara:
-Bugün Rabbim öyle öfkelendi ki,
ne bundan önce böyle öfkelenmiştir ne de bundan sonra böyle
öfkelenecektir. Hem ben (vaktiyle) öldürmeye memur olmadığım
bir insan öldürdüm. Nefsî, nefsî. Siz, benden başkasına gidin.
İsa'ya gidin.
isa'ya (a.s.) gelip şöyle derler:
-Isa! Sen Allah'ın Rasulüsün,
Meryem'e attığı kelimesisin ve Allah'tan bir ruhsun. (Isa da:
Evet öyle, dedi). Sen insanlarla daha beşikteyken konuştun.
Bize, Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor musun?
Başımıza geleni görmüyor musun? Isa da onlara şöyle der:
-Bugün Rabbim öyle öfkelendi ki ne
bundan önce, böyle Öfkelendi, ne de bundan sonra böyle
öfkelenecektir. -Hiçbir günah zikretmedi-Benden başkasına gidin.
Muhammed'e gidin.
Onlar gelip şöyle derler:
-Muhammedi Sen Allah'ın Rasulüsün
ve peygamberlerin sonun-cususun. Allah senin önceki ve sonraki
günahlarını affetmiştir. Rabbinin katında bize şefaatçi ol.
Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?
Ben de kalkıp Arş'm altına
geleceğim ve orada Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah
kendisine ait hamdlerden ve senaların güzellerinden bana
Öylelerini feth ve ilham buyuracak ki, onları, benden önce,
hiçbir kimseye feth ve ilham buyurmuş değildir. Sonra:
Muhammedi Başım kaldır, iste, istediğin verilecek. Şefaat et.
Şefaatin kabul o-lunacak, denilir.
Bunun üzerine ben de: Rabbim!
Ümmetimi, ümmetimi. Ya Rabbî! Ümmetimi, ümmetimi, diyeceğim.
Bunun üzerine: Muhammedi Ümmetinden hesapsız olanları cennet
kapılarının sağmdakinden cennete koy, denilecek. Onlar, bu
kapıdan başka, öteki kapılarda da insanlara ortaktırlar.
Canım elinde olan Allah'a yemin
ederim ki, cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile
Hecer arası kadar veya Mekke ile Busra a-rası kadardır."
1591)
Enes îbn Malik rivayet etti: Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Mü'minler kıyamet gününde
toplanacaklar ve bu kendilerine ilham olunacak. Onlar şöyle
diyecekler: Yüce Rabbimizden şefaat ailesel de bizi şu
vaziyetimizden kurtarsa."
(1433)
(Bundan önceki hadiste geçenlere
yalan bir ifade.)
Ravi şöyle dedi: "Ben (Muhammed)
kalkacağım. Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isteyeceğim.
Bana izin verilecek. Rabbimi görünce secdeye kapanacağım. Allah
dilediği kadar beni secde halinde bırakacak, sonra bana:
Muhammed! Başını kaldır, iste, istediğin verilsin. Şefaat dile,
sana şefaat hakkı verilsin, denilecek.
Başımı kaldıracağım. Rabbimin bana
öğrettiği bir hamdle hamdedeceğim, sonra şefaat edeceğim, Rabbim
bana bir had çizecek ve onlan cennete sokacağım. Dördüncü defa
döneceğim ve şöyle diyeceğim: Ya Rabbi! Cehennemde Kur'an'ın
hapsettiklerinden yani kendilerine ebe-diyyen cehennemde kalmak
vacip olanlardan başka kimse kalmadı."
Enes îbn Malik bize Rasulullah'ın
şöyle buyurduğunu anlattı:
[La ilahe illallah diyen ve
kalbinde arpa tanesi kadar iyilik bulunan cehennemden
çıkarılır.] Sonra la ilahe illallah diyen ve kalbinde zerre
miktarı iyilik bulunan cehennemden çıkarılır. Sonra la ilahe
illallah deyip de kalbinde buğday tanesi kadar iyilik bulunan
cehennemden çıkarılır."
1592)
Enes şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Her peygamberin kabul olunan bir
duası vardır. Fakat ben, duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat
etmek için sakladım"
1593)
Ubeyy İbn Ka'b anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü, insanların imamı,
hatibi ve onların şefaat sahibi ben olacağım. Bunda övünme yok."
1594)
Enes şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sırattan geçerken ümmetimi
beklemek üzere ayakta dururken îsa yanıma çıkagelir ve şöyle
der: Bu peygamberler, senden istemek ü-zere sana geldiler, (veya
şöyle der: Onlar senin yanında toplanırlar ve içlerinde
bulundukları durumun öneminden dolayı bütün ümmetleri Allah'ın
dilediği yere ayırması için Allah'a dua ederler. Bazı insanlar
ter içinde gemlenecekler. Mü'min, sanki çuval gibi terin
üzerindedir. Kafiri ise, ölüm kaplar. Sana dönünceye kadar bekle
der. Rasulullah (s.a.v.) gider. Arş'm altında ayakta durur.
Hiçbir seçilmiş meleğin ve hiçbir peygamberin karşılaşmadığı
şeyle karşılaşır. Allah, Cebrail'e şöyle vahyeder: Muhammed'e
git. Ona şöyle de: Başını kaldır. İste ki istediğin verilsin.
Şefaat et ki şefaatin kabul edilsin. Her doksan dokuz kişiden
birini şefaatimle cehennemden kurtarma yetkisi bana verilir.
Azız ve Celil olan Rabbime devamlı gider gelirim. Her
istediğimde bana mutlaka
şefaat yetkisi verilir. Nihayet
yüce Allah şöyle der: Muhammedi Allah'ın yaratıkları olan
ümmetinden, bir gün ihlasla la ilahe illallah diyeni ve bu halde
öleni cennete sok,"
1595)
Imran İbn Husayn şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Muhammed'in şefaatiyle bir
topluluk ateşten çıkarılır. Bunlar cehennemlikler diye
adlandırılanlardır."
1596)
Enes Ibn Malik şöyle dedi: Rasulullah şunu buyurdu:
"Şefaatim, ümmetimden ehl-i
kebaire (büyük günah işleyenlere) dir."
1597)
Abdullah İbn Amr şunu rivayet etti: Rasulullah buyurdu:
"Ben, şefaatle, ümmetimin yansının
cennete girmesi arasında muhayyyer bırakıldım. Ben, şefaati
tercih ettim. Çünkü o, daha umumî ve. daha yeterlidir. Onun
(sadece) muttaki mü'minlere olduğunu mu zannediyorsunuz? Hayır.
O, lekeli, kirli günahkârlar için de olur."
1598)
Abdullah şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Her peygamberin dünyada hemen
yaptığı bir duası vardır. Ben, duamı kıyamet gününde kirli,
lekeli günahkâr ümmetime şefaat olarak sakladım."
1599)
Ebu Said rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ben kıyamet gününde Adem oğlunun
efendisiyim. Bunda övünme yok. Ben, kıyamet gününde ilk şefaat
edenim. Yine bunda da övünme
yok."
1600)
Cabir İbn Abdillah şunu rivayet etti: Peygamber (s.a.v.):
"Her peygamberin ümmeti için bir
duası vardır. Ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak
sakladım."
1601)
Ubeyy Ibn Ka'b şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü, ben peygamberlerin
imamı, onların hatibi ve şe-faatlarının sahibi olacağım. Bunda
övünme yok."
Makam-ı Mahmud
1602)
Ka'b İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Kıyamet gününde, insanlar
hasredilirler. Ben ve ümmetim bir tepenin üzerinde oluruz.
Rabbim, bana, yeşil bir elbise giydirir. Sonra bana izin
verilir. Ben Allah ne söylememi dilerse söylerim, işte Ma-kam-ı
Mahmud, bu makamdır."
1603)
İbn Mes'ud şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.):
"Ben Makam-ı Mahmud'da dururum.
Yalınayak, çıpîak ve sün-netsiz olarak getirildiğinizde, ben
Makam-ı Mahnıud'da dururum. Orası, benim ümmetim için şefaat
edeceğim makamdır" dedi.
1604)
Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Alemlerin Rabbi beni, hiç
kimsenin durmadığı bir makamda durdurur. -Ağladı- Benden sonra
orada kimseyi durdurmayacak."
1605)
İbn Abbas; "Rabbinin seni Makam-ı Mahımıd'a göndermesi umulur"
ayeti hakkında şöyle demiştir:
Allah onu Arş'a oturtacaktır.
Mahmud'un manâsı nedir? denilirse:
Biz de şöyle deriz:
Onu Arş'm üzerine oturtur.
Mahlukata olan üstünlüğünden dolayı bu ona hamdettiği makamdır.
1606)
İbn Abbas; "Rabbinin seni Makam-ı Mahmud'a göndermesi umulur"
ayeti hakkında şöyle demiştir:
Muhammed'in, Rabbinden verilme,
hiçbir peygamberin ve hiçbir mukarreb meleğin oturmadığı bir
makamı vardır. Aziz ve Celi! olan Allah, bütün önceki ve
sonraki yaratıklara onun üstünlüğünü açıklar.
1607)
Ali Îbnu'î-Huseyn anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu: ı
"Kıyamet günü arz, derinin
uzatıldığı gibi uzatılır. Öyle ki, insan için sadece iki ayaklık
yer kalır."
Yine Rasuîullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
"Ben ilk çağrılan olacağım.
Cebrail, Rahman'ın sağındadır. Vallahi daha önce onu
görmemiştir. Ben şöyle diyeceğim: Rabbim! Bu, bana senin onu,
bana gönderdiğini söyledi. Yüce Allah da: Doğru, diyecek. Sonra
şefaatte bulunup şöyle diyeceğim: Ya Rabbi! Kulların yeryüzünün
her tarafmdadır. İşte bu. Makam-ı Mahmud'dur."
Rasulullah'ın Sıratta Mü'minleri Kurtarması
1608)
Ebu Hüreyre şöyle dedi:
Cehennem köprüsünün üzerine
sırat kurulacak. Peygamber (s.a.v.):
"Onu (sıratı) ilk geçecek benim"
buyurdu.
1609)
Müslim'in Huzeyfe ve Ebu Hüreyre'den alıp rivayet ettiği ferd
hadisler arasında şu vardır:
' Peygamberiniz sırat üzerinde
durarak şöyle der: Rabbim! Selamet ver, selamet ver."
1610)
Enes şöyle dedi:
Peygamber'den (s.a.v.), kıyamet
gününde bana, şefaat etmesini istedim. O da:
- "Tamam" dedi. Ben:
- Ya Rasulallah! kıyamet günü,
seni nerede arayayım? dedim. Ra-sulullah:
- Sırat'ta, beni ilk aradığın
yerde ara" dedi. Ben:
- Sırat'ta seninle
karşılaşamazsam, dedim. O da:
- "Ben, Mizan'm yanındayım" dedi.
Ben:
- Seninle, Mizan'm yanında
karşılaşamazsam, dedim. O:
- "Ben, Havuz'un yanında olurum.
Bu üç yerde yanılmam. (Bu üç yerde mutlaka bulunurum" cevabını
verdi.
Peygamberimizin Cennete Gireceklerin İlki Olduğu
1611)
Sabit şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü, ben cennetin
kapısına gelerek açılmasını isteyeceğim. Cennetin bekçisi:
-Sen kimsin, diyecek. Ben de:
-Muhammed'im, diyeceğim. Bunun üzerine:
-Bana ancak, sana açmam emredildi.
Senden önce hiç kimseye açmayacaktım, diyecek."
1612)
Enes İbn Malik rivayet etti: Rasulullah şöyle buyurdu: "Cennetin
kapısını ilk çalacak olan benim. Hazin (cennetin bekçisi): -Sen
kimsin? diyecek. Ben de:
-Ben Muhammed'im, diyeceğim. O da:
-Kalkıp sana açacağım. Bunu,
senden önce hiç kimseye yapmadım ve senden sonra da kimseye
yapmayacağım, diyecek."
1613)
Huzeyfe şöyle anlattı: Rasulullah'm ashabı şöyle dediler:
- ibrahim Halilullati'tır
(Allah'ın dostudur). Musa, Allah'ın kendisiyle konuştuğu
kimsedir. İsa,, Allah'ın kelimesi ve ruhudur. Peki sana ne
verildi? Rasulullah (s.a.v.):
- Adem oğullarının hepsi kıyamet
gününde sancağımın altındadırlar. Kendisine cennetin
kapılarının açılacağı ilk kişi benim" dedi.
1614)
Ömer Ibnü'l-Hattab, Rasulullah'm (s.a.v.) şu sözünü rivayet
etti:
"Cennet, ben girinceye kadar bütün
peygamberlere haram kılındı. Ümmetim girinceye kadar da bütün
ümmetlere haram kılındı."
1615)
Enes Ibn Malik anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Onlar tutuldukları zaman,
şefaatçileri benim. Ümitsizliğe düştüklerinde, onlara (cenneti)
müjdeleyen benim. Cennetin anahtarları da benim elimdedir."
1616)
Ebu Hüreyre şunu rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.):
- Cennete ilk girecek benim. Bunda
övünme yok" buyurdu.
Rasulullahın Ümmetinin Fazileti
1617)
Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah buyurdu:
"Bizler en son gelenleriz, anîa
kıyamet gününde herkesi geçenler de biz olacağız. Şu kadar var
ki onlara bizden önce kitap verildi, bize onlardan sonra
verildi. Allah'ın, bize farz kıldığı şu gün yok mu? Allah bizi
ona hidayet etmiştir. Onlar, bu hususta bize tabidirler.
Yahudilerin bayramı yarın, hristiyanlannki ise öbür gündür."
1618)
Behz ibn Hakim Ibn Muaviye'nin babası dedesinden şunu rivayet
etti: Peygamberin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum:
"Bilesiniz ki, siz yetmişinci
ümmet olarak gelirsiniz. Siz, Allah katında, bu ümmetlerin en
hayırlısı ve en değerlisisiniz."
. 1619)
Huzeyfe İbnu'l-Yeman şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) öyle bir secde
yaptı ki ruhunun alındığını zannettik. Başını kaldırınca, şöyle
dedi. Rabbim beni ümmetime ne yapacağım konusunda muhayyer
bıraktı. Ben de şöyle dedim: Rabbim! Onlar, senin yaratıkların
ve kullarındır. Beni ikinci defa tekrar muhayyer bıraktı. Ona
aynı şeyi söyledim. Yüce Allah bana: Muhammedi Seni, ümmetin
hakkında mahcup etmeyeceğim, dedi ve bana: Ümmetimden benimle
birlikte cennete gireceklerin ilki, her bin kişiyle yetmişbin
olan, yetmiş bin kişidir. Onlara hesap yoktur. Sonra bana şu
haberi gönderdi: Dua et ki sana icabet edilsin. İste ki sana
verilsin. Elçisine şöyle dedim: Rabbim! Benim istediğimi verecek
mi? Elçi şöyle cevap verdi' Rabbim, beni sana sadece vermek için
gönderdi.
Rabbim bana verdi. Bunda övünme
yok. Benim önceki ve sonraki günahlarımı affetti. Bana,
ümmetimin aç kalmamasını ve yenilmemesi nimetini lütfetti. Bana
Kevser'i verdi. Kevser, cennette, havuzum içinde akan bir
nehirdir. Bana, izzet, şeref ve bir aylık yoldan korku salmayı
lütfetti. Bana, cennete girecek ilk peygamber olma özelliğini
verdi. Bana ve ümmetime ganimeti helal kıldı. Bizden öncekilere
zorlaştırdığı (haram kıldığı) şeylerin birçoğunu bize helal
kıldı. Bize (onlarda) güçlük çıkarmadı."
Rasulullah'ın Cennettekiler Yanındaki Derecesinin Yüksekliği
1620)
Ebu Said rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Vesile, Allah Teala'mn yanında
bir derecedir ki, ondan üstün derece yoktur. Allah'tan bana
vesile vermesini isteyin."
1621)
Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah şunu buyurdu:
- "Bana salât getirdiğinizde,
Allah'tan benim için vesile isteyin."
- Ya Rasulallah! Vesile nedir?
denildi. Rasulullah (s.a.v.):
- "O cennette, sadece bir kişinin
erişebileceği en yüksek derecedir. Benim, o kimse olacağımı
umuyorum."
1622)
Yine Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah buyurdu:
"Bana salât getirin. Çünkü bu,
sizin için zekattır. Allah'tan, benim için cennetteki vesile
derecesini isteyin. O, bir kişi içindir. Benim o kişi olacağımı
umuyorum."
1623)
Abdullah İbn Amr, Rasulullah'tan şunu duyduğunu rivayet
etti:
"Müezzini duyduğunuzda, onun
söylediğinin aynısını söyleyin, sonra bana salât getirin. Çünkü
kim bana salât getirirse, Allah da ona on salât getirir. Aziz ve
Celü olan Allah'tan vesile isteyin. Kim Allah'tan benim için,
vesile'yi isterse, şefaati hakeder."
1624)
Rufeyfi" İbn Sabit anlattı: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:
"Kim, Allah'ım, Muhammed'e salât
et ve onu, cennette senin katına mukarreb (yakın) makama indir,
derse, kıyamet günü, o kişi şefaatimi hakeder."
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Daha önce kaynakları geçti.
[2] Buharı, Sahih, Kl/159 IV, 192, *Af75, V!ll/13fc, ıX'16. 170;
Müslim, Sahih, kita-bu'l-fedail,-hadis* 1G0,162; İmam Ahmed.
Vlusr-ed, ıl!/41.
[3] Ebu Davud ^Suner!. 4673; inr.m Mımed, Musned/ll/540
[4] Tirmizî, Sünen. 3148, 392, İbn Ma^e, Sünen, 4308- İmam Ahmed,
Musned, I/ 281, 312, 33; Hakim, Müstedrek, Ü/465.
[5] Yukarıdaki dipnota bakınız. İthafu's-Sadet i'l-M uttaki n,
İV/278, 424, X/28, 288, 469, 496.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 655-656.
[6] Bakınız: Kenzu'l-Ummal, 39718, Keşfu'l-Hafa, Ü/552;
Mişkâtj'i-Mesab'h, 5508.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 656.
[7] Daha önce kaynakları geçti.
[8] Daha önce kaynakları goçti.
[9] Nesaî, Sünen, fV/114; İmam Ahmed. Musned, IH/495. Bakınız:
Fethu'l-Barı, I/ 174; İthaf, X/456.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 656-657.
[10] İbn Mace, Sünen, 4308; Suyutî, Durru'l-Mensur, İV/86,
İV/301.
[11] Kaynakları yukarıdaki dıbnotta geçti.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 657.
[12] imam Ahmed, Musned, IH/58. Bakınız: Fethu'l-Barı, VIII/172,
İthaf, X/3.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 657.
[13] Buharı, Sahih, 1/149; İbn Ebi Asım, Sunne, II/328.
[14] Buharı, Sahih, VIII/194; Müslim, Sahih kitabu fedaıli's-sahabe,
hadis: 27. Bakınız: İthaf, H/39, X/500, 504; Fethu'l-Barı, XI/463.
[15] Bakınız. Buharî, Sahih, VIII/148, 150, IX/58; Müslim,
Sahih, kitabu'l-fedail, hadis: 25, 26, 32; İthaf, X/502, 503,
508, N/39.
[16] Yukarıdaki dipnota bakınız
[17] Müslim, Sahih, hadis: 34, 35; Ebu Davud, Sunne, bab: 25;
İmam Ahmed, Musned, 11/21, 125.
[18] Daha önce kaynaklan geçti. Bunu Müslim de rivayet etmiştir.
[19] Daha önce kaynakları geçti.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 657-658.
[20] Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, hadisp 332; İmam Ahmed,
Musned, 111/140; jbn Mace, 4308; Darimî
[21] Buharî, Sahih, İV/163, VI/605; Müslim, Sahih, kitabu'l-iman,
hadis: 327; Tirmiz Sünen, 2431; İmam Ahmed, Musned, U/435,
436,111/144.
[22] Yukarıdaki dipnota bakınız.
[23] Buharî, Sahih, kitabu'r-rikak; Müslim, Sahih, 1/124 ve
devamı.
[24] İmam Ahmed, Musned, V/137; Beyhakî, Delariu'n-Nubuvve,
V/481; İbn Ebî Asım, Sunne, H/364.
[25] Daha önce kaynakları geçti
[26] Buharî, Sahih, VIU/143
[27] Ebu Davud,4739,Tırmızî, 2436; İmam Ahmed, Musned, 111/213;
Beyhakî, Su-r.enu'l-Kubra, VII1/17, X/190, Taberanî, el-Kebîr,
I/332, Xt/189.
[28] Daha önce kaynakları geçti.
[29] Yukarıdaki dipnota bakınız.
[30] Daha önce kaynaları geçti.
[31] Daha önce kaynaları geçti.
[32] Daha önce kaynaları geçti.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 658-662.
[33] Ebu Davud, el-ba’s, bab:23; İmam Ahmed, Müsned, III/456;
Hakim, Müstedrek, II/363, 514, IV/564; Taberani, el-Kebir, XIX/73.
[34] Taberanî, ei-Kebir, X/98: Taberanî, Tefsir, XV/99; !bn
Kesir, Tefsir, V/105.
[35] İsra Suresi, 79.
[36] İbn Cerîr et-Taberî, "tefsir, XV/99, XXX'72; İbn Kesir,
V<108, Zebıdî, İthaf. X/453.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 663.
[37] Müslim, Sahih, kıtabu'l-ıman, hadis: 329; Tırmızî, kıyame,
bab: 9.
[38] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 664.
[39] Müslim, Sahih, kıtabu'l-ıman, hadis: 333; İmam Ahmed,
Musned, 111/136, Ibnu'l-Mubarek, Zuhd, 11/119.
[40] Müslim, Sahih, kitabu'l-iman; Nesaî, Sünen, kitabu'l-iman,
bab: 331. Bakınız: Fethu'l-Bari, XI/436; İthaf, X/497.
[41] Daha önce kaynakları geçti.
[42] Bağavî, Şerhu's-Sunne; Suyutî, Camİ'u'l-Kebir, 5435; Zehebî,
Mizanu'l-l'tida!, 4536; İbn Adiyy, el-Kamil, İV/1448.
[43] Daha Önce kaynakları geçti.
[44] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 664-665.
[45] Buharî, Sahih, enbiya, bab: 54; Müslim, Sahih, cumua, bab:
6.
[46] imam Ahmed, Musned, V'3, Taberî, Tefsir, l'?09, İV/30:
Ibnu'l-Cevzî, Mevzua I/30; Ebu Nuaym, Tarıhu Isbehan, H/6
[47] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 665-666.
[48] imam Ahmed, Musned, Ilı 83, Heysemî, -ıau[z-Zevaıd, i/332
[49] İmam Ahmed, Musned, II/265, Ibn EbîŞey1-. Musannef, Xl'5O4
[50] İbn EbîŞeybe, Musannef, 11/517.
[51] Buharî, Sahih, 1/159; MusÜm, Sahih, kitabu's-saiah, hadis:
10
[52] İbn Ebi Asım, Sunne, İt/395; Taberanî, el-Kebir, V/14;
Münzirî, Terğib vet-Terhib, K/504. Bakınız: İthaf, V/51.
Ezher'deki nüshanın sonunda şöyle yazılıdır:
Mübarek kitap bitti. Bu kitap şeyh Abdurrahman İbnu'l-Cevzî
el-Hanbelî'nin (Allah ona rahmet etsfn) telifidir. Allah,
Efendimiz, Muhammed'e (s.a.v.) aline ve ashabına salât etsin ve
çok selam etsin.
Teymur'dakİ nüshanın sonunda da şöyle yazılıdır:
Bu, şeyh, imam, alim, cesur ve cömert kişi Ebu'l-Ferec
Abdurrahman Îbnu'l-Cevzî'nin "el-Vefa fî Sîreti'l-Mustafa"
isimli kitabın sonudur. Allah onu rahmetine bürüsün. Onu firdevs
cennetine yerleştirsin. Hamd ve minnet Allah'a aittir. Bu, 1182
yılının Gumadeîahiresinin üçünde gerçekleşmiştir. Hamd
Allah'adır. Allah, kul, hakir, aczini ve kusurunu itiraf eden
Muhammed İbn Ahmed el-Budirî vasıtasıyla Peygamber Muhammed'e
(s.a.v.) salât etsin.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 666-667.