SEKİZİNCİ BOLUM
RASULULLAH'IN EDEP VE
DAVRANIŞLARI
Rasulullah'ın Sag Elini
Temizliğe, Sol Elini De Pisliği Gidermeye Ayırdığı
Rasulullahtn Aksırma
Esnasında Yaptığı Hareket
Rasulullah Hareket Ve
Davranışlarında Sağdan Başlamayı Severdi
Rasulullah'ın Oturuşu
Rasulüllahın İhtirası
Rasulullah'ın Dayanması
Rasulullah'ın Sırtüstü
Yattığı
Rasulullah'ın Konuşması
Ve Lafızları
Rasulullah Konuşurken
Ellerini Hareket Ettirirdi
Rasulullah'ın Minberi
Rasulullah'ın Fesahati
(Konuşmasının Güzelliği)
Rasulullah'ın Farsça
Konuşması
Rasulullah'ın Misal
Getirdiği Şiirler
Rasulullah'ın Dinlediği
Şiirler
Rasulullah'ın Yürüyüşü
Rasulullah'ın Gülmesi Ve
Gülümsemesi
Rasulullah Fe'li (Güzel
Sözü) Sever
Rasülullah'ın Hoşa
Gitmeyen İsmi Değiştirmesi
Rasülullah'ın Hediyeyi
Kabul Etmesi Ve Ona Karşılık Vermesi
Rasulullah'ın Ashabıyla
Çok İstişarede Bulunması
Yağan İlk Yağmurda
Rasulullah İn Yaptığı Hareket
Rasulullahtn Kendisi
Hakkında Sui Zanna Sebep Olmama Konusunda İhtiyatlı Davranması
Rasulullah'ın Neşeli Ve
Kızgın Olduğunu Gösteren Belirtiler
Rasulullah'ın Halkla Olan
Münasebetleri
Rasulullah'ın Yemini
Oturduğu Yerden
Kalktığında Rasulullah'ın Söyledikleri
SEKİZİNCİ BOLUM
RASULULLAH'IN EDEP VE DAVRANIŞLARI
Rasulullah'ın Sag Elini Temizliğe, Sol Elini De Pisliği
Gidermeye Ayırdığı
784)
Hz. Aişe şöyle demiştir:
"Peygamber'in (s.a.v.) sağ eli
temizlik ve yemek yemek içindi. Sol eli de, tuvalet ve oradaki
pislikler içindi."f
Rasulullahtn Aksırma Esnasında Yaptığı Hareket
785)
Ebu Hureyre şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.) aksırdığı
zaman sesini alçaltır, aksırığı elbisesinin bir tarafıyla
karşılar ve yüzünü örterdi."
786)
Yine Ebu Hureyre şunu söyledi:
"Peygamber (s.a.v.) aksırdığında,
yüzünü kapatır ve aksırığım gizlerdi."
Rasulullah Hareket Ve Davranışlarında Sağdan Başlamayı Severdi
787)
Hz. Aişe şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.) birşey
aldığında onu sağ eliyle alırdı. Bir şey verdiğinde de, sağ
eliyle verirdi. Her şeye sağıyla başlardı."
Rasulullah'ın Oturuşu
788)
Kayle Bint Mahreme: Rasulullah'ın (s.a.v.) mescidde, dizlerini
dikip elleri kemer gibi inciklerinden geçirerek oturduğunu
gördüm. Rasulullah'ı celsede (oturuş-da) huşu içinde görünce
korkudan titredim, demiştir.
Rasulüllahın İhtirası
789)
Ebu Saîd şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) bir meclisde
oturduğunda elleriyle ihtiba yapardı."
Rasulullah'ın Dayanması
790)
Cabir îbn Semura (r.a.) şöyle dedi:
"Rasulullah1 m (s.a.v.) sol
tarafındaki bir yastığa dayandığını gördüm."
Rasulullah'ın Sırtüstü Yattığı
791)
Abbad îbn Temim, amcasının Rasulullah'ı (s.a.v.) ayağını
a-yağınm üzerine atmış olarak mescidde sırt üstü yatarken
gördüğünü söylemiştir.
Rasulullah'ın Konuşması Ve Lafızları
792)
Enes şöyle demiştir:
"Rasulullah (s.a.v.) sözü üç defa
tekrarlardı."
793)
Yine Enes şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.), bir söz
söylediğinde onu üç defa tekrarlardı. Bir kavme uğradığında
onlara üç defa selam verirdi."
794)
Hz. Aişe şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.) sizin
konuştuğunuz gibi konuşmazdı. O, açık açık ve tane tane
konuşurdu. Öyle ki onu işiten ezberlerdi."
Başka bir rivayette Hz. Aişe şöyle
demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) konuştuğunda, birisi sözünü
saymak isterse sayardı."
795)
el-Hasen îbn Ali şöyle demiştir: Dayım Hind'e:
-Bana Rasulullah'ın (s.a.v.)
konuşmasını tarif et, dedim. O da şunları söyledi:
"-Rasulullah (s.a.v.) icap
etmedikçe konuşmazdı, çok sükût e-derdi, söze avurtlarıyla
başlar ve onlarla bitirirdi (bütün ağzını kullanırdı, bu
Araplarca makbul olan birşeydi). Cevami-i kelimle konuşurdu.
Sözleri hak ve doğruydu. Onlarda ne fazlalık ne de eksiklik
vardı."
796)
Ummu Ma"bed şöyle demiştir:
"Rasulullah (s.a.v.) sustuğunda,
kendisinde bir vakar ve ağırbaşlılık vardı. Sözleri, sanki
dizilmiş birer inci gibi ağzından tatlı tatlı dökülmekteydi.
Sözü, ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz
sayılacak derecede çoktu."
797)
İbn Abbas şunu söyledi: "Rasulullah konuştuğunda, dişleri nur
gibi görünürdü."
Rasulullah Konuşurken Ellerini Hareket Ettirirdi
798)
el-Hasen İbn Ali, dayısı Hind'den şunu nakletti:
"Rasulullah (s.a.v.) işaret
ettiğinde bütün eliyle işaret ederdi, hayret ettiğinde elini
ters çevirirdi, (konuştuğu) zaman, parmaklarını bitiştirir, sağ
avucuyla, sol elinin baş parmağının içine vururdu. Kızdığı
zaman, kızgınlığından hemen vazgeçer ve kızgınlığını belli
etmezdi."
Rasulullah'ın Minberi
799)
Sehl İbn Sa'd şunu anlattı:
Sehl'e, minberin hangi ağaçtan
yapıldığı soruldu.
O da şöyle dedi: Vallahi, ben onun
hangi ağaçtan yapıldığını bilmiyorum, onun yapılışını ve hangi
gün yapıldığını biliyorum. Peygam-ber'in (s.a.v.) onun üzerine
ne zaman oturduğunu gördüm.
Peygamber (s.a.v.), marangoz bir
köleye sahip olan bir kadına şu haberi gönderdi:
"Marangoz kölene benim için
cemaate konuştuğumda, üzerine o-turacağım tahtalar yapmasını
emret."
Kadın kölesine emretti. Köle, Gabe
denilen ağaçlığa gitti ve oradan ılgın ağacı keserek minberi üç
basamaklı olarak yaptı. Kadın minberi Peygambere gönderdi.
Peygamber (s.a.v.) onu gördüğünüz yere koydu, îlk gün onun
üzerine oturup onun üzerindeyken tekbir getirdi. Daha sonra rüku
yaptı. Arkasından geri geri giderek indi ve secde yaptı. Cemaat
de onunla birlikte secde yaptı. Sonra dönüp hutbesini bitirdi.
Minberden ayrılınca:
- "Ey cemaat! Bunu ancak bana
uymanız ve namazımı öğrenmeniz için yaptım" dedi.
Rasulullah'ın Fesahati (Konuşmasının Güzelliği)
800)
Rasulullah (s.a.v.) Araplar'ın en fasihiydi. O şöyle derdi:
"Beni Allah te'dîp etti
(edeplendirdi) ve beni güzel te'dîp etti. Ayrıca ben Beni Sa'd
kabilesinde yetiştim."
Rasulullah (s.a.v.) şöyle de buyurmuştur:
"Ben cevami-i kelimle
gönderildim."
801)
Ömer Îbnu'l-Hattab (r.a.), Rasulullah'a (s.a.v.):
-Ya Rasulellah! Aramızdan
çıkmadığın (bir tarafa gitmediğin) halde, niye sen bizim en
fasihimizsin? diye sordu. Peygamber (s.a.v.):
- "İsmail'in dili kaybolup gitti.
Cebrail onu (tekrar) getirdi. Ben de onu belledim" cevabını
verdi.
802)
Bureyde anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) insanların en
fasihiydi. Onlara (çok edebî olduğu için) açıklamasını
duymadan, anlayamadıkları bazı konuşmalar yapardı."
803)
Hz. Ali şöyle söyledi:
"Araplardan garip bir kelime
duyayım da onu Rasulullah'tan (s.a.v.) duymuş olmayayım.
Rasulullah'ın (s.a.v.):
"Eceliyle (tabii olarak) öldü"
dediğini duydum. Onu, daha önce hiçbir Arap'tan duymamıştım.
Müellif (Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzî)
-Allah ona rahmet etsin- Rasulullah'ın (s.a.v.) bütün sözleri
hikmet ve fesahattir, demiştir.
Şunlar orjinal sözlerindendir:
"Çöplükte biten gülden sakının.
(Soyu bozuk kadından sakının)."
"Baharın yetiştirdiği bitki, karnı
şişirdiği için (hayvanı) ya öldürür ya da ölüme yaklaştırır."
"Mü'min bir delikten iki defa
ısırılmaz."
"İnsanlar, tarağın dişleri gibi
(eşittirler)."
"Kişi, kardeşiyle çoktur."
Rasulullah (s.a.v.) Ensar'a şöyle
demiştir:
"Siz, isteme anında azalıyor,
korku anında çoğahyorsunuz."
"Malın hayırlısı ziraatle (ekip
dikerek) elde edilendir."
"Malın hayırlısı devamlı olan,
kesilmeyendir."
"Kimi ameli geciktirirse, nesebi
onu hızlandırmaz."
"Birşeye olan sevgin seni, kör ve
sağır eder."
"Kanaat tükenmeyen maldır."
Bunların benzeri çoktur.
Rasulullah'ın Farsça Konuşması
804)
Cabir şunu anlattı: Peygamber (s.a.v.) ashabına: "Kalkın! Cabir
size "sur" hazırladı" dedi.
Ebu'l-Abbas Sa'leb şu açıklamayı yaptı:
Bundan maksat: Peygamber'in
(s.a.v.) Farsça yemek yaptı demesi ve o yemeğe cemaati
çağırmasıdır.
805)
Mucahid, Ebu Hureyre'den şunu nakletti: Ebu Hureyre şöyle
demiştir:
-Ben karnımdan rahatsız bir
haldeyken Rasulullah (s.a.v.) bana uğradı ve:
- "Ebu Hureyre! Senin bir derdin
var, senin bir sıkıntın var. Namaza sarıl! Çünkü o, her
hastalığın şifasıdır" buyurdu.
Müellif (Ebu'l-Ferec tbnu'l-Cevzî)
şöyle demiştir: Bu hadis nakil alimlerine göre sabit değildir.
Onlar: Ebu Hureyre, Farisî (İranlı) değildi. Ancak Mucahid,
İranlıdır. Bunu söyleyen Ebu Hureyre'dir ve bunu Mucahid'e
anlatmıştır. Rasulullah'a (s.a.v.) refeden (nisbet eden) kimse
hata etmiştir, demişlerdir.
Bu hadisi, İbrahim lbnu'1-Bera,
Ebu'd-Derda tarikıyla Rasulullah'ın (s.a.v.) ona böyle söylediği
şeklinde rivayet etmiştir. İbrahim sika (güvenilir) raviler
namına mevzu (uydurma) hadisler rivayet eden birisidir.
Rasulullah'ın Misal Getirdiği Şiirler
806)
el-Bera şöyle anlattı:
Rasulullah'ın (s.a.v.) Hendek günü
toprak taşıdığını ve toprağın onun koltuk altlarının beyazlığını
örttüğünü gördüm. Bu arada Rasulullah (s.a.v.) şu şiiri
okuyordu:
"Allah'ım sen olmasan, hidayet
yolunu bulamaz, sadaka vermez, namaz kılmazdık.
Üzerimize bir huzur indir!
Karşılaştığımız zaman ayaklarımızı sabit kıl!
Düşmanlar bize karşı saldırıya
geçtiler. Onlar fitne çıkarmak istediklerinde biz çekindik
katılmadık.
807)
Yine el-Bera, Rasulullah'ın (s.a.v.) Huneyn günü şöyle dediğini
söylemiştir:
"Ben Peygamberim, yalan yok. Ben
Abduhnuttalib'in oğluyum."
808-
Cundub îbn Sufyan el-Becelî şunu anlattı:
Rasulullah'ın (s.a.v.) parmağına
bir taş dokunmuş ve parmağı kanamıştı. Bunun üzerine Rasululîah
(s.a.v.):
"Sen nihayet kanayan bir parmak
değil misin? Başına gelen de Allah yolunda gelmiştir" demiştir.
809)
Hz. Aişe'ye (r.a.) Rasulullah'm (s.a.v.) şiirden misal getirdiği
olur muydu? diye soruldu. O da şöyle cevap verdi:
-îbn Revaha'nın şiirini ve şu
sözünü misal olarak getirirdi: Kendisine azık vermediğin kimse
sana haber getirir.
810- Ebu Hureyre şunu
anlattı: Rasulullah (s.a.v.):
"Lebid'in: Dikkat et! Allah'tan
başka, var olan her şey batıldır (fanidir), sözü, şairin
söylediği en doğru sözdür" demiştir.
Umeyye Ibn Ebi's-Salt'ın şiiri az
kalsın müslüman olacakmış, demiştir.
Rasulullah'ın Dinlediği Şiirler
811)
Amr İbnu'ş-Şerid'in babası şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) beni,
hayvanının arkasına bindirdi ve:
- "Senin ezberinde Umeyye îbn
Ebi's-Salt'ın şiirinden biraz var mı?" dedi. Ben de:
-Evet, var, ya Rasulellah! dedim.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Haydi, onları bana oku" dedi.
Ben de ona yüz beyt okudum.
812)
Nabiğa anlattı: -Peygamber'e (s.a.v.) şu şiiri okudum:
Biz göğe ulaştık. Şerefimiz ve
derecelerimiz de göğe ulaştı. Biz, bunun üstünde zuhur etme yeri
umuyoruz. Peygamber (s.a.v.):
- "Ebu Leyla! Zuhur etme yeri
neresi?" dedi. Ben de: -Cennet, dedim. O da:
- "Evet, inşaallah!" dedi. Sonra
ben de şu iki beyti söyledim:
"Hilmin, duruluğunu bulandırmaktan
koruyan kusurları yoksa onda hayır yoktur.
Halim kimse de yoksa, cehalette
hayır yoktur. O, birşeyi getirirse, onu yapar. Peygamber
(s.a.v.):
- "Ağzına sağlık" dedi.
813)
Said İbnu'l-Museyyeb şunu anlattı:
Ka'b tbn Zuheyr, kendisine,
Rasulullah'm (s.a.v.) tehdidi ulaştığında durumunu tamamen
değiştirerek Ebu Bekr'e geldi. Ebu Bekr sabah namazım kılınca,
Ka'bı, yüzü sarığıyla kapalı olarak Rasulullah'a (s.a.v.)
getirdi ve:
-Birisi müslüman olmak için
sanabeyat edecek dedi ve elini uzattı. Ka'b yüzünü açtı ve:
-Babam, anam sana feda olsun, ya
Rasulellah! Burası sana sığınma yeridir. Ben, Ka'b İbn
Zuheyr'im, dedi.
Ensar üzerine hücum edip
Peygamber'in (s.a.v.) aleyhinde söylediği sözlerden dolayı ona
ağır hakaretlerde bulundular. Kureyşliler ona karşı yumuşayıp
müslüman olmasına sevindiler.
Peygamber (s.a.v.) ona eman verdi.
O da içinde aşağıdaki beytin bulunduğu övgü dolu şiirini okudu:
"Suad benden uzaklaştı; bugün
kalbim hasta, kırık, onun izinde, kurtulması imkansız, ayağı
bağlı bir esir."
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.)
ona bir bürde (hırka) giydirdi. Ka'b'tan sonra, Muaviye İbn Ebi
Sufyan büyük miktarda bir para vererek onu, oğullarından satın
aldı.
Bu,bayramlarda halifelerin giydiği
hürdeydi. Bunu Eban iddia etti.
Musannif (Ebu'l-Ferec
Îbnu'l-Cevzî) şöyle dedi: Aralarında, el-Abbas, Abdullah İbn
Revaha, Hasan, Dımar ve Esed îbn Zenîm ve Aişe'nin bulunduğu
bazı kişiler ona, birçok kişinin içinde şiir okumuşlardır.
Onları Kitabu'l-Eş'ar'da belirttim.
Rasulullah'ın Yürüyüşü
814)
Enes şöyle dedi:
"Peygamber (s.a.v.) sallanmadan
yürürdü."
815)
Lakit îbn Sabre babasından şunu aktardı:
O ve bir arkadaşı Peygamber'i
(s.a.v.) aramak üzere Hz. Aişe'ye geldiler. Fakat onu
bulamadılar. Çok geçmedi, Peygamber (s.a.v.) orta bir yürüyüşle
(ne aceleci, ne de yavaş) ve ayaklarını sürümeden adımlarını
canlı ve uzun atarak geldi.
816)
Hz. Ali şöyle demiştir:
"Peygamber (s.a.v.) yürürken,
ayaklarım sürümez, adımlarım canlı ve uzun atar, sanki yüksekten
iner gibi önüne eğilirdi. Ne ondan önce ne de ondan sonra onun
gibisini görmedim."
817)
(el-Hasen) dayısı Hind'den şunu nakletti:
"Rasulullah (s.a.v.) ürürken,
yüksek bir yerden iner gibi yürürdü. Bakmak istediği zaman,
bakacağı tarafa tamamıyla dönerek bakardı. Etrafa gelişi güzel
bakmazdı. Yeryüzüne bakışı, semaya bakışından daha çoktu.
Bakışının çoğu, göz ucuyla bakmaktı. Yürürken ashabının
gerisinde yürürdü. Birisiyle karşılaştığında önce kendisi selam
verirdi."
818)
Ebu Hureyre şunu anlattı:
"Bir cenazede Rasulullah'la
(s.a.v.) birlikteydim. Yürürken beni geçti. Koşunca ben onu
geçtim. Kendi kendime: Herhalde yeryüzü ona duruluyor, dedim."
819)
Ebu Hureyre şöyle dedi:
"Ben Rasulullah'tan (s.a.v.) daha
hızlı yürüyön birini görmedim. Sanki yeryüzü ona duruluyordu.
Biz kendimizi zorluyorduk. O ise, aldırmıyordu."
820)
Ömer Îbnu'l-Hattab şöyle demiştir:
"Ben Rasulullah'ın (s.a.v.)
ayaklarını bastığım görmedim."
821)
Cabir şunu söyledi:
"Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı,
O'nun sırtını meleklere bırakarak, Önünde yürürlerdi."
822)
Ibn Abbas şunu anlattı:
"Rasulullah'ı denemek ve arkasında
yürümemden hoşlanıp hoşlanmayacağım anlamak için, onun
gerisinde yürüdüm. Eliyle bana dokunup beni kendisinin yanma
çekti. Anladım ki bundan hoşlanmıyordu."
Rasulullah'ın Gülmesi Ve Gülümsemesi
823)
Hz. Aişe şöyle demiştir:
"Ben şimdiye kadar Rasulullah'ın
(s.a.v.) aşırı neşelendiğini ve küçük dilini görünceye kadar
güldüğünü görmedim. O, yalnız gülümserdi."
824)
Abdullah Ibnu'l-Haris Ibn Cez' şunu söyledi:
"Rasulullah'tan (s.a.v.) daha çok
gülümseyen hiç kimseyi görmedim."
825)
Suheyb şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.) azı dişleri
görününceye kadar güldü."
826)
Ebu Hureyre şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.) azı dişleri
görününceye kadar güldü."
827)
Huseyn îbn Zeyd el-Kelbî şunu söyledi:
"Rasulullah1 in (s.a.v.) güldüğünü
görmedim. O'nun gülmesi tebessüm etmekten başka birşey
değildi."
828)
el-Huseyn îbn Ali şöyle demiştir:
"Dayım Hind'e, Rasulullah'm
(s.a.v.) nasıl güldüğünü sordum. O da şu cevabı verdi:
Çoğunlukla onun gülüşü tebessüm etmekti, o anda dişleri dolu
taneleri gibi görünürdü."
829)
Hişam îbn Urve'nin babası şunu anlattı:
Bir bedevi, devesinin üzerinde
geldi ve mescidin Önüne devesini çöktürüp Rasulullah'm (s.a.v.)
yanma girdi. Hamza îbn Abdulmuttalib, muhacir ve ensar'a mensup
bazılarıyla birlikte oturuyordu. Onların a-rasında eh-Nuayman da
vardı. Hamza, en-Nuayman'a: -Yazıklar olsun sana! Onun devesi
semizdir. Onu kessen iyi olur. Çünkü bizim canımız et yemek
istiyor. Eğer bunu yaparsan, Rasulullah'a (s.a.v.) ödetiriz ve
biz de et yemiş oluruz, en~Nuayman: -Eğer bunu yaparsam ve siz
ona söylerseniz bana darılır, dedi. Onlar:
-Tamam, söylemeyiz, dediler.
en-Nuayman:
-Mikdad! Beni şu çukurda sakla,
üzerime bir şey ört ve beni hiç kimseye gösterme, çünkü ben,
yeni birşeyler yaptım, dedi ve dediğini yaptı.
Bedevi, devesinin kesilmiş
olduğunu görünce bağırdı. Peygamber (s.a.v.) dışarı çıktı ve:
- "Bunu kim yaptı?" dedi. Onlar:
-Nuayman, diye cevap verdiler.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Nereye gitti o?" dedi. Onlar:
-îşte burada! dediler.
Rasulullah (s.a.v.) yanında Hamza
ve arkadaşları olduğu halde onu takibe çıktı. Nihayet Mikdad'ın
yanına geldi. Rasulullah ona:
- "Nuayman'ı gördün mü?" diye
sordu. el-M;kdad sustu. Peygamber (s.a.v.): "Bana onun nerede
olduğunu mutlaka söyleyeceksin" dedi. el-Mikdad:
-Ondan haberim yok, dedi ve eliyle
onun bulunduğu yere işaret etti. Rasulullah (s.a.v.) onu bulup:
- "Hain! Bunu niçin yaptın?" dedi.
O da:
-Seni hak ile gönderene yemin
olsun! Bunu bana Hamza'yla arkadaşları söylediler, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) bedeviyi razı
etti ve: . -
- "Haydi ona buyurun" dedi ve
deveyi yediler.
Rasulullah (s.a.v.) onun yaptığım
hatırlayınca, azı dişleri görü-nünceye kadar gülerdi.
830)
Cerir İbn Abdillah şöyle demiştir:
"Müslüman olduğumdan beri
Rasulullah (s.a.v.) beni yanına girmekten menetmemiştir ve beni
gördüğü zaman da mutlaka gülmüştür."
831)
Sahih'te şu rivayet vardır:
Rasulullah (s.a.v.), Cehennem'den
çıkarılan bir adamı anlattı. Ona:
-Ne dilersen dile, denilecek. O
da dileyecek. Ona:
-Dilediğin senin. Dünyanın on
misli de senin, denilecek. Bunun ü-zerine o:
-Melik ancak sen olduğun halde
benimle alay mı ediyorsun? diyecek. Rasulullah (s.a.v.) azı
dişleri görününceye kadar güldü.
Bu konuda pek çok hadis vardır.
832)
Ali tbn Ebi Talib'den bu hadislere aykırı bir hadis rivayet
e-dilmiştir. Hz. Ali şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.) beni Yemen'e
gönderdiğinde, yanıma aynı temizlik içinde hepsinin, cinsi
münasebette bulunduğu bir kadından meydana gelen çocuk hakkında
anlaşamayan üç kişi geldi. Her üçü de çocuğun kendisine ait
olduğunu iddia ediyordu. Aralarında kur'a çektim ve onu kur'a
çıkana verdim. Diğer iki kişiye de diyetin üçten ikisini
vermekle hükmettim.
Rasulullah'm (s.a.v.) yanına
gelince, bunu ona anlattım. Rasulullah (s.a.v.) ayağıyla yere
vuruncaya kadar güldükten sonra:
- "Öyleyse onlar hakkında Allah'ın
hükmüyle hükmettin" dedi. (Yahut şöyle dedi: "Allah, senin onlar
hakkındaki hükmünü beğendi.")
Bu hadis sabit değildir. Senedinde
cerhe uğramış (tenkide uğramış) kişiler vardır.
Rasulullah'ın tebessümü aşacak
şekilde güldüğü doğru değildir.
Rasulullah Fe'li (Güzel Sözü) Sever
833)
Enes şunu söyledi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Hastalık bulaşması ve teşe'üm
(uğursuzluğa yorma) yoktur. Ancak fe'l hoşuma gider." Sahabiler
şöyle dediler:
-Ya Rasulellah! Fe'l nedir?
dediler.
- "Güzel sözdür" diye cevap verdi.
834)
Ibn Ömer şunu söyledi: Peygamber Âsiye adını değiştirip:
- "Sen Cemîle'sin" dedi.
835)
Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v.) bir ihtiyacı
için çıktığında:
Ey Raşid (doğru yolu bulan), ey
Necih (başarılı olan) sesini duymaktan hoşlanırdı."
836)
Ibn Abbas şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.), tefaul yapar
(iyiye yorar) tetayyur yapmazdı (uğursuzluğa, kötüye yormazdı).
Rasulullah (s.a.v.) güzel ismi severdi.
837)
Ibn Ömer şöyle demiştir:
Rasulullah (s.a.v.) bir söz duydu.
Hoşuna gitti ve: "Güzel sözünü senin ağzından aldık" dedi.
Rasülullah'ın Hoşa Gitmeyen İsmi Değiştirmesi
838)
Ebu Hureyre şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.), hoş olmayan
(kötü) ismi, güzel isimle değiştirirdi."
839)
Ibn Ömer şunu anlattı1: "Peygamber (s.a.v.) Asiye adını
değiştirip:
- "Sen Cemîle'sin" dedi.
Rasülullah'ın Hediyeyi Kabul Etmesi Ve Ona Karşılık Vermesi
840)
Hz. Aişe şöyle demiştir:
"Rasulullah (s.a.v.) hediyeyi
kabul ederdi ve onun karşılığım verirdi (hediyeye hediyeyle
karşılık verirdi)."
841)
Hz. Aişe şöyle dedi:
-Vallahi, Muhammedin (s.a.v.)
ailesinin üzerinden bir ay geçer de hiç ekmek pişirmezlerdi.
Ravi şöyle der: Ben:
-Mü'minlerin annesi! Peki
Rasulullah (s.a.v.) ne yerdi? dedim. Aişe şu cevabı verdi:
-Ensar'dan bazı komşularımız
vardı. Allah onlardan razı olsun. Onların Rasulullah'a (s.a.v.)
hediye ettikleri bir miktar sütleri vardı."
842)
Ebu Hureyre şunu söyledi:
Rasulullah buyurmuştur:
"Bana bir paça bile hediye edilse
onu kabul ederim. Ben paça yemeğe davet edilsem bile ona icabet
ederim."
Rasulullah'ın Ashabıyla Çok İstişarede Bulunması
843)
Hz. Aişe şöyle dedi:
"Başkalarıyla, Rasulullah'tan (s.a.v.) daha çok istişarede
bulunan birisini görmedim."
Yağan İlk Yağmurda Rasulullah İn Yaptığı Hareket
844)
Enes (r.a.) şunu anlattı:
Bir defasında Rasulullah'la
(s.a.v.) beraberken yağmura tutulduk. Rasulullah (s.a.v.) başını
açtı ve yağmurdan ıslandı. Ben O'na:
-Ya Rasulellah! Neden böyle
yaptın? dedim. Rasulullah (s.a.v.):
- "Bu yağmur, Aziz ve Celil olan
Rabbim tarafından yeni geliyor da onun için" dedi.
845)
Ebu Hureyre anlattı:
Rasulullah'la (s.a.v.) ashabı, o
yıl ilk yağan yağmurda başlarını a-çarlar ve Rasulullah (s.a.v.)
şöyle derdi:
"Bu Rabbimiz'in en yeni yağmuru ve
O'nun en büyük bereketidir."
Rasulullahtn Kendisi Hakkında Sui Zanna Sebep Olmama Konusunda
İhtiyatlı Davranması
846)
Safiyye bint Huyeyy şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) itikafdaydı.
Bir gece onu ziyarete geldim. O'nunla görüştükten sonra ayağa
kalktım. Rasulullah da (s.a.v.) beni geçirmek üzere kalktı. Onun
odası Usame İbn Zeyd'in evindeydi. O sırada Ensar'dan iki adam
geçti. Onlar Rasulullah'ı görünce hızlandılar. Bunun üzerine
Peygamber (s.a.v.):
- "Acele etmeyin, durun! Yanımdaki
kadın Safiyye bint Huyeyy'dir" dedi. O iki sahabi:
-Subhanellah! Ya Rasulellah! (Biz
böyle bir şeyden seni tenzih e-deriz) dediler.
Rasulullah (s.a.v.) da onlara:
- "Şeytan insan vücudunda dolaşan
kan gibidir. Ben, sizin gönüllerinize şeytanın kötü bir şüphe
atmasından korktum" dedi.
847)
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) hanımlarından
birisiyle birlikteydi. Yanlarından bir adam geçti. Peygamber
(s.a.v.):
- "Ey falanca! Bu, benim
hanımımdır" dedi. Adam:
. -Ya Rasulellah! Ben öyle bir
zanda bulunsam bile, senin hakkında bulunmam, dedi. Peygamber
(s.a.v.):
- "Şeytan kan gibi, insanın
vücudundaki damarlarda dolaşır" dedi.
Rasulullah'ın Neşeli Ve Kızgın Olduğunu Gösteren Belirtiler
848)
Ka'b îbn Malik şöyle dedi:
"Rasulullah'ı (s.a.v.) birşey
sevindirdiğinde, yüzü ayın halesi gibi parlardı."
849)
Ummu Seleme şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.)
öfkelendiğinde, yüzü kızarırdı."
850)
Imran İbn Husayn şunu söyledi:
"Peygamber (s.a.v.) birşeyden
hoşlanmadığında bu, yüzünden anlaşılırdı."
851)
Hz. Aişe şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.) fazla
üzüldüğünde, sık sık sakalını sıvazlardı."
Rasulullah'ın Halkla Olan Münasebetleri
852)
el-Hasen Ibn Ali anlattı:
Dayım Hind Ibn Ebî Hale'ye,
Rasulullah'ın (s.a.v.) evden çıktığında ne yaptığını sordum. O
da şu cevabı verdi:
"Rasulullah (s.a.v.), ancak
kendisini ilgilendiren, müslümanlan birbirine ısındıracak,
aralarındaki soğukluğu kaldıracak konularda konuşurdu. Her
kavmin yüksek hasletli kişisine ikram eder ve ona kavminin
işlerinin idaresini verirdi. Halkı sakındırır ve onlardan da
sakmırdı. Hiç kimseden güler yüzünü ve güzel huyunu esirgemezdi.
Ashabını arar ve aralarında olup bitenleri sorardı. İyiyi över
ve pekiştirir, kötüyü de yerer ve zayıflatırdı. Onun işleri
itidalliydi. İhtilafsızdı. Gaflete düşerler korkusuyla
müslümanlan uyarmayı ihmal etmezdi. Her hali normaldi. (Hakkı ne
tecavüz, ne de onu yerine getirmekte kusur ederdi.) Kendisine
yakın olanlar, insanların en hayırlılarıydı. Onun katında
ashabın en üstünü, nasihati en umumî ve mertebesi en büyük
o-lanı da, yardımı ve iyiliği en güzel olandır. O, Allah'ı
zikretmedikçe ne kalkar, ne de otururdu. Nerede olursa olsun,
oturan bir topluluğun yanına vardığında, meclisin sonuna oturur
ve müslümanlara böyle yapmalarını emrederdi. Kendisiyle
birlikte oturan herkese nasibini verir, öyle ikram ederdi ki,
herkes Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında, kendisinden daha kerim
(üstün) birisi yok sanırdı. Kendisiyle oturan (veya gelip
ihtiyacını arzeden kimseye dönüp gidinceye kadar katlanırdı).
Bir kimse, kendisinden bir istekte bulununca onu reddetmez
verir, yahut tatlı ve yumuşak bir dille geri çevirirdi. Onun
minderi ve güzel ahlâkı, bütün insanları, içine alacak kadar
genişti. Onlara bir baba oldu. Hak konusunda herkes, onun
yanında eşitti. Onun meclisi, hilm, haya, sabır ve emanet
meclisiydi. O'nun meclisinde ne sesler yükselir, ne bir kimse
suçlanır, ne de işlenmiş bir kusur ve hata açığa vurulurdu.
O'nun meclisinde bulunanlar birbirlerinin dengi olup
birbirlerine karşı üstünlükleri, ancak takva yönündendi. Onlar
alçak gönüllüydüler. O mecliste büyüklere saygı gösterirler,
küçüklere merhamet ederler, ihtiyaç sahiplerini başkalarına
tercih edip ihtiyaçlarını karşılamağa çalışırlar, garibi de
(yabancıyı)
korurlardı."
Ben:
-Meclisindekilere karşı tutum ve
davranışı nasıldı? dedim. O da şunları söyledi:
- "Daima güleryüzlüydü. Yumuşak
huyluydu. Katı kalpli değildi. Hiç kimseyi ayıplamaz ve övmezdi.
Hoşlanmadığı şeye göz yumardı. Uman kimseyi umutsuzluğa
düşünmezdi.
Kendisim üç şeyden alakoymuştu:
insanlarla çekişmekten, çok konuşmaktan, yararsız ve boş
şeylerle uğraşmaktan, (insanları, üç şeyde kendi hallerine
bırakırdı: Hiçbir kimseyi kötülemez ve ayıplamazdı.) Hiç
kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırmazdı. Ancak sevabım umduğu
konuda konuşurdu. O, konuşurken, meclisinde bulu-nanlar
başlarına kuş konmuş gibi, sessiz ve hareketsiz dururlar, sözünü
bitirip susunca, konuşurlar, yalnız onunla tartışmazlardı. Onun
yanında birisi konuşurken, diğerleri onun konuşması bitinceye
kadar susarlardı. (O'nun yanında en sonrakinin sözü ile en
öncekinin sözü farksızdı.) Diğerlerinin güldüğü şeye O da güler,
onlar birşeye hayret ederlerse, O da onlar gibi hayret ederdi.
Meclisine gelen yabancıların sözlerinde ve sorularında kabalık
ve kırıcılığa katlanırdı ki, ashabı da kendisi gibi
davransınlar. Şöyle derdi: "Bir ihtiyaç sahibini gördüğünüzde
ona yardım edin.1 Hakk'a tecavüz etmedikçe hiç kimsenin sözünü
kesmezdi. Hakk'a tecavüz ettiğinde de ya onu menederek [sözünü
keser] ya da meclisten kalkıp giderdi.
el-Hasen şöyle der:
Bir- süre bunları el-Huseyn'den
gizledim. Sonra ona anlattım Onun bu konuda benden önce
davrandığını gördüm. Ona benim sor duklarımı sormuştu. Babasına,
onun giriş ve çıkışını da sormuştu. •
el-Huseyn şöyle demiştir:
Babama, Rasulullah'ın (s.a.v.) eve
girişini sordum. O da şunlar söyledi:
"O, evine girdiğinde vaktini üçe
ayırırdı: Bir kısmım Allah'a, bi kısmını ailesine, bir kısmını
da kendisine. Şahsına ayırdığı vakti d kendisiyle insanlar
arasında boluşturmuştu. Havassın bilgilerini avam ulaştıracağına
güvenirdi. Halkı ilgilendiren hiçbir şeyi yanında tutma:
biriktirmezdi.
Ümmetine ait vakti, fazilet
sahiplerine dindeki üstünlük derecelerine göre bölüştürüp
kendilerini ona göre huzuruna çağırmak adetiydi.
Onlardan kimisinin bir ihtiyacı,
kimisinin iki ihtiyacı, kimisinin de daha çok ihtiyacı vardı.
Rasulullah (s.a.v.) onlarla meşgul olur, sorularına gerekli
cevapları verir ve: "Burada bulunan bulunmayana tebliğ etsin.
Bana kendisi gelip ihtiyacını arz edemeyen kimsenin ihtiyacını
da siz bana arzedin. Şüphesiz sultana ihtiyacım arz edemeyenin
ihtiyacını arzedenin ayaklarını kıyamet gününde Allah sabit
kılar" derdi. O'nun yanma girenler talip olarak girerler, en
büyük ilim zevkini tatmış ve hayra delalet edici olarak
çıkarlardı."
853)
Hz. Ali şöyle demiştir:
"Rasulullah
(s.a.v.), insanların göğsü en cömert olanı, en doğru hüccetlisi,
en yumuşak ve uysalı, en iyi arkadaşlık edeniydi. Onu
birdenbire görenler, onun manevî vakar ve heybetinden
sarsılırlar kendini yakından tanıyınca da O'na sevgiyle
bağlanırlardı. O'nun özelliklerini ve meziyetlerini anlatmak
isteyen kimse: Ben, ne O'ndan önce, ne de sonra O'nun bir
benzerini görmedim, der."
Rasulullah'ın Yemini
854)
îbn Ömer (r.a.) şöyle dedi: Rasulullah'm yemini şöyleydi:
"Kalpleri (halden hale) değiştiren hakkı için, hayır!"
855)
Ebu Zerr şunu söyledi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
1 "Canım elinde olan Allah'a yemin
olsun! Havuzun kapları, karanlık ve bulutsuz bir gecede göğün
irili ufaklı yıldızlarının sayısından daha çoktur."
856)
Ebu Hureyre şöyle dedi: Rasulullah'm yemini şöyleydi: "Hayır!
Allah'tan mağfiret dilerim."
Oturduğu Yerden Kalktığında Rasulullah'ın Söyledikleri
857)
Rafı' îbn Hadic şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.v.) ashabıyla
oturup da kalkmak istediği zaman şöyle derdi:
"Subhaneke'llahumme ve bi-hamdike,
eşhedu en lâ ilahi illâ ente. Estağfîruke ve etubu ileyke
(Allah'ım! Seni her türlü kusur ve noksanlıktan tenzih ederim.
Sana hamd ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim.
Senden affetmem ve bağışlamanı dilerim. Sana tövbe ederim). "
858)
Ebu Berze şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) oturumun
sonunda, kalkmak istediğinde şöyle derdi:
"Subhaneke'llahumme ve bi-hamdike,
eşhedu en lâ ilahe illâ ente. Estağfîruke ve etubu ileyke
(Allah'ım! Seni her türlü kusur ve noksanlıktan tenzih ederim.
Sana hamd ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim.
Senden affetmeni ve bağışlamanı dilerim. Sana tövbe ederim)."
Şöyle dediler:
-Ya Rasulellah! Sen şimdi, daha
önce söylemediğin bir söz söylüyorsun. Bunun üzerine Rasuîullah
(s.a.v.):
- "Bu
mecliste olanların keffaretidir" dedi.
--------------------------------------------------------------------------------