OTUZUNCU BOLUM
RASULULLAHA GELEN HEYETLER
Sa'd İbn Bekr Heyeti
Muzeyne Heyeti
Fezare Heyeti
Tucîb Heyeti
Yememden Gelen Sa'd Huzeym
Heyeti
Muharib Heyeti
Becîle Heyeti
Nehd Heyeti
Âmir İbn Sasaa Heyeti
Abdül Kays Heyeti
Hanife Oğulları Heyeti
OTUZUNCU BOLUM
RASULULLAHA GELEN HEYETLER
Sa'd İbn Bekr Heyeti
1418)
Abdullah Ibn Abbas şunu anlattı:
Sa'd İbn Bekr oğulları, Dımanı İbn
Sa'lebe'yi elçi olarak Rasulul-lah'a (s.a.v.) gönderdiler. Dımam
gelip devesini mescidde çöktürdükten sonra bağladı. Mescide
girdi. Rasulullah (s.a.v.), ashabının arasında o-turuyordu.
Dımam, güçlü, cesur, saç] iki Örgülü birisiydi. İlerleyip
ashabının arasındaki Rasulullah'ın tepesine dikildi ve:
-Hanginiz Abdulmuttalib'in
oğludur? dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Abdulmuttalib'in oğlu benim"
dedi. Dımam: -Muhammed mi? dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet" dedi. Dımam:
-Abdulmuttalib'in oğlu! Ben sana
sorular soracağım. Sorularımla seni sıkıştıracağım. Bu konuda
gücenme, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Hayır, kırılmam. Aklına geleni
sor" dedi. Dımam:
-Senin ilahın, senden öncekilerin
ilahı ve senden sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına sbyle.
Allah seni bize elçi olarak mı gönderdi? dedi. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Evet" dedi. Dımam:
-Senin ilahın, senden öncekilerin
ilahı ve senden sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına söyle.
Bize, senin, tek olan ve ortağı olmayan Allah'a ibadet etmemizi
ve tapılan şu birbirlerinin benzeri olan putları bırakmamızı
söylemeni sana Allah mı emretti? dedi. Rasulullah:
- "Evet" dedi. Dımam:
-Senin ilahın, senden öncekilerin
ilahı ve senden sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına söyle.
Sana, şu beş vakit namazı kılmamızı Allah mı emretti? dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet" dedi.
Daha sonra birer birer tslam'm
farzlarını zikretmeğe başladı. Zekatı, orucu, haca ve İslam'ın
bütün hükümlerini zikretti. Herbir farzda daha öncekilerde
yaptığı gibi "Allah aşkına söyle" diyordu.
Bitirince şöyle dedi;
-Ben, Allah'tan başka ilah
olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet
ediyorum. Bu farzları eda edeceğim. Benim yapmamı yasakladığın
şeylerden çekineceğim. Bunları ne artıracağım ne de
eksilteceğim.
Dımam geri dönüp devesine doğru
yönelince Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
- "Eğer iki saç örgülü adam doğru
söylüyorsa, Cennet'e girer."
Dımam devesinin yanma geldi.
Bağını çözdü. Yola çıktı. Sonunda kavminin yanına geldi. Kavmi
etrafına toplandı. İlk konuştuğu şey, şu oldu:
-Lafla Uzza ne kötüdür! Onlar:
-Yapma, Dımam! Alaca
hastalığından, cüzzamdan ve delilikten sakın, dediler. Dımam:
-Yazıklar olsun size! Vallahi,
Lafla Uzza ne zarar verirler, ne de fayda. Aziz ve Celil olan
Allah bir peygamber göndermiştir. Ona, sizi, i-çinde
bulunduğunuz şeylerden kurtaracak bir kitap indirmiştir. Tek
olan ve ortağı olmayan Allah'tan başka ilah olmadığına ve
Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Onun
yanından size emrettiği ve sizden menettiği şeyi getirdim, dedi.
Vallahi o gün, onun- mahallesinde
müslüman olmayan ne erkek ne de kadın kaldı. O gün herkes
müslüman oldu.
İbn Abbas şöyle der:
Dımam İbn Sa'lebe'den daha
faziletli bir elçi geldiğini duymadık.
Muzeyne Heyeti
1419)
Kesir İbn Abdillah el-Muzenî şunu anlattı:
Rasuluîlah'a gelen ilk heyet
Muzeyne'nin Muzar boyundan dörtyüz kişiydi. Bu, beşinci senenin
Receb ayında olmuştu. Rasulullah (s.a.v.) onların hicretini
kendi yurtlarına yaptırdı. Bu konuda şöyle buyurdu:
"Sız olduğunuz yere hicret
ediyorsunuz. 'Mallarınızın yanma dönün." Onlarda kendi
memleketlerine döndüler.
Fezare Heyeti
1420)
Ebu Vecze es-Sa'di şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.), Tebuk'ten
döndükten sonra, ona, aralarında Harice İbn Hısn'la el-Hurr İbn
Kays'm da bulunduğu on küsur kişilik Fezare oğulları heyeti
zayıf develer üzerinde geldi. Onlar müslünıan olduklarını
söylemek üzere gelmişlerdi. Rasulullah (s.a.v.) onlara,
memleketlerini sordu. Onlardan birisi şöyle cevap verdi:
-Ülkemiz kuraklık yılma uğradı.
Hayvanlarımız kırıldı. Kıtlık her tarafımızı sardı. Çoluk
çocuğumuz aç kaldı. Bizim için Rabbi'ne dua et.
Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkıp
şöyle dua etti:
"Allah'ınıfÜlkelerine ve kullarına
su ver. Rahmetini yay. Ölü bedeni dirilt. Allah'ım! Sen bize,
kıtlıktan kurtarıcı, güzel ve iyi sonuçlu, her yanı kaplayıcı,
bol, iri damlalı, hiç zarar vermeyen, yararlı, sağnaklı bir
yağmurla acele olarak su ver. Allah'ım! Sen bize, rahmet olan su
ver. Azap olan, yıkan, batıran, yok eden su verme. Allah'ım! Sen
bize yağmur ver. Düşmanlara karşı bize yardım et.
Yağmur yağdı. Onlar göğün
açılmadığını gördüler. Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkıp şu
duayı yaptı:
"Allah'ım! Üzerimize değil,
etrafımıza. Allah'ım! Dağlara, tepelere, vadi içlerine ve
ağaçlık ormanlık yerlere yağdır."
Bulutlar, Medine'nin üzerinden,
elbisenin sıyrılıp çıkarıldığı gibi çekildi.
Tucîb Heyeti
1421)
el-Huveyris şunu anlattı:
Hicretin dokuzuncu yılında, onüç
kişilik bir Tucîb heyeti Rasulul-iah'm (s.a.v.) yanma geldi.
Mallarının zekâtlarım da yanlarında sürüp getirdiler.
Onların bu davranışına, Rasulullah
memnun oldu ve onlara:
"Hoşgeldiniz" dedi. Onları iyi bir
yerde misafir etti. Bilâl'e de onları güzel bir biçimde
ağırlamasını emretti. Onlara heyetlere verilenin en fazlasını
verdikten sonra:
- "Sizden bahşiş verilmeyen kimse
kaldı mı?" diye sordu. Onlar:
-Binitlerimize bakmak üzere yaşça
en küçüğümüz olan bir çocuğu geride bırakmıştık" dediler.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Onu da bize gönderin" dedi. O
çocuk, Rasulullah'ın (s.a.v.) yanma geldi ve şöyle dedi:
-Ben, Ebza oğullarından birisiyim.
Biraz önce senin, yanma gelen ve senin isteklerim yerine
getirdiğin cemaattanım. Benim de isteğimi yerine getir.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Peki, senin isteğin nedir?"
dedi. Çocuk:
-Allah'tan beni bağışlamasını,
bana merhamet etmesini ve kalbime de zenginlik vermesini dile,
dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ım! Onu bağışla, ona
merhamet et ve kalbine de zenginlik ver" diye dua etti. Sonra
ashabından biri için emrettiğim onun için de emretti.
Onlar, ailelerinin yanlarına
döndüler. Onuncu yılda, hac mevsiminde, Mina'da Rasulullah'la
(s.a.v.) buluştular. Rasulullah (s.a.v.) onlara, o çocuğu
sordu. Onlar şöyle cevap verdiler:
-Allah'ın verdiği rızka, onun
kadar kanaatkar olanını görmedik.
Yememden Gelen Sa'd Huzeym Heyeti
1422)
Ferve îbn Sa'îd'in dedesi şunu anlattı: Peygamber'in (s,a.v.)
yanmdaydık. O'na, Yemen heyeti geldi ve:
-Ya Rasulellah! Allah, bizi
İmruu'l-Kays'm iki beytiyle diriltti, dediler. Rasulullah
(s.a.v.):
-"Nedir onlar?" dedi.
-Seninle buluşmak üzere
geliyorduk. Şöyle şöyle yerde bulunduğumuz sırada, su bizi
yanılttı. Onu' bulamadık. Sonunda muğlayan a-ğaçlarmın bulunduğu
bir yere vardık. Her birimiz, dibinde ölmek için bir ağaç
gölgesine gitti. Ölmek üzere olduğumuz bir sırada bir süvari
çıka geldi. Süvari bazımızı görünce şu şiiri okudu:
Eşekler, su arkını aradıklarında,
kendilerine ok atanlardan bir zarar gelmesinden ve onların
attıkları okların böğürlerini kanatmasından korkarak, oradaki
pınarın başında okçular bulunmadığı için Daric'e doğru
yöneldiler:
Süvari:
-Bu şiiri kim söyledi? diye sordu.
Bazımız:
-îmruulkays, dedi. Süvari:
-İşte, Vallahi, Daric önünüzdedir,
dedi. O, bizim yorgunluğumuzu görmüştü. Hemen dönüp Daric'e
vardı. Aramızdaki mesafe elli zira (arşın) kadardı.
Imruulkays'ın tarif ettiği gibi su yosunu, o suyun üzerine gölge
yapmaktaydı.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Dünyada meşhur olan bu kişi,
ahirette meşhur olmayan birisidir. Kıyamet günü, o, beraberinde
kendilerini cehenneme götüren şairlerin sancağı olduğu halde
gelir."
Muharib Heyeti
1423)
Ebu Vecze es-Sa'dî şöyle anlattı:
Hicretin onuncu yılında, Veda
haccı sırasında, Rasulullah'a on kişilik bir Muharib heyeti
geldi. Heyettekilerin arasında Seva İbnu'l-Haris'le oğlu Huzeyme
de vardı. Onlar Müslüman oldular. Rasulullah'a (s.a.v.) onlardan
daha kötü ve kaba davranan olmamıştı.
Heyet içinde, Rasulullah'm
(s.a.v.) tanıdığı birisi vardı. O:
-Allah'a hamdolsun, seni tasdik
edinceye kadar beni sağ bıraktı, dedi. Rasulullah da (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
- "Şüphesiz, bu kalpler Allah'ın
elindedir."
Rasulullah (s.a.v.), Huzeyme'nin
yüzüne elini sürünce, yüzünde bir aklık meydana geldi. Diğer
heyetlere verdiği gibi onlara da hediye ve bahşişler verdi.
Onlar da oradan ayrıldılar.
Becîle Heyeti
1424)
Abdulhamid İbn Ca'fer'in babası şunu anlattı:
Cerir İbn Abdillah el-Becelî,
hicretin onuncu yılında, beraberinde kendi kavminden yüzelii
kişi olduğu halde Medine'ye geldi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
"Sizin yanınıza şu kapıdan
Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir. Onun yüzünde ancak
hükümdar alameti vardır."
O sırada, Cerir ibn Abdillah,
hayvanının üzerinde ve kavmi de yanında olduğu halde çıkageldi.
Cerir şöyle anlatır:
Rasulullah elini uzattı ve: "Bana
şu şartlarla beyat et" dedi:
- "Seni, Allah'tan başka ilah
bulunmadığına, ve benim, Rasulullah olduğuma şehadete, namaz
kılmağa, zekat vermeğe, Ramazan ayında oruç tutmağa,
müslümanlara nasihat etmeğe, Habeşli köle de olsa, valiye
(idareciye) itaat etmeğe davet ediyorum." Ben de:
-Evet, deyip beyat ettim.
Rasulullah (s.a.v.) ona, gerideki
kavmimi sorardı. O da bir defasında şu cevabı vermişti:
-Ya Rasulellah! Allah, îslam'ı
üstün kıldı. Ezan açıktan okunuyor. Kabileler de taptıkları
putlarını yıktılar. Rasuluîlah (s.a.v.):
- "Zulhalasa ne oldu?" diye sordu.
O: -O, olduğu gibi duıuyor, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) onu
Zulhulasa'y]
yıkmağa gönderdi. Ona
bîr de sancak verdi.
Cerir Fon Abdillah:
-Ben, at üzerinde duramam, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.v.) onun göğsüne vurup:
- "Allah'ım! Onu at üstünde
durdur. Onu hâdî (hidayete ulaştıran) ve mehdî (hidayete ermiş)
kıl" dedi.
Cerir İbn Abdillah yüz küsur
kişilik kavmiyle birlikte yola çıktı. Kısa bir süre sonra döndü.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Onu yıktın mı?" dedi. Cerir:
-Evet, seni, hak dinle gönderen
Allah'a yemin olsun! Onu ateşe verip yaktım. Ona tapanları da
kötü bir halde bırakıp geldim, dedi.
Rasulullah (s.a.v.), Ahmeslerin
atlarına ve süvarilerine bereket duası yaptı.
Nehd Heyeti
1425)
Ali İbn Ebi Talib şunu anlattı:
Rasululîah'a (s.a.v.) aralarında
Tıhfe İbn Zuheyr'in de bulunduğu bir Nehd heyeti geldi. Onlar
şöyle konuştular:
-Ey Allah'ın Rasulü! Biz,
Tihame'nin en uzak yerinden, palanları Mis ağacından yapılmış
develere binip çeşitli zahmet ve zorluklar çekerek geldik.
Kıtlık belasından o hale geldik ki, her gördüğümüz buluttan
yağmur umduk ama yağmadı. Ekinlerimiz yeşermedi, yabanî otları
biçeriz, yenmesi güç yabanî ağaçlann meyvasını toplarız. Suya
ihtiyacımız çok. Yağmur yağmadığı için sularımız, otlarımız
kumdular. Ağaçlarımızın yapraklan döküldü, dalları kurudu. Ya
Rasulellah! Biz putları terk ettik. Bidatlardan vazgeçtik.
Bizim, salıverilmiş, çobansız ve damgasız develerimiz, sütü' az
ama sayısı çok çobanlı koyunlarımız var. Biz kuraklık ve kıtlığa
uğradık. Ekinlerimiz büyümedi. Hayvanlarınız süt vermedi.
Suyumuz yok.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.)
şu duayı yaptı:
- "Allah'ım! Bunların
hayvanlarının sütlerini artır. Ürünlerini olgun hale gelinceye
kadar durdur. Azalan sularını çoğalt. Onların çocuklarını
çoğalt."
Rasulullah (s.a.v.) ayrıca şu
mektubu yazdı:
"Bisraillahirrahmanirrahim.
Allah'ın Rasulü Muhammed'den Nehd'e. Selam sizin üzerinize
olsun. Namaz lalan mü'min olur. Zekat ve muslim olur.
Şehadet getiren de gafil olarak yazılmaz.
Zekât alınırken hayvanın ne zayıfı
ne de hastası alınsın. Verilen söze, yapılan antlaşmaya aykırı
davranılmasın."
Ben Rasulullah'a (s.a.v.):
-Ya Rasulellah! Babam, anam sana
feda olsun! Biz aynı atanın çocuklarıyız. Aynı memlekette
büyüyüp yetiştik. Ama, sen gelen Arap heyetlerine, çoğu
anlaşılmayacak bir dille konuşuyorsun, dedim. O da şu cevabı
verdi:
- "Beni Allah te'dîb etti (eğitti)
ve beni güzel te'dîb (edeplendirdi). Ayrıca ben Sa'd oğuları
(kabilesinde) yetiştim."
Âmir İbn Sasaa Heyeti
1426)
Ibn îshak, Asım Ibn Umer Ibn Katade'den rivayet etti:
Rasulullah'a (s.a.v.), içlerinde
Âmir Ibnu't-Tufeyl, Erbed Ibn Kays ve Cebbar Ibn Sulmân'ın
bulunduğu amir oğulları heyeti ^elfü. Bu üç kişi, Amir
oğullarının reisleri ve cin fikirlileriydi. Kavmi, Amir'e;
Müslüman ol, çünkü herkes müslüman oldu, dediler. O da:
Vallahi, Araplar, ardıma düşünceye kadar uğraşmağa kendimce
ahdettim. Artık, ben, Kureyş'in şu gencinin ardına düşebilir
miyim hiç? dedi.
Erbed1 de şöyle dedi:
-Şu adamın yanına vardığımızda,
ben karşısına geçer, onu lafa tutarım. Sen de kılıçla, onun
işini bitirirsin.
Onlar Rasulullah'ın (s.a.v.) yanma
gelip konuşmağa başladılar. Âmir'de Erbed1 den, emrettiğini
yapmasını beklemeğe başladı. Erbed'in hiçbir şey yapmadığını
görünce, Rasulullah'a (s.a.v.):
-Vallahi, süvarileri ve piyadeleri
üzerine yığarım, dedi. O geri dönünce Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ım! Âmir İbnu't-Tufeyl'e
karşı beni koru" dedi. Amir, Erbed'e:
-Yazıklar olsun sana! Sana tavsiye
ettiğim şey nerde kaldı? dedi. Oda:
-Vallahi, onun hakkında, bana
emrettiğin şeyi yerine getirmeğe kaç defa davrandımsa, her
defasında onunla arama sen girdin. Kılıçla sana mı vursaydım.
Böylece onlar memleketlerine
gitmek üzere ayrıldılar.
Allah, yolda giderken, Âmır'in
üzerine taun gönderdi ve onu oldurdu. Erbed'e de bir yıldırım
gönderdi Yıldırım onu yaktı.
1427)
Âmir Ibnu't-Tufeyl'den rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.v.),
Amir'in oturması için bir minder getirtti ve:
- "Amir! Müslüman ol" dedi. Amir:
-Çöllerin halkını bana ver.
Şehirlerin halkı da senin olsun dedi. Ra-sulullah (s.a.v.) onun
teklifini kabul etmedi. Amir öfkelenerek kalktı ve:
-Vallahi, süvarileri ve piyadeleri
üzerine yığanm ve her hurma a-ğacma bir tane*at bağlarım, dedi.
Peygamber (s.a.v.) de şöyle dedi:
- "Canım elimde olan Allah'a
yemin ederim ki, eğer o ve Amir o-ğulları Müslüman olmuş
olsaydı, hakimiyeti hususunda Kureyş'i zorlamış
olurlardı." ,
Rasulullah (s.a.v.) ayrıca şu
duayı yaptı:
- "Ey kavim! îman edin. Allah'ım!
Amir .oğullarına hidayet ver. Amir İbnu't-Tufeyl'in belasını,
bana bırakmadan ne ile ve nasıl dilersen, onun başımdan defet."
Amir yola çıktı. Onda, deve bezesi
gibi bir beze çıktı. Şehirlere ait bir kadının evinde öldü.
Ölmeden önce:
Ey ölüm! Çık karşıma, dedi.
Koşarak ve gökyüzüne doğru zıplayarak:
Demek, benim gibi birisinde, deve
bezesi gibi beze çıkacak ve Se-lul'lere ait bir kadının evinde
Ölecek, dedi.
Abdül Kays Heyeti
1428)
İbn Abbas şunu anlattı:
Abdulkays heyeti, Rasulullah'a
(s.a.v.) geldiklerinde, onlara: "Allah'a iman ne demek olduğunu
biliyor musunuz?" diye sordu. Onlar:
-Allah ve Rasulü daha iyi bilir,
dediler. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Allah'tan başka ilah
olmadığına şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan'da
oruç tutmak ve ganimetlerin beşte birini vermek."
Hanife Oğulları Heyeti
1429)
İbn İshak şöyle dedi: Bana alimlerimizden birisi anlattı:
Hanife oğulları, Museylime'vi
Örtülerle saklayarak, Râsulullah'a getirdiler. Rasulullah ona
peygamberliğini anlattı. Rasulullah'ın (s.a.v.) elinde, hurma
dalından bir değnek vardı. Museylime, Rasulullah 'tan (s.a. s)
bazı şeyler istedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
(Değil peygamberlikten bir pay) şu
dal parçasını istesen, onu bile
sana vermem" dedi.
Heyet Yemame'ye dönünce, Museylime
irtidat etti (dinden döndü).
Esed oğullar)., Kilâb, ed-Dariyyin,
el-Bekkâ oğulları, Tayyi, Sel âmân, Zubeyd, Abs ve Havlan
heyetleri de gelmiştir.
Muharamed İbn Sa'd "et-Tabakat" ta
yetmiş heyet zikretmiştir. Biz bu konuda sözü uzatmadık. Ancak
orjinal sözleri olanları zikrettik.
Rasulullah (s.a.v.) bir heyet
geldiğinde, en güzel kıyafetlerini giyerdi.
--------------------------------------------------------------------------------