YIRMIDOKUZUNCU BOLUM
RASULÜLLAH'IN HÜKÜMDARLARLA
MEKTUPLAŞMASI
Rasulullah'ın Mukavkıs'a
Elçi Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
Rasulullahın Kaysere Elçi
Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
Rasulullah'ınkisra/Ya Elçi
Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
Rasullullah'ın Necaşiye Elçi
Göndermesi Ve Ona Gönderdiği Mektup
Rasulullah'ın El-Haris İbn
Ebi Şimr El-Gassaniye Elçi Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
Rasulullah'ın Hevze İsn Âli
El-Hanifi'ye Elçi Göndermesi Ve Ona Gönderdiği Mektup
Rasulullahın Cebele İbnu’l
eyheme Elçi Göndermesi
Rasulullah'ın Zulkela'a Elçi
Göndermesi
Rasulullah'ın Ferve
El-Cuzami'ye Yazdığı Mektup
Rasulullahın Culendanın
Oğulları Ceyferle Abda Yazdığı Mektup
Rasulullah'ın El-Munzire
Elçi Göndermesi
Rasulullahın Hımyer
Hükümdarlarına Gönderdiği Mektup
YIRMIDOKUZUNCU BOLUM
RASULÜLLAH'IN HÜKÜMDARLARLA MEKTUPLAŞMASI
Rasulullah'ın Mukavkıs'a Elçi Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
Rasulullah, Hatıb Ibn Ebi
Beltea'yı Mukavkıs'a gönderdi.
Hatıb varınca, Mukavkıs ona
ikramda bulundu. Rasulullah'ın mektubunu aldı. Cevap olarak şunu
yazdı: Gelecek bir Peygamber daha kaldığını biliyordum. Elçini
ağırladım.
Ona dört cariye hediye etti.
Cariyelerden biri Mariye'dir. İki de binit hayvanı hediye etti.
Birisi, Ufeyr adlı eşek, diğeri de Düldül denilen katırdı.
Mukavkıs müslüman olmadı.
Rasulullah (s.a.v.) onun hakkında:
"Kötü adam, saltanatına kıyamadı.
Saltanatı ona kalmayacak" dedi.
Rasulullah (s.a.v.), onun
hediyesini kabul etti. Mariye'yi kendisine aldı. Mariye'den oğlu
İbrahim doğdu. Veda haccmdan dönerken eşek öldü. Katır ise,
Muaviye zamanına kadar kaldı.
1399)
İbn Ca'fer şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.), hicretin
altıncı yılında, zilkade ayında, Hudey-biye'den dönünce, Hatıb
İbn Ebi Beltea'yı İskenderiye'nin sahibi Mukavkıs'a gönderdi.
Onu, İslam'a davet etmek üzere, Hatıb'îa bir de mektup gönderdi.
Mukavkıs mektubu okuyunca, Hatıb'a hayırlı olsun, dedi, Mektubu
alıp -mühürlü idi- fildişinden bir kutuya koydu ve cari-yesir.û
verdi. Resulullah'm mektubuna cevap yazdı. Ama kendisi müs-İüman
olmadı. Resulullah'a, Mariye'yi, eşeği Ya'fur'u ve katırı
Düldül'ü berii/e etti. Düldül, beyaz renkliydi. O sırada,
Araplarda ondan başka beyaz renkli katır yoktu.
Mukavkıs, Ehl-i Kitap'tan^ duyduğu
özelliklerine göre peygamberim hak peygamber olduğunu biliyordu
ama iman etmedi.
Müslüman olmadan önce El-Muğire
onun yanına gitmiş ve ona bundan bahsetmişti.
El-Mugire, Malik oğullarıyla
birlikte Mukavkıs'a gidişini şöyle anlatır:
Malik oğulları Mukavkıs'm yanma
girdiğinde o:
-Benimle sizin aranızda
Muhammed'le ashabı varken, bana nasıl geldiniz? dedi. Onlar:
-Bu hususta ondan korktuğumuzdan
deniz yolunu tuttuk, dediler. Mukavkıs:
-Onun, sizi kabule davet ettiği
şey hakkında ne yaptınız? dedi. Malik oğulları:
-Bizden ona, hiç kimse tabi
olmadı. Mukavkıs: -Peki, niye? diye sordu. Malik oğulları:
-O, bize, bugüne kadar, ne
ataların, ne de hükümdarların tuttuğu, sonradan çıkma bir din
getirdi. Biz atalarımızın tuttukları dine bağlıyız, dediler.
Mukavkıs:
-Onun davetini kendi kavmi nasıl
karşıladı? dedi. Malik oğulları:
-Ona, kavminin gençleri tabi
oldular ve onun kavminden ve başka Araplardan kendisine
muhalefet edenlere karşı korudular. Aralarındaki çarpışmada bir
defa kavmi, bir defa da o yenildi, dediler. Mukavkıs:
- Siz, O'nun kabule davet ettiği
şeyleri bana dosdoğru haber verir misiniz? dedi. Malik oğulları:
- O, bizi tek ve ortağı olmayan
Allah'a ibadet etmeye, ataların ya-pageldikleri ibadeti
bırakmaya davet ediyor. Namaz kılmaya ve zekat vermeye davet
ediyor, dediler. Mukavkis:
-Namaz ve zekat nedir? Bunlar için
vakit ve adet belirlenmiş midir? dedi. Malik oğulları:
-Geceli gündüzlü beş (vakit) namaz
kılarlar. Bütün namazların i-simleri verilmiş vakit ve sayıları
vardır. Her yirmi miskale varan altından zekat verirler,
dediler ve bütün malların zekatlarını bildirdiler. Mukavkıs:
-O, zekatı aldığında, nereye
koyar? dedi. Malik oğulları: -Fakirlere. Onları fakirlere verir.
O, sıla-i rahmi (akrabayı gözetmeyi), sözünde durmayı emrediyor.
Faizi, zinayı ve içkiyi yasaklıyor. Allah'tan başkasının adına
kesilenin etinden yemiyor, dediler. Mukav-kıs:
-O halde o bütün insanlara
gönderilmiş bir Peygamberdir. Eğer o, Kibtilere ve Rumlara
gelmiş olsaydı, onlar ona tabi olurlardı. Çünkü, îsa İbn Meryem
onlara böyle emretmişti. Kendisinden önce gönderilmiş olan
Peygamberler de, onu tarif etmişlerdi. Güzel akibet ve sonuç
onun olacak. Kendisine, kimse karşı koyamayacak, dini ayakların
bastığı her yere ve denizlerin kesiştiği yere kadar ulaşacak,
kavmi onu mızrakla-rıyla koruyacaktır, dedi. Malik oğulları:
-Herkes onun dinine girse de, biz
onun dinine girmeyiz, dediler. Hayretinden başını salladı ve;
-Siz oyalanıyorsunuz, dedi ve şu
soruyu sordu. -Onun, kavmi arasındaki soyu sopu nasıldır? Biz:
-O kavminin en soylusudur, dedik. Mukavkıs:
-Mesih (îsa) ve diğer peygamberler
de (a.s.), böyle, mensup bulundukları kavimlerin soy sop
yönünden üstünleri arasından gönderilmişlerdir, dedi. Mukavkıs
tekrar sordu:
-Onun sözünde doğruluğu nasıldır?
-Doğru sözlülüğünden dolayı ona
El-Emin adı verilmiştir, dedik. Mukavkıs:
-Onun işini inceleyin! Aranızdaki
muamelelerinde doğru sözlü olan bir kimsenin, Allah'a karşı
yalan söyleyebileceğini mi zannediyorsunuz, dedikten sonra: Ona
tabi olanlar kimlerdir? diye sordu. Biz de:
-Gençler, dedik. Mukavkıs:
-Mesih (İsa) ve daha önceki
peygamberlere ilk tabi olanlar da gençlerdi, dedi. Mukavkıs
sordu:
-Tevrat ehli olan Yesrib
yahudileri ona karşı ne yaptılar? Biz:
-Ona muhalefet ettiler. O da
onların üzerine yürüyüp onları öldürdü ve esir etti. Her tarafa
dağıldılar, dedik. Mukavkıs:
-Onlar kıskançtılar. Onun için
kıskandılar. Halbuki onlar, onun durumundan bizim
bilmediklerimizi biliyorlar, dedi.
El-Muğire şö'yle dedi:
Onun yanından ayrıldık. Bizi,
Muhammed'e karşı rezil rüsvay eden ve başımızı önümüze eğdiren
sözler duymuştuk. Kendi kendimize yabancı hükümdarlar bile onu
tasdik ediyorlar, yakında bizler onun akrabası ve komşuları
olduğumuz ve davetçisi evlerimize geldiği halde onun yanına
uğramıyoruz, dedik.
Rasulullahın Kaysere Elçi Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
Şöyle anlattılar:
Kayser bir gün sabahleyin üzgündü.
Devlet adamları ona:
-Bu üzüntünün sebebi nedir?
dediler. Kayser;
-Bu gece, Hitan melikini
(sünnetliler hükümdarını) ortaya çıkmış gördüm, dedi. Onlar:
-Biz sadece, yahudilerin sünnet
olduğunu biliyoruz. Onlar da senin hakimiyetinin altındalar.
Onları öldür, dediler.
Onlar bu görüşteyken, Busra'nın
sahibinin elçisi onlara Araplardan birisini getirdi. Elçi ona:
-Ey Kral! Araplardan olan bu adam,
ülkesinde ortaya çıkan garip bir olaydan bahsediyor, dedi.
Herakliyüs tercümanına:
-Ülkesindeki bu olayın ne olduğunu
ona sor, dedi. O da şöyle dedi:
-Aramızdan, peygamber olduğunu
söyleyen birisi çıktı. Bazı kimseler ona uydular. Bazıları da
ona kavşı çıktılar. Aralarında bazı savaşlar oldu. Ben onların
yanından bu haldelerken ayrıldım. Herakliyüs:
-Onu soyun, dedi. Soyduklarında;
onun sünnetli olduğunu gördüler. Herakliyüs:
-Bu benim gördüğümün zamanıdır.
Elbisesini verin, dedi ve gitti. Sonra, emniyet emirini çağırdı
ve ona:
-Benim için, Şam'ı iyice araştır.
Peygamber olduğunu iddia eden bu adamın kavminden birisini bana
getir, dedi.
Ebu Sufyan şöyle anlatmıştır:
Ticaret için gitmiştim. Onun emniyet emiri bizi yakalayıp:
-Siz o adamın kavminden misiniz?
dedi. Biz de:
-Evet, dedik. Bizi çağırdı.
1400)
Abdullah îbn Abbas şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) islam'a davet
etmek üzere Kayser'e mektup yazdı: Mektubunu Dıhyetü'l-Kelbi ile
gönderdi. Ona, Kayser'e vermesi için mektubu Busra'nın büyüğüne
sunmasını emretti.
Allah, iranlıların askerlerim
bozguna uğratınca, Hıms'tan îlya'ya (Kudüs'e) kadar Kayser için
minderler seriliyordu.
îbn Abbas şöyle anlatır:
Kayser'e Rasulullah'm mektubu
gelip onu okuyunca:
-Bana bunun kavminden birini
bulunda ona Allah'ın Rasulünü (s.a.v.) sorayım dedi.
Efu Sufyan Ibn Harb, îbn Abbas'a
şunu anlattı: Kendisi bazı Ku-reyşlilerle ticaret için Şam'a
gelmişti. Bu, Rasulullah'la Kureyşli kafirlerin barış halinde
oldukları sırada olmuştu.
Ebu Sufyan anlatmaya devam
etmektedir:
Kayser'in elçisi bana geldi. Beni
ve arkadaşlarımı götürüp onun huzuruna çıkardı. Kayser başında
tacıyla tahtında oturuyor, etrafında da Rum (Bizans) büyükleri
vardı. Tercümanına:
-Onlara bu adama, soyca en yakın
olanınız hanginizdir? diye sor, dedi.
-Benim dedim,
-Ona yakınlığının derecesi nedir?
dedi.
-Amcamın oğludur, dedim.
Gerçekten de, kafile içinde, o
sırada Abdulnıenaf oğullarından, benden başka bir kimse
bulunmuyordu. Kayser:
-Onu benim yanıma getirin dedi.
Arkadaşlanmmda yaklaştırıl-masını emretti. Arkadaşlarımı benim
arkama oturttular. Sonra tercümanına:
-Arkadaşlarına söyle, ben o adam
hakkında buna birşeyler soracağım. Eğer bana yalan söylerse onu
yalanlasınlar, dedi.
Vallahi, onun hakkında bana
sorulacak şeyler hakkında uyduracağım yalanımı, arkadaşlarımın
orada burada anlatıp durmalarından utanmasaydım, kesinlikle
yalan söylerdim. Fakat benim yalan söylediğimi
anlatacaklarından utandığım için ona doğrusunu söyledim. Daha
sonra Herakliyüs, tercümanına:
-Söyle ona: O kişinin aranızdaki
nesebi nasıldır, dedi. Ben: -O, aramızda soylu birisidir, dedim.
-Sizden, bu Peygamberlik sözünü,
ondan önce söyleyen birisi var mıydı? diye sordu.
-Hayır, dedim.
-Peygamberlik hakkındaki sözünü
söylemeden önce onu, hiç yalanla suçladığınız, kötülediğiniz
olmuş muydu? diye sordu.
-Hayır, dedim.
-Onun ataları arasında hükümdar
olan birisi var mıydı? dedi.
:Hayır, dedim.
-Ona halkın eşrafı mı tabi oldu,
yoksa zayıflarını? dedi.
-Halkın zayıfları, dedim.
-Ona tabi olanlar artıyorlar mı,
yoksa eksiliyorlar mı? dedi. -Artıyorlar, dedim.
-Onun dinine girdikten sonra
beğenmeyerek, kızarak dininden dönen oldu mu? dedi.
-Hayır, dedim.
-Sözünde durmadığı olur mu? dedi.
-Hayır. Ancak biz şimdi onunla bir
müddet için çarpışmayı bırakarak anlaşma yapmış bulunuyoruz.
Sözünü bozacağından korkuyoruz, dedim.
Verdiğim cevaplara bu sözden başka
bir şey katmak imkânını bulamadım. Çünkü yalanımı anlatıp
yaymalarından korkuyordum.
-Siz onunla, o da sizinle çarpıştı
mı? diye sordu. Ben de: -Evet, dedim.
-Sizin onunla, onun sîzinle
yaptığı harp nasıl sonuçlandı? diye sordu.
-Galibiyet sıra ve nöbetleşe oldu.
Bir defa o, bizi yendi. Bir defa da biz onu yendik, dedim.
Herakliyüs:
-O, Size neleri emrediyor? dedi.
-Bize tek olan Allah'a ibadet
etmemizi ve ona hiçbir şeyi ortak koşmamızı emrediyor. Bizi,
atalarımızın taptığı şeylerden de menediyor. Bize namaz kılmayı,
doğru olmayı, haramlardan sakınmayı, akraba ile ilgilenmeyi,
verilen sözde durmayı ve emaneti sahiplerine vermeyi emrediyor,
dedim. Herakliyüs tercümanına:
- Ona de ki: Sana, onun, aranızda
soyunun nasıl olduğunu sordum. Sen onun, aranızda en soylu
olduğunu söyledin. Zaten Peygamberler, böyle kavimlerin en
soyluları arasından seçilip gönderilirler.
Ben sana; bu peygamberlik sözünü
ondan önce içinizde söyleyen birisi var mıydı? diye sordum. Sen;
hayır dedin. Eğer, ondan önce, bu sözü söylemiş birisi olsaydı,
bu da belki, kendisinden önce söylenmiş bir söze uymak isteyen
birisidir derdim diye söylenebilirdim.
Ben sana; bu peygamberlik sözünü
etmeden önce, onu hiç yalanla suçlamış mıydınız? diye sordum.
Sen; hayır, dedin. Anladım ki, insanlara karşı yalan söylemeyen
kişi, Allah'a karşı da yalan söylemez.
. Sana: Onun ataları arasında bir
hükümdar var mıydı ? diye sordum. Sen hayır, dedin. Eğer sen,
ataları arasında bir hükümdar vardı, desey-din. Ben de:
Atalarının saltanatını elde etmeğe çalışan birisi derdim.
Sana: Ona tabi olanlar halkın
eşrafı mıdır yoksa zayıfları mıdır? diye sordum. Sen de:
Zayıfların ona tabi olduğunu söyledin. Zaten, peygamberlerin
tabileri de onlardır.
Ben sana: Onlar artıyorlar mı,
yoksa eksiliyorlar mi? diye sordum. Sen de, arttıklarım
söyledin. Zaten, iman işide, tamamlanıncaya kadar hep böyle
gider.
Sana: Onun dinine girdikten sonra
beğenmeyerek, kızarak dininden dönen oldu mu? diye sordum. Sen
de: Hayır, dedin. Zaten [îman da] böyle olur. îmanın neşesi,
kalbe karışıp kökleşince, hiç kimse, onu be-ğenmemezlik etmez.
Ben sana: O, sözünü bozar mı? diye
sordum. Sen de: Hayır dedin. Zaten peygamberler böyledir. Onlar
sözlerini bozmazlar.
Ben sana: Onunla, hiç çarpıştınız
ını? O da sizinle çarpıştı mı? diye sordum. Sen de: Bunu
yaptığınızı, aranızdaki harbin sonucunun sıra ile olduğuna, bir
defasında, onun sizi yendiğini, diğerinde de sizin onu
yendiğinizi söyledin. Zaten, peygamberler böyledir. Çeşitli
imtihanlara tabi tutulurlar. Sonunda güzel akibet ve sonuç,
onların olur.
Ben sana: O, size neleri
emrediyor? diye sordum. Sen de, onun, tek olan Allah'a ibadet
etmeyi ve ona hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrettiğini,
atalarınızın taptığı şeylerden sizi menettiğini, yine size
doğruluğu, sözünde durmayı ve emaneti yerine vermeyi emrettiğini
söyledin. Bunlar, bir peygamberin sıfat ve özelliğidir. Zaten
ben onun çıkacağını biliyordum. Fakat sizden olacağım
zannetmiyordum.
Eğer onun hakkında bu
söylediklerin doğruysa, yakında, şu ayak* larımın bastığı yere
hakim olacaktır. Vallahi, onun yanma varabileceğimi bilsem
kendisine kavuşmak için her zahmete katlanırdım. Yanında olsam
ayaklarım yıkardım, dedi.
Sonra Rasulullah'm (s.a.v.)
mektubunu getirtip okutturdu. Mektupta şöyle yazılıydı:
" Bismillahi rrahm anirrahim.
Allah'ın kulu ve elçisi
Muhammed'den, Rumların büyüğü Herakli-yüs'e,
Selam hidayete (doğru yola)
uyanlara olsun. Bundan sonra derim ki; Ben seni. İslam'a göre
müslümanlığa davet ediyorum. Müslüman ol, selamette ol. Allah,
sana ecrini ilci kat versin. Eğer bu davetimi kabul etmezsen,
çifçilerin günahı senin boynuna olsun. "Ey Ehl-i Kitabî
Geliniz, aramızda ve aranızda eşit olan bir kelimede birleşelim
de, Allah'tan başkasına tapmayalım! O'na, hiçbir şeyi ortak
koşmayalım. Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rab tanımayahm. Buna
rağmen, onlar bu davetten yüz çevirirlerse, siz şahit olun ki,
bizler müslumanlarız, deyin."
Harakliyüs mektubu okutturduktan
sonra, etrafındaki Rum büyüklerinden gelen sesler yükseldi.
Bağırıp çağırmalar arttı. Ben onların ne dediklerini
bilmiyordum. Herakliyüs bizim dışarıya çıkarıl-mamızı emretti ve
çıkarıldık.
Arkadaşlarımla birlikte dışarı
çıkınca onlara: îbn Ebi Kebşe'nin
işi iyice büyüdü. Beni'l-Asfar'm (Rumların) hükümdarı bile ondan
korkuyor, dedim.
Vallahi, istemediğim halde, Allah,
kalbime İslam'ı sokuncaya kadar, devamlı onun davasının zafer
ve başarıyla sonuçlanacağına kesin olarak inandım.
1401)
Bize ez-Zubri'den rivayet edildi. Hristiyanlardan bir uskurun
bana anlattığına göre, Rasulullah'm mektubu gelince, Herakliyüs
onu koynuna koydu. Sonra Roma'daki bir adama mektup yazdı. O,
ibranca yazılanları okur/ona haber verirdi.
Romadaki' adamı Herakliyüs'e O (Rasulullah)
beklediğimiz Peygamber1 dir, bunda şüphe yok, ona tabi ol ve
onu tasdik et, diye yazdı.
Herakliyüs, Rumların komutanlarına
kral köşkünde toplanmalarını emretti. Onlar toplandılar. Köşkün
kapıları kapatıldı. Komutanların kendisine bir kötülük
yapmasından korktuğu için köşkün üs katındaki bir odaya çıktı
ve: Ey Rum topluluğu! Bana, dinine davet etmek üzere o zatın
mektubu geldi. Vallahi o, beklediğimiz ve kitaplarımızda
bulduğumuz Peygamberin ta kendisidir. Gelin, ona tabi olalım.
Dünya ve ahirette rahat olalım. Hep bir ağızdan homurdanarak
köşkün kapılarına doğru koştular. Kapıların kapalı olduğunu
gördüler. Herakliyüs: Onları geri çevirin, dedi. Şöyle konuştu:
Ey Rum topluluğu! Sizin dininize ne derece bağlı olduğunuzu
görmek için böyle söyledim ve sizi memnun kalacağım durumda
gördüm.
Onun önünde eğildiler ve çekip
gittiler.
1402)
Dıhye îbn Halife şöyle anlattı:
Peygamber (s.a.v.), bir mektupla
beni Dimeşk'taki Rum Krallığına-gönderdi. Rasulullah'm mektubunu
ona verdim. Mektubun mührünü öptü ve onu üzerinde oturduğu şeyin
altına koydu. Sonra komutanlarının ve kavminin toplanmasını
istedi. Onlar toplandılar. Onun için döşenmiş minderlerin
üzerine çıktı. Farslar ve Rumlar böyle yaparlardı. Onların
kürsilerî yoktu.
Daha sonra adamlarına şu konuşmayı
yaptı:
Bu, Mesih İsa'nın bize, İbrahim'in
oğlu ismail'in soyundan geleceğini müjdelediği peygamberdir.
Dinleyenler homurdandılar. Eliyle,
susun diye işaret etti. Sonra: Ben sadece, hristiyanlığa olan
ilginizin nasıl olduğunu denemek istemiştim, dedi.
Ertesi gün bana, gizlice bir haber
gönderdi. îçinde üçyüz onüç resmin bulunduğu büyük bir eve
aldı. Bir de ne göreyim. Onlar peygamberlerin resimleriydi.
Şöyle dedi
-Bak, senin adamının bunlardan
hangisidir?
Sanki peygambere bakarcasma,
Rasulullah'm resmini gördüm.
-Bu, dedim.
-Doğru söyledin, dedi.
-Şu sağındaki kimin resmi? dedi.
-Ebu Bekir denilen, onun kavminden
birisi, dedim.
-Şu solundaki kim ya? dedi.
-Ömer İbnu'l-Hattab denilen yine
onun kavminden birisi diye cevap verdim.
-Biz Kitapta Allah'ın dini, onun
bu iki arkadaşıyla tamamlayacağını görüyoruz dedi.
Peygamber'e geldiğimde, ona bu
hadiseyi anlattım. Rasulullah (s.a.v.) da:
- "Doğru söylemiş. Allah bu dini,
Ebu Bekir ve Ömer'le tamamlayacak ve üstün getirecek" dedi.
1403)
İbn İshak, bazı alimlerden nakletti: Herakliyüs Dihye'ye:
-Vallahi, iyi biliyorum ki, senin
adamın gönderilmiş bir peygamberdir ve bizim beklediğimiz
kişidir. Fakat ben, Rumlardan bana bir kötülük gelmesinden
korkuyorum. Bu durum olmasaydı, mutlaka ona tabi olurdum, dedi.
1404)
İbn Ishak, Halid İbn Sinan'a, Rum büyüklerinden birinin şunu
anlattığını nakletti:
Herakliyüs, Şam'dan
Kostantiniyye'ye gitmek istediğinde ve Rasulullah'ın durumu ona
ulaştığında, Rumları toplayıp:
-Ben size bir meseleyi arzedeceğim
dikkat edin, dedi. -Nedir o? dediler.
-Vallahi biliyorsunuz, bu adam
gönderilmiş bir peygamberdir. Onu kitaplarımızda buluyoruz ve
özellikleriyle tanıyoruz gelin ona tabii olalım, dedi. Onlar
da:
-Ama o zaman, Arapların tahakkümü
altında oluruz, dediler.
-Öyleyse her sene ona, cizye
vereyim de bana karşı şiddetini kırayım ve onunla savaştan
kurtulayım dedi.
-Biz Araplara ancak zillet ve
fakirliği veririz. Hayır vallahi, dediler.
-Ona, Suriye toprağım -ki orası,
Filistin,Ürdün, Dimeşk, Hıms ve Bizans'a giden yolun gerisindeki
yerler- vereyim, dedi.
-Hayır, vermeyiz dediler.
-Vallahi, siz şehrinizde güçlü
olursanız mutlaka üstün geldiğinizi göreceksiniz.
Sonra, bir katırın üzerine oturup
yola koyuldu. Tepeden yola baktığında Şam topraklarını gördü
ve: Ey Suriye topraklan sana veda se-lamıyla selâm olsun, dedi.
Musannif (yazar) Rasulullah'tan
(s.av.) sonra Ebu Bekr, Kayser'e elçi göndermiştir, der,
1405)
Musa îbn Ukbe şunu anlattı:
Hişam İbnu'1-As, Nuaym îbn
Abdillah ve adım verdiği başka bir adam, Ebu Bekr'in zamanında
Rum hükümdarına gönderildiler.
Bunlardan birisi şöyle anlattı:
Musa îbn Ukbe şunu anlattı:
Guta'daki Cebele Îbnu'l-Eyhem'in
huzuruna girdik. Onun üzerinde siyah elbiseler vardı ve
etrafındaki her şeyde siyahtı. O:
-Bunları adakta bulunduğum için
giydim. Sizi, Şam'ın tamamından çıkarmcaya kadar bunları
çıkarmayacağım, dedi. Biz de:
-Bizi bu oturduğun yerden
uzaklaştırmak için hiç acele etme. Vallahi, biz onu senden ve
en büyük hükümdardan mutlaka alacağız, inşallah. Bunu bize
peygamberimiz (s.a.v.) haber verdi.
-Öyleyse siz sümerasmız, dedi.
Biz:
-Sümera mı? dedik.
-Siz, onlar değilsiniz, dedi.
-Peki, onlar kim? dedik.
-Gündüz oruç tutup gece namaz
kılan kimseler, dedi. Biz: '
-Vallahi, biz onlarız, dedik.
-Sizin namazınız nasıldır? dedi.
Ona namazımızı tarif ettik.
Vallahi, onu bir siyahlık bürüdü. Sanki yüzü, siyah bir tuğla
parçası gibi oldu.
-Kalkın, dedi ve bize hükümdarın
yanına gitmemizi emretti. Gittik. Elçi bizi, şehrin kapısında
karşıladı ve:
-isterseniz [size] katır
[getireyim] isterseniz at getireyim, dedi. Biz: -Hayır, biz onun
huzuruna sadece olduğumuz gibi gireceğiz, dedik.
[Ona; onlar emrini yerine
getirmiyorlar diye haber gönderdi]. O da: Onları serbest bırak
diye haber gönderdi.
Biz, sarıklı ve kılıçlarımız
takılı olarak hayvanlarımızın üzerinde içeriye girdik. Kralın
kapısına vardığımızda, onun yüksek bir köşkte o-turduğunu
gördük. Bize baktı. Başlarımızı kaldırdık ve: La ilahe illallah,
dedik.
-Allah biliyor, köşk tamamen
sallandı. Biz rüzgarın düşürdüğü hurma salkımları gibi olduk
(dağıldık).
Bize şu haberi gönderdi; Dininizi
kapımda açıklamayın.
Girin diye haber gönderdi. îçeri
girdik. Gördük ki, tavana asılı bir yatağın üzerindeydi. Yine
üzerinde kırmızı bir kıyafet vardı. Yanındaki her şeyin de
kırmızı olduğunu gördük. Rum komutanlar da yanındaydı. Bizimle
elçi vasıtasıyla konuşmak istiyordu. Biz:
-Hayır, vallahi, biz onunla elçi
vasıtasıyla konuşmayız. Biz ancak hükümdara gönderildik. Bizimle
konuşmak istiyorsan, seninle konuşmamıza izin ver.
Biz yanma girince, güldü. Yanında,
Arapçayı güzel konuşan birisi vardı. Biz La îlahe illallah,
dedik. Allah bilir, tavan sallandı. O ve a-damları başını
kaldırdı.
-Sizin, o sözünüz ne büyük? dedi.
-O, kelime-i tevhiddir, dedik.
-Sizin herşeyden önce söylediğiniz
söz müdür o? dedi,
-Evet,
dedik.
-Onu, düşmanınızın memleketinde
söylediğinizde, tavanları titreyip sallanıyor, dedi.
-Hayır, dedik.
-Siz onu, kendi memleketinizde
söylediğinizde, tavanlar titreyip sallanmıyor mu? dedi.
-Hayır, biz böyle olduğunu
görmedik. Sadece senin yanında gördük.
-Doğruluk ne güzel şey! Siz
şehirleri fethettiğinizde ne dersiniz? dedi,
-La ilahe illallahu vallahu ekber,
deriz, dedik.
-Siz La ilahe illallah,
dediğinizde onun ortağı yok demek istiyorsunuz, öyle değil mi?
"Allahu Ekber" dediğinizde, ondan daha büyük birşey yok demek
istiyorsunuz, öyle değil mi? dedi. Biz:
-Evet, dedik.
-Bana Peygamberinizin selâmını
vermenize engel olan nedir? diye sordu. Biz:
-Bizim Peygamberimizin selamı sana
helal değildir. Senin selamın bize helal değil ki, sana o selamı
verelim, dedik.
-Sizin selamınız nedir ya! dedi.
-Cennet halkının selamıdır, dedik.
-Peygamberinizi o selamla mı
selamlıyordunuz? dedi. Biz:
-Evet, dedik.
-Size kimler mirasçı olur? dedi.
-En yakın akrabalar, dedik.
Hükümdarlarınız da mı öyledir?
dedi.
-Evet, dedik.
Bize birçok yiyecek verilmesini ve
güzel bir konaklama yeri temin edilmesini emretti. Üç gün
kaldık. Sonra, bir gece bize haber gönderdi. Yanında hiç kimse
yokken huzuruna girdik. Bizden daha önceki söylediklerimizi
tekrar etmemizi istedi. Ona tekrar ettik. Yanında, büyük, altın
işlemeli, dört köşe, sandık gibi birşey vardı. Onun içinde de
küçük gözler vardı. Gözlerden birini açtı. Oradan içinde beyaz
bir resim bulunan siyah renkli ipek bir bez parçası çıkardı.
Çok uzun ve insanların en sık saçlısı olan bir adam gördük.
-Bunu tanıyor musunuz? dedi.
-Hayır, diye cevap verdik. -Bu, Adem'dir, dedi.
Sonra onu tekrar yerine koydu.
Başka bir gözü açtı. Ondan da siyah bir ipek çıkardı. Onun
içinde de beyaz bir resim vardı. Baktık ki, resimde; büyük ba,şh,
kıptüerinki gibi, saçları kıvırık, insanların en büyük butlusu
ve gözleri kırmızı bir adam gördük.
-Bunu tanıyor musunuz? dedi.
(-Hayır, dedik. -Bu, Nuh'tur, dedi.)
Sonra onu da yerine koydu. Başka
bir gözü açtı. Ondan da içinde beyaz bir resim bulunan siyah bir
ipek çıkardı. Biz:
-Peygamber Muhammed (s.a.v.)
dedik.
-Vallahi, bu, Allah'ın Rasulu
Muhammed'dir, dedi. Allah bilir o a-yağa kalktı, oturdu (sonra):
"Allah aşkına, bu sizin peygamberiniz mi?" dedi.
Allah için o, bizim
Peygamberimizdir. Sanki sağken ona bakıyor gibiyiz, dedik.
-Gerçi, bu gözlerin sonundaydı,
ama ben sizin tavrınızı görmek için onu hemen gösterdim dedi.
Sonra onu tekrar yerine koydu. Bir
göz daha açtı. Ondan, içinde beyaz bir resim bulunan siyah bir
bez çıkardı. Bu defa da, kısık dudaklı, çökük gözlü, dişlerini
sıkmış, sakalı sık ve asık suratlı birisini gördük.
-Bunu tanıyor musunuz? dedi.
-Hayır, dedik.
-Bu, Musa'dır. Yanında, ona
benzeyen bir adam vardı. Ancak onun gözlerinde bir tür şaşılık
vardı ve başına da yağ sürmüşdü.
-Bu Harun'dur, dedi.
Sonra onu kaldırdı. Başka bir gözü
açtı. Ondan siyah bir bez çıkardı. Kırmızı veya beyaz bir resim
gördük. Resimde orta boylu, yaşlı bir kadına benzeyen birisiyle
karşılaştık,
-Bunu tanıyor musunuz? dedi.
-Hayır, dedik.
- Bu Davud'dur, dedi.
Daha sonra onu yerine koydu. Siyah
bir ipek çıkardı. Onda beyaz bir resim vardı. Bunun, ata binmiş
bacakları uzun [sırtı kısa], her şeyi kanat (gibi) olan ve
etrafında rüzgar bulunan bir adam resmi olduğunu gördük.
-Bunu tanıyor musunuz? dedi.
-Hayır, dedik.
-Bu, Süleyman'dır, dedi.
Sonra başka bir göz açtı. Yine
içinde beyaz bir resim bulunan siyah bir ipek çıkardı. Resimde
rengi daha çok sarı olan, geniş, parlak alımlı ve güzel sakallı
bir genç vardı.
-Bunu tanıyor musunuz? dedi. Biz:
-Hayır,
dedik.
-Bu, İsa îbn Meryem'dir, dedi.
Sonra onu yerine koydu ve başka
bir sandık getirdi ve ondan yine resim çıkardı. Biz:
-Bu, bizim tanıyıp gördüğümüz
Peygamberimizin resmidir. Bu gördüğümüz resimlerin bizzat
onların resimleri olduğunu nasıl Öğreneceğiz? dedik. Kayser:
-Adem, Rabb'inden, kendisine,
soyundan gelecek Peygamberlerin resimlerini göstermesini istedi.
Allah, Adem'e onların resimlerini, ipek bezler içinde cennetten
çıkardı. Zulkarneyn, onları Adem'in mağrib-i şems'teki
mahzeninde buldu. Danyal da bu resimleri aynen çizdi.
Vallahi, gönlüm mülkümden
(saltanatımdan) çıkıp gitmeye razı olsavdı, köle olmaya
aldırmazdım. Fakat belki gönlüm buna razı olabilir.
Bize hediyeler verdi ve yanından
ayrıldık.
1405)
Hişam Îbnu'1-As şöyle anlattı:
Ebu Bekr Es-Sıddık benimle,
Kureyşten başka birisini Bizans hükümdarı Herakîiyüs'ü İslam'a
davet etmeye gönderdi. Biz gidip Guta1 da Cebele Îbnu'l-Eyhem'in
konuğu olduk. Hadisi anlattı ve o hadiste Lut'un, îshak'ın,
Yakub'un, İsmail'in ve Yusuf un özellüderini anlattı.
Ebu Bekr'in yanma gelince, onları
ona anlattık. Ebu Bekr ağladı ve:
"Zavallı! Allah onun hayra
ermesini isteseydi mutlaka dilediğini yapardı."
Zaten Rasulüllah (s.a.v.) onların
da yahudilerin de, Muhammed'in de özelliklerini bulduklarını (kitablarmda
yazılı olarak bulduklarını) bize haber vermişti. Yüce Allah
şöyle buyurmuştur: "Onlar onu yanlarındaki Tevrat ve İncil de
yazıh olarak bulurlar."
Rasulullah'ınkisra/Ya Elçi Göndermesi Ve Ona Yazdığı Mektup
1406)
Abdullah İbn Abbas şunu anlattı:
Rasulüllah (s.a.v.) Abdullah İbn
Huzafe'yi, mektubunu götürmesi için Kisra'ya gönderdi. Abdullah
îbn Huzafe mektubu, Bahreyn'in büyüğüne (valisine) verdi.
Bahreyn valisi mektubu Kisra'ya verdi. Kisra mektubu okuyunca
yırttı:
İbn Şihab şöyle dedi: El-Museyyeb'in
şöyle dediğini zannediyorum:
Rasulüllah: Parça parça olsunlar
diyerek onlara beddua etti.
1407)
Muhammed îbn îshak şöyle anlattı:
Rasulüllah (s.a.v.) Abdullah İbn
Huzafe İbn Kays'ı İran hükümdarı Kisra ibn Hürmüz'e gönderdi ve
şu mektubu yazdı:
"Bismillahi rrahmanirrahim.
Allah'ın Rasulü Muhammed'den
Farsların büyüğü Kisra'ya.
Selâm, doğru yolu tutanlara,
Allah'a ve Rasulune iman edenlere olsun. Ben seni Allah'a imana
davet ediyorum.Çünkü ben Allah'ın sağ olanları uyarmak,'kafirler
hakkında da, o azap sözü gerçekleşmek için bütün insanlara
göndermiş olduğu peygamberiyim. Öyleyse müslüman ol, selamette
ol. Eğer davetimi kabul etmezsen, bütün mecusilerin günahı
senin boynuna olsun."
Kisra Rasulullah'm mektubunu
okuyunca yırttı.
Sonra Kisra Yemen'deki Bâzân'a:
"Hicaz'da şu adama yanından, güçlü
kuvvetli iki kişiyi gönder, onlar onu bana getirsinler diye
yazdı.
Bâzân, Babaveyh'deki özel vekilini
gönderdi.
Bâzân'ın bu özel vekili yazı yazan
ve hesap yapan birisiydi. Onunla birlikte Farslılardan birisim
daha gönderdi. Onlara, Rasulullah'a götürmelerini emrettiği bir
mektubu da verdi. O, mektubta Rasulullah'm onlarla birlikte
Kisra'ya gitmesini emrediyordu. Babaveyh'e şöyle dedi.
Adamın haline bak, onunla konuş ve
bana ondan haber getir.
Babaveyh'le o adam yola çıktılar;
Taife geldiler, Rasulullah'ı (s.a.v.) sordular. Sordukları
kimseler:
-O, Medine'dedir, dediler. Ayrıca
"sevinin Kisra, onun karşısına dikildi, artık o adamın hakkından
gelebilirsiniz" dediler.
Babaveyh'le arkadaşı yine yola
çıkıp Medine'ye Rasulullah'm yanına geldiler, onunla Babaveyh
konuştu.
-Şahlar şahı, hükümdarlar
hükümdarı Kisra, hükümdar Bâzân'a, seni kendisine götürecek
kimseler göndermesini emreden bir mektup yazdı. Bâzân da,
benimle birlikte gitmem için beni sana gönderdi. Eğer benimle
birlikte gelirsen, hükümdarlar hükümdarına senin lehinde mektup
yazarım. O da senin işine yarayacak şeyler yapar ve seni
bağışlar. Eğer benimle birlikte gelmekten kaçınırsan sen de
bilirsin, Kisra seni de kavmini de mahveder ve memleketini de
yıkar.
Babaveyh'le yanındaki
Rasuluilah'ın yanına gitmeden önce, sakallarını kazıtmışlar,
bıyıklarını da uzatmışlardı.
Onları o şekilde görmekten
hoşlanmadığından:
-Yazıklar olsun size, böyle
yapmanızı kim emretti size, dedi. Onlar:
-Bunu bize, Rabbimiz yani Kisra
emretti, dediler. Rasulullah:
- "Fakat benim Rabbim, bana
sakalımı uzatmamı, bıyığımı da kesmemi emretti" dedi. Daha sonra
onlara: "Şimdi gidin, kaldığınız yere dönün, yarın yanıma gelin"
dedi.
Rasuîullah'a (s.a.v.); Allah
Kisra'ya oğlu Şireveyh'i musallat kıldı ve oğlu onu falan ayın,
falan gecesinde ve gecenin de falan falan saatlerinde öldürdü
diye vahiy geldi.
Ertesi gün elçiler Rasulullah'm
yanına gelince onlara:
- "Benim Rabbim, falan gece ve o
gecenin falan saatlerinde, oğlu Şireveyh'i Kisra'ya musallat
kılıp onu öldürdü" dedi. Elçiler:
-Sen ne söylediğini biliyor musun?
Üzerine yürüyüp seni cezalandırmamız bizim için, bu
söylediğini, hükümdar Bâzân'a haber vermekten daha kolaydır. Bu
duyduğumuzu ona yazalım mı, hükümdara haber verelim mi? dediler.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet, bunu benden duyduğunuzu
ona haber verin. Ona şunu da söyleyin. Benim dinim ve
hakimiyetim Kisra'nm saltanatının ulaştığı yerlere kadar
ulaşacak, atların ve develerin ayak basacakları en uzak yerlere
kadar uzanacaktır. Yine ona şöyle söyleyin: Eğer müslüman o-lursan
idaren altındaki yerleri sana vereceğim. Seni Ebna'dan olan
kavmine hükümdar yaparım"
dedi. r
Daha sonra Rasulullah (s.a.v.)
Babaveyh'in arkadaşına, altın ve gümüşle işlenmiş bir kemer
verdi. Bunu daha önce, Rasulullah'a (s.a.v.) hükümdarlardan
birisi hediye etmişti.
Elçiler Rasulullah'm (s.a.v.)
yanından ayrılıp Bâzân'ın yanma geldiler. (Ona olup bitenleri
anlattılar). Bâzân:
-Vallahi, bu, hükümdar sözü
değildir. Ben, dediği gibi, bu adamın bir peygamber olduğunu
zannediyorum. Söylediği şeyin neticesini bekleyelim. Eğer
söylediği söz doğru çıkarsa, o, gerçekten gönderilmiş bir
peygamberdir. Eğer söylediği doğru çıkmazsa, o zaman onun
haklarında ne gerekiyorsa düşüneceğiz, dedi.
Çok geçmedi, Bâzân'a Şireveyh'in
mektubu geldi. Mektupta şunlar yazılıydı:
Ben, Kisra'yı öldürdüm. Ben onu
ancak Fars eşrafından birçok kimseyi öldürmeyi, onları hudut
boylarında toplayıp tutuklamayı mubah görmesine kızdığım için
öldürdüm. Bu mektubum sana gelince, halkın, benim için beyatım
al. Kisra'nın sana yazmış olduğu kişi hakkında da emrim
gelinceye kadar bekle.
Kisra'mn oğlunun mektubu, Bâzân'a
ulaşınca:
-Bu zat, Allah'ın el çişidir,
diyerek müslüman oldu. Aslen Farsh olan Ebna ve (Yemen'deki)
onlardan olan kimseler de müslüman oldular.
1408)
El-Makburi şunu anlattı: Feyruz ed-Deylerm Rasulullah'a gelip:
- Kisra, Bâzân'a senin
topraklarında peygamber olan birisinin bulunduğunu duydum. Onu
bağlayıp bana gönder diye yazdı, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Benim Rabbim, senin Rabbin'e
kızdı. Onu oğulları, seher vakti, şu saatte öldürdüler" dedi.
Yanından çıktı. Haberi duydu, İslama girdi ve iyi bir müslüman
oldu.
Rasullullah'ın Necaşiye Elçi Göndermesi Ve Ona Gönderdiği Mektup
1409)
îbn İshak şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) Amr îbn
Umeyye'yi, Cafer îbn Ebi Talib'le arkadaşlarının durumu
hakkında Necaşi'ye gönderdi. Onunla birlikte şu mektubu
gönderdi:
"Bismillahirrahmanirrahim.
Allah'ın Rasulü Muhammed'den Habeş
kralı Necaşi'ye,
Melik, Kuddus, Selâm, Mümin ve
Muheymin olan, kendisinden başka ilah olmayan Allah'a
hamdettiğimi sana bildiririm. Ben, Meryem oğlu İsa'nın Allah'ın,
temiz, iffetli ve dünyadan el etek çekmiş olan Meryem'e attığı
ruhu ve kelimesi olduğuna ve böylece Meryem'in isa'ya gebe
kaldığına şehadet ederim. Seni, bir olan, ortağı olmayan Allah'a
i-badete, bana tabi olmağa ve bana gelene inanmağa davet
ediyorum. Çünkü ben, Allah'ın Rasuluyum. Sana, amcamın oğlu
Cafer'i ve onunla birlikte bazı müslümanları gönderdim. Selam,
doğru yola uyanların ü-zerine olsun."
Necaşi de Rasulullah'a (s.a.v.) şu
mektubu yazdı:
Bis m illahirr ahmanir rahi m.
Allah'ın Rasulü Muhammed'e
Necaşi'den.
Ey Allah'ın peygamberi! Selam,
Allah'ın rahmeti ve bereketi senins üzerine olsun. Kendisinden
başka ilah olmayan Allah, beni islam'a hidayet etmiştir.
Ya Rasulallahî İçinde İsa'nın
meselesini anlattığın mektubun bana geldi. Göğün ve yerin
Rabbine yemin ederim ki, İsa (a.s.) senin söylediklerine zerre
kadar ilavede bulunmamıştır. O ancak senin dediğin gibidir. Biz
gönderdiğin şeyleri Öğrendik. Amcanın oğlu ve arkadaşları
geldiler. Senin Allah'ın Rasulü olduğuna şahadet ederim. Sana
beyat ettim. Amcanın oğluna da beyat ettim. Onun vasıtasıyla
alemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğip müslüman oldum. Sana
oğlumu gönderdim. Eğer, benim, yanma gelmemi istersen onu da
yaparım. Ey Allah'ın Rasulü! Senin söylediğinin hak olduğuna
şahadet ederim, Es-Selamu a-leyke ve rahmetullahi ve berekatuhu.
îbn İshak şunu söylemiştir: Bana
şöyle anlatıldı: Necaşi oğlunu altmış Habeşliyle birlikte bir
gemiye bindirmiş, denizin ortasına gelince gemi batmış ve onlar
boğularak ölmüşlerdir.
El-Vakidi, şeyhlerinden şunu
nakletti:
Rasulullah (s.a.v.) Necaşi'ye iki
mektup yazmıştır. Birisinde onu, İslâm'a davet etmiş ve ona Kur1
an okumuştur. Necaşi Rasulullah'm mektubunu alıp gözüne sürmüş
tahtından inerek tevazu ile yere oturmuştur. Sonra müslüman
olup kelime-i şehadeti getirmiş ve şöyle demiştir: Eğer yanına
gidebilseydim, mutlaka giderdim.
O, Rasulullah'm (s.a.v.) davetine
icabet ettiğini, onu tastik ettiğini ve Cafer vasıtasıyla
müslüman olduğunu yazdı.
Rasulullah diğer mektupta da ona,
kendisini Umnıu Habibe Bint Ebi Sufyan'la evlendirmesini
yazıyordu. Ummu Habibe, Ubeydullah îbn Cahş el-Esadi ile
Habeşistan'a hicret etmiş, orada hrıstıyan olmuş ve ölmüştü.
Mektupta ona ashabından yanında bulunanları (gemiye) bindirip
kendisine göndermesini emretmişti. Necaşi Rasulullah'm (s.a.v.)
emrini yerine getirdi.
1410)
Ebu Katade şöyle anlattı:
Necaşi'nin gönderdiği heyet
Rasulullah'm yanma geldiğinde, onlara bizzat kendisi hizmet
etmişti. Ashabı ona: Senin yerine biz yaparız, dedi. Rasulullah
(s.a.v.) da:
"Onlar benim ashabımı
uğurlanışlardı. Ben de onlara bunun karşılığım vermek
istiyorum" diye cevap verdi.
1411)
Ebu Hureyre şunu rivayet etti:
Rasulullah (s.a.v) Necaşt'nin
öldüğü günü bize haber verdi, musallaya çıkıp ashabını arkasına
saf yaptı ve dört tekbir alarak onun cenaze namazını kıldı.
Hz. Aişe (r.a.) şunu söyledi:
Necaşi öldüğünde kabrinde devamlı bir ışık görüldüğünü
konuşurduk.
Bize, Rasulullah'm (s.a.v.) mektup
yazdığı Necaşi'nin, cenaze namazını kıldığı Necaşi olmadığı
rivayet edildi.
1412)
Enes şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.) Kisra, Kayser,
Necaşi ve her cebbara (zorba ve diktatöre) mektup yazarak
kendilerini Allah Teala'ya (iman ve ibadete) davet etmiştir. Bu,
Rasulullah'm cenaze namazını kıldığı Necaşi değildir.
Rasulullah'ın El-Haris İbn Ebi Şimr El-Gassaniye Elçi Göndermesi
Ve Ona Yazdığı Mektup
1413)
El-Vakidi şeyhlerinden şunu nakletti:
RasuluUah, Suca İbn Vehb el-Esedi'yi
İslâm'a davet etmek üzere el-Haris Ibn Kbi Şimr'e gönderdi. Ona
bir de mektup yazdı.
Suca şöyle anlatır:
Ona (el-Haris îbn Ebi Şimr'e)
gittim. O, sırada Dımeşk'in Guta bölgesinde, Hınıs'tan İlya'ya
(Kudüs'e) gelmiş bulunan Kaysere yer hazırlamak ve ona
verilecek hediyeleri temin etmekle meşguldü. Eİ-Haris'in
kapısında iki veya üç gün oturup onu bekledim. Kapıcısına: Ben
Allah'ın Rasulü'nün elçisiyim, dedim. O: Sen onunla şu şu günde
çıkıncaya kadar görüşemezsin, dedi. Kapıcısı, -Rumdu- bana
Rasulullah'ı sormağa başladı. Ben de ona Rasulullah'm
özelliklerini ve El-Haris'i neye davet ettiğini anlatıyordum.
Sonunda hislenip ağlamaya başladı. Bu arada şöyle diyordu: Ben
İncil'i okudum. Bu peygamberin özelliklerini İncil'de buldum.
Ben ona iman ediyor ve onu tastik ediyorum. Fakat el-Haris'in
beni öldürmesinden korkuyorum. Bana ikramda bulunuyor ve beni
güzel bir şekilde misafir ediyordu.
El-Haris bir gün çıkıp tahtına
oturdu. Başına tacını koydu. Kendisinin yanma girmeme izin
verildi. Rasulullah'm mektubunu ona verdim. Mektubu okuduktan
sonra yere attı ve: Saltanatımı benden kim söküp alabilirmiş!
İnsanlarla o üzerime gelmeden ben ona gideceğim, dedi. Uzun bir
süre yerinden kalkmadı. Sonra kalkıp atların nallanmasını
emretti. Sonra da:
-Adamına gördüğünü haber ver,
dedi. Kayser'e de bir mektup yazıp benim elçi olarak gelişimi
ona haber verdi. Kayser de ona: "Onun üzerine yürüme, ondan
sakın. Benimle İlya'da (Kudüste) buluş" diye yazdı.
Kayser'den mektubunun cevabı
gelince, beni çağırıp: -Adamının yanma ne zaman gitmek
istiyorsun? dedi. Ben de:
-Yarın, dedim. Bana yüz dinar
altın verilmesini emretti. Kapıcısı da bana azık ve elbise
getirdi ve:
-Allah’ın Rasulü'ne benden selâm
söyle, dedi, Peygambere (s.a.v.) gelip ona haber verdim. O da
şöyle dedi. - "Saltanatı yok olsun" dedi.
El-Haris İbn Ebi Şimr Mekke'nin fethedildiği yıl öldü.
Rasulullah'ın Hevze İsn Âli El-Hanifi'ye Elçi Göndermesi Ve Ona
Gönderdiği Mektup
1414)
El-Vakidi, şeyhlerinden şunu nakletti:
Rasulullah (s.a.v.) İslâm'a davet
etmek üzere Selit İbn Amr EI-Amiriyi, Hevze İbn Ali El-Hanifî'ye
gönderdi. Hevze'ye bir de mektup yazdı. Selit, Hevze'nin yanma
varınca onu bir yere yerleştirdi ve ona ikramda bulundu,
Rasulullah'm mektubunu okudu ve ona şunları yazdı: Davet ettiği
şey ne kadar güzel, ne kadar iyi! Ben, kavmimin şairi ve
hatibiyim. Araplar benim bulunduğum yerden korkarlar. Bana,
işinden bazı yetkiler ver de sana tabi olayım.
Jevze, Selit îbn Amr'a bir takım
hediyeler verdi ve ona Hecir do-$ı bir elbise giydirdi.
Belit bütün bunları alıp
Rasulullah'a (s.a.v.) getirdi, Hevze'nin söylediklerim,
Rasulullah'a (s.a.v.) anlattı. Onun mektubunu da okudu. Bunun
üzerine Rasulullah (s.a.v.):
"Yordeki bir hurma koruğunu bile
istese, ona vermem. Onun elindeki her şey yok olsun, yok" dedi.
Rasulullah (s.a.v.) Mekke'nin
fethinden dönerken, Cebrail gelip Hevze'nin öldüğünü ona
bildirdi.
Rasulullahın Cebele İbnu’l eyheme Elçi Göndermesi
Rasulullah (s.a.v.) islâm'a davet
etmek üzere Gassan kralı Cebele îbnu'l Eyhem'e mektup yazdı
Cebele, müslüman oldu ve bunu Rasulullah'a (s.a.v.) yazdı.
O, Ömer Ibnu'l-Hattab'm zamanına
kadar müslüman kaldı. Ka'be'yi tavaf ederken Fezare oğullarından
birisi, izarma (peştemal gibi elbise) bastı ve o da çözüldü.
Cebele elini kaldırıp ona tokat attı ve burnunu kırdı. Adam
Cebele'yi Hz. Ömer'e şikayet etti. Ömer ona: Ya, adamı razı
edersin ya da onun sana kısas yapmasına müsaade edeceğim dedi.
Ömer eğer hırıstiyan olursan boynunu vururum, dedi. Bunun
üzerine: geceleyin, durumumu düşüneyim, dedi. Geceleyin
adamlarıyla birlikte hayvanlarım hazırladılar ve
Kostantiniyye'ye gittiler. Orada hrıstıyan oldu ve o haldeyken
öldü.
Onun
hikayesini "El-Muntazam" adlı kitapta anlattık.
Rasulullah'ın Zulkela'a Elçi Göndermesi
Zulkelâ, Taif hükümdarlarından
birisiydi. Adı, Sçmeyfa Ibn Hav-şeb'ti. O, kibirlenmeye başlamış
hatta rab olduğunu iddia etmişti. Rasulullah (s.a.v.) Cerir İbn
Abdullah vasıtasıyla ona mektup göndermiş ancak Cerir dönmeden
vefat etmişti.
Zulkelâ Hz. Ömer zamanına kadar
olduğu gibi kaldı sonra müslüman olmak istedi. Beraberindeki
sekizyuz köleyle birlikte
Hz. Ömer'e geldi. Kendisi ve
kölelerinin tamamı Müslüman oldu. Hz. Ömer!e şöyle dedi: Benim
bir günahım var. Allah Tealâ'nm onu affedeceğini zannetmiyorum.
Hz. Ömer: Nedir o? dedi. Zulkelâ:
Bir defasında, bana tapan kimseleri gizlice yüksek bir yerden
seyrettim. Yüzbin kadarı bana secde etti. Hz. Ömer de şu cevabı
verdi: İhlasla (samimi olarak) yapılan tövbe sebebiyle Allah'ın
mağfireti umulur, dedi.
1415)
Ulvan İbn Davud, kavminden bir
adamdan şunu nakletti:
Cahiliye devrinde kavmim, beni,
bir hediyeyle Zulkela'a gönderdi. Bir sene bekledim, onun yanma
varamadım. Daha sonra saraydan baktı. Onu gören herkes yere
kapandı. Sonra da onu, Müslüman olarak gördüm. O, bir dirhemlik
et satın aldı da, yanında onu taşıyacak birisi yoktu. Bundan
dolayı eti atına yükledi ve şu şiiri söylemeğe başladı:
Of olsun dünyaya! Eğer dünya
böyleyse, ben o dünya yüzünden her gün işkence içindeyim.
İnsanların en rahat yaşayanı,
kimdir denildiğinde, budur denilen kimseydim ben.
Dünya benî, güçlü ve üstün iken
bedbaht hale getirdi. Benim bedbahtlığım senin hakkında ne iyi,
ne iyi!
Rasulullah'ın Ferve El-Cuzami'ye Yazdığı Mektup
1416)
Vail İbn Amr şöyle anlattı:
Ferve İbn Amr el-Cuzamî, Rumların
bir valisiydi. O, Müslüman oldu ve bunu Rasulullah'a (s.a.v.)
yazdı. Ferve mektubu, kendi kavminden birisiyi e gönderdi. O
şahısla, hediye olarak beyaz bir katır, bir at, bir eşek, ince
elbiseler ve altın sırmalı atlas bir kaftan da gönderdi.
Rasulullah (s.a.v.) Ferve'ye şunu
yazdı:
"Muhammed Rasulullah'tan, Ferve
İbn Amr'a! Elçin yanımıza geldi. Göndermiş olduğun hediyeler de
bize ulaştı. Elçin, sizdeki bilgileri verdi ve bize senin
Müslüman olduğunu haber verdi. Allah seni, doğru yoluna hidayet
etmiş bulunmaktadır."
Rasulullah'm emri üzerine Bilal,
Ferve'nin elçisine oniki okiyye bir neş verdi.
Rum (Bizans) hükümdarı, Ferve'nin,
müslüman olduğunu duyun ca ona: Dininden dön, dedi. Ferve:
Muhammed'in (s.a.v.) dininden ay rılmam. Sen de biliyorsun ki,
İsa onu müjdelemiştir. Fakat saltanattar ayrılaınıyorsun, dedi.
Bunun üzerine Kayser Ferve'yi hapsetti. Sonn onu hapisten
çıkardı ve asarak Öldürdü.
Rasulullahın Culendanın Oğulları Ceyferle Abda Yazdığı Mektup
Rasulullah. (s.a.v.), kendilerini
İslâm'a davet etmek üzer Uman'daki Culenda'mn oğulları Ceyfer'le
Abd'a, Amr îbn el-As vasıta sıyla mektup gönderdi.
Amr İbn el-As şöyle anlatır:
Abd'in yanına gittim ve:
-Ben, Rasulullah'm sana ve
kardeşine gönderdiği elçiyim, dedim.
-Kardeşim, yaşça ve saltanatça
benden Önce gelir. Ben seni onunla görüştüreyim, dedi.
Sonra Ceyfer'in yanma girdim.
Mühürlü mektubu orsa verdim. Mektubu okuduktan sonra:
-Sen bugün, beni kendi halime
bırak da yarın tekrar yanıma gel, dedi. Onun yanına tekrar
gittim. O:
-Ben davet ettiğin şeyi düşündüm.
Eğer ben elimdeki saltanatımı başka birisine bırakırsam,
Araplar'm en zayıfı durumuna düşerim. [Onun atlıları buralara
ulaşamazlar. Eğer ulaşırlarsa, ortada kimi bulup da
savaşacaklar] dedi. Ben:
-Öyleyse ben, yarın gideceğim,
dedim.
Sabah olunca, bana haber gönderdi.
Kendisi ve kardeşi Müslüman oldular. Zekat ve sadakaları toplama
işini bana verdiler. Ben de onları alıp fakirlere verdim.
Rasulullah'ın El-Munzire Elçi Göndermesi
Rasulullah ts.a.v.), el-Alâ İbnu'l-Hadrami'yi,
Bahreyn'deki el-Munzir İbn Sava el-Abdi'ye gönderdi. el-Munzir
de Rasulullah'a (s.a.v.) müslüman olduğunu ve onu tasdik
ettiğini mektupla bildirdi.
Rasulullahın Hımyer Hükümdarlarına Gönderdiği Mektup
1417) Ivluhammed ibn İshak,
Abdullah İbn Ebi Bekr'den şunu nakletti:
Tebuk'ten döndükten sonra
Rasulullah'a (s.a.v.), Hımyer hükümdarları, el-Haris îbn
Abdikulâl, Nuaym İbn Abdikulâl, en-Nu'man Kavi Ziruayn, Hemdan
ve Ma'afır'in müslüman olduklarını bildiren mektup geldi.
Rasulullah (s.a.v.) onlara şu mektubu yazdı:
"Bismillahirrahmanirrahim.
Allah'ın Rasulü Muhammed'den, el-Haris ibn Abdikulâl, Nuaym ibn
Abdikulâl, en-Nu'man *Kayl Ziruayn, Hemdan ve Ma'afır'e,
Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamde-tiğimi size
bildiririm. Rum toprağından dönerken elçiniz bize geldi.
Medine'de görüştük. Gönderdiğiniz şeyi tebliğ etti. Sizin
müslüman olduğunuzu ve müşriklerle savaştığınızı bize haber
verdi. Eğer siz iyüeşir-seniz, Allah'a ve Rasulü'ne itaat
ederseniz, namazı kılarsanız, zekatı verirseniz, ganimetlerden
Allah'a ve Rasulullah'a ait beşte bir hisseyi ve Rasulullah'a
ayrıca seçilip verilecek şeyi ve mü'minler üzerine farz kılınan
sadakayı verirseniz Allah Teala sizi doğru yoluna koymuş olur.
Yahudilik ve Nasranîliklerinde kalanlarsa dinlerinden zorla
döndürülmezler. Onlara cizye vardır."
Rasulullah (s.a.v.) mektup yazıp
başkalarına da gönderdi. Biz zikrettiğimiz kadarıyla yetindik,
Tevfık Allah'tandır.-
İbn Akil şöyle demiştir:
Rasulullah'ın (s.a.v.) Kisra, Kayser ve başkalarıyla
mektuplaşması, Arapların tamamı değil, kendi kavminden olan
herkesle bile arasının iyi olmaması, Peygamberim iz'in
peygamberliğinin doğru olduğuna delalet eden şeylerdendir.
Kesin sonuç alınacağı her yere yazması hususunda bir emir gelmiş
olsaydı, bunu yapmayacaktı. Bu, asla görüş sahiplerinden sadır
olacak bir iş değildir. Yani mektup yazması tamamen Allah'ın
emriyle olmuştur.
Sonra iş Kisra'mn ganimetlerinin,
mescidinde taksim edilmesine kadar vardı. O, davetinin her
bölgeye yayılacağını her saltanatta üstün geleceğine dair
öğrendiği şeyler hakkında konuşuyordu, işte bu, ona her şey
hakkında konuşma cesareti verdiren şeydi. Yani bunları ona
bildiren
Allah'tı.
O'nun vahye muttali olduğuna dair
daha güzel bir delil var mı?
O'nun gerçek Peygamber olduğuna
dair bu mesele bütün insanlık için delildir.
Rasulullahmloğruluğunu gösteren
ışıklar parlamasına rağmen, O'nun peygamberliğinden "şüphe
edenlerin akılları ne kadar basittir!