YEDİNCİ BÖLUM
RASULULLAH'IN MANEVİ
ÖZELLİKLERİ
Rasulullah'ın Güzel
Ahlaklı Olduğu
Rasulullah'ın Hilmi
(Yumuşaklığı) Ve Müsamahakârlığı
Rasulullah'ın Doğru
Olmayan Şeyi Tebliğ Etmeyi Menettiği
Rasulullah'ın Şefkati Ve Müdarası
Rasulullah'ın Hayası
(Utanması)
Rasulullah'ın Tevazusu
Rasulullah'ın Rahmet İçin
Gönderildiği
Peygamberin
Müslümanlardan Birine Hak Etmediği Halde Hakaret Etmesi Halinde
Bunun O Müslüman İçin Ecir Olmasını Rabb'ine Şart Koşması
Rasulullah'ın Cömertliği
Rasulullahtn Şecaati
(Cesareti)
Rasulullah'ın Şakacılığı
Ve Onun Ancak Gerçeği Söylediği
YEDİNCİ BÖLUM
RASULULLAH'IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ
Rasulullah'ın Güzel Ahlaklı Olduğu
678)
Enes İbn Malik şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye
geldiğinde, Ebu Talha elimden tutup beni O'na götürdü ve:
-Ya Rasulellahî Enes zeki bir
çocuktur. Sana hizmet etsin, dedi
Ben kendisine seferde ve hazarda
hizmet ettim. Vallahi, yaptığım birşeyden dolayı bana: "Bunu
niçin böyle yaptın?" Yapmadığım birşey-den dolayı da: "Bunu
niçin şöyle yapmadın" demedi.
679)
Ebu Abdillah el-Cedeli şunu anlattı: Aişe'ye:
-Rasulullah'ın (s.a.v.) ailesi
arasındaki ahlâkı nasıldı? diye sordum. Aişe:
- O, ahlâkça insanların en
güzeliydi. Çirkin konuşmaz, çirkin şeye özenmezdi. O, çarşı ve
pazarlarda bağırıp çağırmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık
vermez, affederdi, diye cevap verdi.
680)
Enes îbn Malik şöyle demiştir:
"Peygamber (s.a.v.) kimseye sövmez
ve lanet etmezdi. Lüzumundan fazla konuşmazdı. Bizden birine
darıldiğında: "Alnı toprak olasıca!" derdi."
681)
Abdullah Ibn Mes'ud şunu anlattı:
Biz hepsi Kureyşli ve son derece
yakışıklı olan seksen kadar kişi Rasulullah'm (s.a.v.)
yannıdayken kadınları hatırladık ve onlar hakkında konuştuk, O
da konuşmamıza katıldı. Öyle ki O'nun susmasını arzu ettim.
682)
Simak şunu anlattı: Cabir İbn Semura'ya: -Rasulullah'la birlikte
oturur muydun? diye sordum. Cabir:
-Evet! O, çok susan ve az gülen
birisiydi. Ashabı onun yanında şiir söylerler, bazı işlerini
konuşurlar, gülerler ve gülümserlerdi, diye cevap verdi.
683)
Hz. Aişe'den nakledildi:
Mina günlerinde yanında iki cariye
def çalarlarken Ebu Bekr Aişe'nin odasına girdi. Rasulullah da
(s.a.v.) örtüsüne bürünmüş haldeydi. Ebu Bekr cariyeleri
azarladı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) yüzünü açarak:
- "Bırak onları, Ebu Bekr! Çünkü
bunlar bayram günleridir" dedi. Aişe şöyle der:
-Ben mescidde oynayan Habeşlileri
seyrettikten sonra usanıp kendiliğimden oturuncaya kadar,
Rasulullah'm (s.a.v.) beni elbisesiyle örttüğünü gördüm. Sız
oyunu seven bir genç kızın durumunu takdir edin.
684)
Harice îbn Zeyd Ibn Sabit anlattı: Bazı kimseler Zeyd Ibn
Sabit'in yanına gelip: -Bize Rasulullah'ın (s.a.v.) hadislerini
anlat, dediler. O da şu cevabı verdi:
-Biz dünyalık şeylerden
konuşurduk, o da bizimle dünyalık şeylerden konuşurdu. Biz
yemekten bahsettiğimiz zaman o da bizimle birlikte ondan
bahsederdi.
685)
Enes îbn Malik şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.), insanların
ahlakı en güzel olanıydı."
686)
Hz. Aişe şunu söyledi:
"Rasulullah'tan (s.a.v.) daha
güzel ahlaklı hiç kimse yoktu. Ashabından ve ailesinden hiç
kimse O'na buyur demeden seslenmezdi. Allah Teâlâ şu ayeti
indirmiştir:
"Sen yüce bir ahlâk üzeresin."
687)
Hz. Aişe şunu anlattı:
"Ben Rasululîah'ın (s.a.v.)
evindeyken kızlarla oynardım. Arkadaşlarım bana gelirler fakat
Rasulullah'ı (s.a.v.) görünce utanarak saklanırlardı.
Rasulullah (s.a.v.) benimle oyanamaları için onları benim yanıma
gönderirdi."
688)
Enes İbn Malik şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) ashabından
birisiyle görüştüğü zaman, onunla birlikte ayakta dururdu. Adam
onun yanından ayrılmak isteyinceye kadar o ayrılmazdı."
689)
Enes şöyle dedi:
"Peygamber (s.a.v.) çocukların
yanından geçti ve onlara selam verdi."
690)
Enes İbn Malik şunu anlattı:
Çocukken Rasulullah (s.a.v.) bizim
yanımızdan geçti ve: "Es-Selamu aleykum, çocuklar!" dedi.
Rasulullah'ın Hilmi (Yumuşaklığı) Ve Müsamahakârlığı
691)
îbn Abbas şunu anlattı:
Mekke halkı, Rasulullah'tan
(s.a.v.), Safa tepesini onlar için altına çevirmesini ve ekin
ekebilmeleri için dağları etraflarından uzaklaştırmasını
istediler.
Ona şöyle denildi: Onlara acımak
ve yumuşak davranmak isteyebilirsin. Eğer istediklerini onlara
vermeyi dilersen ve onlar da inkar e-derlerse kendilerinden
öncekilerin helak edildiği gibi onları da helak ederim.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Hayır! Ben onlara acıyor ve
yumuşak davranmak istiyorum" dedi.
692)
Ebu Hureyre şöyle anlattı:
et-Tufeyl Ibn Amr ed-Devsî
Rasulullah'a (s.a.v.) gelip:
-Devs kabilesi isyankâr davranarak
iman etmekten çekinmiştir. Sen de onlara beddua et, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) kıbleye dönüp
ellerim kaldırdı. Bu arada oradakiler:
- Devs kabilesi helak oldu!
dediler. Rasulullah (s.a.v.) ise:
- "Allah'ım! Devs'e hidayet ver!
Onları getir" diye dua etti.
693)
Urve'nin haber verdiğine göre Usame ona şunu anlatmıştır:
Peygamber (s.a.v.) üzerinde semer
bulunan bir eşeğe bindi. Altında da bir Fedek kadifesi vardı.
Arkasına Usame'yi bindirmişti. Rasulullah (s.a.v.) kendisi de
Sa'd îbn Ubade'yi ziyarete gidiyordu. Bu olay Bedir savaşından
önce olmuştu.
Rasulullah (s.a.v.) sonunda,
Müslümanlardan, puta tapan müşriklerden ve Yahudiler'den
müteşekkil karma bir toplantıya rastlamıştı. Yahudiler arasında
Abdullah Ibn Ubeyy de vardı. Toplantıya Abdullah îbn Revaha da
katılmıştı. Hayvanın kaldırdığı toz toplantı yerini kaplayınca,
Abdullah îbn Ubeyy, elbisesiyle burnunu kapattı ve sonra:
Ü-zerimize toz kaldırmayın! dedi.
Peygamber (s.a.v.) onlara selâm
verip durdu ve hayvanından indi. Onları, Allah'a imana davet
etti ve onlara Kur'an okudu. Bunun üzerine Abdullah İbn Ubeyy:
-Bundan daha güzel bir şey yok.
Eğer söylediklerin hak ise, bizi toplantılarımızda rahatsız etme
(ve evine dön. Bizden sana kim gelirse ona anlat.
Abdullah Ibn Revaha da:
-Toplantılarımızda bize gel.)
Çünkü biz bunu arzu ediyoruz, dedi.
Müslümanlar, müşrikler ve
Yahudiler birbirlerine sövüp hakarette bulundular. Hatta
nerdeyse birbirlerinin üzerine atılacaklardı. Peygamber
(s.a.v.) devamlı onları yatıştırmağa çalıştı ve sonunda
sakinleş-tiler.
Rasulullah (s.a.v.) daha sonra
hayvanına binip Sa'd Ibn Ubade'nin yanına gitti ve şunu söyledi:
- "Sa'd! Ebu Hubab'ın (Abdullah
tbn Ubeyy'in) söylediklerini duymadın mı? O, şöyle şöyle dedi"
dedi.
Sa'd da şunları söyledi:
-Ya Rasulellah! Onu affet!
Vallahi, Allah sana verdiğini vermiştir. Buranın halkı ona taç
giydirmeğe, sarık sarmağa karar vermişlerdi. Allah sana verdiği
hak ile bunu reddedince bu onun boğazına durdu.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.)
onu affetti."
694)
Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Ömer İbnu'l-Hattab'm şöyle
dediğini duydum:
Abdullah îbn Ubeyy öldüğünde
Rasulullah (s.a.v.) onun cenaze namazına çağırıldı. Peygamber
(s.a.v.) kalkıp ona gitti. Rasulullah (s.a.v.) namaz kılmak
maksadıyla cenazeye karşı durduğunda, yerimden kalkarak göğsünün
önüne dikildim ve:
-Ya Rasulellah! -Onun günlerini
sayarak- şu, şu, şu, şu günlerde şöyle şöyle diyen Allah'ın
düşmanı İbn Ubbeyy'e mi cenaze namazı kılacaksın, dedim.
Rasulullah (s.a.v.) ise
gülümsüyordu. Nihayet lafı uzatınca:
- "Ömer! Benden uzak dur! Ben iki
şey arasında muhayyer kılındım ve bunlardan birini seçtim. Bana:
Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için yetmiş defa
istiğfar etsen de Allah (c.c.) onları affetmeyecektir. Bilsem
ki, yetmişi aşarsam onları bağışlayacaktır, mutlaka aşardım!"
dedi.
Daha sonra Rasulullah (s.a.v.)
onun cenaze namazını kıldı. Cenazesiyle birlikte kabrine kadar
yürüdü ve defin işini tamamladı.
Allah ve Peygamberi daha iyi
biliyor ki kendime ve Rasulullah'a (s.a.v.) karşı cüretime
şaştım.
Vallahi onu gömdükten kısa bir
süre sonra, şu ayet indi: "Onlardan ölen birisine asla namaz
kılma, kabri başında da durma çünkü onlar, Allah ve Ra sulu1 nü
inkar ettiler de fasık olarak öldüler."
Rasulullah (s.a.v.) ondan sonra
vefat edinceye kadar, hiçbir münafığın namazını kılmadı ve
kabri başında durmadı.
695)
Enes anlatmıştır:
Mekke'lilerden seksen kişi,
Peygamberle ashabını yakalamak için silahlı olarak, Rasulullah'm
(s.a.v.) peşine düştüler. Rasulullah Onları çarpışmaya girmeden
yakaladı ve Öldürmedi. Bunun üzerine Allah Taâlâ şu ayeti
indirdi: "O, sizi, onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra,
Mekke'nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi
de onlardan çekendir."
696)
Hz. Aişe şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) erkek ve kadın
hiçbir hizmetçisine vurmadı. Allah yolunda cihat etmesi dışında
eliyle hiçbir şeye vurmadı. Ona hiçbir şey isabet etmemiştir
-ki, sahibinden intikam alsın. Meğer ki, Allah'ın haramlarından
birşeyi çiğnemiş olsun. Bu takdirde Aziz ve Celil olan Allah
için intikam alırdı, iki şey arasında muhayyer bırakılırsa,
günah olmamak şartıyla onların en kolayını seçerdi. Şayet o
günahsa, insanların ondan en uzak olanıydı.
697)
el-Hasen îbn Ali'nin dayısı Hind şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) dünya ve
dünya işleri için Öfkelenmez di. Fakat bir hak çiğnenmek
istendiğinde onun öcünü almadıkça, hiçbir şey öfkesinin önüne
geçemezdi. Kendi şahsı için asla kızmaz ve intikam almazdı."
698)
Hz. Aişe şunu anlattı: Hz. Aişe kendisi Rasulullah'a (s.a.v.):
-Başına, Uhud gününden daha
şiddetli bir gün geldi mi? diye sordu. Rasulullah (s.a.v.):
- "Senin kavminden başıma neler
geldi! Onlardan başıma gelenin en şiddetlisi Akabe günü
gelmiştir. Kendimi Abdü Kulâl oğullarına ar-zettiğimde,
istediğim hususta bana icabet etmediler. Ben de üzgün olarak
gözümün gördüğü tarafa yürüdüm. Ancak Karnusseâlib'te kendime
gelebildim. Başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim! Bir bulut, beni
gölgelemiş. Baktım, bulutun içinde Cebrail! Bana şöyle
seslendi:
-Allah, kavminin sana
söylediklerini ve sana verdikleri red cevabını işitti de onlar
hakkında dilediğini kendisine emretmen için sana dağlar meleğini
gönderdi.
Dağlar meleği bana seslendi ve
selam verdi. Sonra:
-Şüphesiz Allah kavminin sana
söylediklerini duydu. Ben dağlar meleğiyim. Rabb'in beni sana
dilediğini emretmen için gönderdi, Mu-hammed! Şimdi ne dilersen
dile! Eğer üzerlerine iki Ahşeb'i (Ebu Kubeys dağıyla Kuaykıan
dağını) kapamamı dilersen kaparım, dedi. Ben:
-Hayır! Allah'ın onların
sulplerinden, sadece Allah'a ibadet edecek, O'na hiçbir şeyi
ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim, dedim" dedi.
699)
Enes îbn Malik anlattı:
Rasulullah'la (s.a.v.) yürüyordum.
Üzerinde Necran kumaşından mamul kalın kenarlı bir cübbe vardı.
Ona bir bedevi yetişerek, cübbe-sinden şiddetle çekti.
Rasululîah'm (s.a.v.) omzunun yanına baktım. Bedevinin şiddetle
çekmesinden cübbenin kenarı iz bırakmıştı. Sonra bedevi:
-Ey Muhammed! Allah'ın sende
bulunan malından birşeyler verilmesini emret, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) ona bakıp
güldü ve sonra iyilikte bulunulmasını emretti.
el-Buhari şöyle demiştir:
Huneyn savaşından sonra Peygamber
(s.a.v.), ganimetleri taksim ederken bazılarına fazla vermişti.
el-Akra îbn Habisle Huneyn'e yüzer deve vermişti. Yine o gün
Arap eşrafından bazılarına ganimet taksimi esnasında farklı
davranmıştı.
Bunun üzerine birisi:
-Vallahi, bu taksimde adil
davranılmadı. Allah'ın rızası gözetilmedi, dedi. Ben de:
-Vallahi, tounu mutlaka
Rasulullah'a söyleyeceğim, dedim ve gelip Rasulullah'a (s.a.v.)
haber verdim. Rasulullah da şöyle buyurdu:
- "Allah ve Rasulu adil olmazsa,
kim adil olur? Allah Musa'ya rahmet etsin! Ona bundan daha
fazlasıyla eziyet edilmişti ama o sabret-mişti."
700)
Ebu Hureyre şunu anlattı:
-Ya Rasulellah! Müşriklere beddua
et, denildi.
Rasulullah (s.a.v.) şu cevabı
verdi:
- "Ben lanet edici olarak
gönderilmedim. Ancak rahmet için gönderildim."
701)
Ebu Hureyre anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) Mekke'yi
fethedince, Ka'be'yi tavaf etti. îçinde iki rekat namaz kıldı.
Daha sonra Ka'be'ye geldi ve kapının iki yanından tutup:
- "Ne dersiniz? Şimdi hakkınızda
ne yapacağımı sanırsınız?" dedi. Kureyşliler üç defa:
-Sen bir kardeşsin, bir amca
oğlusun. Sen halimsin (yumuşaksın) ve merhametlisin, dediler.
Rasulullah da (s.a.v.) şöyle dedi:
- "Ben de Yusufun (a.s.) dediği
gibi diyeceğim: Size bugün, hiçbir başa kakma ve ayıplama yok!
Allah, sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en
merhametlisidir."
Bunun üzerine onlar, sanki
kabirlerden çıkarümışcasına gelip islam'a girdiler.
702)
Ömer Îbnu'l-Hattab şöyle anlattı:
Mekke'nin fethinde, Rasulullah'ın
(s.a.v.) Savfan Ibn Ebi Umeyye, Ebu Sufyan Ibn Harb ve el-Haris
tbn Hişam'a eman verdiğine dair haber gönderdi. Ben de:
-Allah Teâlâ bana onlara hakim
olma firsatı verdi, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Benim halimle, sizin haliniz,
Yusufun kardeşlerine dediği gibi olacaktır: Sizlere bugün,
hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allah, sizi bağışlasın"
dedi.
Rasulullah'tan (s.a.v.) utandığım
için ağladım. .
703)
Cabir tbn Abdillah şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) Huneyn günü
insanlara Bilal'ın elbisesi içindeki gümüşten vermeğe başladı.
Bir adam O'na:
-Ey Allah'ın peygamberi! Adil ol,
dedi. Peygamber (s.a.v.):
-Yazıklar olsun sana! Ben adil
olmazsam kim adil olur. Ben adil olmasaydım, umduğuma eremez,
kaybederdim, dedi. Ömer:
-Onun boynunu vursam, çünkü o
münafıktır, dedi. Rasulullah:
-İnsanların benim ashabımı
öldürdüğümü bahsetmelerinden Allah'a sığırım" dedi.
704)
îbn Ömer anlattı:
"Rasulullah'a (s.a.v.) biraz altın
ve gümüş getirildi. Onu ashabı a-rasmda bölüştürmeğe başladı.
Bedevilerden birisi kalkıp:
-Muhammed! Vallahi Allah sana
adaletli olmanı emretti. Ama ben senin adil davrandığını
görmüyorum, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
' - 'Yazıklar olsun sana! Benden
sonra, sana kim adaletli davranır" dedi.
O geri dönünce: "Yavaşça onu bana
gönderin," dedi.
705)
Behz Ibn Hakim dedesinden şunu anlattı: "Behz'in dedesinin
kardeşi Peygamber'e (s.a.v.) gelip: -Benim ortaklarım niçin
yakalandılar? dedi. Peygamber (s.a.v.) ondan yüzünü çevirince:
-insanlar senin zulüm yapmaktan
men edildiğini iddia ediyorlar ama sen onu bırakmıyorsun, dedi.
Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):
-Eğer bunu yapsaydım sizin
aleyhinize değil, benim aleyhime o-lurdu. Ortaklarım buna geri
verin" dedi.
706)
Hz. Aişe şöyle anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) bir bedeviden
ambarda saklanan bir vesak hurma karşılığında bir deve satın
aldı. Onu, evine getirdi. Depodaki hurmaya baktı ama bulamadı.
Bedevinin yanma gidip:
-Ky Allah'ın kulu! Senden şu
deveni ambarda var zannederek bir vesak hurma karşılığında satın
aldık, dedi. Bedevi:
-Ne kalleşlik! dedi. Sahabiler ona
koşup:
-Bunu Rasulullah'a mı (s.a.v.)
söylüyorsun? dediler. Rasulullah:
-Bırakın onu, dedi"
707)
Ebu Hureyre şunu anlattı:
Bir bedevi, kendisine yardım
etmesini istemek üzere Peygamber'e (s.a.v.) geldi. Peygamber
(s.a.v.) ona birşey verdikten sonra:
-Sana iyilik ettim mi? dedi.
Bedevi:
-Hayır iyilik etmedin, dedi.
Müslümanlar kızıp onun yanına
gittiler. Peygamber (s.a.v.) onlara, birşey yapmamaları için
işaret etti. Sonra kalkıp evine gitti. Bedeviye haber gönderip
evine getirtti. (Biraz daha verdi). Bedevi memnun oldu. Bunun
üzerine Rasulullah (s.a.v.):
-Sen bize geldin. Bizden istedin.
Biz de sana verdik. Söylediklerini söyledin. Müslümanların
zihinlerinde şimdi bu söylediklerinin tesiri var. istersen,
benim karşımda söylediklerini, onların karşısında da söyle.
Böylece, senin aleyhindeki düşünceleri zihinlerinden gider,
dedi. Bedevi:
-Tamam, dedi.
Ertesi gün sabah (veya akşam)
olunca bedevi geldi. Rasulullah:
-Bu arkadaşınızın karnı açtı.
Bizden istedi. Biz de ona verdik. Söylediklerim söyledi. Biz onu
eve davet ettik, biraz daha verdik. O da memnun kaldığını
söyledi. Öyle mi? dedi. Bedevi:
-Evet! Allah aile ve
akrabalarından dolayı sana hayırla mukabele etsin, dedi.
Peygamber (s.a.v.):
- "Dikkat edin! Benimle bu
bedevinin misali, sahip olduğu devesi ürküp kaçan adam gibidir,
insanlar o devenin peşine düşerler ama daha fazla ürkütmekten
başka bir şey yapmazlar. Bunun üzerine deve sahibi onlara:
Benimle devemin arasından çekilin! Ben ona, daha yumuşak
davranırım, der. Deve sahibi ona yönelir. Ona vermek için
yerdeki süp-rüntüden alır. Deve gelir çöker. Onu yolculuğa
hazırlar. Üzerine yerleşir. işte ben de o bedevi söylediklerini
söylediğinde sizi kendi halinize bırak-saydım ve siz de onu
öldürseydiniz Cehennem'e girerdi" buyurdu.
708)
Zeyd Ibn Erkam anlattı:
"Yahudiler1 den biri, Rasulullah'a
(s.a.v.) büyü yaptı. Bir kaç gün bundan rahatsız oldu. Cebrail
O'na gelip: Yahudiler'den birisi sana büyü yaptı. Bunun için
bazı düğümler bağladı, dedi.
Rasulullah (s.a.v.), Ali'yi
gönderdi. Ali düğümleri çıkarıp getirdi. Her düğümü çözdükçe bir
hafiflik hissetmeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) sanki
zincirlerden kurtulmuş gibi ayağa kalktı.
Peygaber (s.a.v.) bunu Yahudi'ye
söylemedi ve hiç bir zaman yüzüne vurmadı."
709)
Enes şöyle anlattı:
"Rasulullah'a (s.a.v.) on yıl
hizmet ettim. Bana ne hakaret etti ne vurdu ne de beni azarladı.
Bana suratını da asmadı. Bana, ihmal ettiğim için beni
azarladığı bir şeyi de emretmedi. Ailesinden birisi beni
azarladığında:
-Bırakın onu, eğer bir şey takdir
edilseydi olurdu, derdi."
710)
Abdullah İbn Selam şunu anlattı:
Aziz ve Celil olan Allah Zeyd İbn
Sa'ye'nin hidayetini dilediğinde, Zeyd şöyle dedi:
"Muhammed'in yüzüne bakınca,
kendisinde peygamberlik alâmetlerinden iki şeyden başka zuhur
etmedik bir şey kalmadığını anladım. Kendisindeki hilm sıfatı,
karşılaştığı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, geçmiyor mu?
Kendisine karşı en ağır cahilce ve kabaca davranışlar, hilmini
artırıyor mu, artırmıyor mu?
Onunla birarada bulunmak ve
hilmini tanımak için yanma giderdim. Bir gün O, Ali îbn Ebi
Talib'le birlikte dışarı çıktı. O'na bedevi gibi bir adam gelip:
-Ya Rasulellah! Falan kabilenin
köyü müslüman oldu. Ben de onlara eğer müslüman olurlarsa,
rızıklarmın onlara bol bol geleceğini söyledim. Aksine onlar
kıtlığa uğradılar. Ben onların İslam'dan çıkmalarından
korkuyordum. Eğer yardım olarak onlara birşey göndermeyi
düşünürsen götürürüm, dedi. Ben de:
-Ben sizden şu kadar vesak şunu
satın alıyorum, dedim ve ona seksen dinar verdim Onları adama
verdi ve:
-Çabuk onlara bunu götür ve
ihtiyaçlarını gider, dedi.
Kurbandan bir, iki veya üçgün önce
Rasulullah (s.a.v.) ashabından bazılarıyla birlikte bir cenazeye
çıktı. Cübbesini öyle bir çektim ki omzundan düşürdüm. Daha
sonra asık bir suratla geldim ve:
-Muhammedi Bana halâ ödemeyecek
misin? Vallahi ben, siz Ab-dülmuttalipoğullarmı böyle
bilmiyordum.
Ömer Îbnu'l-Hattab kızgın bir
şekilde bana baktı ve:
-Ey Allah'ın düşmanı! Sen
Rasulullah'a (s.a.v.) böyle mi söylüyorsun? O'na bu gördüğümü
mü yapıyorsun? Bu duyduğum şeyi mi söylüyorsun? O'nu hak dinle
gönderen Allah'a yemin olsun, kendisinden çekinmeseydim başını
çoktan koparırdım, dedi.
Rasulullah sükûnetle Ömer'e
bakıyordu. Sonra gülümsedi ve:
-Ben (ve o) senden, bu türlü
davranıştan başkasını görmek ihtiya-cmdaydık. Seni borcumu
güzellikle ödemeyi bana tavsiye, alacağım güzellikle istemesini
de ona tavsiye edecektin. Ömer! Git! Hakkını ver. Ona, fazladan
da yirmi sa1 hurma ver! dedi. Ben:
-Bu nedir? dedim. Ömer:
-Rasulullah (s.a.v.) bana, sana
hiddet ve şiddet göstermiş olmamın yerine bu fazlayı vermemi
emretti, dedi. Ben:
-Ömer! Beni tanımıyor musun?
dedim.
-Hayır! Sen kimsin?
-Ben Zeyd Ibn Sa'ye'yim, dedim.
-Alim olan mı? dedi.
-Evet, alim olan, dedim. Ömer:
-Seni, yaptığını Rasulullah'a
(s.a.v.) yapmağa, söylediğini de ona söylemeğe ne şevketti?
dedi. Ben de:
-Ömer! Muhammed'in yüzüne bakınca,
kendisinde peygamberlik alâmetlerinden iki şeyden başka bir şey
kalmadığını anladım, Hilm sıfatı, karşılaşacağı cahillik ve
kabalığı geçiyor mu, geçmiyor mu? Kendisine karşı en ağır
cahilce ve kabaca davranışlar, Mimini artırıyor mu, artırmıyor
mu? Bu hususta henüz bir denemede bulunmamıştım. Bunu
kendisinden deneyerek öğrendim. Ömer! Seni şahit tutuyorum. Ben
Rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a ve peygamber olarak
Muhammed'e (s.a.v.) razı oldum. Yine, seni şahit tutuyorum.
Malımın yarısı, Allah'a aittir. Çünkü benim malım pek çoktur. O
mallarım, Muhammed (s.a,v.) ümmetine sadakadır, dedim. Ömer:
-Yahut onların bir kısmına. Çünkü
onların hepsine gücün yetmez, dedi. Ben de:
-Yahut onların bir kısmına, dedim.
Ömer'le Zeyd Ibn Sa'ye
Rasulullah'a (s.a.v.) döndüler. Zeyd Keli-me-i Şehadeti getirdi.
Ona iman etti, onu tasdik etti. Ona beyat etti ve birçok savaşta
Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında yer aldı.
711)
ez-Zuhrî şunu anlattı: Bir Yahudi şöyle dedi:
"Rasulullah'ın (s.a.v.), Tevrat'ta
görmediğim bir özelliği kaldı. O da hilmdir.
Belirli bir süreye kadar O'na,
otuz dinar borç para verdim. Sürenin dolmasına bir gün kalıncaya
kadar bekledim ve ona geldim:
-Muhammed! Bana hakkımı öde. Çünkü
siz Abdulmuttalipoğulları borcun vadesini geciktiren
kimselersiniz, dedim. Ömer:
-Yahudi! Sen delirdin mi? Vallahi
onun yeri olmasaydı, senin kafanı vururdum, dedi. Rasulullah
(s.a.v.):
-Allah sana mağfiret etsin Ebu
Hafs! Biz senden bundan daha çok borcum olanı ödemeyi emretmeni
isterdik. O da alacağım ödemede ona yardım etmiş olmanı daha çok
isterdi, dedi.
Benim onu bilmemezlikten gelmem,
O'nun sadece hilmini artırmıştı. O:
-Yahudi! Yarın senin alacağın
ödenecek, dedi. Ömer'e de:
-Ebu Hafs! İlk gün istemiş olduğu
bahçeye git. Eğer ona razı olursa şu kadar şu kadar sa' ver.
Onun söylediğine şu kadar şu kadar ilave et. Eğer ona razı
olmazsa, şu şu bahçeden ona şunu ver, dedi.
Ömer onu bahçeye götürdü. Yahudi
razı oldu. Rasulullah'ın (s.a.v.) söylediğim ve emrettiği
ilaveyi ona verdi.
Yahudi, hurmasını alınca:
-Allah'tan başka ilah olmadığına
ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim Vallahi
Ömer! Bu gördüklerini yapmağa sev-keden şey şudur: Ben Tevrat'ta
Rasulullah'ın (s.a.v.) hilm dışında bütün sıfatlarını görmüştüm.
Bugün, O'nun hilmini de denedim ve O'nu Tevrat'ta tarif
edildiği şekilde buldum. Şahit ol! Bu hurma ve malımın yarısı,
fakir müslümanlar içindir, dedi. Ömer:
-Yahut bazıları içindir, dedi.
Yahudi de: -Yahut bazıları içindir, dedi.
Yüz yaşındaki bir ihtiyar
müstesna, Yahudi'nin bütün akrabaları müslüman oldu. O ihtiyar
kafir olarak kaldı.
Rasulullah'ın Doğru Olmayan Şeyi Tebliğ Etmeyi Menettiği
712)
Abdullah İbn Mes'ud şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
-Hıçkimse, ashabımdan birisi
hakkında bana kötü birşey ulaştırmasın. Çünkü ben içim rahat ve
huzurlu olarak onların yanına çıkmayı isterim.
Peygamber'e (s.a.v.) bir mal geldi
ve onu taksim etti. Sohbet eden iki kişinin yanına vardım.
Birisi diğerine şöyle diyordu:
-Vallahi Muhammed yaptığı taksimde
ne Allah'ın rızasını, ne de ahireti gözetmiştir.
Bunu duyunca koşup Rasulullah'a
(s.a.v.) geldim ve O'na anlattım. Sonra:
-Sen şöyle demiştin: Hiç kimse,
ashabımdan birisi hakkında bana kötü birşey ulaştırmasın. Ama
ben falancayla falancanın şöyle şöyle dediklerini duydum,
dedim.
Rasuluilah'm (s.a.v.) öfkeden yüzü
kızardı ve:
-Bizi kendi halimize bırak.
Musa'ya bundan daha çok eziyet edildi ama sabretti! dedi.
Rasulullah'ın Şefkati Ve Müdarası
713)
Enes şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.):
"Ben uzatmak niyetiyle namaza
duruyorum. Fakat bir çocuğun ağlama sesini duyuyorum. Annesinin
çocuğun ağlamasından dolayı çok üzüleceğini bildiğimden
namazımda hafifletme (kısaltma) yapıyorum" buyurdu.
714)
Ebu Katade şunu anlattı: Peygamber şöyle buyurdu:
"Ben namaza duruyorum ve onu
uzatmak istiyorum. Bir çocuğun ağlama sesini duyuyorum. Annesine
güçlük vermek istemediğimden . namazımda hafifletme yapıyorum."
715)
Zeyd îbn Sabit şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.), mescitte
hasırdan bir hücre yaptı ve orada geceleri namaz kıldı. Nihayet
bazıları orada toplandılar. Daha sonra Ra-sulullah'm (s.a.v.)
sesi kayboldu. Onun uyuyup kaldığım zannedip yanlarına çıkması
için öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Gördüğüm bu hareketinizi
(benimle birlikte namaz kılmayı) devamlı yapar oldunuz ki bunun
size farz olacağından korktum. Eğer o, size îarz "kı\msaydı, ouu
yapamazdınız. Bu namazı evlerinizde kılın. Çünkü farz namaz
dışında, kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığı namazdır"
buyurdu.
716)
Enes şunu anlattı: Bir adam Peygamber'e (s.a.v.):
-Balata nerede? diye sordu.
Rasulullah (s.a.v.):
-Cehennem'de, diye cevap verdi.
Rasulullah (s.a.v.) onun yüzündeki
ifadeyi görünce:
-Benim babam da, senin baban da
Cehennem'dedir, buyurdu.
717)
îbn Abbas şunu anlattı: Kureyşliler Peygamber'e (s.a.v.):
-Bizim için Rabb'ine dua et de
Safa'yı bizim için altın yapsın biz de sana iman edelim,
dediler. Peygamber (s.a.v.):
-Gerçekten bunu yapacak mısınız?
dedi. Kureyşliler:
-Evet, dediler.
Peygamber (s.a.v.) dua etti.
Cebrail ona geldi ve şöyle dedi:
-Aziz ve Celil olan Rabb'in sana
selam ediyor ve sana: İstersen, Safa, onlar için altın olur. Ama
bundan sonra onlar kim kafir olursa, ona, aîemlerdeki hiç
kimseye azab etmediğim şekilde azab ederim. İstersen onlara
tövbe ve rahmet kapısını açarım, diyor. (Peygamber:
-Ben tövbe ve rahmeti diliyorum,
dedi.)
718)
Ebu Umame anlattı: Bir genç Peygamber'e (s.a.v.) gelip:
-Muhammedi Zina konusunda bana izin ver, dedi. Sahabiler onun
üzerine yürüyüp azarladılar ve:
-Yeter, bırak artık, dediler.
Rasulullah (s.a.v.):
-Yaklaş, dedi. Genç ona yaklaştı
ve oturdu. Rasulullah (s.a.v.): Bunu annen için ister misin?
dedi. Genç:
-Hayır, vallahi! Allah beni sana
feda kılsın, dedi. Rasulullah:
-insanlar da, bunu anneleri için
istemezler. Bunu kızın için de ister misin? dedi. Genç yine:
-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah!
Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
-insanlar da bunu kızları için
istemezler. Bunu kız kardeşin için de ister misin? dedi. Genç:
- Hayır, vallahi! Ya Rasulellah!
Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah
(s.a.v.):
- İnsanlar da bunu kızkardeşleri
için istemezler. Bunu halan için ister misin? dedi. Genç:
-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah!
Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
-İnsanlar da bunu halaları için
istemezler. Bunu teyzen için ister misin? dedi. Genç:
-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah!
Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
-insanlar bunu teyzeleri için de
istemezler, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) elini onun
üzerine koyduktan sonra: Allah'ım! Bunun günahlarını affet,
kalbini temizle ve namusunu (zina yapmaktan) koru, buyurdu.
O genç bu olaydan sonra hiçbir
kötü şeye yönelmedi. .
719)
Abdullah İbn Amr îbn el-Âs anlattı:
Peygamber (s.a.v.) Allah Teâlâ'nm
(İbrahim (a.s.) hakkındaki) şu ayetini okudu: "Rabbim! Onlar,
insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o
bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok
bağışlayan pek esirgeyensin."
Hz. îsa ile ilgili şu ayeti de:
"Eğer kendilerine azab edersen şüphesiz onlar senin kullarındır
(dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen
izzet ve hikmet sahibisin"
o-kuyarak ellerini kaldırdı:
- "Allah'ım! Ümmetimi,
ümmetimi..." dedi ve ağladı. Bunun üzerine Aziz ve Celiî olan
Allah:
-Ey Cebrail! Muhammed'e git
-Rabb'in pekâla bilir ya- niye ağladığını sor, dedi.
Cebrail (a.s.) O'na gelerek sordu,
Rasulullah (s.a.v.) da ona bildirdi.
Aziz ve Celil olan Allah şöyle
buyurdu:
-Cebrail! Muhammed'e git ve O'na:
Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz,
de.
720)
Enes İbn Malik anlattı:
Bir defasında biz, Rasulullah'la
(s.a.v.) birlikte mescidde otururken bir bedevi çıkageldi.
Mescidin içine işemeğe kalktı. Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı:
-Yapma, yapma, dediler. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Onun idrarını kesmeyin,
bırakın onu" dedi. Ashab da idrarını bitirinceye kadar onu
bıraktılar. Sonra onu çağırıp şunları söyledi:
- "Şüphesiz mescitler idrarın ve
pisliğin hiçbirine uygun değillerdir. Ancak bunlar» Allah
Teâlâ'yı anmak, namaz kılmak ve Kur'an okumak için
yapılmışlardır."
Arkasından bir adama emretti, o da
bir kova su getirerek idrarın üzerine serpti.
721)
Hz. Aişe anlattı:
Bir adam Peygamber'in yanma girmek
için izin istedi. O da:
- "Ona izin verin. Bu aşiretin
kardeşi çok fenadır" dedi.
Adam yanına girince Rasulullah
(s.a.v.) onunla yumuşak bir şekilde konuştu. Ben:
-Ya Rasulellah! Onun hakkında
söylediğini söyledin. Sonra da yumuşak bir şekilde konuştun,
dedim. Rasulullah (s.a.v.) da:
- "Aişe! Kıyamet gününde, Allah
katında insanların en kötü mer-tebelisi, insanların fuhşundan
korktukları için kendisini terkettikleri kimsedir" dedi.
722)
Mes'ud Ibnu'l-Hakem şunu anlattı:
Peygamberle (s.a.v.) namaz kıldım.
Cemaatten biri aksırdı. Ben de: Rahimekellah (Allah sana
merhamet etsin), dedim. Cemaat, bana göz atıp ellerini dizlerine
vurdular. Onların beni susturduklarım görünce sustum.
Peygamber (s.a.v.) beni çağırdı.
Babam anam feda olsun! Ondan daha
güzel öğreten muallim (öğretici) görmemiştim.
Bana ne vurdu ne de hakaret etti.
Daha sonra şöyle dedi:
- "Bu namazda âdemilerin
(insanların) sözünden hiçbiri uygun değildir. Ancak bu
teşbihtir, tahmiddir ve tekbirdir (bunlardan ibarettir)."
723)
Malik tbnu'l-Huveyris anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) çok merhametli
ve nazikti. Onun yanında yirmi gece kaldık. Ailelerimizi
özlediğimizi anlayınca bize, ailelerimizden kimleri
bıraktığımızı sordu. Biz de ona haber verdik. Bunun üzerine:
- "Ailelerinizin yanına dönün ve
onların arasında kalın" dedi.
724)
Enes şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v,), bir kişi,
kardeşlerinden üç gün ayrı kalırsa onu sorardı. Eğer ortadan
kaybolmuşsa onun için dua ederdi. Eğer varsa, onu ziyaret
ederdi. Hasta ise, hasta ziyaretine giderdi."
Rasulullah'ın Hayası (Utanması)
725)
Ebu Said el-Hudrî şöyle demiştir:
"Rasulullah (s.a.v.), perdesi
içindeki bakireden daha utangaçtı. Birşeyden hoşlanmıyorsa, onu
yüzünden anlardık."
726)
Enes (r.a.) şunu anlattı:
Peygamber (s.a.v.) bir adamın
üzerinde sanlık gördü. Bu hoşuna gitmedi ve:
- "Buna emretseniz de bu sarılığı
yıkasa" dedi.
Rasulullah (s.a.v.) hoşlanmadığı birşeyi kişinin yüzüne
vurmazdı.
727)
Hz. Aişe (r.a.) şöyle dedi:
"Rasulullah'a (s.a.v.), birisi
hakkında birşey (aleyhinde konuştuğu bir söz) ulaştığında, ona:
Sen şöyle şöyle söylemişsin demezdi."
728)
Sehl İbn Said şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v.) çok
utangaçtı. Kendisinden birşey istenirse mutlaka verirdi."
Rasulullah'ın Tevazusu
729)
Ebu Hureyre (r.a.) şunu anlattı:
Bir müslümanla bir yahudi münakaşa
ettiler. Müslüman: Muhammedi (s.a.v.) alemlere tercih edene
yemin olsun, dedi. Yahudi de: Musa'yı alemlere tercih edene
yemin olsun, dedi.
Müslüman Yahudi'ye kızıp onu
tokatladı. Yahudi Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve olanları ona
anlattı. Rasulullah (s.a.v.) Müslümanı çağırdı ve ona sordu.
Müslüman yaptığını itiraf etti.
Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.v.):
- "Beni, Musa'ya tercih etmeyin.
Çünkü kıyamet gününde, insanlar bayılırlar. Ben onların ilk
ayılanı olurum ve Musa'yı Arş'in ucuna tutunmuş olarak
görürüm. Bilmiyorum, o, bayılıp da benden önce ayılan kimseler
arasında mıdır? Yoksa Allah Teâlâ'mn istisna kıldığı
kimselerden biri midir?" dedi.
730)
Ebu Hureyre şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bir kimsenin, benim Yunus Ibn
Metta'dan daha hayırlı olduğumu söylemesi uygun değildir."
731)
Hz. Ömer şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Hristiyanların îsa Ibn Meryem'i
övdükleri gibi beni övmeyin. Ben sadece bir kulum. Siz: Allah'ın
kulu ve Rasül'ü deyin."
732-
Ebu Hureyre (r.a.): "Ona ellerini kesen o kadınların zoru neydi?
diye sor"
ayeti hakkında Rasululiah'ın (s.a.v.) şu sözünü rivayet
etmiştir:
- "Ben olsaydım hemen cevap verir,
bahane aramazdım."
733)
Hz. Aişe'ye (r.a.) şöyle soruldu:
- Rasulullah (s.a.v.) evine
girdiğinde ne yapardı? Hz. Aişe şu cevabı verdi:
- "Ailesinin hizmetlerinde
bulunur, namaz vakti geldiği zaman da kalkıp namaz kılardı."
734)
Enes şunu rivayet etti: Bir adam:
-Muhammed! Efendimiz! Efendimizin
oğlu! Bizim en hayırlımız! En hayırlımızın oğlu! dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Ey cemaat! Her zaman nasıl
konuşuyorsanız, öyle konuşun! Şeytan sizi saptırmasın! Ben,
Abdullah'ın oğlu Muhammed'im. Ben Allah'ın kulu ve Rasulü'yüm.
Vallahi! Sizin beni bulunduğum derecenin üzerine çıkarmanızı
sevmem" dedi.
735)
Hz. Aişe'ye (r.a.):
-Rasulullah (s.a.v.) evinde ne
yapardı? diye soruldu. O da şu cevabı verdi:
- "Rasulullah (s.a.v.) da bir
insandı. Elbisesini temizler, koyununu sağar ve kendi işlerini
kendisi görürdü."
Bir başka rivayette de şöyledir;
- "Sizden biri evinde ne yapıyorsa
O da evinde aynı şeyleri yapardı. Ayakkabısını diker, elbisesini
yamardı."
736)
el-Bera şöyle dedi:
"Rasulullah'ı (s.a.v.) Hendek
gününde toprak taşırken gördüm. Toprak, karnının beyazını
örtmüştü."
737)
Enes (r.a.) şunn anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.), hastalan
ziyaret eder, cenazelerde bulunur, kölenin davetine gelir ve
eşeğe binerdi. Birgün onu, yuları liften olan bir eşeğin
üzerinde gördüm."
738)
Yine Enes şöyle anlattı:
Yahudi bir çocuk Rasulullah'a
(s.a.v.) hizmet ediyordu. Hasta oldu ve Rasulullah onun
ziyaretine gitti ve:
- "Allah'tan başka ilah olmadığına
ve benim Allah'ın Rasul'ü olduğuma şehadet eder misin?" dedi.
Çocuk babasına baktı. Babası:
-Muhammed'in sana emrettiğini
söyle, dedi. Çocuk kelime-i şeha-deti getirdikten sonra öldü.
Peygamber (s.a.v.):
- "Kardeşinizin cenaze namazını
kılın ve bunu gömün" dedi.
739)
Ebu Hureyre, Rasulullah'ın (s.a.v.) şu sözünü nakletti:
"Eğer ben bir koyun paçası
ziyafetine çağrılsam, mutlaka icabet e-derdim. Yine bana bir
parça hediye edilse, onu da mutlaka kabul e-derdim."
740)
Enes şunu söyledi:
"Hiçbir şahıs onlara Rasulullah1
tan (s.a.v.) daha sevgili değildi. O'nu gördükleri zaman, ayağa
kalkılmasından hoşlanmadığını bildikleri için, ayağa
kalkmazlardı."
741)
el-Hasen, Rasulullah'ı (s.a.v.) anlatırken şöyle dedi:
"Hayır vallahi! O'nun için kapılar
kapanmaz, karşısında kapıcılar dikilmez, sabah akşam ona
kazanlarla yemek götürülmezdi. Fakat O, gizlisi olmayan açık
birisiydi. Allah'ın Rasulü'yle görüşmek isteyen birisi O'nunla
görüşebilirdi. Yere oturur, yemeği yere konulurdu. Kalın ve kaba
şeyler giyer, eşeğe biner, hayvanının terkisine adam alır ve
vallahi elini yalardı."
742)
Kays îbn Hazim şunu anlattı:
Bir adam Peygamber'e (s.a.v.)
geldi. O'nun karşısında durunca adam korkudan titremeğe başladı.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
"Korkma rahat ol. Ben kral
değilim. Beri ancak Küreyş'ten kuru et yiyen bir kadının
oğluyum" dedi.
743)
Enes (r.a.) şunu anlattı: Aklından zoru olan bir kadın:
-Ya Rasulellah! Benim seninle bir
işim var, dedi. Rasulullah:
- "Ey falanca kadın! İstediğin
herhangi bir yolu seç. Seninle görüşebilmem için orada bekle"
dedi. Rasulullah (s.a.v.) O'nun için birşeyler okuyarak yanında
kaldı. Böylece kadın ihtiyacını yerine getirdi.
744)
Yine Enes anlattı:
Bazan Medine'deki çocuklar gelip
Rasulullah'm (s.a.v.) elini tutarlardı. Rasulullah (s.a.v.)
elini çocuğun elinden çeker çekmez, O'nu istedikler yere
götürürlerdi (Rasulullah (s.a.v.) çocukların gittiği yere
giderdi)."
745)
îbn Ebî Evfa şöyle dedi:
"Rasulullah(s.a.v.)dul ve
yoksullarla birlikte yürümekten çekinmez ve onlara karşı
kibirlenmezdi. Onların ihtiyaçlarını yerine getirirdi."
746)
Kudame İbn Abdillah şunu anlattı:
"Rasulullah'ın (s.a.v.) boz bir
deve üzerinde taş attığım gördüm. Ne başkasına vuruyor, ne
kovuyor ne de "çekil, çekil" diyordu."
747)
Nasr îbn Vehb el-Huzarî şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) sırtına
Curiye kadifesi konulmuş, eğersiz ve yularlı bir eşeğe bindi.
Daha sonra Muaz'ı çağırıp terkisine bindirdi."
748)
Esma Bint Yezid şunu söyledi:
"Peygamber (s.a.v.) bazı
kadınların yanından geçti ve onlara selam verdi."
Çocuklara selam verdiği daha önce
geçti.
749)
Ebu Hureyre'yle Ebu Zerr şunu anlattılar:
"Rasulullah (s.a.v.), ashabının
arasında otururdu. O sırada yabancı birisi gelir, soru sormak
için, oradakilerin hangisinin Peygamber (s.a.v.) olduğunu
bilemezdi."
Biz Rasulullah'tan (s.a.v.) gelen
yabancının onu tanıyacağı bir o-turma yeri yapmasını istedik.
Rasulullah (s.a.v.) orada biz de etrafında otururduk.
750)
Hz. Aişe şöyle anlattı:
-Ya Rasulellah! Allah beni sana
feda kılsın. Birşeye yaslanarak yemek ye, çünkü bu senin için
daha rahat olur, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Hayır! Ben kulun yemek yediği
gibi yer, kulun oturduğu gibi o-tururum" dedi.
751)
Yine Hz. Aişe (r.a.) şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
"Melek bana gelip: Rabb'in sana
selam edip: Dilersen kul nebisi, dilersen mülk nebisi ol, diyor,
dedi. Cebrail'e baktım. Bana: Alçak gönüllü ol, dedi. Ben de:
"Kul nebisi olmak istiyorum,
dedim."
752)
Abdullah Ibn Ebi Evfa şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) çok zikir
yapar, az konuşurdu. Namazı uzatır, hutbeyi kısaltırdı.
ihtiyaçlarını yerine getirmek için, dul ve yoksullarla
yürümekten çekinmezdi."
753)
Ebu Said el-Hudrî şunu anlattı:
"Bir grup Muhacirle oturuyordum.
Bizden birisi Kur'an okurken onlardan bazıları çıplak oldukları
için birbirlerinden gizleniyorlardı. Biz de Allah'ın Kitab'mı
dinliyorduk. Peygamber (s.a.v.):
- "Ümmetimden, kendime onlarla
birlikte sabretmeyi emrettiğim kimseleri yaratan Allah'a
hamdolsun" dedi.
Daha sonra Rasulullah (s.a.v.),
bize eşit davranmak için ortamıza oturdu ve:
- "Muhacirlerin fakir olanları!
Kıyamet günündeki tam nura sevinin. Size müjdeler olsun! Siz
Cennet'e zenginlerden yarım gün yani beşyüz yıl önce
gireceksiniz" buyurdu.
Rasulullah'ın Rahmet İçin Gönderildiği
754)
Ebu Hureyre (r.a.) şunu anlattı:
-Ya Rasulellah! Müşriklere beddua
et, denildi. Peygamber (s.a.v.):
- "Ben lanet edici olarak
gönderilnıedim. Ancak rahmet için gönderildim" buyurdu.
755)
Yine Ebu Hureyre anlattı: Rasulullah (s.a.v.): "Ben ancak
hidayete ermiş rahmetim" dedi.
Ben de derim ki: Bu hasr Yüce
Allah'ın şu sözünü te'yid etmektedir: "Biz seni ancak alemlere
rahmet olarak gönderdik."
Peygamberin Müslümanlardan Birine Hak Etmediği Halde Hakaret
Etmesi Halinde Bunun O Müslüman İçin Ecir Olmasını
Rabb'ine Şart
Koşması
756)
Ebu Hureyre anlattı: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Allah'ım! Ben senden söz aldım.
Sen onu bozmazsın. Ben ancak bir beşerim. Hangi mü'mine eziyet
ettiysem veya hakaret ettiysem veya dayak attıysam, bunu, o
mü'min için namaz, zekat ve kıyamet gününde kendisiyle sana
yaklaştıracağın bir ibadet kıl."
757)
Enes (r.a.) şunu anlattı:
Ummu Suleym'in yanında yetim bir
kız vardı. Rasulullah (s.a.v.) bu yetim kızı görünce:
- "O sen misin? Gerçekten
büyümüşsün! Yaşın büyümesin!"ftledi. Bunun üzerine yetim kız
ağlayarak Ummu Suleym'e döndü. Ummu Suleym:
-Neyin var yavrum? dedi. Yetim
kız:
-Peygamber (s.a.v.) bana, yaşın
büyümesin di^e beddua etti. Şimdi artık benim yaşım ebediyen
büyümeyecek, dedi.'Ummu Suleym hemen baş Örtüsünü sarınarak
çıktı. Rasulullah'la (s.a.v.) karşılaştı. Rasulullah (s.a.v.)
ona:
- "Neyin var Ummu Suleym?" dedi.
Ummu Suleym:
-Sen benim yetim kızıma, yaşının
büyümemesi için beddua mı ettin? dedi. Rasulullah (s.a.v.)
güldükten sonra:
- "Ummu Suleym! Benim Rabb'ime
şartım olduğunu bilmiyor musun? Ben Aziz ve Celil olan Allah'a
şart koştuğumda şöyle dedim: Ben ancak bir beşerim. Beşerin razı
olduğu gibi razı olur, beşerin kızdığı gibi kızarım. Ümmetimden
herhangi birinin aleyhinde haketmediği halde dua edersem (beddua
edersem) bunu onun için bir temizlik suyu, bir zekat ve kıyamet
gününde onu kendisiyle Allah'a yaklaştıracak bir ibadet
yapmalısın" dedi.
îbn Akil şöyle demiştir: Onun,
içki hakkında lanette bulunması, içkiden caydırmak için konulmuş
bir hükümdür. Bu içkiden caydırmak için konulmuş ise ve sonra
bunun bir rahmet olduğunu açıklamışsa gayesinden uzaklaşır ve
bu günaha teşvik olur.
Bu da Sari için caiz değildir.
Olsa olsa bunu, netice itibariyle
rahmet olması açısından kasted-miş olabilir. Çünkü Peygamber'in
(s.a.v.) lanet ettiği kimseye lanet etmiş olması, lanet ettiği
kimse için lanet edilen suçu işlemekten tamamen engelleyici ve
tövbeye sevkedici birşey olur. Dolayısıyla, peygamber (s.a.v.)
bu laneti rahmete sebep olması açısından rahmet diye
isimlendirmiş oluyor.
Bu da birşeyi neticede ne
olacağına bakarak isimlendirme kabi-lindendir.
Rasulullah'ın Cömertliği
758)
Cabir (r.a.) şöyle dedi:
"Rasulullah'tan (s.a.v.) birşey
istenirse asla yok demezdi."
759)
îbn Abbas {r.a.) şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) insanların en
cömertiydi. Ramazan'da, Cebrail'le (a.s.) görüştüğünde daha
cömert olurdu. Ramazan'm her gecesinde Cebrail onunla görüşür ve
ona Kur'an'ı okurdu.
Rasulullah (s.a.v.) hayır
konusunda esen rüzgardan daha cömert olurdu."
760)
Enes (r.a.) şöyle dedi:
"Rasulullah'tan (s.a.v.), İslâm
devrinde bir şey istendiyse onu mutlaka vermiştir."
Kendisine bir adam geldi. Ona,
sadaka koyunlarından iki dağ a-rası koyun verilmesini emretti.
Adam kavmine döndükten sonra:
-Ey kavmim! Müslüman olun! Çünkü
Muhammed, fakirlikten korkmadan ihsanda bulunuyor, dedi.
761)
Cubeyr îbn Mut'im (r.a.) şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) ashabıyla
birlikte Huneyn'den dönerken ondan birşeyler istemek üzere
bedeviler peşine düştüler. Öyleki onu, dikenli bir ağacm yanma
gitmeğe zorladılar ve ridası ağaca takılıp kaldı.
Kasulullah (s.a.v.) ayağa kalkıp
şöyle dedi:
- "Ridami bana geri verin. Siz
benim cimriliğimden mi korkuyorsunuz? Eğer benim şu ağaçların
sayısınca altınım olsaydı, onları aranızda paylaştırırdnn.
Siz beni cimri, yalancı ve korkak olarak göremezsiniz."
762)
Ebu Hureyre (r.a.) şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) Bilal'in
yanına girdi. Onun evinde bir yığın hurma vardı. Bilal'e:
- "Bu ne Bilal?" dedi. Bilal:
- Onu saklıyorum ya Rasulellah!
dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Onun cehennem'de yakıcı birşey
olmasından korkmuyor musun Bilal? Infak et (sadaka olarak ver).
Fakir düşmekten korkma" dedi.
763)
Enes (r.a.) şunu söyledi:
"Peygamber (s.a.v.), yarm için
hiçbir şey saklamazdı."
764)
Harun îbn Riab şunu anlattı:
Peygamber'e (s.a.v,) yetmiş bin
dirhem geldi. Bu, o güne kadar ona getirilen en büyük paraydı.
Bir hasırın üzerine koydu. Sonra kalkıp onu taksim etti. Onu
bitirinceye kadar hiçbir isteyiciyi geri çevirmedi.
Rasulullahtn Şecaati (Cesareti)
765)
Enes (r.a.) şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) insanların en
güzeli, en cesuru ve en cömertiy-di. Medine'de korkutucu bir ses
oldu. Halk sesin geldiği tarafa gitti. Rasulullah (s.a.v.)
onlara karşı geldi. Sesin geldiği tarafa onlardan önce gitmişti.
Ebu Talha'nm üzerinde eğer bulunmayan çıplak atıyla o korkutucu
sesi araştırmıştı. Boynunda da kılıç vardı. Rasulullah (s.a.v.)
halka:
- "Korkmayın" diyordu.
At hakkında da:
- "Biz onu derya bulduk veya o
gerçekten derya imiş" dedi.
766)
el-Bera'ya Kays kabilesinden birisi:
-Siz Huneyn günü, Rasulullah'tan
(s.a.v,.) kaçtınız mı? diye sordt el-Berâ şu cevabı verdi:
-Fakat Rasulullah (s.a.v.)
kaçmadı. O gün Hevazin kabilesi ok at yordu. Biz onların üzerine
hücum edince bozuldular. Biz de ganimetleri üzerine kapandık. Bu
defa da bizi oklarla karşıladılar. Rasulullah (s.a.v.) beyaz
katırının üzerinde gördüm. Ebu Sufyan Ibnu'l-Haris kat rm
geminden tutuyordu. Peygamber (s.a.v.) de şöyle diyordu:
"Peygamber benim yalan yok!
Abdulmuttalib'in oğlu benim."
767)
Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:
"Bedir günü Rasulullah'a (s.a.v.)
sığındığımızı gördüm. Düşman; en yakın olanımız Rasulullah'tı
(s.a.v.). O gün Rasulullah (s.a.v.), in sanların en
çetinlerindendi."
768)
Yine Hz. Ali şöyle dedi:
"Savaş kızışıp iki taraf
birbiriyle karşılaştığında biz, Rasulullah'U korunduk. Hiç kimse
düşmana O'ndan daha yakın değildi."
769)
el-Bera (r.a.) şöyle dedi:
"Vallahi, savaş kızıştığında biz
onunla yani Peygamberle (s.a.v.^ korunuyorduk. Bizim cesurumuz
onunla bir hizada durandı."
Rasulullah'ın Şakacılığı Ve Onun Ancak Gerçeği Söylediği
770)
Enes (r.a.) şunu anlatmıştır:
Zahir adlı bir bedevi çölden
Peygamber'e (s.a.v.) hediye gönderirdi. Rasulullah (s.a.v.) da,
gitmek istediği zaman onun yol ihtiyaçlarını temin ederdi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Zahir bizim bedevimizdir. Biz
de onun şehirlileriyiz" demiştir. O, çirkin birisiydi. Peygamber
(s.a.v.) bir gün mallarını satarken gelip arkasından onu
kucakladı. Bedevi onu göremediği için:
-Bırak beni! Kim o? dedi.
Dönüp baktı ve Rasulullah'ı
(s.a.v.) tanıyınca sırtını Rasulullah'ın (s.a.v.) göğsüne
sürebildiği kadar sürdü. Rasulullah (s.a.v.):
-"Köleyi kim satın alacak?" dedi.
O da:
- "Ya Rasulellah! Vallahi, o zaman
beni, revaçta olmayan birisi o-larak görürsün, diye cevap verdi.
Peygamber (s.a.v.):
- "Fakat sen Allah katında revaçta
olmayan birisi değilsin (yahut fakat sen Allah katında
pahalısın)" dedi.
771)
Hz. Aişe (r.a.) anlattı;
Seferlerinden birine,
Rasulullah'la (s.a.v.) çıktım. Ben o zaman, şişman değildim.
Rasulullah (s.a.v.) sahabilere:
- "İlerleyin" dedi. Onlar da
ilerlediler. Daha sonra:
- "Gel, seninle yarışalım" dedi.
Onunla koşu yarışına girdim ve onu geçtim. Bana bu konuda birşey
demedi. Zamanla şişmanladım ve geçmişteki durumumu unuttum.
Yine seferlerden birine Rasulullah'la (s.a.v.) birlikte
çıktım. O, sahabilere yine:
- "ilerleyin" dedi. Onlar da
ilerlediler. Bana:
- "Haydi gel yarışalım" dedi.
O'nunla koşu yarışma girdim. Ama bu defa da o beni geçti.
Gülmeğe başladı ve:
- "Bunu sen hakettin" dedi.
772)
Enes'e (r.a.), Peygamber (s.a.v.): "iki kulaklı!" derdi.
Ebu Usame: Onunla şakalaşırdı,
demiştir.
773)
Ebu Hureyre (r.a.) şunu söyledi:
"Rasulullah (s.a.v,), Hz. Ali'nin
oğlu Hüseyin'e dilini çıkarır, çocuk onun dilinin kırmızılığını
görünce sevincinden çırpınırdı."
774)
Abdullah Ibnu'l-Haris Ibn Cez' (r.a.) şöyle dedi: "Rasulullah1
tan (s.a.v.) daha şakacı birisini görmedim."
775)
Hz. Aişe şunu söyledi: Rasulullah (s.a.v.):
"Ben şaka yaparım ama ancak hakkı
söylerim" buyurdu.
776)
Enes (r.a.) anlattı: Bir adam Peygamber'e (s.a.v.) geldi ve:
-Beni taşı (bana deve ver), dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"-Biz seni, nâkâ (deve) yavrusunun
üzerinde taşırız" dedi. Adam: -Ben nâkâ yavrusunu ne yapayım?
dedi. Peygamber (s.a.v.):
- "Büyük develer de, develerin
yavruları değil midir?" dedi.
777)
Rasulullah (s.a.v.):
"Yaşlı kadın Cennet'e girmez"
dedi.
Yaşlı bir kadın, Rasuhıllah'ın
(s.a.v.) yanma geldi ve O'na bir şey sordu. Rasulullah (s.a.v.)
şakayla:
- "Yaşlı kadın Cennet'e giremez"
dedi.
Namaz vakti geldi. Peygamber
(s.a.v.) namaza gitti. Kadın hüngür hüngür ağladı. Nihayet
Rasulullah (s.a.v.) namazdan döndü. Hz. Aişe:
-Ya Rasulellah! Bu kadına: Yaşlı
kadm Cennet'e giremez" dediğin için ağlıyor, dedi. Rasulullah
(s.a.v.) gülerek:
- 'Yaşlı kadın Cennet'e giremez,
ama Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Gerçekten biz hurileri yepyeni
bir yaratılışla yarattık. Onları bakireler kıldık. Eşlerine
düşkün ve yaşıttırlar."
Halbuki o bakire kılınanlar gözleri çapaklı kocakarılardı"
buyurdu.
778)
Enes anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) Ummu Suleym'in
yanma girdi. Ebu Umeyr'in üzgün olduğunu gördü ve:
- "Ummu Suleym! Ebu Umeyr niye
üzgün?" dedi. Ummu Suleym: -Ya Rasulellah! Onun kuşu öldü, dedi.
Peygamber (s.a.v.):
- "Ebu Umeyr! Kuşuna ne oldu?"
diye takıldı.
779)
İbn Abbas şöyle demiştir: "Peygamber'in (s.a.v.) şakacılığı
vardı."
780)
Enes (r.a.):
"Peygamber (s.a.v.), insanların en
şakacı ve nüktedanlarmdandı" demiştir.
781)
Hz. Aişe:
"Peygamber (s.a.v.) çok şakacıydı.
O: "Allah doğru şakacıyı, şakasından dolayı hesaba çekmez"
derdi."
782)
Abdullah îbn Amr (r.a.) şunu anlattı:
Ben ezberlemek maksadıyla
Rasulullah'tan (s.a.v.) duyduğum her şeyi yazardım. Kureyş beni
bundan men edip: Sen Rasulullah'tan (s.a.v.) duyduğun her şeyi
yazıyorsun. Halbuki Rasulullah (s.a.v.) öfkeliyken de
konuşabilir, dediler. Yazmaktan vazgeçtim. Bunu Rasulullah'a
(s.a.v.) söyleyince:
"Yaz! Canım elinde olana yemin
olsun! Benim ağzımdan ancak hak çıkar" diye cevap verdi.
783)<