İKİNCİ
BÖLÜM
RASULULLAH’IN PEYGAMBER OLUŞU
Görülmeyen Kimselerin Çıkardıkları Sesler
Vahşi
Hayvanların Rasulullah’ın Peygamberliğini Bildirmeleri
Râsûlüllâh'îk Peygamber Olmadan Önce Gördüğü Peygamberlik
Alâmetleri
Taş Ve
Ağaçların Rasûlüllah'a Selâm Vermeleri
Vahyin
Başlangıcı
Cebrail'in Rasûlullahâabdest Ve Namazı Öğretmesi
Rasûlullah'ın Peygamberliğinin Başlangıcında Hadîce Ve Ali'ye
Namaz Kıldırması
Rasûlullah’a Vahyin Geliş Tarzı
Peygamberliği Esnasında, Rasulullah'a Gelip Giden Melekler
Hakkındaki İhtilâf
Rasulullah'ın Rabbinden Kendisinde Bulunanı (Peygamberliğini)
Takviye Edecek Bir Delil Göstermesini İstemesi
Peygamber Gönderildiğinde Şeytanların Üzerine Alev Atılması Ve
Putların Devrilmesi
Peygamberimiz Gönderilînce Pervîz İsimli Kisra'nın Hallerinde
Meydana Gelen Değişiklik.
Rasulullah’ın İnsanları İslama Çağırması
Rasulullah'în Toplantı Yerlerinde Uyarılarda Bulunması
Rasulullah'în En Yakın Akrabaları Uyarması
Rasulullah'ın Risaletinin (Peygamberliğinin) Umumîliği
Rasulullah'ın Cinlere De Gönderilmesi
Rasulullah Hatemennebiyyin'dir (Peygamberlerin Sonuncusudur)
Rasulullahın Kafirlerden Gördüğü Eziyet Ve İşkencelerle, Bunlar
Karşısındaki Sabır Ve Tahammülü
Rasulullah Ortaya Çıktığında Eksem İbn Sayfi'nin Ona Îman Etmesi
Hakkında Rivayet Edilenler
Rasulullah'ın Ashabına, Habeşistan'a Hicret Etmelerini Emretmesi
Müşriklerin, Haşim Oğulları Ve Muttalib Oğullarını Boykot Etmek
İçin Yazdıkları Yazı
Rasulullahın, Elçi Dımad El-Ezdiyle Aralarında Geçenler
Rasulullah İle Utbe İbn Rabia Arasında Geçenler
El-Velid'in
Rasulullahın Durumu Hakkında Kureyşe Yaptığı Tavsiyeler
Rasulullahla Tufeyl İbn Amr Arasında Geçenler
Ebu
Talibin Ölürken, Rasulullah'la Aralarında Geçenler
Ebu
Talible Hadice'nın Ölümünden Sonra Rasulullahın Başından
Geçenler
Taif'e
Gittiğinde Rasulullah'ın Başına Gelenler
Taif'ten Dönünce Rasulullah'ın Mekke'ye Girişi
Rasulullahınmevsimlerde (Hac, Panayır v.s. Gibi Toplantılarda)
Kendisini Kabilelere Arzetmesi
Peygamberliğinin Onbirincı Yılında Rasulullah'ın Ensarla
Arasında Geçenler
Rasulullahın Miracı (Göğe Çıkması)
Peygamberliğinin (Nübüvvetin) Onüçüncü Yılında Rasulullahın
Ensar'la İkinci Akabe'de Buluşması
Kureyşlilerin Ensarev Yaptıklarını Öğrenmeleri Ve Bu Konuda Ne
Yapacaklarını Görüşmeleri
RASULULLAH’IN PEYGAMBER OLUŞU
Görülmeyen Kimselerin Çıkardıkları Sesler
174)
En-Nadr İbn Sufyan el-Huzelî babasının şöyle dediğini rivayet
etmiştir:
Şam'a gitmek üzere yola çıktık.
Geceleyin Ez-Zerka'yla Maân a-rasında, mola verdiğimiz esnada,
ansızın (gökle yer arasındaki) bir süvari: Ey uyuyanlar! Acele
edin. Şimdi uyuma vakti değil, Ahmed çıktı. Cinleri tamamen
kovdu, dedi.
Biz, bir arkadaş grubu olarak,
korktuk. Hepsi de bunu duymuştu. Bizler ailelerimizin yanma
döndük. Onlar da bize Mekke'de Kureyş'le, adı Ahmed olan,
Abdulmuttalib oğullarından çıkan bir peygamber arasında çıkan
anlaşmazlıktan bahsediyordu.
175)
Muhammed İbn Ka'b el-Kurazî şunu anlattı:
Ömer Ibnu'l-Hattab, mescidde
otururken, birisi onun yanından mescidin gerisine gitti. Bir
adam:
- Müminlerin emiri! Geçeni tanıyor
musun? dedi. Ömer:
- Kim o? dedi. (O adam şöyle
dedi:)
- (Bu), Sevad îbn Kârib'tir. Şeref
ve mevkisi olan Yemenli birisidir. Peygamberin ortaya çıkışım
haber vermek üzere kendisine cin gelen kimsedir. Ömer:
- Onu bana getir, dedi. Onu
çağırdı ve: Sen Sevad îbn Kârib misin? dedi.
- Evet diye cevap verdi. Ömer:
- Sen, cinin sana, Rasûlüllah'm
ortaya çıkacağı haberini getirdiği kimse misin? dedi. Sevad:
- Evet, dedi. Ömer:
- Sen, hâlâ kahin misin? dedi.
Sevad çok kızdı ve:
- Müminlerin emiri! Müslüman
olduğumdan beri hiç kimse beni kahin olarak görmedi, dedi. Ömer:
- Subhanellah! Vallahi, bizim daha
önce şirk üzerinde olmamız senin daha Önce kahin olmandan daha
büyüktür. Sen bana cinin Peygam-ber'in (s.a.v.) zuhur edeceği
haberini getirip getirmediğini söyle, dedi. Sevad:
- Müminlerin emîri! Cin bana o
haberi getirdi. Bir gece uyurken, ansızın birisi bana gelip
ayağıyla vurdu ve şöyle dedi:
Kalk! Sevad îbn Kârib! Düşün ve
anla! Eğer düşünüyorsan! Luey îbn Galib'in soyundan Allah'a ve
ona ibadet etmeğe davet eden bir peygamber gönderilmiştir.
Sonra şu şiiri söylemeğe başladı:
Cinlerin haber araştırmalarına ve
develere palan vurmalarına şaştım.
Onlar doğruyu aramak üzere hızlı
Mekke'ye giderler. Cinlerin i-yileri kötüleri gibi değildir.
Sen Haşim (oğullarının) iyisine
git gözlerinle başına kadar yüksel.
Onun söylediklerine aldırmayıp:
Bırak da uyuyayım. Akşama kadar uykusuz bir halde dolaştım.
ikinci gün yine gelip ayağıyla
bana vurduktan sonra: Ey Sevad îbn Kârib! Ben sana, kalk! Düşün
ve anla! Eğer düşünüyorsan! Luey îbn Galib'in soyundan Allah'a
ve ona ibadete çağıran bir peygamber gönderilmiştir, dedi.
Sonra cin şu şiiri söylemeğe başladı:
Cinlerin araştırıcılıklarına ve
develere palan vurmalarına şaştım. Onlar doğruyu aramak üzere
hızla Mekke'ye giderler. Cinlerin doğru o-lanları yalancıları
gibi değildir. Sen, Haşim oğullarının hayırlısına git. Onların
öncekileri sonrakileri gibi değildir.
Söylediklerine hiç aldırmadan:
Bırak da uyuyayım, gündüz, akşama kadar uykusuz bir halde
dolaştım.
Üçüncü gece, yine gelip ayağıyla
bana vurduktan sonra: Ey Sevad îbn Kârib! Ben sana demedim mi?
Kalk, düşün ve anla! Eğer düşünü-vorsan! Luev İbn Galib'in
soyundan, Allah'a ve ona ibadete çağıran bir peygamber
gönderildi, dedi ve cin şu şiiri söylemeğe başladı:
Cinlerin haberlerine ve develere
palan vurmalarına şaştım.
Onlar, doğruyu aramak üzere hızla
Mekke'ye giderler. Cinlerin i-nananları kâfirleri gibi değildir.
Hâşim oğullarının, tepeleriyle
taşları arasında olan hayırlı kişiye git:
Kalbime İslâmm sevgisi düştü ve
onu arzu ettim. Sabah olunca yolculuk için hazırlık yaptım ve
Mekke'ye gitmek üzere yola düştüm.
Daha yoldayken, bana Peygamber'in
(s.a.v.) Medine'ye hicret ettiği haber verildi.
Medine'ye geldim. Peygamber'in
nerede olduğunu sordum. Bana, mescidde olduğunu söylediler.
Mescide vardım. Devemi bağladım. Rasûlüllah'ın (s.a.v.)
etrafının cemaatla sarılmış olduğunu gördüm ve: Sen, benim
söyleyeceklerimi dinler misin? ey Allah'ın elçisi! dedim. Ebu
Bekr'e:
- "Onu yaklaştır, yaklaştır" dedi.
Tam önüne gelip:
- Konuşmamı dinle, ya Rasûlellah!
dedim. O:
- Gel. Sana cin gelme meselesini
bana da anlat, dedi. Ben de şu şiiri söyledim:
- Bana, biraz yatıp uyuduktan
sonra bir cin geldi. Başımdan geçenleri anlatırken yalan
söylemiyordum.
Üç gece, hep o konuşup durdu. Sana
Luey İbn Galib (soyundan) bir elçi geldi.
Paçaları sıvayıp hemen işe
giriştim. Güçlü deve, beni çöllerde dolaştırdı.
Allah'tan başka Rab olmadığına ve
senin her gaib hakkında güvenilen birisi olduğuna şehadet
ederim.
Yine senin gönderilenler arasında
Allah'a yakın vasıta olduğuna şehadet ederim. Ey en kerîmlerin
ve en iyilerin oğlu!
Ey en hayırlı Peygamber! Sana
geleni bize emret. Gelenler saçların beyazlığından bahsetse
bile. Sevad İbn Karib'e senden başka, fayda verecek şefaatçinin
bulunmadığı günde bana şefaatçi ol.
Rasûlüllah (s.a.v.) ve ashabı
benim müslüman oluşuma çok sevindiler. Onların sevinçleri
yüzlerinden okunuyordu.
Ömer atlayıp yanıma geldi ve:
- Ben senden bunu dinlemek
istiyordum. (Senin cinin, bugün de gelecek mi?) dedi. O:
- Kur'an okuduğumdan beri hiç
gelmedi, Çin'in yerine Allah'ın kitabı ne iyi bedeldir, dedi.
(135),
176)
Oabir şöyle anlattı:
Medine'ye gelen ilk haber şudur;
Bir kadının kuş suretinde cinden bir tabisi vardı, O, duvarın
üzerine düştü, Kadın: Niçin gelmedin? Sen bize haber veriyordun,
biz de aana haber veriyorduk, dedi. Cin; Bize şimdiki
yaptıklarımızı meneden ve zinayı haram kılan kimse çıkmış, dedi,
177)
Ali îbn Huseyn anlattı;
Neccar oğullan kabilesinden,
Fatıma Bintu'n-Nu'man adlı bir ka-dmm, cinden bir tabii vardı.
Cin daha önce o kadına gelirdi.
Peygamber (s.a.v.) hicret ettiğinde, duvarın üzerine düştü,
Kadın: Ne oldu? Daha önceki gibi niye gelmedin? dedi.
Cin; Zina ve şarabı yasak eden
geldi, diye cevap verdi.
178)
Ebu Hureyre şunu rivayet etti;
Hureym tbn Fatik, Ömer Îbnu'l-Hattab'a:
Nasıl müslüman olduğumu sana anlatayım mı? dedi.
Ben, bazı develerimi ararken,
ansızın buluttan gök gürlemesi sesi duyulması ve şimşek
çakmasıyla birlikte gecenin karanlığına burundum. Avazımın
çıktığı kadar şöyle bağırdım;
- Bu vadinin sefihlerinden,
azizine sığınıyorum. Birden bire, görünmeyen birisi bana şöyle
seslendi:
- Ey genç! Celal, şeref, iyilik ve
lütuf sahibi olan Allah'a sığın! En-fal'dan bazı ayetleri oku.
Bir Allah'a inan, övünme. Ben de şöyle söyledim;
- Ey seslenen! Söylediğin şey,
sana göre, doğru olan yoksa saptırıcı birşey midir? Bize, Senin
gittiğin yolun hangisi olduğunu açıkla.
O ses, şöyle dedi;
- Bu, hayırlar sahibi Allah'ın
Rasûlü'dür. O, cennetlere ve kurtuluşa davet ediyor. O, oruç ve
namazı emrediyor ve insanları kötü şeylerden çekip çıkarıyor.
179)
Abdullah el-Umanî şöyle anlatmıştır;
Aramızda Mazin tbnu'l-Gadûbe adlı
bir adam vardı, (Uman'ın semaya adlı köyünde) bir puta hizmet
ediyordu. Bazı kabileler de ona saygı gösteriyorlardı. Bir gün
putun yanında, kurban olarak bir koyun kestik, Arkasından puttan
bir ses duydum. Şöyle diyordu:
Mazin! Dinle de sevmesin. Hayır
ortaya çıktı, Şer de gizlendi. Mu-dar'dan bir peygamber
(Allah'ın en büyük diniyle) gönderildi. Taştan yontulan şeyi
bırak ki, cehennemin ateşinden kurtulasm.
Bundan çok korktum. Birkaç gün
sonra bir koyun daha kestik. Bu defa da puttan gelen şu sözleri
işittim. Bana gel, bana gel de, bilmediğin şeyleri duy, Bu, bir
peygamberdir. İndirilen hakkı getirmiştir. Yakıtı taşlar olan
yakıcı ateşin sıcaklığından kurtulman için ona inan.
Kendi kendime; Bu, çok tuhaf ve
benim için bir iyilik kastediliyor, dedim. Yanımıza Hicazh
birisi geldi. Ona:
- Oralarda ne var ne yok? dedim.
O:
- Muhammed adlı birisi çıktı.
Yanma gelene: "Allah'a davet eden kimseye icabet edin" diyor,
dedi. Ben:
- İşte bu duyduğum şeyin haberi,
dedim.
Puta koşup kırdım. Hayvanıma
bindim, Nihayet Rasûlüllah'a (s.a.v.) geldim. Bana İslâm'ı
açıkladı ve ben de müslüman oldum.
180)
Has'amh birisi anlattı: Araplar putları aralarında hakem
yaparlardı. Biz, bir gece bir putun yanmdaydık. Aramızda
anlaşamadığımız bir mesele hakkında o puta başvurmuştuk.
Ansızın birisi şöyle seslendi:
Ey beden sahibi insanlar! Hüküm
vermesi için putlara baş vuranlar! Hayallerinizi darmadağın
edenle aranız nasıl? Bu, yaratıkların efendisi olan
peygamberdir. O, hüküm vermede hakimlerden daha adildir. O,
nurdan ve islâm'dan bahseder. İnsanları günahlardan çekip
çıkarır. O, haram olan beldede ortaya çıkar.
Ondan korkup yanından ayrıldık. Bu
şiir söz haline geldi. Nihayet, bize Peygamber'in (s.a.v.)
Mekke'den çıkıp Medine'ye geldiği haberi u-laştı. Bunun üzerine
ben de gelip müslüman oldum.
181)
Temim ed-Darî anlatmaktadır:
Rasûlüllah (s.a.v.)
gönderildiğinde, ben Şam'daydım. Bir ihtiyacımı teinin etmek
için yola çıktım. Yolda gece oldu. Kendi kendime: geceleyin, bu
vadide büyük bir himayedeyim, dedim.
Yatağıma girer girmez, kendisini
görmediğim birisi bana şöyle seslendi: Allah'a sığın! Cinler,
Allah'ın himayesinde olan birisim himaye edemez. Allah'ın Rasûlü
Emin elçi çıkmıştır. Biz Hacun'da onun arkasında namaz kıldık,
müslüman olduk ve ona tabi olduk. Artık cinlerin tuzak ve
hileljeri gitti. Onlara yakıcı taşlar atıldı. Sen, alemlerin
Rabbi-nin elçisi Muhammed'e git ve müslüman ol.
Sabah olunca, Eyyub manastırına
gittim. Bir rahibi sordum: Ona başımdan geçenleri anlattım.
Rahip: Onlar seni tasdik ettiler. O, Ha-rem'den çıkacak ve
peygamberlerin en hayırlısıdır. Onun önüne kimse geçemez, dedi.
Yolda bir takım zorluklara
katlanarak Rasûlüllah'a (s.a.v.) geldim.
182)
Huveylid ed-Damrî'den şöyle rivayet edilmiştir:
Bir putun yanında oturuyorduk.
Ansızın putun içinde birinin şöyle haykırdığını duyduk: Vahye
kulak hırsızlığı yapmak kalktı. Mekke'nin peygamber'i sebebiyle
ateşten taşlar atılmıştır. O peygamber'in adı Ah-med'dir. Hicret
edeceği yer Yesrib'tir. O, namazı, orucu, iyiliği ve akrabalara
ilgi göstermeyi emreder.
Hemen putun yanından kalktık.
Sorduk, soruşturduk. Bize: Adı Ahmed olan Mekke'deki peygamber
çıktı diye cevap verdiler.
183)
Cubeyr İbn Mut'im'den rivayet edilmiştir:
Rasûlüllah (s.a.v.) Peygamber
olarak gönderilmeden bir ay önce Buvane'de bir putun yanında
oturuyorduk. Bir deve kestik. Birden bire, putun içinden birisi
şöyle haykırmağa başladı: Şu garip şeyleri dinleyin: Vahye kulak
hırsızlığı yapmak gitti. Adı Ahmed olan Mekke'deki bir peygamber
için ateşten taşlar atıldı. O, peygamber Yesrib'e hicret
edecek. Biz merakla bekledik. Nihayet Rasûlüllah (s.a.v.)
çıktı.
184)
El-Abbas ibn Mirdas anlattı:
Babam ölüm döşeğindeyken bana
"Damar" adlı bir putu saklamamı vasiyet etti. Onu bir eve
getirip koydum. Her gün bir defa ona gelip ziyaret/e diyordum.
Peygamber (s.a.v.) çıkınca, gece
yarısı beni korkutan bir ses duydum. Yardım dilemek üzere
"Damar"a koştum. Birden bire onun içinden birisinin şöyle
seslendiğini duydum:
Suleym kabilesinin tamamına söyle:
İnsanlar helak oldu. Camide-kiler sağ kaldı.
Damarda helak oldu. Bir zamanlar
Peygamber Muhammed'e kitap gelmeden önce ona ibadet ediliyordu.
Meryem'in oğlundan sonra,
peygamberlik ve hidayet kendisine geçen kişi hidayettedir.
Bunu halktan sakladım. İnsanlar
Ahzab'tan (Hendek savaşından) dönünce rüyamda şunları söyleyen
bir ses duydum: Salı günü düşen nur, kulağı yarık devenin
sahibiyle birliktedir.
Bunun üzerine Rasûlüllah'a
(s.a.v.) gittim ve müslüman oldum.
185)
Raşid İbn Abdi Rabbih'ten rivayet edilmiştir:
Suva' denilen put Muallat'taydı.
Huzeyl'lilerle, Suleym kabilesine bağlı Zufer oğullan ona
taparlardı.
Zufer oğulları, Raşid îbn Abdi
Rabbih'i Suleymlilerin hediyesini götürmesi için Suva'a
gönderdiler.
Raşid anlatır: Onu getirip
sabahleyin Suva'dan önce bir putun ö-nüne attım. Ansızın putun
içinden birisi şöyle haykırdı: Abdulmutta-lib'in soyundan bir
peygamber çıkmasına büyük hayret! O, zinayı, ribayı (faizi) ve
putlara kurban kesmeyi haram ediyor. Sema beklenip korunmaya
başladı. Bize ateşler atıldı.
Daha sonra başka bir putun içinden
şu sesler geldi: Önceleri kendisine tapılan Damar putu
terkedildi. Artık peygamber Muhammed çıktı. O, namaz kılan,
zekâtı, orucu, iyilik etmeyi ve akrabaları gözetmeyi emreden
bir peygamberdir.
Daha başka bir putun içinden şu
sözler geldi:
Meryem'in oğlundan sonra:
Peygamberlik ve hidayet kendisine
geçen Kureyşli hidayettedir.
O, geçmiştekiler! ve yarın
olacakları haber veren peygamberdir.
Sabahleyin, Suva1 putunun
çevresindeki şeyleri yalayan ve hediye edilenleri yiyen ve sonra
işemek üzere putun üzerine çıkan iki tilki gördüm. Bunun
üzerine şu şiiri söyledim:
Tepesine tilkilerin işediği şey
Rab olur mu?
Tilkilerin üzerine işediği kimse
zelil ve aşağılıktır.
İşte o sıralarda Rasûlüllah
(s.a.v.) peygamberliğini ilân etmişti.
Vahşi Hayvanların Rasulullah’ın Peygamberliğini Bildirmeleri
186)
Ibu Amr el=Hu&eli anlatmaktadır:
Kabileme mensup bazı kimselerle
birlikte, Suva' adlı bir puta geldik. Ona sunmak ugere
kurbanlıklar da getirmiştik.
En enee, puta, semiz bir ineği
yaklaştırıp onun üzerinde boğazla* dım, Futun İçinden bir ses
duyduk. Şöyle diyordu: Ayak takımı arağında bir peygamberin
çıkması ne tuhaf. O* ginayı ve putlara kurban kesmeyi haram
kılar» Artık gök beklenir oldu ve bize alevler atıldı.
Biz dağılıp Mekke'ye geldik, Sorup
soruşturduk. Bize Muham-med'in peygamber olarak çıktığım haber
veren birisini bulamadık. Nihayet Ibu Bekir es-Sıddik ile
karşılaştık, Ben:
Ebu Bekri Mekke'de, Ahmed isimli»
Allah Teâlâ'ya ibadete davet eden birisi çıktı mı? dedim. Ebu
Bekr:
• Ne var? Ne oluyor? dedi. Ö'na
olanları anlattım,
Ebu Bekr: Evet çıktı. O, Allah'ın
elçisidir, dedi,
Daha sonra bizi İslâm'a davet
etti. Biz:
- Kavmimizin yapacağı şeyi
bekleyeceğiz, dedik.
Keşke o gün muslüman olsaydık.
Daha sonra muslüman olduk.
187)
Müeahîd anlatmıştır: Cahüiye devrini gören îbn Anbes adlı bir
ihtiyar Rod^s savaşı sırasında bana şunları anlattı:
Bizim aileye ait bir ineği sürerek
götürüyordum, Onun içinden şöyle bir ses işittim: Ey AM Zureyh!
Bir adam şöyle açık bir sözü haykı» rıyor; Lâ ilahe illallah,
Mekke'ye geldik, Peygamber'in
(s.a.v.) Mekke'de çıkmış olduğunu öğrendik.
188)
Ebu Hureyre anlâtmıştır:
Bir kurt» Ur sürünün çobanına
geldi ve sürüden bir koyun aldı, Çoban onun peşine dupup koyunu
geri aldı. Kurt bir tepenin üzerine çıktı, Çömelip ağamı açtı ve
şunları söyledi; Ben, Allah'ın bana verdiği ruak için geldim,
Ama sen enu benden aldın.
Çoban: Vallahi şimdiye kadar
konuşan bir kurt görmemiştim» dedi.
Kurt da şöyle dedi: Bundan daha
aaayibi iki siyah taşlı yer ara= Binda bulunan hurma
bahçelerindeki bir adam size geçmişte olanlardan ve sizden sonra
olacaklardan haber veriyor.
Adam yahudiydi. Peygamber'e
(s.a.v.) gelip başından geçenleri anlattı. Peygamber (s,a<v.)
onu tasdik etti ve şöyle dedi:
"Bu, kıyamet alametlerinden
biridir. Adam çıkmak üzereyken, a= yakkabıları ve kırbacı
ailesinin kendisinden gonra ne yatıklarını anlattı.
Râsûlüllâh'îk Peygamber Olmadan Önce Gördüğü Peygamberlik
Alâmetleri
189)
İbn Âbbâs şöyle der;
Peygamber (s,a.v.) Mekke'de enbeş
yıl kaldı, Bunun yedi yılında ışık ve nur görüp §e§ işitti.
Sekiz yıl da kendisine vahiy geldi.
190)
Hz, Aişe anlatmıştın
tasûlüllah'â (s.a,v.) vahyiö
başlanjpeı; uykuda sadık rüyaydı, O, hiçbir rüya görmeydi ki,
sabahın aydınlığı gibi âçıkea çıkmasın. Daha sonra kendisine
halvet (yalnızlık) sevdirildi, Hıra'ya gider, orada ibadet
ederdi, Nihayet kendisine hakkın emri ve melek gelineeye kadar
bu böyle devam etti,
191)
Ebu Meysere'den rivayet edilmiştir;
Peygamber (s.a>v.) dışarı
çıkfağında, birisinin kendisine! Ey Muhammed! diye seslendiğini
duydu. Bunun üzerine koşa koşa Hadîde'ye geldi. Durumu Hadîee'ye
anlatıp şöyle dediı
-- "Hadîee! Aklıma birleyin
karışmış olmasından korktum. Ben dışarı çıkınca, seslenen
birşey duduyorum ama hiçbir şey göremiyorum, Bunun üaerine hemen
koşa koşa oradan ayrıhyerum,'1 Hadîee;
= Allahs katiyen sana böyle birşey
(kötü birşey) yapmam dedi.
Hadîce bunu ğMiee Ebu Bekr'e
anlattı. Çünkü Ibu lekr Oahiliye devrinde Ha. Peygamberin
arkadaşıydı. Ebu Bekr onun elinden tutup i Haydi Varaka'ya
gidelim, dedi, Peygamber (s.a.v.)i Ne ölüyor? Ne var? dedi. Ebu
Bekr, Hadîee'niö anlattıklarım ena anlattı. Varaka'ya geldi. Ona
da anlattı, Varaka ona!
* Birşey görüyor musun? dîye
sordu. Peygamber (s.a.v.);
- "Hayır. Ancak yahuz kaldığımda
seşlenüdiğini duyuyorum, Hiç= bir şey göremiyorum, Hemen oradan
ayrılıyorum, Bîr de bakıyorum, yine yanımda sesleniyor" dedL
Varaka:
= Öyle yapma. Sesi duyunda sana
söyleyeeeği şeyi dialeyincey© ka= dar orada kal, dedi,
Yine yalfiia kalınaa:
- Ey Muhammed! denildiğini duydu,
Peygamber (s.a.v.)i
- "RuVîır"
- "Eşhedu enlâ ilahe illallah ve
eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Rasûluh" de. "El-hamdu lillahi
Rabbil-âlemin" de, dedi ve Fatihayı sonuna kadar söyletti.
Daha sonra Rasûlüllah (s.a.v.),
Varaka1 ya geldi. Bunu ona anlattı. Varaka:
- Müjde! müjde! müjde! Senin
Ahmed olduğuna şehadet ederim. Yine senin, Muhammed olduğuna
şehadet ederim. Senin, Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet
ederim. Sana savaşma emrinin verilmesi çok yakındır. Eğer, ben
sağken sana savaşma emri verilirse, seninle birlikte mutlaka
savaşırım.
Varaka öldükten sonra Rasûlüllah
(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kass'i
(Varaka'yı) üzerinde yeşil elbiseler olduğu halde cennette
gördüm."
Taş
Ve Ağaçların Rasûlüllah'a Selâm Vermeleri
192)
Cabir İbn Semure'den rivayet edilmiştir: Rasûlüllah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
Pev ,amberlik gelmeden önce bana
selâm veren Mekke'deki taşı şimdi çok iyi hatırlıyorum."
193)
Ali İbn Ebî Talib anlattı:
Mekke'de Peygamberle (s.a.v.)
birlikteydim. Mekke'nin dışına, dağlar ve ağaçlar arasında
dolaşmak için bazı yerlere gittik. O, bir ağaç ve taşa rastladın
da onlar: "Es-Selâmu aleyke ya Rasûlellah!" demesinler.
194)
Cabir İbn Semare'den rivayet edilmiştir: Rasûlüllah'ın şöyle
dediğini duydum:
"Peygamber olarak gönderildiğim
geceler gelince, hangi ağaç ve taşa uğraşanı, bana: Es-Selâmu
aleyke ya Rasûlellah! diyorlardı.
195)
Berre şunu anlattı:
Allah Teâlâ,
Muhanımed'e peygamberlik verince, o, ihtiyacı için, hiçbir evi
görmeyeceği, dere ve vadilere ulaşıncaya kadar en uzak yerlere
giderdi. Rasladığı her taş ve ağaç
ona: Es-Selâmu aleyke ya Rasûlellah! diyordu. O, sağına, soluna
ve arkasına döner ama hiç kimseyi göremezdi.
Vahyin Başlangıcı
196)
Hz. Aişe şöyle demiştir: Hz. Peygamber'e (s.a.v.) vahiy, uykuda
sadık rüyayla başlamıştır. O, hiçbir rüya görmezdi ki, sabahın
aydınlığı gibi açıkça çıkmasın. Sonra ona yalnızlık sevdirildi.
Hıra mağarasına gelir, orada sayısı belli günlerin gecelerinde
ibadetle meşgul olurdu. Oraya giderken azığını da yanında
götürürdü. Azığı tükenince Hadîce'nin yanma döner, bir o kadar
zaman için daha azık alır giderdi.
Nihayet Hakkın emri ona
mağaradayken geldi. Rasûlüllah (s.a.v.) kendisi anlatır: Melek
mağaranın içinde onun yanma gelip:
- Oku, dedi.
- "Ben okuma bilmem" dedim.
Beni tutup takatim kesilinceye
kadar sıktı, sonra serbest bıraktı ve tekrar:
- Oku, dedi. Ben de:
- Ben okuma bilmem, dedim.
Beni, ikinci defa tutup takatim
kesilinceye kadar sıktı, sonra da beni serbest bıraktı ve:
- Oku, dedi. Ben de:
- Ben okuma bilmem, dedim.
Beni tutup üçüncü defa takatim
kesilinceye kadar sıktı, sonra serbest bırakıp:
- Yaratan Rabbinin adiyle oku!
diye başlayarak, Alak suresinin başındaki beş ayeti okudu.
Rasûlüllah (s.a.v.) titreyerek
Hadîce'nin yanma geldi ve:
- "Beni sarıp örtün. Beni sarıp
örtün" dedi.
Korkusu gidinceye kadar onu sarıp
örttüler. Daha sonra: "Hadice! Bana ne oluyor?" deyip, başından
geçenleri ona anlattı ve şunu ilâve etti: "Kendim hakkında
korktum" dedi.
Hadice, Rasûlüllah'a (s.a.v.):
- "Bu, senin için olamaz.
Vallahi, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabayı
gözetirsin, Doğruyu konuşursun. Zayıf ve acizlerin işlerini
yüklenirsin. Misafiri ağırlarsın ve hak yolunda karşılaştıkları
musibetler anında insanlara yardım edersin, dedi.
Daha sonra Hadice onu, amcasının
oğlu Varaka İbn Nevfel'e götürdü. Varaka, cahiliye devrinde
hıristiyanhğa girmiş ve arapça yazı
yazabilirdi. Çok yaşlanmış ve
gökleri kör olmuştu Hadiee Varâka'ya; = Amca oğlu! Kardeşinin
oğlu ne söylüyor, dinle, dedi. Varaka; = Kardeşim! Ne
görüyorsun^ diye sordu,
Rayûlüllah (g.a.v.) olanları ona
anlattı, Varaka; Bu, Musa'ya (a. indirilen Namustur. Keşke, e
«aman genç olsaydım, Keşke, geni dundan çıkardıklarında sağ
olsaydım, dedi.
Rasûlüllalı(s.a.v.):
- "Onlar, beni çıkaracaklar mı?"
dedi, Varaka:
= Evet, Senin gibi, birşey
getirmiş bir kimse yoktur ki, düşmanlığa ve işkenceye uğramasın,
Eğer, genin davet günlerine yetişirsem, sana, çok yardım
ederini;
Çok geçmeden Varaka vefat etti.
Vahiy bir sûre kesildi. Rasûlüllah
(ö.a.v.) buna çok üzüldü, Öyle ki, bir kaç defa, dağların
tepesinden kendini atmaya gitti»
Peygamber her defa kendini atmak
için bir dağ tepesine geldiğinde, Cebrail O'na görünüp;
- Muhattımed! Sen gerçekten
Allah'ın Rasûlüsünî diyordu. Böylece, onun içi rahatlıyor ve
geri dönüyordu.
Vahiy uzun süre gelmeyince, yine
aynısı oldu. O, bir dağın tanı zirvesindeyken5 Cebrail ona
tekrar görünüp aynı sözü söyledi:
197)
Cabir îbn Abdillah anlatmıştır*
Rasûlullah'ın (s.a.v.) fetret-i
vahiyden (vahyin kesilmesinden) bahsederken şöyle dediğini
duydum:
Ben bir gün yürürken birdenbire
gökyüzünden bir ses işittim, Ba= şınu kaldırdim. Bir de ne
göreyim Hira'da bana gelen melek gökle yer arasındaki bir kürsî
üzerine oturmuş halde. Korkumdan olduğum yere çöktüm, Daha sonra
dönüp: Beni örtün, dedim. Beni örttüler. Bunun ü= gerine Allah
Teâlâ; "Ey örtüye bürünen...11 ayetlerini indirdi.
198)
Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatmıştır; Hadiee Varaka'ya, kendisine
Cebrail'in zikredildiğim söyleyince: Sebbuh Sebbuh! Putlara
tapılan bü yerde Cebrail zikredileniez. Cebrail Allah'ın
kendisiyle peygamberleri
arasındaki emmidir. Onu, Cebrail'i gördüğü yere götür. Cebrail
ona gelince, başını aç. Eğer o, Allah tarafmdansa, Muhammet!
onu göremez Haâiee kendisi anlatır; Ben başımı açınca» Cebrail
kayboldu ve Pey-ganıber (g.a.v.) onu göremedi, Hadice dönüp bunu
Varaka'ya haber verdi. Bunun ürerine Varaka1 Öna gelen Namusu
ekber'dir. israil oğulları §au çoeuklawna aııeak para
karşılığında öğretirler;
Daha sonra Varaka, daveti
beklemeye başladı.
199)
Hadice şöyle anlatmıştır; Hadiee, Rasûlullah'a (g.a.v.):
= Amcanını oğlu! Şu, saha geleni
(meleği) geldiği gaman, bana ha= ber"verebilir misin? dedi.
Peygamber (s,a.v.)s
- "Evet11 dedi. Hadiee:
<■ öyleyse bana haber ver, dedi.
Hadice kendisi anlatmaktadır; Bir gün ben önün yanmdayken
Cebrail geldi. Peygamber:
* Hadice t Şu bana gelen (melek)
şimdi yine geldi. Ben;
- Kalkj dizimin üzerine otur,
dedim.
Rasûluİlah (S.a.v,) dizimin
üzerine oturdu. Ben: Onü gorüynrmu= sun? dedim. Rasûluİlah fs.a.v.);
- "Evet" dedi. Beni •
= Kalk, sol dizimin üzerine ötür,
dedim. O da sol dizimin üzerine oturdu. "Şimdi görüyor musun?"
dedim,
• "Evet" diye cevap verdi.
Başörtümü çıkardım ve;
- Onu görüyor musun? dedim.
Peygamber (s.a.v.): = "Hayırj göremiyorum" diye cevap verdi. Ben
de:
- Vallahi, bu, yüee bir melektir.
Şeytan değildir.
200)
Hz. Aişe anlatmıştır:
Ragûlullah (s.a.v.), Hıra'da bir
ay itikâfa çekilme adağında bulun= muştu. Bu, Ramazan ayına
tesadüf etm.is.ti Peygamber (s.a.v.) bir geee çıktı ve: Es-Selamu
aleyke sözünü duydu. Rasûluİlah (s.a.v.) bu konuda şöyle der:
"Birden bire> bunun ein olduğunu
zannettim. Hızla gelip Hadi= ce'nin yanına girdim. Hadice beni
bir örtüyle örttükten sonra; Neyin var? diye- sordu- Ona,
olanları anlattım. Hadıde de: Müjdeler olsun, çünkü selâm hayır
demektir, dedi,
Daha sonra tekrar çıktım.
Cebrail'in güneşin üzerinde durduğunu gördüm. Bir kanadı doğuda,
bir kanadı da batıdaydı. Ondan korkup hemen geldim. Bir de
baktım ki o, kapıyla benim aramda. Benimle konuşunca, ona
alıştım. Daha sonra bana, buluşmak için bir saat verdi.
Kararlaştırılan saatte ben geldim. O gecikince dönmeyi
düşündüm. Ben o haldeyken Mîkaîl ufku kapattı. Cebrail indi.
Beni ensemin üzerine (sırt üstü) yatırdı. Kalbimin üstüne gelen
yeri yardı ve kalbimi çıkardı. Kalbimden çıkarmak istediğini
çıkardı. Onu, altın bir leğenin içinde, zemzem suyuyla yıkadı.
Sonra onu yerine koydu. Yaranın yerini sarıp bağladı. Bundan
sonra sırtıma mühür vurdu. Rabbinin adiyle oku, dedi.
Karşılaştığım bütün taş ve ağaçlar bana: Es-Selamu aleyke ya
Rasû-lellah! demeğe başladılar. Nihayet Hadice'nin yanma geldim.
O da: Es-Selâmu aleyke ya Rasûlellah! dedi"
201)
Ubeyd'den rivayet edilmiştir:
Cebrail gelinceye kadar, Allah'ın,
Rasûlüne (s.a.v.) Peygamberliği göndermesinin başlangıcı nasıl
oldu?
Ubeyd şöyle cevap verdi:
Rasûlullah (s.a.v.) her yıl, bir ay Hıra'da itikafa girerdi. Bu,
Cahiliye devrinde Kureyş'in tahannüs ettiği (ibadet ettiği)
şeylerdendi.
Rasûlullah (s.a.v.), her yılın bir
ayında itikâfa girer, yanına gelen yoksulları doyururdu.
Rasûlullah (s.a.v.), o aydaki itikaftan çıkınca ilk yaptığı şey,
evine girmeden önce Kabe'ye gidip onu, yedi defa veya
yapabildiği kadar tavaf etmek ve evine dönmekti. Öyleki
Allah'ın Peygamberlik vermeyi dilediği ay -ki o ay Ramazan
ayıydı- ve onu Peygamber olarak gönderdiği sene gelince,
ailesiyle birlikte, itikâfa gittiği gibi Hira'ya gitti. Yine
Allah'ın peygamberlik vereceği gece olunca da, Allah tarafından
ona Cebrail geldi.
İbni îshak şöyle rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Cebrail, ben uyurken içinde bir
kitap bulunan bir bohçayla, bana gelip: Oku dedi. Ben: Neyi
okuyayım? dedim. Beni sıktı öyle ki öleceğimi zannettim. Bunu
(oku sözünü) üç defa söyledikten sonra beni serbest bıraktı.
Yine: Oku, dedi. Ben de: Neyi okuyayım? dedim. Bunu sadece, onun
tekrar sıkmasından kurtulmak için söylüyordum. O da: "Yaratan
Rabbinin adiyle oku" dedi
202)
İbnu'1-Bera şöyle anlattı:
Allah Teâlâ Muhammed'e kırk
yaşındayken Peygamberlik verdi. Cebrail ona, cumartesi ve pazar
günü geldi. Ramazan'ın onyedisinde
pazartesi günü, Hıra mağarasında
ona Peygamberlik geldi. Bu, Kur'-an'ın indiği ilk yerdir. Alak
suresinin şu ayetleri orada inmişti: "Yaratan Rabbinin adiyle
oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku ve öğren! insana
bilmediklerini Öğreten ve kalemle yazdıran Rabbîn ekremdir (en
cömerttir). Daha sonra Cebrail, yeri ökçesiyle eşti. Oradan bir
su kaynadı. Rasûlullah'a (s.a.v.) abdest almayı ve iki rekat
namaz kılmayı öğretti.
Cebrail'in Rasûlullahâabdest Ve Namazı Öğretmesi
203)
Usame İbn Zeyd anlatmaktadır: Cebrail ilk vahyi getirdiğinde,
Rasûlullah'a abdest ve namazı da öğretti. Abdesti bitirince, bir
avuç su alıp onu edep yerine serpti.
Ben de şöyle derim: Bu hadiste
namaz'ın nasıl kılındığı zikredil-memiştir. İbnul-Bera'mn "iki
rekat" dediğini belirtmiştik.
204)
Mukatil İbn Süleyman anlatmıştır: Allah İslâm'ın başında
müslümanlara sabahleyin iki rekat, akşamleyin de iki rekat namaz
kılmayı farz kılmıştı. Daha sonra, Miraç gecesinde beş vakit
namazı farz kıldı.
Bir hadiste: Rasûlullah'ın
(s.a.v.), Peygamberliğinin başında güneşin zevali esnasında
namaz kıldığı geçmektedir.
205)
Tefsir alimleri şöyle demişlerdir: Müzzemnıil suresi Mekke'de
nazil olmuştur. O sırada gece namazı kılmak ona farzdı. Rasûllah
(s.a.v.) bazı müminlerle birlikte namaz kılıyordu. Bu, kendisine
ve müminlere zor geldi. Böylece aşağıdaki ayetle ondan ve
öbürlerinden kaldırıldı: "Senin, gecenin üçte ikisine yakın
kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan
(ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunan bir topluluğun da
(böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor..."
206)
Ata İbn Yesar'la Mukatil îbn Süleyman Müzzemmil suresinin 20.
ayetinin Medine'de nazil olduğunu söylemişlerdir. Birinci görüş
daha doğrudur.
Bazıları şöyle demiştir. Onun
hakkındaki gece namazı şu ayet-i kerimeyle neshedilmiştir:
"Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir fazlalık olmak
üzere namaz kıl"
Müminler hakkındaki de beş vakit namazla neshedildi.
Şöyle de denilmiştir: Ümmetten
neshedildi. Onun üzerinde farz olarak kaldı.
Diğerlerine değil, sadece ona farz
kılınmıştı, diyenler de vardır,
207)
îbn Abbas şöyle demiştir; Müzzemmil suresinin başıyla sonunun
inmesi arasında bir sene vardır,
Rasûlullah'ın Peygamberliğinin Başlangıcında Hadîce Ve Ali'ye
Namaz Kıldırması
208)
İbn Afif el-Kindi, babasından o da dedesinden rivayet etmiştir;
Ben» tîceretle uğraşan birisiydim.
Hac için Mekke'ye gittim. Mal satın almak için el-Abbas îbn
Abdilmuttalib'in yanına geldim.
Vallahi, Mina'da el-Abbas'm
yarımdayken, ona yakın bir çadırdan, güneşe bakarak bir kişi
çıktı. Ona baktıktan sonra namaz kılmaya durdu. Sonra o adamın
çıktığı çadırdan bir kadın çıktı ve onun arkasında namaz kılmaya
durdu. Daha sonra o çadırdan ergenlik çağına gelmiş bir genç
çıktı ve oda öbür adamla birlikte namaz kılmağa başladı.
El-Abbas'a:
- Abbas! Bu ne böyle? dedim,
- Bu, yeğenim Muhammed îbn
Abdillah îbn Abdilmuttalib'tir, dedi. Ben:
- O kadın kim ya? dedim.
- Hanımı, Hadice Bint Huveylid'dir,
dedi. Ben: - Peki, şu genç kim? dedim.
- Amcasının oğlu Ebu TaKb'in oğlu
Ali'dir, dedi. Ben:
- Onun bu yaptığı şey nedir?
dedim. El-Abbas:
- Namaz kılıyor, Peygamber
olduğunu söylüyor. Onun bu durumuna, hamım ve amcasının oğlu o
gençten başka hiç kimse uymadı. O, Kisra ve Kayser'in
hazinelerinin fetih yoluyla kendisine verileceğini iddia
ediyor, dedi.
El-Eş'as İbnKays'm amcasının oğlu
olan Afif şöyle derdi: Eğer Allah o gün bana îslâm'a girmeyi
nasip etseydi, Ali îbn Ebi Talib'in yanında ikinci olurdum.
Aslında Afîf, daha sonra îslâm'a girmiş ve çok iyi bir müslüman
olmuştur.
Rasûlullah’a Vahyin Geliş Tarzı
209)
Ha. Ajşe.anlatmaktadır; El-Haris Jbn Hışam, Kasûlullah'a:
- EyAllah'ın elçisi! Sana, vahiy
nasıl gelir? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) Şöyle cevap verdi:
- "Vahiy bazan bana, çıngırak
sesi gibi gelir, işte bu, vahyin bana en ağır gelenidir. Vahiy
hali gidince, meleğin bana söylemiş olduklarını bellemiş olurum.
Bazan da adam şeklinde bir melek gelir. Benimle konuşur ve ben
de onun söylediklerini bellerim."
Hz» Aişe şunu söylemiştir;
1 Rasûîullah'ı (s.a.v.) çok soğuk
bir gtinde kendisine vahiy nazil o-lurken gördüm, (O kadar soğuk
olduğu halde) ondan vahiy hali geçtiğinde, alnından terler
damlıyordu.
210)
Ya'la îbn Umeyye, Ömer Ibnu'l-Hattab'a: Allah'ın Peygamberini
(s.a.v.), kendisine vahiy indirilirken bir görsem, derdi,
Ci'rane'de Peygamber'e örtüden bîr gölgelik yapılmıştı. Ömer'in
de aralarında bulunduğu bazı sahabiler Rasûlullah'ın
yanındaydı. O sırada ona, üzerinde, koku sürülmüş bir cübbe
bulunan bir adam geldi ve; Ya Rasûlallah! Kokuya bul andıktan
sonra bir cübbe içinde umreye niyet eden bir adam haklımda ne
buyurursun? dedi.
Peygamber (s.a.v.) bir süre ona
baktıktan sonra sustu ve ona vahiy geldi. Ömer, Ya'la'ya: Gel
diye işaret etti.
Ya'la geldi ve onu Örtünün içine
soktu. Bir de baktı ki, Peygam-ber'in (s.a.v.) yüzü kıpkırmızı
olmuş ve horlama sesi çıkarıyor. Bir süre böyle kaldıktan sonra,
açılıp kendine geldi ve: ;
- "Biraz önce, bana umreyi soran
kişi nerede?" dedi.
O zat arandı ve huzuruna
getirildi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu.
-"Üzerindeki kokuyu üç defa yıka,
cüppeyi de çıkar .Haccederken yaptıklarını umre ederken de yap."
211)
"Harice İbn Zeyd, Zeyd İbn Sabit'in şöyle dediğini rivayet
etmiştir.
Birgün vahiy geldiği sırada
Peygamberin (s.a.v.) yanında oturuyordum. Rasûîullah'ı (s.a.v.)
durgunluk bürüdü ve Rasûlullah'ın (s.a.v.)
dizi dizimin üzerini düştü.
Vallahi Rasulullah'm dizinden daha ağır bir şey görmemiştim.
Daha sonra Rasulullah eğildi ve: "Zeyd!
yaz!"dedi.
212)
Zeyd İbn Sabit anlatmaktadır.
Rasulullah'a (s.a.v.) ağır bir
sure nazil olduğunda onu bir ağırlık alırdı, eğer hafif bir sure
nazil olursa, hafiflik hissederdi.
213)
Zeyd İbn Sabit şunu da anlatmaktadır.
Rasulullah'a (s.a.v.) vahiy
indiğinde, ağır bir sıkıntı hisseder, hava soğuk olsa bile,
alnından inci taneleri gibi terler dökerdi.
214)
Ömer İbnu'l-Hattab şöyle demektedir:
Rasulullah'a (s.a.v.) vahiy
inerken, yüzünün etrafında arı vızıltısına benzeyen sesler
duyulurdu.
215)
Abdullah İbn Ömer anlatır: Peygamber'e (s.a.v.):
- Ya Rasûlellah! Vahyin gelişini
sezer misin? diye sordu. Peygamber (s.a.v.):
- "Sesi duyar ve susarım. Bana
hiçbir defa, (bu tarzda) vahyedil-memiştir ki, ruhum almıyor
olduğunu sanmış bulunmayayım" buyurdu.
216)
Abdullah îbn Abbas anlatmıştır:
Rasulullah (s.a.v.), Mekke'de
evinin avlusunda otururken, yanma Osman İbn Maz'un geldi.
Dişleri gözükecek şekilde Rasûlullah'a (s.a.v.) güldü.
Rasulullah (s.a.v.) ona:
- "Oturmaz mısın?" dedi. Osman:
- Tamam, oturayım, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) onun karşısına
oturdu. Onunla konuşurken, ansızın Rasulullah (s.a.v.) gözünü
göğe dikip bir süre baktı. Bakışım biraz yere, sağa çevirdi.
Rasulullah yönü sohbette bulunduğu Osman'dan gözünü eğdiği
tarafa çevirdi. Sanki kendisine söyleneni anlıyorcasma başını
sallıyordu. İbn Maz'un da bakıyordu.
İşini bitirince ve kendisine
söyleneni anlayınca, Rasûlullah'ın (s.a.v.) gözü, daha önceki
gibi göğe dikildi ve gökte kayboluncaya kadar
gözü onu takip etti.
İlk geldiğinde oturduğu şekilde
Osman'a yöneldi. Osman:
- Muhammedi Seninle niye beraber
oturuyorduk? Sana niye gelmiştim. Senin, bu sabah ki gibi
davrandığını hiç görmedim, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "De ki, benim hangi hareketimi
gördün?" dedi. Osman:
- Senin, gözünü semaya dikip,
sonra sağ tarafına baktığım, Ona doğru meylettiğini ve benimle
ilgilenmediğini gördüm. Bu arada, sana söylenen birşeyi
anlıyormuşcasma başını sallamağa başladın, dedi. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Bunu anladın mı?" dedi. Osman:
- Evet, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Az önce, sen otururken bana
Allah'ın elçisi geldi" dedi.
- Allah'ın elçisi mi? Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Evet" diye cevap verdi. Osman:
- Sana ne dedi?
- "Şüphesiz Allah, adaleti,
iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık
ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt
veriyor" dedi.
Osman şöyle demiştir: Bu, iman
kalbime yerleşip Muhammed'i sevdiğim zaman olmuştu.
217)
Esma Bint Yezîd anlatır:
Rasûlullah'm devesi Adba'nın
yularını tutarken, ona Maide suresinin tamamı nazil oldu.
Vahyin verdiği sıkıntının ağırlığından nerdeyse devenin bacağı
kırılıyordu.
218)
Ubade İbnu's-Samit şunu rivayet etti:'
Vahiy geldiğinde, Peygamber'i
(s.a.v.) bir sıkıntı basar ve yüzünün rengi bomboz olurdu.
219)
Ebu Erva ed-Devsî şöyle anlatır:
Rasûlullah'a (s.a.v.), devesinin
üzerindeyken vahiy nazil olduğunu gördüm. Deve böğürüyor ve ön
ayaklarını büküyordu. Hatta ben hayvanın ayağı kırılacak
zannettim. Hayvan kâh çöküyor, kâh ön ayakları bükük vaziyette
ayakta duruyordu. Vahyin sıkıntısı Rasûlullah'tan (s.a.v.)
gidinceye kadar, bu böyle devam etti. Bu arada Rasûlullah'tan
inci tanesi gibi ter akıyordu.
220)
Ikrime şöyle der:
Rasûlullah (s.a.v.) kendisine
vahiy geldiği için bir müddet, kendinden geçercesine yatardı
221)
Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir:
Rasûlullah'a vahiy nazil olduğunda
başı ağrır ve bu yüzden başına kına sarardı
İbn Akil şunları anlatmıştır:
Meleğin gelmesi esnasında
Rasûlullah (s.a.v.) geçirdiği iğma (baygınlık) ve sıkıntı
sebebiyle ona cinnet isnad etmişlerdir.
Sonra bu şeklin ardındaki anlamdan
gafil kaldılar. O delilik baygınlığının aksine doğruyu ve hakkı
açıklıyordu.
Bu, Hadice'nin daha önce
söylediğinin aynısıdır. Hz. Hadice şöyle demişti:
Vallahi, Allah seni asla
utandırmaz, üzüntüye düşürmez. Çünkü 'sen, sözü doğru söylersin.
Hak yolunda karşılaştıkları musibetlerde insanlara yardım
edersin.
Birisi şöyle dese:
Vahiy geldiği anda onun geçirdiği
sıkıntı abdestini bozar mı?
Şu cevap verilir:
Hayır. Çünkü O, uykusunda bile
korunuyordu. Onun gözleri uyur kalbi uyumazdı.
Dübür bağının
çözüldüğü uyku durumu onun abdestini bozmadığına göre,
kendisiyle gizlice konuşulan ve kalbine hidayetin bırakıldığı
yüce vahiy hali, böyle nahoş şeylerden korunmuş olmasına daha
elverişlidir, onun tabiat ve şahsiyetine daha layıktır.
Peygamberliği Esnasında, Rasulullah'a Gelip Giden Melekler
Hakkındaki İhtilâf
222)
Âmir şöyle demiştir:
Rasûîullah'a (s.a.v.) peygamberlik
kırk yaşındayken geldi. Peygamber olması sebebiyle, İsrafil üç
sene onunla birlikte bulundu. İsrafil ona kelime ve eşyayı
öğretiyordu. Kur'an'dan hiçbir ayet İsrafil'in diliyle
inmemiştir.
Üç sene geçtikten sonra; Cebrail
Peygamber'e gelip gitmiştir. Kur'an Cebrail'in diliyle inmiştir.
223)
Amir'den rivayet edilmiştir:
Rasûlullah'a (s.a.v.) peygamberlik
kırk yaşındayken indirilmiştir. Üç yıl, İsrafil onunla birlikte
olmuştur. Daha sonra İsrafil ondan ayrılmıştır. Cebrail (a.s.)
on yıl Mekke'de, on yıl da hicret yurdu olan Medine'de onunla
birlikte olmuştur.
İbn Sa'd da şöyle demiştir:
Bu hadisi Muhammed İbn Ömer'e
söyledim o da şu cevabı verdi:
Bizim memleketimizdeki alimler
İsrafil'in Peygamber'e gelip gittiğini bilmezler. Onların
alimlerinden ve siyercilerinden bazıları, onunla (Rasulullah'la),
kendisine vahiy indirildiği andan vefat edinceye kadar sadece
Cebrail birlikte olmuştur, derler.
Rasulullah'ın Rabbinden Kendisinde Bulunanı (Peygamberliğini)
Takviye Edecek Bir Delil Göstermesini İstemesi
224)
Hz. Ömer şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) Hacun'dayken şöyle
dedi:
"Allah'ım! Bana, bundan sonra
Kureyşlilerden beni yalanyanlara aldırmayacağım bir delil
göster."
Ona: Şu ağacı çağır, denildi.
Rasûlullah (s.a.v.) ağacı çağırdı.
Ağaç kökleriyle çıktı geldi. Rasûlullah kökleri kesti. Daha
sonra ağaç yere çukur kazarak yürüdü. Rasûlullah'm (s.a.v.)
karşısına gelince:
- Ne dilersen dile? dedi.
Rasûlullah:
- "Yerine dön" dedi. Ağaç yerine
döndükten sonra: "Vallahi, artık Kureyşlilerden beni
yalanlayanlara aldırmam" dedi.
225)
Enes İbn Malik anlattı:
Cebrail bir gün, bazı Mekke'liler
dövdüğü için, eli yüzü kana bulanmış ve üzgün bir halde oturan
Rasûlullah'm yanma geldi. Ona sordu:
- Bu ne hal? Ne oldu sana?
- "Bana falanca kişiler, şöyle
şöyle yaptılar." Cebrail ona:
- "Sana (şeref ve derecene dair)
bir delil göstermemi ister misin?" dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Evet, göster" dedi. Cebrail
vadinin gerisindeki bir ağaca baktı ve:
- Şu ağacı çağır, dedi. Rasûlullah
(s.a.v.) ağacı çağırdı. Ağaç yürüyerek geldi ve onun karşısında
durdu. Cebrail Rasülullah'a: Ona emret, geri gitsin, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.) ağaca emretti
ve ağaç yerine döndü. Buriun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- "Bu bana yeter" dedi.
Peygamber Gönderildiğinde Şeytanların Üzerine Alev Atılması Ve
Putların Devrilmesi
226)
İbn Abbas anlatmaktadır:
Rasûlullah (s.a.v.), bazı
sahabileriyle birlikte Ukaz panayırına gitmek üzere yola çıktı.
Şeytanların gökten haber almaları engellendi. Onların üzerine
alevler gönderildi. Şeytanlar kavimlerine dönünce onlara:
Neyiniz var? diye sordular.
Onlar: Biz, gökten haber almaktan
engellendik ve üzerimize alev gönderildi, dediler.
Diğerleri: Sizin gökten haber
almanıza ancak yeni meydana gelen bir olay engel olabilir. Bütün
yeryüzünü gezin, dolaşın ve bu yeni meydana gelen olayın ne
olduğunu görün, dediler.,
Öbürleri yola çıkıp kendilerinin
gökten haber almalarına engel olan bu olayın ne olduğunu görmek
üzere bütün yeryüzünü dolaştılar. Tihame tarafına gidenler, Ukaz
panayırına gitmekte olan Peygamber'in. (s.a.v.) Nahle denilen
yerde ashabına sabah namazı kıldırırken yanına vardılar.
Okunmakta olan Kur'an'ı dinledikten sonra: Bizim gökten haber
almamıza engel olan işte budur, dediler. Arkasından kavimlerine
dönüp: Ey kavmimiz! "Biz, gerçekten, doğru yola ileten
harikulade güzel bir Kur1 an dinledik. Biz de ona îman ettik.
Artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız."
Allah Teâlâ, Peygamberine şunu
indirdi: "De ki, cinlerden, bir topluluğun (benim okuduğum
Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur."
227)
Yine îbn Abbas anlatmaktadır:
Muhammed (s.a.v.) Peygamber olarak
gönderilinee, cinler kovuldu ve onların üzerine yıldızlar
atıldı. Bundan önce onlar gökten haber dinlerlerdi. Her bir cin
topluluğunun, dinleme yeri vardı. Bundan dolayı ilk korkan Taif
halkı oldu. Putlarına kurban kesmeye başladılar. Deve veya
koyunu olanlar her gün kurban kesiyordu. Nihayet, malları
bitmeye yaklaştı. Daha sonra birbirlerini bundan menedip
aralarında şöyle konuştular: Gökteki yıldızların nasıl olduğunu
görmüyor musunuz? Onların hiçbiri gitmedi! İblis de şöyle dedi:
Bu, yeryüzünde, yeni meydana gelen birşeydir. Bana, yeryüzünün
her tarafından toprak getirin. İblis'e toprak getiriliyor, o da
toprağı koklayıp atıyordu. Nihayet, Tiha-nıe toprağı getirildi
ve onu koklaymca: İşte yeni olay buradadır, dedi.
228)
Ya'kub Îbnu'l-Ahnes şunu rivayet etti:
Yıldızların atılmasından dolayı
korku ve telâşa kapılan ilk Arap kabilesi Sakif tir. Sakifliler,
Amr îbn Umeyye'ye gelip: Sen ne olduğunu görmedin mi? Bu ne
demektir? dediler.
Amr: Bakın, eğer onlar,
kendileriyle yol bulunan ve yaz ve kışın durumu bilinen
yıldızlarsa, onların düşmesi dünyanın yok olması ve bu dünyadaki
yaratıkların gitmesi demektir. Eğer bunlar o yıldızlar değilse,
o zaman bu Allah'ın yaratıklarına dilediği bir olay ve Araplar
içinde gönderilecek bir Peygamberdir. Böylece anlattı.
229)
Ubeyy îbn Ka'b şunu anlattı:
İsa îbn Meryem'in göğe
kaldırılmasından Rasûlullah'm Peygamber olmasına kadar, hiç
yıldız atılmadı. Rasûlullah (s.a.v.) Peygamber olunca, yıldızlar
atıldı. Kureyş böylece görmediğini görmüş oldu. Bunua üzerine,
artık bunun dünyanın sonu olduğunu zannederek hayvanlarını
salıvermeğe, kölelerini serbest bırakmağa başladılar.
Onların bu hareketini duyan Taif
liler de aynısını yaptılar. Sakif in yaptığı şeyi duyan
Abduyaleyl îbn Amr onlara: Niye böyle yaptınız? diye sordu.
Onlar: Yıldızlar atıldı. Biz
onların gökyüzünden düştüklerini gördük, dediler.
O da: Gittikten sonra mal kazanmak
zordur. Acele etmeyin. Bakın. Eğer onlar, bilinen yıldızlarsa,
işte bu, insanların yok olduğu sırada oîur.
Eğer bilinmeyen yıldızlarsa, bu da
yeni ortaya çıkan bir olay sırasında olur.
Baktılar, Onların bilinmeyen
yıldızlar olduğunu gördüler. Bunu ona haber verdiler. O da: Buna
daha vakit var. Bu bir Peygamberin zuhuru anında olur.
Kısa bir süre sonra, Ebu Sufyan
İbn Harb mallarını Taife götürdü. Abduyaleyl geldi. Yıldızların
durumunu tartıştılar. Ebu Sufyan: Mu-hammed ibn Abdülah zuhur
etti. Kendisinin Peygamber olarak gönderildiğini iddia ediyor,
dedi.
Abduyaleyl de: İşte o sırada
yıldızlar atıldı diye cevap verdi.
230)
İbn Abbas şunu anlattı:
Hz. İsa ile Hz. Muhammed
arasındaki dönemde göğün bekçileri yoktu. Cinlerin gökte, haber
dinleme yerleri vardı.
Allah Teâlâ Muhammed'i gönderince,
gök sıkı bir şekilde beklenmeye başladı. Şeytanlar taşlandı.
Şeytanlar bunu yadırgayıp şöyle dediler: "Bilmiyoruz,
yeryüzündekilere kötülük mü murad edildi, yoksa Rableri onlara
bir hayır mı diledi."
İblis de şöyle dedi: Yeryüzünde
yeni bir olay oldu. Cinler onun yanında toplandılar. İblis:
yeryüzüne dağılın ve bana, gökte yeni ortaya çıkan şeyin ne
olduğunu haber verin, dedi.
İlk kafile Nusaybin'den
gönderilenlerdi. Bunlar cinlerin eşrafıydılar. İblis onları
Tihame'ye gönderdi. Onlar hemen fırlayıp Nahle vadisine
vardılar. Allah'ın Peygamberini Batn-ı Nahle'de sabah namazını
kılarken buldular. Onun Kur'an okuduğunu işitince: Susun
dinleyelim, dediler.
231)
Vehb İbn Munebbih şunu rivayet elti:
İblîs, bütün göklere çıkar,
oralarda dilediği gibi haraket ederdi. Hz. Adem'in cennetten
çıkarılmasından Hz. İsa'nın göğe çekilmesine kadar bunlardan
menedilmemişti. Hz. İsa göğe çekildikten sonra dört semadan
menedildi. Öyle olunca üç semada gidip gelir oldu.
Peygamber'imiz (s.a.v.) gönderilince, o üç semadan da menedildi.
Bu defa da İblis ve askerleri kulak hırsızlığı yapıyorlar ve
kendilerine de yıldızlar atılıyordu.
232)
Ebu Hureyre anlatmıştır:
Rasûlullah (s.a.v.) Peygamber
olarak gönderildiğinde bütün putlar başaşağı devrildi. Şeytanlar
îblîs'e gelip: Yeryüzünde hiçbir put yok ki devrilmiş olmasın,
dediler. İblîs: Bu, gönderilmiş bir Peygamberdir. Onu, kırsal
kesimin köylerinde arayın, dedi. onu aradıktan sonra:
Bulamadık, dediler. İblîs: Onu ben arayacağım, dedi.
İblîs onu aramağa başladı. Ona:
Merkez ve ana durumunda olan
Mekke'den ayrılma, diye seslenildi. İblîs onu aradı ve Karnu's-Sealib'in
yanında buldu. Şeytanların yanma gidip: Onu, Cebrail'le
birlikteyken buldum. Sizin neyiniz var? diye sordu.
Onlar: Şehvetleri (aşırı
istekleri) onun ashabının gözlerine süslü gösteriyoruz ve o
şehvetleri ashabına sevdiriyoruz, dediler.
İblîs:
Öyleyse üzülmüyorum, dedi.
Peygamberimiz Gönderilînce Pervîz İsimli Kisra'nın Hallerinde
Meydana Gelen Değişiklik
Dicle, eskiden, İran denizine
dokülünceye kadar Huca toprağında, muhafaza altındaki kanallarda
akıyordu. Sonra nehrin yatağı derinleş-tirilip Vasıt'a doğru
aktı. Kisralar, onun önüne sed çekmek ve onu tekrar eski
yatağına döndürmek için çok para harcadılar ama sed durmadı.
Kubaz İbn Fîruz iş başına geçince,
Kesker'in aşağılarında büyük bir yarık açıldı. Suların
kabarmasıyla birçok bina su altında kaldı. Nu-şirevari tahta
geçince, bir takım barajlar yaptırdı. Bazı binalar eski haline
döndüler ve Pervîz İbn Hürmüz îbn Nuşirevan hükümdar oluncaya
kadar o şekilde kaldı. O çok güçlü ve cesur bir kimseydi.
Başkaları için hazırlanmayanlar onun için hazırlandı. Dicletu'l-Avra'ya
sed yaptı. Bunun için çok para harcadı. Oturduğu yere tak
yaptırdı. O taka tacını asardı. Başının üzerindeki taç, başında
hiçbir ağırlık olmadan a-sılı bir vaziyette yerinde otururdu.
233)
Vehb İbn Münebbih şöyle anlattı: Onun yanında üçyüz altmış hazî
yani kahin, büyücü ve müneccim arası alim vardı. Onların
arasında Saib denilen bir adam vardı. Araplar gibi kuş uçurarak
kehanette bulunur ve çok az hata yapardı. [Onu] ona Yemen'den "Bâzân"
göndermişti.
Kisra, başına bir iş geldiğinde
kahinlerini, büyücülerini ve müneccimlerini toplar: Bunun ne
olduğunu inceleyin, derdi.
Allah Teâlâ, Muhammedi Peygamber
olarak gönderince, ertesi sabah Kisra'nın hükümdarlık takı
ortadan koptu. Bu durum onu üzdü ve şöyle dedi: Hükümdarlık
tâk'ım koptu. Dicletu'1-Avra yarıldı. "Şahbi-şikest" (Hükümdar
kırıldı).
Daha sonra kâhinlerini,
büyücülerini ve müneccimlerini çağırdı. Ayrıca onlarla birlikte
Saib'i de çağırdı. Durumu onlara anlattıktan sonra:
- Bu meseleyi araştırın, dedi.
Araştırdılar, dünya onlara zindan
oldu. Mevcut bilgileriyle ne yapacaklarını bilemediler.
Büyücünün büyüsü, kahinin kehaneti ve müneccimin de ilm-i
nücunıu fayda vermedi.
Saib, karanlık bir gecede yüksek
bir yerde, Hicaz'dan ortaya çıkan, sonra doğuya ulaşıncaya kadar
uçan bir şimşek gördü.
Sabahleyin, ayaklarının altındaki
yere bakmağa gitti. Bir de ne görsün, orası yeşil bir bahçe.
Kehaneti hakkında şöyle dedi: Eğer gördüğüm doğruysa,
Hicaz'dan, doğu ve batıya ulaşan bir sultan (idareci) çıkacak.
Orası, ondan dolayı, daha önceki hükümdarın getirdiği bolluk ve
ucuzluktan daha fazla bolluk ve ucuzluğa kavuşacak.
Hazîler toplanınca, birbirlerine:
Vallahi, sizin ilminiz ancak semadan gelen birşey sebebiyle
engellendi, dediler. O, gönderilmiş veya gönderilecek bir
Peygamberdir. O, bu saltanatı ele geçirip parçalayacak. Eğer
Kisra'ya saltanatının parçalanacağını haber verirseniz sizi
mutlaka öldürür. O zaman siz aranızda ona söyleceğiniz birşey
kararlaştırm.
Kisra'ya geldiler ve ona:
- Biz bu meseleyi, araştırdık:
Senin saltanat takını ve Dicletu'l-Avra bendini kendilerinin
plân ve hesaplarına göre yaptırdığın uzmanlarının bilgisizce
hareket ettiklerim gördük. Biz senin için, inşaatım ona göre
yapacağın ve o inşaatın asla yıkılmayacağı bir plân ve hesap
yapacağız, dediler. Kisra:
- Haydi bakalım, plân ve hesap
yapın dedi. Onlar plân ve hesaplarım yaptılar ve ona:
- Böyle jap, dediler. O da o
şekilde yaptırdı.
Dicle için sekiz ay çalışıldı.
Kisra oraya sayılamayacak kadar para harcadı. Çalışma bitince,
Kisra onlara:
- Onun duvarı üzerine oturayım,
dedi. Onlar:
- Tamam, otur dediler.
Halı, yaygı ve çiçekler
getirilmesini emretti. Bunlar, Dicle'ye yapılan şeddin duvarı
üzerine konuldu. Devletin bütün yüksek mevkilerdeki
görevlilerinin gelmesini emretti. Hepsi toplandı. Oyuncular da
geldi. Kendi de gelip şeddin duvarına oturdu. Tam üstündeyken,
Dicle, şeddi altından yıktı. Kisra ölmek üzereyken çıkarıldı.
Kurtarıldıktan sonra yüze yakın hâzîyi öldürtüp:
- Benimle oyun mu oynuyorsunuz?
dedi. Onlar:
- Hükümdar! Bizden öncekiler gibi
biz de hata ettik, ancak biz senin için yıkılmayacak bir şeddin
hesap ve plânını yapacağız, dediler. Kisra:
- Söylediğinizi iyi düşünün
taşının, dedi. Onlar:
- Tamam, öyle yapacağız, dediler.
Bir hesap ve plân yapıp ona: Onu
böyle yap, dediler. Şeddi yaptı. Sekiz ay, ne kadar olduğu
bilinmeyen bir harcama yaptı. Daha sonra:
- Gidip üzerine oturayım mı? dedi.
Onlar:
- Tamam, otur, dediler. Kendisine
ait bir ata bindi. Onun üzerinde yürümeğe başladı. Anîden, Dicle
yapıyı yıktı. Yine son nefesinde yetişi-lebildi. Onları çağırdı
ve:
- Vallahi, ya sizi son neferinize
kadar fillerin önüne atarım ya da bana bir türlü anlatamadığınız
bu meselenin ne olduğunu dosdoğru anlatırsınız, dedi. Onlar:
- Ey hükümdar! Sana yalan
söylemeyeceğiz! Dicle senin üzerine yıkıldığında ve makamına
kurduğun taht koptuğunda bizim bilgilerimizi yoklamamızı
emretmiştin. Biz bilgilerimizi yokladık ve dünya bize zindan
oldu. Sema tarafından tutulduk. Alimimize ilmi fayda vermedi.
Anladık ki bu iş semadan gelen bir olaydır, bir peygamber ya
gönderilmiştir ya da gönderilecektir. Bundan dolayı bizim
ilmimiz engellendi.
Saltanatın yıkılacağını' sana
haber verdiğimiz takdirde bizi öldüreceğinden korktuk ve bu
yaptıklarımızla kendimizi kurtarmanın çaresini aradık, dediler.
Kisra, artık onlarla ve Dicle'yle
uğraşmayı bıraktı. Çünkü Dicle onu yenmişti.
234)
Îbn îshak şöyle anlattı:
Bana ulaştığına göre, Rasulullah'm
(s.a.v.) mektubu kendisine gelmeden önce Kisra, Diclet'ül
Avra'ya bend yapmış ve bu iş için miktarı bilinmeyecek kadar
para harcamıştı. Daha önceki rivayet ettiğimizin aynısını
anlattı.
235)
Ibn İshak şunu söyledi: Bana itham da bulunmadığını
(yalancılıkla suçlamadığım) birisi Hasan el- Basri'den şunu
nakletti.
Rasulullah'm ashabı:
- Ya Rasulellah! Allah'ın senin
hakkında, Kisra'ya karşı delili nedir? diye sordular.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah ona bir melek
gönderdi. O, içinde bulunduğu evinin duvarından bir ışık
saçarak elini çıkardı. Kisra onu görünce korktu.
Bunun üzerine melek:
"Kisra! Niye korkuyorsun? Allah
bir peygamber gönderdi ve bir kitap indirdi. Ona uy ki, dünya ve
ahiretin kurtula" dedi. Kisra da:
- "Düşüneceğim, dedi."
236)
İbn Ishak şöyle rivayet etti:
Allah Teala, yanma başkalarının
girmesi yasak olan saray odalarından birindeyken Kisra'ya bir
melek gönderdi. Melek, bir de ne görsün! Kisra öğlenin
sıcağında uyku saatinde elinde bir asa ile yatağının üzerinde
dikilmektedir. Melek:
- Kisra! Müslüman mı olacaksın
yoksa şu asayı kırayım mı? dedi. Kisra:
-Defol, defol! dedi.
Çekip gittikten sonramuhafız ve
kapıcılarını çağırdı. Onlara bağırıp çağırdıktan sonra: Bu
adamı, benim yanıma kim soktu? dedi. Onlarda:
- Onu senin yanma hiç kimse
sokmadı. Üstelik görmedik de, dediler.
Ertesi yıl olunca, yine aynı
saatte gelip daha önceki söylediğini tekrarladı ve:
- Müslüman olacak mısın yoksa şu
asayı kırayım mı? dedi. Kisra
yine:
- Defol defol, dedi.
Melek Kisra'nm yanından ayrıldı.
Kisra, kapıcıları ve odacıları çağırdı. Onlara bağırıp çağırdı
ve ilk defasında söylediklerini yine söyledi. Onlar:
- Biz senin yanma giren hiç kimse
görmedik, dediler.
Üçüncü sene olunca yine aynı
saatte geldi. Daha önce söylediklerini söyledikten sonra şu
sözünü yine tekrarladı.
- Müslüman olacak mısın! Yoksa şu
asayı kırayım mı? O da: -Defol, defol, dedi.
Melek asayı kırıp çıktı. Çok
geçmedi onun saltanatı da yıkıldı.
237)
Ez-Zuhri şöyle rivayet etti:
Bu olayı, Ebu Seleme'den Ömer İbn
Abdil-Aziz'e anlattım. O şöyle dedi: Bana: meleğin onun yanına
ellerindeki iki şişeyle girdiğini sonra ona: Müslüman ol
dediğini, Kisra'nm bunu yapmadığını, bunun üzerine şişeleri
birbirine vurup kırdığını ve çıkıp gittiğini ve bunun, onun
helak olmasına sebep olduğunu anlattı.
238)
Halid İbn Veyde'den -ki mecusilerin başıydı, sonra müslüman
olduğu- rivayet edilmiştir.
Kisra ata bindiğinde, iki süvari
onun önüne geçer ve her saat ona: Sen kulsun, Rab değilsin,
derlerdi. O da başıyla: "Evet" manasında işaret ederdi.
Kisra bir gün hayvanına bindi.
Süvariler aynı sözü söylediler.
Ama Kisra başıyla işaret etmedi.
Güvenlik görevlisi bunu öğrendi. Kınamak için onun yanma geldi.
Kisra uyumuştu. Hayvanların ayak sesini duyunca uyandı.
Güvenlik görevlisi onun yanına girdi. Kisra: "Beni uyandırdınız,
uyumama müsaade etmediniz. Rüyamda birisi beni yedi kat göğün
üstüne çıkardı. Yüce Allah'ın huzurunda durdum. Ansızm onun
huzuruna üzerinde izar (eteklik, peştemal) ve rida (bir çeşit
cübbe) bulunan bir adam geldi. Bana: Arzımın tüm hazinelerinin
anahtarlarını buna teslim et. Sana böyle yapman emredilmiş değil
midir? dedi.
Üzerinde izar