YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
RASULULLAH’IN YATIŞI VE
UYUYUŞU
Rasulullah’ın Geceleyin
Hanımlarıyla Sohbet Ettiği
Rasulullah'ın, Cuma
Gecesi Dışarı Çıktığı Ve İçeri Girdiği
Rasulullah'ın Uyumadan
Önce Abdest Aldığı
Rasulullah'ın Yatarken
Gözlerine Sürme Çektiği
Rasulullah'ın Geceleyin
Üzerinde Yattığı Yatağı
Rasulullah Yatağa
Geldiğinde Ne Yapardı
Rasulullah'ın Nasıl
Yattığı Ve Yatacağı Sırada Söylediği Şeyler
Rasulullahın Uyandığında
Söyledikleri
Rasulullahın Gözlerinin
Uyuyup Kalbinin Uyumadığı
Rasulullah'ın Bazı
Rüyaları
YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
RASULULLAH’IN YATIŞI VE UYUYUŞU
Rasulullah’ın Geceleyin Hanımlarıyla Sohbet Ettiği
1273)
Hz. Aişe şunu rivayet etti:
Rasulullah (s.a.v.), bir gün,
hanımlarına bir hikaye anlattı. Hanımlardan birisi:
-Bu hikaye Hurefe'nin hikayesiydi,
dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Hurefe'nin ne olduğunu biyiyor
musunuz? O, Cahiliye'de cinlerin esir ettiği, Uzre oğulları
kabilesine mensup birisiydi, Hurefe, uzun süre onların arasında
kaldı. Sonra onu insanların arasına tekrar gönderdiler. O da,
onların arasındayken gördüğü tuhaf şeyleri insanlara anlatırdı.
Halk da (tuhaf bir hikaye duysa), Bu Hurefe'nin hikayesi, derdi.
Musannif şöyle demiştir: Ummu Zer
hadisi bu türdendir. Meşhurdur.
Rasulullah'ın, Cuma Gecesi Dışarı Çıktığı Ve İçeri Girdiği
1274)
İbn Abbas şöyle dedi:
"Peygamber (s.a.v.), yaz gelince,
cuma gecesi evden dışarı çıkardı. Kış gelince cuma gecesi eve
çekilip orada kalırdı.
Rasulullah'ın Uyumadan Önce Abdest Aldığı
1275)
Hz. Aişe şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.), cünüp olarak
uyumak istediğinde, tenasül uzvunu yıkar, namaz abdesti gibi
abdest alırdı."
Rasulullah'ın Yatarken Gözlerine Sürme Çektiği
1276)
îbn Abbas şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.), her gece
yatmadan önce, gözlerine üçer defa sürme çekerdi."
Rasulullah'ın Geceleyin Üzerinde Yattığı Yatağı
1277)
Hz. Aişe şöyle demiştir:
"Rasulullah'm (s.a.v.) geceleyin,
üzerinde yattığı yatağı içi lif dolu deridendi."
Rasulullah Yatağa Geldiğinde Ne Yapardı?
1278)
Hz. Aişe şöyle dedi:
"Peygamber (s.a.v.), her gece,
yatağına geldiğinde avuçlarım birleştirip sonra onlara
üfleyerek içlerine İhlas, Felak ve Nas surelerini okur, ellerini
vücudunun gücü yeten yerlerine sürer; önce başına, yüzüne ve
vücudunun Ön kısmına sürerek başlar ve bunu üç defa tekrar
ederdi."
1279)
Ebu Hureyre şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) yatağına
girdiği zaman, şöyle derdi:
"Yedi göğün ve dünyaların Rabbi,
her şeyin Rabbi olan tohumu ve çekirdeği çatlatıp yeşerten,
Tevrat'ı, İncil'i, Zebur'u ve Furkan'ı indiren Allah'ım! Ben her
şeyin kötülüğünden sana sığınırım. Çünkü, onu alnından tutan
sensin. Sen evvelsin. Senden önce ulan hiçbir şey yoktur. Sen,
ahirsin. Senden sonra olan hiç bir şey yoktur. Sen batınsın.
Senden ileri hiçbir şey yoktur. Benim borcumu kurtar ve beni
fakirlikten kurtar."
Rasulullah'ın Nasıl Yattığı Ve Yatacağı Sırada Söylediği Şeyler
1280)
El-Bera îbn Azib şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.v.) yatağına
girdiğinde, sağ tarafına yatar ve şöyle derdi:
"Allah'ım! Kendimi sana teslim
ettim. Yüzümü sana çevirdim. Sırtımı sana dayadım. Ben senin
rahmetini umar, azabından korkarım. Ancak, senin rahmetine
sığınılır ve ancak senin rahmetinle kurtulunur. Ben, senin
indirmiş olduğun kitabına ve göndermiş olduğun Peygamberine
inandım."
Ayrıca Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur:
"Kim bu sözleri söyler ve o gece
ölürse, islâm fıtratı üzere ölür."
1281)
Huzeyfe Îbnu'l-Yeman şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) yatağına
girdiğinde şöyle derdi:
"Bizi öldükten sonra dirilten
Allah'a hamdolsun! Diriltmek ona mahsustur."
Rasulullahın Uyandığında Söyledikleri
1282)
Ebu Zer şöyle demiştir:
Rasulullah (s.a.v.) uyandığında:
"Bizi öldükten sonra diriltti Allah'a hamdolsun. Diriltmek ona
mahsustur."
1283)
Ibn Abbas, bir gece halası Meymune'nin yanında kaldığım, gece
yarışma veya gece yansından biraz önce veya biraz sonrasına
kadar yatıp sonra kalktığını eliyle uykusunu açmak için yüzünü
oğuşturmaya başladığım, sonra Ali îmran suresinin son on ayetini
okuduğunu, sonra abdest alıp namazını kılmaya başladığını
anlattı.
1284)
Şimr îbn Atıyye şöyle dedi:
"Bir seferde Rasulullah'ı (s.a.v.)
gördüm. Kendi kendime: Bu gece, Rasulullah'm (s.a.v.) nasıl
namaz kıldığını görmeye çalışacağım, dedim. Rasulullah (s.a.v.)
yatsı namazını kılınca yatıp gecenin belli bir saatine kadar
uyudu. Daha sonra uyanıp göğe baktı ve: Rabbimiz! Sen bunu
boşuna yaratmadın. Seni teşbih ederiz. Bizi Cehennem azabından
koru. Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi Cehenneme koyarsan, artık
onu rüsvay edersin. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur. Ey
Rabbimiz! Gerçek şu id biz, "Rabbinize iman edin" diye seslenen
bir davetçiyi (Peygamber'i, Kur'ân'ı) işittik hemen iman ettik.
Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu
iyilerle birlikte al, ey Rabbimiz! Rabbimiz! Bize Peygamberin
vasıtasıyla vadettikl erini de ikram et ve kıyamet günün de bizi
perişan etme, şüphesiz sen vaadinden caymazsm"
ayetlerini okudu.
Rasulullahın Gözlerinin Uyuyup Kalbinin Uyumadığı
1285)
Hz. Aişe şunu anlattı: Ben:
-Ya Rasulallah! Vitiri kılmadan mı
yatıyorsun? dedim. Rasulullah da (s.a.v.):
- "Aişe! Benim gözlerim uyur,
kalbim uyumaz" dedi.
Birisi şöyle dese: Eğer onun
uyuması, gözünü yumma ve duymamada bizim uyumamız gibiyse,
uyuyup kalıp da namaza kalkamaması ve onu ancak üzerine doğan
güneşin hararetinin uyandır-masındakı fark hangi yöndendir?
Ibn Akil buna şöyle cevap
vermiştir:
Uyku iki şeyi ihtiva etmektedir.
Birincisi:
Bedenin rahatlığı (dinlenmesi). Bu konuda o bizim gibidir.
İkincisi:
Kalbin gafleti (dalgınlığı). Onun kalbi uyanıktı, rüyaya
dalmazdı. Uyurken vahyi kabul ederdi. Uyanırken olduğu gibi
işleri düşünürdü. Onun kalbi, uykudayken, kendisi için vazedilen
(ortaya konan) şeyden gafil olamazdı. O, Vahiy esnasında,
kendinden geçerdi. Bu hal, ümmetinden bazılarının başına gelse
abdesti bozulurdu. Halbuki o, bu haldeyken, kendini koruyan ve
tabii hallerin üstünlüklerinden ve hades (pislik) mahreçlerinin
gevşemesinden uzaktı. O, bu haldeyken, bir başka durumla bizim
karşımızda değildir. Allah Teala, dilediği şeyi ona müyesser
kılacaktır.
Rasulullah'm (s.a.v.) güneş
doğuncaya kadar uyumasının iki izah yolu vardır:
Birincisi:
Bununla, ibadet edilecek şey hakkında bir yol çizmek
istemektedir. Kişi unutabilir ve dalgın olabilir. Bu teyemmüm
ibadetini göstermek için suyu yok edip teyemmüm etmesine benzer.
İkincisi:
Bunun oluşu şundan dolayıdır. Hz. Peygamber'e has bir takım
marifetlerin ortaya çıkıp onu zahir olan görevleri yerine
getirmesinden alıkoymasıdır. Çünkü bâtında bir takım
meşgaleleri vardır. Nitekim kendisini sevgilisinin hatırası
saran kimse şöyle demiştir:
Vallahi onu (sevgiliyi)
hatırladjğımda yatsıyı iki rekat mı yoksa sekiz rekat mı kıldım
bilemiyorum.
Kalbi meşgul eden şeyler, daima
amel ve rükünleri bozarlar.
Rasulullah'ın Bazı Rüyaları
1286)
Semura İbn Cundeb şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.) sabah
namazını kılınca, yüzünü bize çevirir ve:
- "Sizden biriniz bu gece rüya
gördü mü? diye sorardı. Rüya gören birisi varsa, ona rüyasını
anlatır, o da, rüya hakkında, Allah'ın dilediği şeyi söylerdi.
Yine bir gün bize:
- "Sizden biriniz, bu gece rüya
gördü mü?" diye sordu. Biz:
- Hayır, dedik. Bunun üzerine
kendisi:
- "Fakat ben bu gece şöyle bir
rüya gördüm: iki kişi bana gelip elimden tutup beni bir boşluğa
veya düz bir araziye çıkardılar. Beni bir adamın yanından
geçirdiler. Bir başkası, elinde demirden mahmuzla o, adamın
tepesinde dikiliyordu. Mahmuzu avurduna sokuyor, ensesine
varıncaya kadar avurdunu parçalıyordu. Sonra mahmuzu çıkarıyor,
diğer avurduna sokuyor. O, avurt düzeliyordu. Devamlı böyle
yapıyordu. Ben:
-Bu nedir? dedim. Beni götüren
adamlar:
-Yürü dediler. Onlarla birlikte
yürüdüm. Karşımıza, sırt üstü yatan birisi çıktı. Elinde taş
veya kaya olan bir adam da onun tepesinde dikiliyordu. O taşı,
başına vurup, parçalıyor, taş da yuvarlanıyordu. Onu almak için
gittiğimde, başı eski haline dönüyordu. Aynı hareketi tekrar
yapıyordu. Ben:
-Bu nedir? dedim. Bana: -Yürü,
dediler.
Onlarla birlikte yürüdüm. Fırın
şeklinde yapılmış, üstü dar, altı geniş, bir eve geldik onun
altında ateş yakılıyordu, içerde çıplak erkekler vardı. Ateş
.yakılınca onlar yukarı çıktılar. Tam çıkmak üzereydiler ki ateş
sönünce tekrar içeriye döndüler. Ben:
-Bu nedir? dedim. Onlar:
-Yürü, dediler. Yürüdüm. Kan akan
bir nehre geldik. İçinde bir adam vardı. Nehrin kenarında,
önünde taşlar bulunan bir adam daha vardı. Nehrin içindeki adam
geliyor, tam çıkmak üzereyken, kıyıdaki adam, nehre bir taş
atıyordu ve nehirdeki adam yerine dönüyordu. Devamlı böyle
yapıyordu.
-Bu nedir? dedim. Adamlar:
-Yürü, dediler. Yürüdüm. îçînde
büyük bir ağacın bulunduğu yeşil bir bahçeye geldik. Ağacın
dibinde yaşlı bir adam, etrafında da çocuklar vardı. İhtiyarın
yanında başka bir adam etrafında da ateşi artırmaya çalışan ve
etrafında koşan bir adam vardı. Adamlar beni ağaca çıkarıp bir
eve soktular. Sonra, daha güzel ve daha üstün bir eve soktular.
Orada da bazı yaşlılar ve gençler vardı.
Onlara:
-Beni, bu gece dolaştırıp durdunuz
gördüklerimi bana anlatın, dedim. Onlar da:
-Olur, anlatalım dediler: İlk
gördüğün kişi, yalan söyleyen kişidir. Afaka ulaşıncaya kadar
yalan ona yüklenir. Kıyamet gününe kadar, ona gördüğün şeyler
yapılır. Sonra Allah ona dilediğini yapar.
Sırt üstü yatana gelince, Allah
Tealanm kendisine Kur'anı verip de geceleyin onu okumayıp
uyuyan, gündüz de Kur'anm içindekilerle amel etmeyen kişidir.
Kıyamet gününe kadar, ona, gördüklerin yapılacaktır.
Fırında gördüklerine gelince,
onlar, zina yapan erkek ve kadınlardır. Nehirde gördüğün de,
riba (faiz) yiyen kimsedir.
Ağacın dibinde gördüğün ihtiyar
da, ibrahim Halil'dir (a.s.). Etrafında gördüğün çocuklar da,
insanların çocuklarıdır.
Ateş yakıp da onu artırmaya
çalışan kimse de, cehennemin bekçisi Malik'tir. Ateş de
cehennemdir.
îlkin girdiğin ev, müminlerin
avamının evidir. Diğer ev de, şehitlerin evidir. Ben
Cebrail'im. Bu da Mikail'dir.
Sonra bana şöyle dediler.
-Başım kaldır.
Bir de baktım, o, bulutun şekli
gibiydi.
-îşte bu, senin evindir, dediler.
-Beni bırakın da evime gireyim,
dedim.
-Senin, tamamlamadığın bir işin
kaldı onu da tamamlarsan, e-vine girersin, dediler.
1287)
Salimin babası rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) şunu anlattı:
"Uykudayken bana bir bardak süt
getirdiler. Kana kana süt içtim, sanki (şu anda) tırnaklarımdan
süt sızıyor zannediyorum. İçtikten sonra artığımı, Ömer'e
verdim"
-Ya Rasulallah! Bunu neye yordun?
dediler, -"îlme" cevabını verdi.
1288)
Ebu Saîd el- Hudri şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
-"Uyurken halkın bana
arzolunduğunu gördüm. Üstlerinde gömlekler vardı. Bu
gömleklerin bir kısmı memelere varıyor, bazıları da daha
kısaydı. Ömer İbnü'l-Hattab da bana arzolundu. Üstünde
(eteklerini yerde) sürüdüğü bir gömlek vardı.
-Bunu, neye yorumladın? dediler.
Rasulullah da (s.a.v.): -"Dine" cevabını verdi.
1289)
Abdullah şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bir defasında, rüyamda halkı bir
meydanda toplu olarak gördüm. O sırada Ebu Bekir ilerledi. Halkı
sulamak için, kuyudan bir veya iki kova su çekti. Fakat Ebu
Bekir'in çekişinde bir zayıflık ve güçlük vardı. Allah, Ebu
Bekir'i bağışlasın. Sonra kovaya dönüştü. Ben, halk içinde
Ömer'in yaptığını yapabilecek güçte, güçlü ve olgun bir kişi
göremedim. En sonunda halk, o meydanı develerin sulama yeri ve
yatağı yaptılar."
1290)
Ebu Hureyre şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) şunu anlattı:
"Ben bir defasında, rüyamda,
kendimi cennette gördüm. O sırada bir kadın, bir köşkün yanında
abdest almaktaydı.
-Bu köşk kime aittir? dedim.
-Ömer'e aittir, dediler. Ömer'in
kıskançlığını hatırladım da hemen geri döndüm"
Bunun üzerine Ömer ağladı ve:
-Ya Resulallah! Sana karşı mı
kıskançlık edeceğim, dedi.
1291-
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Rüyamda, siyah bir koyun
sürüsüyle beyaz bir koyun sürüsünün birbirine karışarak bana
geldiği bir yere gittiğimi gördüm. Bu arada Ebu Bekir gelip bir
kova veya iki kova çekti. Fakat onun çekişinde bir zayıflık
vardı. Allah, Ebu Bekir'e mağfiret etsin. Ömer geldi. Kovayı
aldı ve o kova büyük bir kovaya dönüştü. İnsanları suya
kandırdı. Koyunlar da doya doya su içtiler. Ömer'in yaptığını
yapabilecek güçte, güçlü ve olgun bir kişi görmedim.
Siyah sürüyü Araplara, beyaz
sürüyü de onların kardeşleri olan şu Arap olmayanlara
yorulmadım".
1292-
Enes şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle anlattı:
"Bir gece rüyamda, kendimi, Ukbe
İbn Rafı'in evinde gördüm. Bana, îbn Tabn
hurmasından getirildi. Ben bunu, yükselmenin dünyada bizim için,
ahiretle akıbetin de bize ait olduğuna ve dinimizin
tamamlandığına yordum."
1293-
Cabir Ibn Abdillah şunu anlattı:
RasuluHah (s.a.v.) şöyle bu-*yurdu:
- "Bana bir çok hurma getirildi.
Onlardan birini yumuşak mı sert mi diye kontrol etmek için
ağzıma aldım. Onun içinde, beni rahatsız eden bir çekirdek
buldum ve ağzımdan çıkardım. Bir başkasını daha aldım. Ağzıma
götürdüm. Onun içinde de bir çekirdek buldum ve onu da çıkarıp
attım." Ebu Bekir
- Müsaade edin de onu ben
yorumlayayım, dedi. RasuluHah (s.a.v.):
- "Yorumla" dedi. Ebu Bekir:
- O, senin gönderdiğin ordudur ki,
kendileri zarar görmeden ganimet alacaklar.
Birisiyle-karşılaşacaklar, o, askerlere senin verdiğin sözü
hatırlatacaklar, bunun üzerine onlar o adamı serbest
bırakacaklar. Yine birisiyle karşılaşacaklar o da, askerlerine
senin verdiğin sözü hatırlatacak böylece onu da berbest
bırakacaklar. Daha sonra birisiyle daha karşılaşacaklar, o da
senin verdiğin sözü hatırlatacak, onu da serbest bırakacaklar,
dedi.
Rasulullah (s.a.v.) şu cevabı
verdi:
- "Melek de böyle dedi.".
1294-
îbn Mes'ud şunu anlattı:
Bir gece, uzun bir süre
Rasulullah'ın yanında konuştuk ve sabahleyin tekrar yanma
gittik. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bu gece rüyamda, peygamberler
bana ümmetleriyle birlikte arze-dildi. Bir peygamber üç kişiyle
birlikte yanımdan geçmeye, bir başka peygamber bir kişiyle
birlikte, başka bir peygamber de beraberinde hiç kimse
bulunmaksızın yanımdan geçmeye başladı. Nihayet İmran'm oğlu
Musa, beraberinde kalabalık bir topluluk bulunduğu halde benim
yanımdan geçti. Onlar benim hoşuma gittiler. Ben:
-Bunlar kim? dedim.
-Kardeşim Musa ve yanındaki İsrail
oğulları, dedi.
-Benim Ümmetim nerede dedim. Bana:
-Sağma bak, denildi. Baktım bir de
ne göreyim karşımda insan yüzleriyle kapanmış bir tepe vardı.
-Memnun oldun mu? denildi.
-Rabbinı! memnun oldum, dedim.
-Bunlarla birlikte yetmişbin kişi
hesapsız olarak cennete girecek, denildi.
Peygamber (s.a.v.):
- "Babam, annem size feda olsun!
Eğer yetmiş bin kişiden olabiliyorsanız, olun gücünüz
yetmiyorsa, tepeyi dolduranlardan olun. Ona da gücünüz
yetmiyorsa ufuktakilerden olun. Ben, insanların karışıp
birbirlerine girdiklerini gördüm.
Ukkaşe İbn Mıhsan şöyle dedi:
-Ya Rasulallah! Allah'a beni
yetmiş bin kişiden biri yapması için dua et, dedi. Rasulullah
(s.a.v.) onun için dua etti.
Daha sonra konuştuk. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Bu yetmişbinin kimler olduğunu
biliyor musunuz? diye sordu.
-Müslüman olarak doğan, ölünceye
kadar Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseler, (dedik).
Bunu duyan Rasulullah (s.a.v.):
- "Onlar, vücutlarını dağlatmayan,
büyü yapmayan ve tatayyurda bulunmayanlar (uğursuzluğa
yormayanlar)dır. Onlar ancak rablerine tevekkül ederler
(tedbirini aldıktan sonra gerisini Allah'a bırakırlar)."
1295-
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Rüyamda bana, yerde gömülü
hazineler getirildi. Avucuma iki altın bilezik konuldu. Bunlar
bana ağır geldi ve beni üzüntüye şevketti. Bana, o bileziklere
üflemem vahyolundu. Ben de onlara üfledim ve uçup gittiler. Ben
bu iki bileziği iki yalancıya (peygambere) yorumladım ki, i-kisi
arasında bulunduğum Sana'lı (Esved-i Ansi) ile Yemame'li
(Musey-lime) dir.".
1296)
Salim'in babası şunu anlattı: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Rüyamda, siyah ve saçı dağınık
bir kadın Medine'den çıkarak ta Mehye'a'ya varıp orada karar
kıldı. Ben bu rüyayı Medine Vebasının Mehye'a'ya (Cuhfe'ye)
geçeceğine yordum".
1297)
Ebu Hureyre anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Rüyamda bana, dünya hazinelerinin
anahtarları verilip avucuma konuldu"
1298)
Enes şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.v.) (süt teyzesi
olan) Ummu Haranı Bint Milhan'ın yanma gelirdi. Ummu Haram da
ona yemek yedirirdi. Ummu Haram, Ubadeîbn es-Samit'in nikâhı
altındaydı. Bir gün Rasulullah (s.a.v.) yine onun ziyaretine
geldi. O da Rasulullah'a (s.a.v.) yemek yedirdi. Sonra
Rasulullah'm (s.a.v.) başını taradı. Rasulullah (s.a.v.) bir
süre uyudu. Daha sonra gülerek uyandı.
[Ummu Haram anlatmaktadır.]
-Ya Rasulailah! Seni güldüren
nedir? diye sordum. Rasulullah (s.a.v.):
- "Rüyamda bana, ümmetimden bazı
mücahitlerin şu deniz ortasında, padişahların tahtlarına
kuruldukları gibi, gemilere binerek Allah yolunda deniz harbine
gittikleri gösterildi de ona gülüyorum, dedi. Ben de:
-Ya Rasulailah! Beni de o deniz
gazilerinden yapması için Allah a dua etseniz, dedim. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Sen de onlardansın" dedi.
Daha sonra başını koyup uyudu ve
yine gülerek uyandı. Ben: -Ya Rasulailah! Seni güldüren nedir?
dedim. Önce dediği gibi:
- Ümmetimden bazı mücahitlerin,
Allah yolunda gazaya gittikleri gösterildi, dedi. Ben de:
-Ya Rasulailah! Beni onlardan
yapması için Allah'a dua etseniz dedim. Rasulullah (s.a.v.):
- "Sen, Öncekilerdensin" dedi.
Ummu Haram, Muaviye zamanında,
denizden karaya çıkıldığında (Kıbrıs'ta) bindiği hayvandan
düşerek öldü.
1299)
Abdurrahman İbn Semura şunu anlattı:
Bir gün, biz, Medine
mescidindeyken yanımıza Rasulullah (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:
- Bu gece, tuhaf bir rüya gördüm.
- Ne gördün? Ya Rasulailah!
dediler. Rasulullah şunu anlattı:
- "Ümmetimden birini şeytanların
sarıp aralarına aldığını ve Allah'ın zikrinin gelip onu
şeytanların arasından kurtardığını gördüm.
Ümmetimden birinin etrafını azap
meleklerinin sardığını ve namazının gelip o kişiyi onların
ellerinden kurtardığını gördüm.
Ümmetimden, susuzluktan nefes
nefese kalmış birinin havuza her geldiğinde su içmesine engel
olunduğunu ve Ramazan orucunun gelip ona, kana kana su
içirdiğini gördüm.
Ümmetimden birinin, halkalar
halinde oturan Peygamberlerin yanma her yaklaştığında geri
çevrildiğini, ama cünüplükten dolayı aldığı gusul abdestinin
ona gelip elinden tuttuğunu ve benim yanıma o-turttuğunu gördüm.
Ümmetimden, önünde, arkasında,
sağında solunda, üstünde ve altında karanlık bulunan ve o
karanlıkta yolunu şaşırmış birine, hac ve umresinin gelip onu
karanlıktan kurtardığını ve aydınlığa soktuklarım gördüm.
Ümmetimden birinin müminlerle
konuştuğunu, ama müminlerin onunla konuşmadıklarını, sıla-i
rahim'in (akrabaya gösterilen ilginin) gelip: Ey müminler
topluluğu! Onunla konuşun, çünkü o, akrabaya ilgi gösterirdi,
dediğini, bunun üzerine müminlerin onunla konuştuklarını ve
elini sıktıklarını gördüm.
Ümmetimden birinin ateşin
hararetinden ve zararından eliyle yüzünü koruduğunu,
sadakasının gelip başına örtü ve yüzüne gölge olduğunu gördüm.
Ümmetimden birinin zebanilerin her
tarafından yakaladığım, emr-i bil marufunun (iyiliği
emretmesinin) ve nehy-i ani'l munkerinin (kötülüğü
yasaklamasının) gelip onu zebanilerin ellerinden kurtardığını,
rahmet meleklerinin arasına soktuklarını ve onun onların yanında
olduğunu gördüm.
Ümmetimden birinin, Allah'la
kendisi arasında bir perde olduğu halde, iki dizinin üzerine
çöktüğünü, güzel ahlakının gelip elinden tutup onu, Allah'ın
huzuruna soktuğunu gördüm.
Ümmetimden birisinin, sayfasının
sol tarafından indiğini, Allah'tan korkusunun gelip o sayfayı
sağma koyduğunu gördüm.
Ümmetimden birinin mizanının
(terazisinin) hafif geldiğini, küçük çocukların gelip mizanı,
ağırlaştırdıklarını gördüm.
Ümmetimden birinin cehennemin
uçurumunda olduğunu, Allah korkusunun gelip onu bu durumdan
kurtardığını gördüm.
Ümmetimden birinin, sıratın
üzerinde fırtınalı havada küçük çocuğun korktuğu gibi korkarak
ve titreyerek durduğunu, Allah hakkındaki hüsnü zannının gelip
korkusunu yatıştırdığını ve sıratın üzerinden geçtiğini gördüm.
Ümmetimden birinin, bazen
emeklediğini bazan da tutunduğunu, bana getirdiği salât'mın
gelip elinden tuttuğunu, onu sıratın üzerinde ayakta
durdurduğunu ve onun da geçip gittiğini gördüm.
Ümmetim den birisinin cennet
kapılarına vardığını, kapıların onun önünde kapandığım,
"Allahtan başka ilâh yoktur" diye şehadet getirmesinin gelip
kapıları açtığını ve onu cennete soktuğunu gördüm.