BEŞİNCİ BÖLÜM
RASULÜLLAH'A HAS BAZI ÖZELLİKLER
Rasulüllahın Diğer Peygamberlere Üstünlüğü
Rasulullah’a Has Olan Şeyler
Cennetten Ona Meyve Getirildiği
Dünyanın Anahtarları Rasulullah'a Verilmiştir
Rasulullahın Adının Yüceltildiği
Rasulullah'la Diğer Peygamberlerin Misali
Rasulüllah'ın Ve Kendisiyle Gönderilenin Misali
Rasulullahın Ümmetinin Diğer Ümmetlere Üstünlüğü.
Rasulullah'la Ümmetinin Misali
Rasulullahın Getirdiğini Kabul Edenle Etmeyenin Misali
Hasulullah'a İtaat Etmenin Gerekli Olduğu
Rasulullaha Duyulan Sevginin Baba, Çocuk Ve Kendi
Sevgisinden Önce Geldiği
Onun Adını Önce Zikretmenin Şart Olduğu
BEŞİNCİ BÖLÜM
RASULÜLLAH'A HAS BAZI ÖZELLİKLER
Rasulüllahın Diğer Peygamberlere Üstünlüğü
Şunu bil ki, Allah Teala
ruhları farklı farklı yaratmıştır. Bazıları en iyi
ruhlardandır. Bazıları da bulanıktır. Her rütbede birtakım
dereceler vardır.
Peygamberler son noktadırlar.
Bedenleri kusursuz yaratılmıştır. Bedenleri kamil (mükemmel)
ruhların hululüne (yerleşmesine) uygun ve elverişlidir. Daha
sonra onlar farklı hale gelirler.
Peygamberimiz (s.a.v.)
peygamberlerin mizacı en sağlam, bedeni en mükemmel ve ruhu
en temiz olanıydı.
Onun saydığımız, huy ve
Özelliklerini öğrenmekle bunlar ortaya çıkar.
işte bunlardan dolayı Aziz ve
Celil Allah onu herkesten üstün kılmıştır.
Bundan dolayıdır ki, onun
ruhunun yaratılması öbürlerininkinin yaratılmasından
öncedir.
524)
Ebu Hureyre anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ben, yaratılış yönünden peygamberlerin ilkiyim. Ba's
(diriltilme) yönünden de onların sonuncusuyum."
Kitabın başında onun nasıl
yaratıldığını belirtmiştik.
Allah'ın onun için peygamberlerden söz
alması bunlardan birisidir.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Hani Allah, peygamberlerden, size, kitap ve hikmet
verdikten sonra nezdimizdekileri tasdik eden bir peygamber
geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz dîye söz
almıştı."
Allah Teala peygamberleri ona
uymuş gibi yarattı. Onlara mkıyad etmeyi (boyun eğip uymayı)
ilham etti. Eğer peygamberler ona yetişse-lerdi, onların
Rasulullah'a uymaları gerekirdi.
525)
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Musa sağ olsaydı, bana
uymaktan başka çaresi olmazdı."
Allah Teala onun adım diğer
peygamberlerden önce zikretmiştir. Şöyle buyurur: "Biz Nuh'a
ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiği-miz gibi sana da
vahyettik."
Allah, her peygambere adıyla
hitabetmiştir: "Ey Adem! Sen ve eşin beraberce cennete
yerleşin." "Ey Nuh! İn!"
"Ey İbrahim! Bundan vazgeç!"
. "Ey Musa! Ben seni insanların başına
seçtim." "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık."
"Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene
verdiğim nimetimi hatırla."
"Ey Zekeriyya!' Biz sana bir oğul
müjdeleriz." "Ey Yahya: Kitab'a (Tevrat'a) kuvvetle
sarıl."
Yüce Allah, peygamberimize
tazim için adıyla hitabetmemiş, şöyle demiştir: "Ey Nebi"
"Ey Rasül."
Allah Teala tarif etmek için
onun adını zikredince risaleti de (peygamberliği) hemen
onunla birlikte zikreder. Allah şöyle buyurmuş.tur:
"Muhammed ancak, bir peygamberdir. Ondan önce de
peygamberler gelip geçmiştir."
"Muhammed Allah'ın Rasulüdür."
"Muhammed'e indirilene inananlar..."
Onu, Halil'le birlikte
zikredince, Halil'i kendi adıyla, onu da lakapla birlikte
zikretti. Şöyle buyurdu: "İnsanların İbrahim'e en yakın
olanı ona uyanlar, şu peygamber ve ona iman edenlerdir."
.
Yüce Allah, milletlerin
peygamberlerine adlarıyla hitabetti ki erini haber
vermiştir: Mesala, şu ayetlerde olduğu gibi: "Ey Hud! Sen
bize açık bir mucize getirmedin."
"Ey Salih! Sen bundan önce, içimizde ümit
beslenen birisiydin." "Ey Musa! Onlara ait tanrılar gibi bizim
için de bir tanrı yap, dediler."
"Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten,
donatılmış bir sofra indirebilir mi?"
Allah Teala, şu sözüyle
Rasulullah'm ümmetini, ona adıyla hi-tab etmelerini
yasaklamıştır: "Peygamberi kendi aranızda birbirinizi
çağırır gibi çağırmayın."
526)
İbn Abbas: "Peygamber'i kendi aranızda birbirinizi çağırır
gibi çağırmayın" ayeti hakkında şöyle demiştir:
Ey Muhammed! demeyin, Ya
Rasulellah! deyin.
Diğer peygamberler kendileri
hakkında milletleriyle münakaşa ediyorlardı.
Nuh'un kavmi: "Biz seni apaçık
bir sapıklık içinde görüyoruz"
dedi. Nuh da kendini müdafa etmek üzere:
"Bende herhangi bir sapıklık yok"
demişti.
Hud'un kavmi: "Biz seni bir
beyinsizlik içinde görüyoruz"
dedi. Hud da: "Bende beyinsizlik yoktur"
diye cevap verdi. Firavun Musa'ya: "Ey
Musa! Senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum"
dedi.
Musa ise şöyle cevap verdi:
"Ey Firavun! Ben de senin hakikaten mahvolduğunu sanıyorum."
Allah Teala, Peygamberi
(s.a.v.) namına mücadeleyi kendi üzerine almıştır.
Rasulullah'a şair
dediklerinde, Allah Teala: "Biz O'na şiir öğretmedik" diye
buyurmuştur.
Rasulullah'a kahin
dediklerinde, Allah Teala: "O bir kahin sözü değildir."
O'na sapık dediklerinde, Allah
Teala: "Arkadaşınız sapmadı" diye cevap vermiştir.
.
O'na mecnun (deli)
dediklerinde de Allah Teala; "Sen, Rabbinin nimeti sayesinde
mecnun değilsin" demiştir.
- Hak Teala, onun hayatına
yemin etmiştir. Yemin ancak tazim e-dilene olur.
527)
İbn Abbas şunu anlattı:
Allah Teala Muhammed'den
(s.a.v.) daha üstün ve değerli bir nefis (ruh)
yaratmamıştır.
Allah'ın ondan başka hiç
kimsenin hayatına yemin ettiğini duymadım. Yüce Allah şöyle
buyurmuştur: "Hayatın hakkı için onlar, sarhoşluklar içinde
bocalıyorlardı.
İbn Akıl şöyle demiştir:
Allah'ın Musa'ya söylediği:
"Seni, kendim için seçtim"
sözünden daha büyüğü: "Şüphesiz sana
biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler"
sözüyle: "Hayır! Bu beldeye (Mekke'ye)
senin bu beldeye girişine yemin ederim" sözüdür.
Son ayetlerin manası şöyledir:
Yemin ediyorum beldeye değil, eğer beldeye (Mekke'ye) yemin
edersem, bu, sen orada olduğun içindir.
Ey Musa! Nalınlarını hemen
çıkar. Sadece yürüyerek gel. Ey Muhammed! Burak'a bin. Ancak
binmiş olarak gel.
Allah Teala, peygamberlerin
durumlarına işaret ettikten sonra onların tövbelerini kabul
ettiğini söyledi.
Yüce Allah: "Adem Rabbine asi
olup şaşırdı. Sonra Rabbi onu seçkin kıldı. Tövbesini kabul
etti ve doğru yola yöneltti" buyurdu.
Musa hakkında da: "Ben
onlardan birini öldürmüştüm"
deyip sonra da: "Rabbim! Beni bağışla"
buyurdu. Onu bağışladı.
Davud hakkında da: "Senin
koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta
bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin
haklarına tecavüz ederler"
deyip sonra: "Böylece onu bağışladık"
buyurmuştur.
Yüce Allah: "Biz Süleyman'ı
imtihan ettik" dedi. Ve sonra: "O, yine eski haline döndü"
buyurdu.
Yüce Allah, hiçbir günahını
zikretmeden Peygamberimizin (s.a.v.) günahının
bağışlandığını bildirmiştir: "Böylece Allah, senin geçmiş ve
gelecek günahım bağışlar."
- Şunlar da O'nun diğer
peygamberlerden üstün oduğunu açıklayan şeylerdir. Daha
önce zikrettiğimiz üzere, Adem, Rabbinden, Mu-hammed'in
hürmetine kendisinin tövbesini kabul etmesini istemişti.
Nuh, kavmine beddua etmiş,
bizim peygamberimiz ise şöyle demişti: "Allah'ım! Kavmimi
bağışla! Çünkü onlar bilmiyorlar."
Daha sonra Allah, ibrahim'i
edindiği gibi, onu Halil (dost) edindi. Rasûlullah (s.a.v.)
şöyle buyurmuştur:
"Fakat sahibiniz (arkadaşınız)
Allah'ın halilidir (dostudur)."
528)
İbn Abbas şunu anlattı: Rasûlullah'm (s.a.v.) şöyle dediğini
duydum:
"Arkadaşınız, Allah'ın
halilidir (dostudur)." (496). Rasûlullah (s.a.v.) bu sözüyle
kendisim kasdediyordu.
Daha sonra onu habib (sevgili)
yapmıştır. Bu, sadece ona ait bir durumdur.
529)
Ebu Hureyre anlattı: Rabbi Rasûlullah'a şöyle buyurdu:
"Seni halil (dost) edindim. Bu
Tevrat'ta şöyle yazılıdır: Muhamnıed Allah'ın sevgilisidir."
530)
Ebu Hureyre şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Allah, ibrahim'i halil,
Musa'yı Neciyy (konuşulan kimse, sırdaş) edindi. Beni de
Habib (sevgili) edindi." Sonra şöyle buyurdu: "İzzetime
yemin olsun! Habibimi, Halil ve Neciyyime tercih edeceğim"
buyurdu.
Musannif (Allah ona rahmet
etsin) şöyle der:
İbrahim (a.s.) putları
kırmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) Hubel'i Kabe'nin tepesinden
atmıştır. Sonra Fetih günü üçyüz altmış puta işaret etmiş ve
hepsi yıkılmıştır. Hud'a (a.s.) kavmine karşı batı
rüzgarıyla yardım edilmişse, peygamberimize de sabâ
rüzgarıyla yardım edilmiştir. Saba rüzgarı Hendek günü
düşmanlarını darmadağın etmiştir.
Eğer Salih'in (a.s.) devesi
varsa, develer bizim peygamberimiz'e secde etmiştir.
Eğer Yusuf (a.s.) güzel
yüzlüyse bizim Peygamberimiz de ayın ondordündeki dolunay
gibiydi.
Musa için taştan su
fışkırdıysa, bizim peygamberimizin parmaklarının arasından
su fışkırmıştır. Bu daha şaşırtıcıdır, çünkü su daima taştan
çıkar.
Hurma kütüğünün, böğürmesi ve
peygamberimize olan hasret ve sevgisinden ağlaması Musa'nın
asasının hallerinden daha şaşırtıcıdır. Peygamberimiz ağacı
çağırmış, oda yeri yara yara onun yanına gelmiştir.
Dağlar, Davud'la birlikte
Allah'ı teşbih etmişlerse, bizim" Peygam-ber'İmizin elindeki
çakıllar Allah'ı teşbih etmişlerdir.
Demir, Davud için yumuşaksa,
kaya da Peygamber'imize yumuşamıştır.
531)
Ebu Nuaym el-Isbehani şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.) mağaraya
girince, kendini düşmanlardan gizlemek için başım dağa
doğru eğdi. Bunun üzerine Allah dağı yumuşattı ve başını
onun içine soktu. Dağdaki sert bir taşa yaslanmak istedi.
Taş onun için yumuşadı. Öyle ki ona kol ve bileğinin izi
geçti.
Bu, meşhurdur. Hacılar
gittiklerinde onu görürler. Beytulmakdis-teki kaya hamur
gibi oldu. Rasûlullah hayvanını ona bağladı. İnsanlar
günümüze kadar o yeri aramış durmuşlardır.
Yazar (Allah rahmet etsin)
şöyle demiştir: Süleyman'a (a.s.) dünya mülkü verilmişse,
bizim Peygamber'imize yeryüzünün hazinelerinin a-nahtarları
verilmiştir. Ama takvasından dolayı onları kabul
etmemiştir.
Gidişi bir ay, gelişi bir ay
süren rüzgar Süleyman'ın emrine verilmişse, bizim
Peygamber'imiz bir aylık mesafede bulunan Beytulmak-dis'e
gecenin az bir kısmında gitmiştir.
Korku (düşmanın kalbine
verilen korku) bir aylık mesafeye gidip etki yapmıştır.
O (Rasulullah) elli bin
senelik mesafedeki Arş'a yükseltilmiştir.
Süleyman kuşların konuşmasını
anlanıışsa, Peygamberimiz develerin, kurtların, ağaçların
ve taşların konuşmasını anlamıştır.
Cinler Süleyman'ın emrine
verilmişse, kendisine iman eden bazı cinler Peygamber'imize
gelmişlerdir.
Süleyman kendisine isyan eden
cinleri zincire vurmuşsa, ifrit Peygamberimize (s.a.v.)
hücum edince (onu yakalayıp) esir etmiştir.
Cinler, Süleyman'a (a.s.)
hizmet eden yardımcılarsa, bizim Peygamberimizin
yardımcıları meleklerdir. Onlar, Rasûlullah'm (s.a.v.)
ö-nünde dövüşürler ve düşmanlarını defederlerdi.
Daha önce de anlattık, Ebu
Cehil, namaz kılarken boynuna basmak için Rasûlullah'm
yanma geldiğinde hemen gerisin geriye dönmüş ve: "Benimle
onun arasında ateşten bir hendek, korkunç birşey ve bazı
kanatlar vardı" demişti.
Hz. İsa gaybten haber
vernıişse, bizim Peygamberimiz de aynı şeyi yapmıştır.
Allah Teala, itaat ve isyandan
söz ederken kendi adiyle, Peygamberimizin adını yanyana
getirmiştir. Mesela: Allah Teala şunları buyurmuştur:
"Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir
sahiplerine (idarecilere) de itaat edin."
"Onlar Allah ve Rasulü'ne
itaat ederler."
"Eğer bir hususta anlaşmazlığa
düşerseniz, onu Allah'a ve Rasul'e götürün."
"Ganimet olarak aldığınız
herhangi birşeyin beşte biri Allah'a ve Rasulü'ne aittir."
"Sırf Allah ve Rasulü kendi
lutuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya
kalkıştılar."
"Allah ve Rasulü'nü
incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar
için horlayıcı bir azap hazırlamıştır."
"Halâ bilmediler mi ki: Kim
Allah ve Rasulu'ne karşı koyarsa, elbette onun için içinde
ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır."
"...Allah ve Rasulünün haram
kıldığını haram saymayan..."
Allah Teala'mn peygamberimize:
"Benim her anılışımda sen de benimle birlikte anılırsın"
dediğini belirtmiştik.
Gelelim, Rasulullah'm diğer
peygamberlerden üstün olduğuna dair nakledilen hadislere:
532)
Cabir îbn Abdillah anlattı: Peygamber şöyle buyurdu:
"Bana, benden önceki
peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey verildi: Bir
aylık yoldan (düşmanımın kalbine) korku vererek muzaffer
oldum. Benim için yer mescid ve temiz kılındı. Ümmetimden
biri, nerede namaz vakti gelirse orada namaz kılsın.
Ganimetler bana helal kılında. Halbuki benden önce hiç
kimseye helal kılınmamıştı. Bana şefaat verildi. Diğer
peygamberler özellikle kendi kavmine gönderiliyordu. Ben ise
bütün insanlara gönderildim.
533)
Ebu Hureyre şunu anlattı: Peygamber (s.a.v.):
"Ben cevami-i kelimle
gönderildim. (Düşmanlarıma) korku vermekle muzaffer oldum.
Bir defasında ben uyurken, yer hazinelerinin a-nahtarları
getirilerek önüme konuldu" buyurdu.
Cevami-i kelim: Az sözle çok
mâna ifade etmektir.
534)
Ebu Zerr şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bana benden önce hiç kimseye verilmeyen beş şey (özellik)
verildi.
1-
Kırmızı ve siyaha (herkese) gönderildim.
2-
Yer, benim için temiz ve mescit kılındı.
3-
Ganimetler bana helal kılındı. Halbuki benden önce hiç
kimseye helal kılınmamıştı.
4-
(Düşmanlarıma) korku vermek suretiyle muzaffer kılındım.
Düşmanla aramda bir aylık mesafe olduğu halde korkar.
5-
Bana: iste, istediğin şey sana verilecektir, denildi. Duamı,
şefaat etmek için, kıyamet gününde ümmetime sakladım.
İnşaallah Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan şefaatime nail
olacaktır."
535)
Ebu Musa şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.): "Bana beş şey
verildi:
1-
Kırmızıya ve siyaha gönderildim.
2-
Yer, benim için mescit ve temiz kılındı.
3-
Ganimetler bana helal kılındı. Halbuki benden Öncekilere
helal kılınmamıştı.
4-
Bir ay mesafeden düşmanıma korku vermekle muzaffer oldum.
5-
Bana şefaat verildi. Hiçbir peygamber yoktur ki şefaati
istenmesin. Ben şefaatimi sakladım. Sonra onu, ümmetimden,
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayana ayırdım" buyurdu.
536)
Ebu Umame şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Dört şeyle üstün kılındım:
Yer, ümmetim için mescit ve temiz kılındı. Bana ganimetler
helal kılındı..."
537)
İbnu'l-Hanefıyye, Ali Ibn Talib'i şöyle derken duyduğunu
anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
- "Bana peygamberlerden
hiçbirine verilmeyen şeyler verildi" dedi. Biz de:
-Ya Rasulallah! Nedir bunlar?
dedik. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Korku vermek suretiyle ben
muzaffer oldum. Bana, yerin a-nahtarları verildi. Ahmed
diye adlandırıldım. Toprak benim için temiz kılındı.
Ümmetim, en hayırlı ümmet kılındı" diye cevap verdi.
538)
Amr îbn Şuayb babası vasıtasıyla dedesinden şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.), Tebuk
savaşında, gece namazını kılmak için kalktı. Onu beklemek
üzere ashabından bazıları onun gerisinde toplandılar.
Rasûlullah (s.a.v.) namazı kılıp onların yanına geldi ve:
"Bana geceleyin, benden Önce
hiç kimseye verilmeyen beş şey verildi.
1-
Benden önce, her peygamber, sadece kendi kavmine
gönderilirken, ben bntün insanlara gönderildim.
2-
Ben, bir aylık uzak yerdeki düşmanlarımın kalplerine korku
vererek yardım gördüm.
3-
Bana bütün ganimetler helal kılındı. Benden öncekiler onları
yemeyi büyük bir şey kabul edip yakıyorlardı.
4-
Yer bana mescid ve temiz kılındı. Namaz vakti bana nerede
gelirse, teyemmüm eder, namazımı orada kılarım. Benden
öncekiler bundan çekinip namazlarını ancak kilise ve
havralarında kılıyorlardı
Beşincisi de: Çok önemlidir.
Bana: iste, çünkü her peygamber bir-şey istemiştir, denildi.
Ben isteğimi kıyamet gününe bıraktım, istediğim şey size ve
Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edenleredir"
buyurdu.
539)
Cabir îbn Abdillah şunu anlattı:
Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.), Ehl-i
kitap olan birisinden aldığı bir kitabı Peygamber'e
(s.a.v.) getirdi. Onu Rasûlullah'a (s.a.v.) okudu.
Rasûlullah (s.a.v.) kızarak:
"Yazıklar olsun sana! îbnu'l
Hattab! Canım elimde olan Allah'a yemin ederim ki! Ben size
bu dini tertemiz olarak getirdim. Onlara bir-şey sormayın.
Eğer size doğru olanı haber verirlerse, onu yalanlamayın.
Batıl olanı haber verirlerse onu da tasdik etmeyin. Canım
elinde olana yemin ederim ki! Musa (a.s.) sağ olsaydı, bana
uymaktan başka çaresi kalmazdı" buyurdu.
540)
Cabir Ibn Abdillah şunu söyledi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
"Musa, size, (Peygamber
olarak) gelseydi, ona uyar, beni terke-derdiniz. Mutlaka
doğru ve düzgün olan yoldan sapardınız. Musa sağ olsaydı da
sonra benim peygamberliğime erişseydi, mutlaka bana u-yardı.
541)
Huzeyfe anlattı: Rasûlullah (s.a.v.): "Biz diğer insanlara
üç şeyle üstün kılındık:
1-
Saflarımız, meleklerin safları gibi yapıldı.
2-
Yeryüzünün her tarafı bizim içim mescit yapıldı.
3-
Yerin toprağı su bulamadığımızda bize temizleyici bir vasıta
kılındı" dedi.
542)
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.): "Diğer
peygamberlere altı şeyle üstün kılındık.
1-
Bana cevami-i kelim verildi.
2-
Bana düşmanların kalplerin korku salmakla yardım edildi.
3-
Bize genimetler helal kılındı.
4-
Yeryüzü bana temizlik aracı ve mescit kılındı.
5-
Ben bütün insanlara peygamber olarak gönderildim.
6-
Peygamberler benle sona erdirildi" buyurdu.
543)
Ubeyy îbn Ka'b şunu anlattı:
Mesciddeydim. Birisi namaz
kılmak için içeri girdi. Bilmediğim bir kıraatle okudu.
Sonra başka biri girdi. O da arkadaşının okuduğundan, başka
bir kıraatle okudu.
Namazı bitirdiğimizde hep
birlikte Rasûlullah'in (s.a.v.) yanına girdik. Ben:
-Bu benim bilmediğim bir
kıraatle okudu. Sonra öbürü girdi. O da arkadaşının
okuduğundan başka bir kıraatla okudu" dedim.
Rasûlullah her ikisine okuttu.
Onlar okudular ve Rasûlullah (s.a.v.) onların okuyuşlarını
beğendi. Rasûlullah'ı (s.a.v.) yalanlamayı düşündüm. Halbuki
cahiliye devrinde bile bunu düşünmemiştim.
Rasûlullah (s.a.v.) beni saran
bu hali görünce göğsüme vurdu. Benden bir ter boşandı. Sanki
korkudan yüce Allah'ı görüyor gibiydim. Rasûlullah
(s.a.v.):
- "Ubeyy! Bana, Kur'an-ı bir
harf üzere oku diye (Cebrail) gönderildi. Ona: Ümmetime
hafiflet diye müracaat ettim.
O da bana ikincide: Onu iki
harf üzere oku diye cevap verdi. Ben tekrar: Ümmetime
hafiflet diye müracat ettim.
Üçüncüde bana: Onu yedi harf
üzere oku! Hem sana verdiğim her cevapla birlikte benden
isteyeceğin bir isteğin de verilecektir, dedi. Bunun
üzerine ben:
- "Allah'ım! Ümmetimi
bağışla! Allah'ım! Ümmetimi bağışla, dedim. Üçüncü isteğimi
de bütün yaratıkların hatta İbrahim'in (salavatullahi aleyh)
beni isteyecekleri güne bıraktım."
544)
Ebu Umame Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu anlattı:
"Allah beni diğer
peygamberlere üstün kıldı. Ümmetimi de diğer ümmetlere üstün
kıldı. Beni bütün insanlara (peygamber olarak) gönderdi.
Bana uzaktaki düşmanlarımın kalplerine attığı, korku ile
yardım olundu. Bütün yer bana, mescit (namazgah) ve
temizleyici kılındı. Kul, namaz vaktine nerede erişirse,
orası onun mescidi ve temizleyicisidir. (Teyemmüm
yapabilir). Ganimetler bana helal kılındı."
545)
îbn Abbas şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bana, benden önceki
peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey verildi.
1-
Yer, benim için, mescid ve temizlik vasıtası kılındı. Yani
mihrabına varmadan hiçbir peygamber namaz kılanuyordu.
2-
Bana bir aylık mesafeden düşmanıma korku vermek suretiyle
yardım olundu. Yani benimle düşman arasında bir ayda
alınabilecek bir mesafe vardır. Ama Allah onların kaplerine
korku verir.
3-
Diğer peygamberler sadece kendi kavimlerine gönderiliyordu.
Ben ise bütün cinlere ve insanlara gönderildim.
4-
Öbür peygamberler humus'u (ganimetlerin beşte birini) bir
tarafa ayırıyorlardı. Ateş gelip onu yiyordu. Bana, onu
ümmetim içinde taksim etmem emredildi.
5- Hiçbir peygamber yoktur ki,
istediği verilmiş olmasın. Ben şefaati ümmetime bıraktım."
Birisi şöyle dese: Hz.
Süleyman'ın cariyeleri vardı. Bilinmektedir ki, köle ve
cariyeler ganimetin eseridir. Peki Rasûlullah'm (s.a.v.):
"Bana ganimetler helal kılındı" sözünün vechi nedir?
Buna şöyle cevap verilir:
Peygamberler savaşıp bazı eşya, yiyecek ve mallardan ibaret
olan ganimetlerle karşılaştıklarında bir ateş iner, onların
hepsini yani o peygamberin payı olan humusu (beşte biri) ve
milletin payına düşenleri yerdi. Buhari ve Müslim'in
sahihlerinde yer alan, Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen
şu hadis buna delalet eder. Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur:
"Peygamberlerden birisi savaşa
çıktı. Aldıkları ganimetleri topladılar. Aldıkları
ganimetleri yemek için ateş geldi. Fakat onları yemekten
çekindi. Peygamber: Sizin içinizde ganimete hıyanet var.
inek başı kadarını çıkardılar ve onu malın içine koydular.
Arkasından ateş gelerek o malı yedi.
-îşte ganimetler bizden önce
hiç kimseye helal olmamıştır. Çünkü Allah Teala, bizim
zaafımızı ve aczimizi bildi de onu bize tertemiz helal
kıldı.
Köleler, cariyeler ve
hayvanlar, peygamberler hariç ganimet alanların mülkü
olurlar. Bunlardan birşey almak peygamberlere, ganimet
yoluyla caiz değildir. Satın almak, hediye ve bunlara benzer
yollarla caiz olur. Hz. Süleyman'ın cariye edinmesi de bu
yollardan olmuştur.
Bizim peygamberimiz için
ganimet almak caizdi. O, humus ve fey'i (harbedilmeden
alınan ganimet, haraç) alıyor ve onu kullanıyordu. Bu ikisi
onun diğer peygamberlere verilmeyen özelliklerindendi.
Şöyle denilse: Köle ve
cariyeler de mi ganimettir?
Biz de: Evet, ama bu,
özellikle diğer peygamberlere haram kılınmış, bizim
Peygamberimize helal kılınmıştır. O, diğer peygamberlerden
bu özelliğiyle farklıdır, deriz.
546)
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasulullah şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde insanların
efendisi benim. Bu niye biliyor musunuz? Allah gelmiş
geçmiş bütün insanları düz bir yerde topla- yacak. Güneş
yaklaşacak. İnsanların gam ve kederi dayanamayacakları
dereceyi bulacak. însanlar birbirlerine: Başınıza geleni
görmüyor musunuz? Aziz ve Celil olan Rabbinizin huzurunda
kendinize şefaat edecek bir zat arasanıza, diyecekler.
Adem'e gelirler"
Şefaat hadisini ve insanlara
şefaat edecek olanın kendisi olduğunu anlattı:
Bu hadis inşallah şefaat
bölümünde gelecek, oradaki hadislerde bütün insanların ona
muhtaç olduğu ve onun bütün insanlardan üstün olduğu
anlatılacak.
547)
Enes İbn Malik şunu anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:
"insanlar mahşere
kaldırıldıkları vakit kabrinden ilk çıkan ben o-lacağım.
İnsanların, Allah'a vardıkları zaman hatipleri ben olacağım.
Yine onlar ümitlerini kestikleri zaman müjdecileri ben
olacağım. Adem oğlunun Allah katında en değerlisi benim.
Bunda övünme yok."
Enes'in Peygamber'den (s.a.v.)
başka rivayetinde de şöyledir: "Ben gelmiş geçmiş bütün
insanların Allah katında en değerlisiyim, bunda övünme yok."
548)
Enes anlattı: Rasûhıllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"İnsanlar, mahşere
kaldırıldıklarında kabrinden ilk çıkacak olan benim. Allah'a
vardıklarında ilk varan ben olacağım. Sustuklarında
konuşmacıları (hatipleri) ben olacağım. Hapsedildiklerinde
şefaatçılan ben olacağım. Ümitlerini kestiklerinde
müjdecileri ben olacağım. O gün, anahtarlar benim elimdedir.
Rabbimin katında Adem oğlunun en de-ğerlisiyim. Sanki örtülü
yumurta veya dağılmış inci gibi olan bin hizmetçi benim
etrafımda dolaşırlar."
549)
îbn Abbas şunu anlattı:
Peygamberin (s.a.v.)
ashabından bazıları kendisini beklemek ü-zere oturmuşlardı.
Rasulullah çıktı ve onlara yaklaşınca aralarında bazı
şeyleri konuştuklarını duydu. Birisi:
-Allah'ın kendi
yaratıklarından bir dost edinmesi şaşılacak şey doğrusu.
îbrahim'i dost edinmiş, dedi. Bir başkası:
-Allah'ın Musa ile
konuşmasından daha hayret verici ne var? dedi. Başka biri
de:
-Isa da Allah'ın kelimesi ve
ruhu! dedi. Bir diğeri de:
- Allah, Adem'i seçmiş, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) onların
yanma geldi» selam verdikten sonra:
"Konuşmalarınızı ve
hayretlerinizi duydum. İbrahim, Allah'ın dostudur ve bu bir
gerçektir. Musa, Allah'ın sırdaşıdır (konuştuğu kimse) ve
bu bir gerçektir, îsa, Allah'ın ruhu ve kelimesidir ve bu
bir gerçektir. Haberiniz olsun! Ben Allah'ın habibiyim
(sevgilisiyim), övünmeye gerek yok! Kıyamet gününde Hamd
sancağının taşıyıcısı benim. Övünmeye gerek yok. Cennet
kapısının halkasını ilk harekete geçirecek benim -övünmeye
gerek yok- ki Allah bana cennet kapısını açacak ve
beraberimde müminlerin fakirleri olduğu halde beni cennete
sokacaktır. Ben, gelmiş geçmiş, bütün insanların Allah
katında en değerli olanıyım. Övünmeye gerek yok."
550)
Îbn Abbas şöyle demiştir:
"Allah, Muhammed'den daha çok
sevdiği başka bir mahluk yaratmamıştır."
551)
Huzeyfe şunu anlattı: Rasulullah'ın ashabı:
-Ya Rasulallah! İbrahim,
Allah'ın dostudur. Musa ile de konuşmuştur. İsa da Allah'ın
kelimesi ve ruhudur. Peki sana ne verildi? dediler.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Adem oğullarının hepsi
benim sancağımın altındadır. Ben kendisine cennet kapısının
ilk açılacağı kimseyim" dedi.
552)
Enes şunu anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Ben şöyle dedim. Rabbim!
Hiçbir peygamber yok ki kendisine ikramda bulunmayasm.
İbrahim'i dost yaptın. Musa ile konuştun. Dağları Davud'un
emrine, rüzgar ve şeytanları Süleyman'ın emrine verdin. İsa
için ölüleri dirittin. Bana ne verdin?"
Allah Teala şöyle buyurdu:
"Sana, bütün bunlardan daha
üstününü vermedim mi? Ben her a-nıldığımda, sen de benimle
birlikte anılıyorsun. Ümmetinin göğüslerini Kur'an'ı açıktan
okuyan, mushafîar haline getirdim. Bunları hiç bir ümmete
vermedim."
553)
Ebu Said şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Miraca çıktığımda: Rabbim!
İbrahim'i dost edindin. Musa ile konuştun. İdris'i yüksek
bir yere çıkardın. Davud'a Zebur'u verdin. Süleyman'a bir
mülk verdin ki ondan sonra hiç kimseye uygun düşmez. Bana ne
var? Rabbim! dedim.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Muhammed! İbrahim'i dost
edindiğim gibi seni de dost edindim. Musa ile konuştuğum
gibi seninle de konuştum. Sana, Fatihatu'l-Kitab'ı ve Bakara
suresinin Havatimini verdim. Onları senden önce hiç bir
peygambere vermemiştim. Seni, yeryüzündekilerin siyahına ve
kırmızısına insanlarına ve cinlerine gönderdim. Senden
öncekilerin tamamına peygamber göndermemiştim. Yeri, senin
ve ümmetin için mescit ve temizleme vasıtası kıldım.
Ümmetine ganimeti yedirdim. Onu senden önce hiçbir ümmete
helal kılmamıştım. Sana, korku ile yardım ettim ki düşmanın
senden korkar, sana, kitapların efendisini indirdim. -Arapça
bir Kur'an demiştir- Senin adını, sanını yücelttim ki ne
zaman zikredilsenı sen de benimle zikrediliyorsun."
554)
Cabir İbn Abdillah şunu söyledi: Rasûlullah (s.a.v,):
"Allah nebiler ve mürseller
(peygamberler) alemlerine beni tercih etti" buyurdu.
555)
Cabir İbn Abdillah rivayet etti: Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Allah beni bütün nebiler ve mürseller alemine tercih etti."
556)
Cabir tbn Abdillah anlattı: Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Allah Musa'ya konuşmayı
verdi, bana da görmeyi, makam-ı mahmud ve havz-ı mevrud'la
beni üstün kıldı."
557)
İbn Ömer şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Ben Adem'e iki özellikle
üstün tutuldum: Benim şeytanım kafirdi. Allah, ona karşı
bana yardım etti ve o müslüman oldu. Hanımlarım benim
yardımcılarımdı. Adem'in şeytanı kafirdi. Hanımı ise, onun
hata yapması için ona yardımcıydı" buyurdu.
Birisi şöyle dese: O, nasıl
"Ben, bütün insanlara gönderildim, demiştir. Halbuki,
bilinmektedir ki, Musa, İsrail oğullarına gönderildiğinde,
Allah'tan getirdiklerini tebliğ etmesini, istemek üzere
başka milletler ona gelseydi, onun bunu gizlemesi caiz olur
muydu yoksa onun bunu onlara açıklaması mı gerekirdi?
Ayrıca, Nuh zamanında insanlar
helak olmuştu. Bu, ancak onun risaletinin umumi oluşundan
mıydı?
Buna tbn Akîl şöyle cevap
vermiştir. "Peygamberimizin şeriatı, kendinden önceki bütün
şeriatleri neshetmek üzere gelmişti. Aynı asırda herbirinin
kendine has bir şeriate davet ettiği iki üç peygamber bi-rarada
bulunuyordu. Başka peygamberler o şeriate davette bulunmuyor
ve onu neshetmiyorlardı.
Ama bizim Peygamberimiz
hepsine davet etmiş ve neshetmiştir. Şöyle buyurmuştur:
"Musa sağ olsaydı, bana uymaktan başka çaresi olmazdı."
Hz. İsa'nın Musa hakkında bunu söylemesi
mümkün değildi.
Hz. Nuh'a gelince, zaten onun
zamanda, dinine davet edecek başka peygamber yoktu.
Rasulullah’a Has Olan Şeyler
Peygamber'e (s.a.v.) ait bazı
vacibat (yapmakla yükümlü olduğu şeyler), mahzurat
(yasaklar), mubahat ve tekerrümat vardır.
Vacip olanlar şunlardır:
Misvak kullanmak, vitir kılmak, kurban kesmek, sabahleyin
iki rekat namaz kılmak, gece namazında ihtilaf vardır.
Mahzurat (yasaklar) da
şunlardır: Gözle işaret etmek, farz olan sadakayı (zekatı)
yemek, cariyelerle evlenmek, düşmanla karşılaşmadan
savaştan çekilmek.
Şiir söylemek ve kehanette
bulunmak da mahzurat arasında zikredilmiştir. Bunlardan
sadece menedilmiştir. Ona haram kılınmamıştır.
Mubah olanlar da şunlardır:
Visal orucu (birbirine ekleyerek bütün yıl oruç tutmak) ona
mubah olan şeylerdendir. Başkaları bundan menedilmiştir.
Susuzdan su almak, humusun (beşte biri) humusu, ganimetin
bir kısmını kendine ayırma, (Safiy), istediği sayıda kadınla
evlenmek, mehirsiz, velisiz, hibe sözüyle nikah yapmak.
Tekerrümat da şunlardır:
Hanımlarının dünyada başkalarına haram kılınması,
hanımlarının cennetlik olması.
O, bütün insanlara
gönderilmiştir, O'ndan sonra peygamber
yoktur.
, *
Şeriatı ebedîdir.
Neshedilmemiştir. Mucizesi (Kur'an) Kıyamet gününe kadar
kalacak ve onunla meydan okunacaktır.
558)
Enes îbn Malik şu hadisi rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.):
- "Ben dört şeyle insanlara
üstün kılındım: Cömertlikle, cesaretle, çok cima (cinsî
münasebet) yapmakla ve kıskıvrak yakalamakla" buyurdu.
Cennetten Ona Meyve Getirildiği
559)
Knes îbn Malik şunu anlattı: Cebrail, Peygamber'e gelip:
"Allah sana selam söylüyor,
beni bu meyveyle sana gönderdi" dedi ve Rasulullah onu aldı.
Dünyanın Anahtarları Rasulullah'a Verilmiştir
560)
Cabir şöyle demiştir:
- "Rasûlullah'm (s.a.v.)
sırtında ipekten bir kadife (örtü) bulunan alacalı bir atın
üzerinde bana dünyanın anahtarları verildi" dediğini duydum.
Rasulullahın Adının Yüceltildiği
561)
Ebu Said el-Hudri şunu anlattı: Rasulullah: "Cebrail bana
gelip:
"Aziz ve Celil olan Allah sana
şöyle diyor: Senin adını nasıl yücelttiğimi biliyorsun. Ben
anıldığım zaman, benimle, birlikte sen de a-nılıyorsun"
buyurdu.
Rasulullah'la Diğer Peygamberlerin Misali
562)
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Benimle benden Önce geçen
peygamberlerin misali, birtakım evler inşa eden, onları
iyi, güzel ve mükemmel yapan, ancak köşelerinden birinde bir
kerpiç yeri bırakan bir adamın misali gibidir ki, insanlar
dolaşmaya ve binayı beğenmeye başlarlar ve şuraya bir kerpiç
koysan da binan tamam olsa derler.
îşte o kerpiç benim."
563)
Et-Tufeyl İbn Ubeyy îbn Ka'b'm babası şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Benim peygamberler arasındaki
durumum, güzel ve iyi bir ev yapıp da o evde koymadığı bir
kerpicin yerini bırakan kimsenin durumu gibidir. İnsanlar
binayı dolaşırlar, onu beğenirler ve bu kerpiç niye
konulmamış derler. îşte ben, peygamberler arasında o
kerpicin yeriyim."
Rasulüllah'ın Ve Kendisiyle Gönderilenin Misali
564)
Bureyd, Ebu Musa'dan şunu nakletti: Ebu Musa, Rasû-hıllah'm
(s.a.v.) şöyle dediğini anlattı:
"Benim ve Allah'ın benimle
gönderdiği şeyin misali, şöyle bir adamın misali gibidir: O
adam kavmine gelir: Ey kavmim! Ben orduyu gözlerimle
gördüm. Ben çıplak bir uyarıcıyım.
Hemen kurtulmaya bakın! der.
Kavminden bazıları ona itaat
eder, geceleyin yola düşüp yavaş yavaş giderler ve
kurtulurlar. Bazılarıda onu yalanlar, kaldıkları yerde
sabahı ederler. Sabahleyin ordu onlara baskın yapar, onları
helak eder ve köklerini kurutur, işte bana itaat edip
getirdiğime tabi olanlarla bana isyan edip getirdiğim hakkı
yalanlayanların misali budur."
Rasulullahın Ümmetinin Diğer Ümmetlere Üstünlüğü
565}
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasûlullah şöyle buyurdu:
Bizler en sonra gelenler
olduğumuz halde Kıyamet gününde (faziletçe) en başa geçecek
olanlarız. Ancak Kitap onlara, bizden önce, bize de onlardan
sonra verildi. İşte bu, onlara farz kılınıp da, hakkında
ihtilafa düştükleri gündür. Allah, bizi bu güne hidayet
etti. İnsanlar bu hususta bize tabidirler. Yarın yahudilerin,
ertesi günde hıri s tiy ani arındır."
566)
Ebu Said şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Vallahi, ben sizin
cennetliklerin dörtte biri olmanızı istiyorum. Vallahi, ben
sizin cennetliklerin üçte biri olmanızı istiyorum. Vallahi,
ben sizin cennetliklerin yarısı olmanızı istiyorum" buyurdu.
567)
İbn Ömer şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
-"Sizin, yahudilerin ve
hırıstiyanlarm durumu işçi çalıştıran bir kimsenin haline
benzer. Bu kişi (işveren): Birer, kırat karşılığında
gündüzün yarısına kadar kim benim için çalışır, demiştir ve
yahudiler o fiyata çalışmışlardır. Sonra: Birer kırat
karşılığında günün yarısında sonra ikindi namazına kadar kim
benim için çalışır? demiş ve hınsti-yanlar birer kırat
karşılığında çalışmışlardır. Daha sonra da: îki kîrat
karşılığında ikindi namazından sonra güneş batmcaya kadar
kira benim için çalışır demiştir ve işte siz bu ücret
karşılığında çalıştınız. Bunun üzerine yahudilerle
hıristiyanlar öfkelenip: -Bizim işimiz daha çok, ücretimiz
daha az, dediler. İşveren: -Sizin hakkınızdan vermediğim
oldu mu? dedi. Onlar: -Hayır, dediler. İşveren: -Bu ancak
benim ikramımdır. Onu dilediğime veririm, dedi.
568)
Behz îbn Hakim İbn Ma'une'nin dedesi şöyle anlattı: "Rasulüllah'm
şöyle dediğini duydum:
"Siz yetmiş millet
olacaksınız. Bunların Allah katında en hayırlısı 've en
değerlisi siz olacaksınız."
569)
Enes îbn Malik şunu anlattı: Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Mi'raca çıktığımda, Yüce
Rabb'im beni (kendisine) yaklaştırdı ki aramızdaki mesafe
iki yay kadar yahut daha yakın olduğunda:
-Habibim! Muhammedi dedi. Ben
de:
-Buyur Ya Rabbi! dedim. O da:
-Seni, peygamberlerin
sonuncusu yapmama üzüldün mü? dedi. Ben:
-Hayır! Rabbim! dedim. Şöyle
dedi:
-Ümmetine benden selam söyle!
Onları diğer milletlerin yanında utandırmak için değil,
diğer milletleri onların yanında utandırmamak için
ümmetlerin sonuncusu yaptığımı onlara haber ver."
Rasulullah'la Ümmetinin Misali
570)
Ebu Hureyre şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Benim durumum ateş yakan bir
adamın durumu gibidir. Ateş etrafını aydınlatınca,
kelebekler ve şu ateşteki hayvanlar içine düşmeye başlarlar.
Adam, onları engellemeğe çalışır ama onlar adamı dinlemeyip
ateşe atılırlar" buyurdu.
571)
İbn Abbas şunu anlattı:
Rasulullah'a rüyasında iki
melek geldi. Birisi ayaklarının ucuna, diğeri de baş ucuna
oturdu. Ayak ucunda oturan: Bununla ümmetim misal ver, dedi.
O şöyle dedi: Bununla
ümmetinin durumu, bir çölün başına varmış yolcuların durumu
gibidir. Yanlarında çölü geçip geri dönünceye kadar yetecek
bir azık da yoktur. Onlar bu durumdayken yanlarına, yeni ve
güzel bir elbiseyle yola çıkmış birisi gelip:
-Ne dersiniz? Sizi yeşil
çimenleri bulunan bahçelere ve içi su dolu havuzlara
götürsem, beni takip eder misiniz? dedi. Onlar:
-Evet, dediler. Öbürü de şöyle
dedi:
-Sizin karşınızda bundan daha
güzel ve yeşil bahçeler, bundan daha bol sulu havuzlar var,
beni takip edin, dedi. Bir grup:
-Vallahi, doğru söyledi. Biz
ona tabi olacağız dedi. Bir başka grup da:
-Biz bunu
beğendik, burada kalacağız, dedi.
Rasulullahın Getirdiğini Kabul Edenle Etmeyenin Misali
572)
Ebu Musa şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Allah'ın benim vasıtamla
gönderdiği hidayet ve ilim, bol yağmura' benzer. Bu yağmur
öyle bir toprağa düşer ki onun bir kısmı suyu kabul eder de
çayır ve bol ot yetiştirir. Bir kısmı da kurak olur, suyu
üstünde tutar da Allah Teala insanlara onunla fayda verir.
Ondan hem kendileri içerler, hem hayvanlarını sularlar,
ayrıca ekin de ekerler. Bu yağmur başka bir çeşit toprağa
rastlar ki o düz ve kaygandır. Ne suyu üstünde tutar, ne
çayır bitirir.
işte Allah'ın dinini anlayıp
da, Allah'ın benim vasıtamla gönderdiği hidayet ve ilimden
faydalanan ve bunu bilip başkasına bildiren kimseyle bunu
duyduğunda kibrinden başım bile kaldırmayan ve Allah'ın
benimle gönderilen hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir"
buyurdu.
573)
Ebu Osman en-Nehdî şunu anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.) îbn
Mes'ud'la birlikte Batha'ya çıktı. îbn Mes'ud'u oraya
oturttuktan sonra çevresine bir çizgi çizerek:
- "Sakın bu çizgiden ileri
gitme. Çünkü sana bazı kişiler gelecek, onlarla konuşma,
onlar zaten seninle konuşmayacaklar" dedi.
Sonra Rasûlullah istediği yere
gitti. Onlar (dediği kişiler) çizgiye kadar geldiler? Onu
geçmiyorlardı. Rasûlullah'a (s.a.v.) doğru gidiyorlardı.
Nihayet gecenin son kısmj
olunca, Rasûlullah (s.a.v.) yanıma gelip dizime yattı.
Rasûlullah (s.a.v.) uyurken üfler gibi solurdu.
Rasûlullah (s.a.v.) başı benim
dizimde uyurken, yanıma sanki deveye benzeyen ve üstlerinde
beyaz elbiseîer bulunan bazı kişiler geldiler. Artık onların
güzelliğini Allah bilir. Bir kısmı başucuma, bir kısmı da
ayak ucuma oturdu. Aralarında şöyle konuştular:
-Bu peygambere verilenin
benzeri kendisine verilen hiç bir kul görmedik. Onun gözleri
uyur kalbi uyanıktır. Ona bir misal getirin: Bir seyyid
(efendi) bir köşk yaptırmış, sonra da bir ziyafet
hazırlamış, verdiği ziyafete halkı davet etmiş.
Daha sonra kalkıp gittiler. O
sırada Rasûlullah (s.a.v.) uyanıp bana:
- "Bunların kim olduğunu
biliyor musun?" dedi. Ben:
- Allah ve Rasulü daha iyi
bilir! dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- "Onlar meleklerdir" dedi ve
ilave etti: "Verdikleri misal nedir? Biliyor musun?" dedi.
Ben:
- Allah ve Rasulü daha iyi
bilir, dedim. O:
- "Rahman cenneti yaptı ve
kullarını cennete davet etti. Kim, Rahman'm çağrısına
icabet ederse, onun cennetine girer, kim ona icabet etmezse,
Rahman onu cezalandırır veya ona azab eder" buyurdu.
Hasulullah'a İtaat Etmenin Gerekli Olduğu
Allah Teala şöyle buyurmuştur:
"Allah'a ve Rasulüne itaat edin,"
Yine: "Kim Rasul'e itaat ederse Allah'a
itaat etmiş olur" buyurdu.
574)
Urve İbnu'z-Zubeyr şunu anlattı:
Ez-Zubeyr, kendisinin,
Bedir'de bulunmuş bir Ensar'hyı -her ikisinin de
hurmalıklarını sulayan Harre su yolu hakkında- Peygamber'e
(s.a.v.) şikayet ettiğini anlatırdı. Bu şikayet üzerine
Rasûîullah (s.a.v.):
- "Sen sula, sonra komşuna
gönder" dedi. Ensarlı zat kızıp:
- Ya Rasulallah! Bu adam
halanın oğlu diye mi böyle yapıyorsun? dedi. Bunun üzerine
Rasulullah'ın yüzünün rengi değişti ve:
- "Sula! Sonra duvara
dönünceye kadar suyu salıverme (hurma a-ğaçlarımn köklerine
eriştirmedikçe bırakma)" dedi.
Böylece Peygamber (s.a.v.) ez-Zubeyr'e
açık bir hükümle su hakkını tamamıyla kullanma hakkını
vermişti. Peygamber (s.a.v.), bundan önce, hem ez-Zubeyr'e
hem de Ensari'ye kolaylık tanıyan bir görüşle ez-Zubeyr'e
işarette bulunmuştu. Ama ensari Rasulullah'ı kızdırınca,
Rasûîullah (s.a.V.) açık bir hükümle tam hakkını vermiştir.
Urve şöyle der: Ez-Zubeyr, şu
ayetin sadece bu konuda nazil olduğunu zannediyorum derdi.
, "Hayır Rafcbine andolsun ki
aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp
sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı
duymaksızın (onu) tam manâsıyla kabullen-medikçe iman etmiş
olmazlar."
Rasulullaha Duyulan Sevginin Baba, Çocuk Ve Kendi
Sevgisinden Önce Geldiği
575)
Knes şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v.):
"Ben size babanızdan
çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça
(tam manasıyla) iman etmiş olmazsınız" buyurdu.
576)
Abdullah îbn Hişam şunu anlattı:
Peygamber'le (s.a.v.)
beraberdik. Rasûlullah, Ömer îbmı'l-Hattab'm elinden
tutuyordu. Ömer O'na:
- Ya Rasulallah! Sen bana
nefsimden (kendimden) başka herşey-den daha sevgilisin,
dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):
- "Hayır! Canım elinde olan
Allah'a yemin olsun! Ben sana, nefsinden de daha sevgili
olmalıyım" dedi. Ömer:
-Vallahi, Şimdi sen bana
nefsimden de sevgilisin, dedi. Peygamber (s.a.v.) şöyle
dedi:
- "Ömer! işte şimdi oldu"
buyurdu.
Bu hadis Buhari'nin Sahih'inde
mevcut olup Müslim'in Sahih'inde yoktur. Bu hadisten önceki,
hem Buhari'nin hem de Müslim'in sahihlerinde vardır.
Onun Adını Önce Zikretmenin Şart Olduğu
577)
Cabir îbn Abdillah şunu anlattı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
derdi: "Beni yolcunun bardağı gibi yapmayın."
Şöyle de demiştir: "Kişi,
eşyasını hayvanının üzerine kaldırır. Bardağında su arar,
onu tekrar matarasına götürür." Şöyle de demiştir: "Beni
sözün başına, ortasına ve sonuna koyun." Musannif: Musa îbn
Ubeyde "Leyse bişeyin" demiştir. Yahya: Bu hadisin tefsiri
onda zikredilmiştir.
Şöyle de denilmiştir: Yolcu
eşyasını doldurduktan sonra bardağı geriye bırakır.
Diğer manâ şöyledir:
Zikrederken (adımı anarken) beni geriye bırakmayın. Bu ilk
manaya gider.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ebu Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, 1 /6; İbn Adiyy, el-Kamil,
3/1209; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 2/307, 321; Kari.
Esraru'l-Merfua, 272: Fetteni, Tezkiratu'l-Mevzuat, 86; Suyuîî,
Dureru'l-Muntesira, 335; Eibani, Zaife, 661: Sehavi, Mekasİdu'l-Hasene,
837; Aclunî, Keşfu'l-Hafa, 2007; Suyutî, Camiu'l-Kebir, 1/630;
Camiu's-Sağir, 6406
[2] Bakınız: 8 ve 9 nolu metin.
[3] Al-i İmran Suresi, 81
[4] İmam Ahmed, Musned, 3/338; Kari, Esraru'l-Merfua, 83, 292;
Suyutî, Durru'l-Mensur, 2/48; 5/147; Tefsiru'l-Kurtubi, 8/355
[5] Nisa Suresi, 163. ayette geçen "(ileyke) sana" tabiri, "Nuh
ve ondan sonraki peygamberler" tabirinden öncedir. Tabir, mealde
bunu görmek mümkün olmamaktadır. (Mütercimin notu).
[6] Bakara Suresi, 35
[7] Hud Suresi, 48
[8] Hud Suresi, 76
[9] Sad Suresi, 26
[10] Maide Suresi, 110
[11] Meryem Suresi, 7
[12] Meryem Suresi, 12
[13] Ahzab Suresi, 1
[14] Maide Suresi, 67
[15] Al-i İmran Suresi, 144
[16] Feth Suresi, 29
[17] Muhammed Suresi, 2
[18] Al-i İmran Suresi, 68
[19] Hud Suresi, 53
[20] Hud Suresi, 62
[21] A'raf Suresi, 138
[22] Maide Suresi, 112
[23] Nur Suresi, 63
[24] Nur Suresi, 63
[25] A'raf Suresi, 60
[26] A'raf Suresi, 61
[27] A'raf Suresi, 66
[28] A'raf Suresi, 67
[29] İsra Suresi, 101
[30] İsra Suresi, 102
[31] Yasin Suresi, 69
[32] Hakka Suresi, 42
[33] Necm Suresi, 2
[34] Hıcr Suresi, 72
[35] Taha Suresi, 41
[36] Feth Suresi, 10
[37] Beled Suresi, 1-2
[38] Taha Suresi, 121, 122
[39] Kasas Suresi, 33
[40] Sâd Suresi, 24 (491 )Sâd Suresi, 25
[41] Sâd Suresi, 34
[42] Feth Suresi, 2
[43] İmam Ahmed, Musned, 1/441; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve,
3/215; Taberanı, Mu'cemu'l-Kebir, 6/146, 201; Kadi lyad,
eş-Şifa, 1/22; Iraki, Tahricu'l-İhya, 1/313; 3/68, 283; Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, 6/117
[44] Müslim, Sahih, kİtabu'İ-fedaıl, 7; İbn Mace, Sünen, 93;
İmam Ahmed, Musned, 1/377, 389, 395, 409, 410, 433; 4/212;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/175, 277; Ibnu's-Sinni, Amelu'l-yevmi
ve'l-leyle, 407, 436
[45] Müslim, Sahih, kİtabu'İ-fedaıl, 7; İbn Mace, Sünen, 93;
İmam Ahmed, Musned, 1/377, 389, 395, 409, 410, 433; 4/212;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/175, 277; Ibnu's-Sinni, Amelu'l-yevmi
ve'l-leyle, 407, 436
[46] Müslim, Sahih, kİtabu'İ-fedaıl, 7; İbn Mace, Sünen, 93;
İmam Ahmed, Musned, 1/377, 389, 395, 409, 410, 433; 4/212;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/175, 277; Ibnu's-Sinni, Amelu'l-yevmi
ve'l-leyle, 407, 436
[47] Müslim, Sahih, kİtabu'İ-fedaıl, 7; İbn Mace, Sünen, 93;
İmam Ahmed, Musned, 1/377, 389, 395, 409, 410, 433; 4/212;
Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 10/175, 277; Ibnu's-Sinni, Amelu'l-yevmi
ve'l-leyle, 407, 436
[48] Nisa Suresi, 59
[49] Tevbe Suresi, 71
[50] Nisa Suresi, 59
[51] Enfal Suresi, 41
[52] Tevbe Suresi, 74
[53] Ahzab Suresi, 57.
[54] Tevbe Suresi, 63.
[55] Tevbe Suresi, 29
[56] Buharî, Sahih, 1/119; Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 3;
Neasi, Sünen, kita-bu'n-nuhl, bab: 46; İmam Ahmed, Musned,
3/304, 5/148; Darımı, Sünen, 2/224; Beyhakî, Sunenu'l-Kubra,
1/212, 2/329, 433, 6/291, 9/4; Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evlıya,
8/316; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 11/433; Humeydi, Musned, 945;
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/291
[57] Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 6; Nesaî, Sünen, 6/3, 4;
İmam Ahmed, Musned, 2/264, 455; İbn Hacer, Fethu'l-Bari,
12/391,401; 13/247; Iraki, Tahricu'l-lhya, 2/365; İbn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nihaye, 4/102; 6/48
[58] Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, 6; Nesaî, Sünen, 6/3, 4;
İmam Ahmed, Musned, 2/264, 455; İbn Hacer, Fethu'l-Bari,
12/391,401; 13/247; Iraki, Tahricu'l-lhya, 2/365; İbn Kesir, el-Bidaye
ve'n-Nihaye, 4/102; 6/48
[59] İmam Ahmed, Musned, 4/416; Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, 8/258.
[60] İmam Ahmed, Musned, 5/416; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 8/259;
Suyuîî, Durru'l-Mensur, 1/212, 434; el-Hindî. Kenzu'l-Ummal,
3934, 31946, 32077. Musannif (yazar) hadisi eksik bırakmıştır.
Tamamı şöyledir "Ben, bütün insanlara gönderildim. Bir aylık
mesafede bulunan düşmanıma korku vermek suretiyle muzaffer
oldum. Ganimetler ümmetime helal kılındı."
[61] İmam Ahmed, Musned, 1/98; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 1/213;
İbn Ebi Şeybe, Musannef, 11/434; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid,
1/260; Tefsiru İbn Kesir, 2/78; Suyutî, Durru'l-Mensur, 6/214
[62] imam Ahmed, Musned, 2/222; Tefsiru İbn Kesir, 3/489;
Munzırî, Terğıb, 4/432; Heysemı, Mecmau'z-Zevaıd, 10/367.
[63] Daha önce kaynaklan belirtildi.
[64] Daha önce kaynakları belirtildi.
[65] Müslim, Sahih, kitabıTİ-mesacid, 4; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra,
1/213, 223; ibn Ebi Şeybe, Musannef, 11/435; İbn Huzeyme, Sahih,
264; Ebu Avane, Musned, 1/303; ibn Kesir, Tefsir, 1/506; 2/279,
282; 7/3, 39; İbnu'l-Cevzi, Zadu'l-Mesir, 7/93; Tefsiru'l-Kurtubi,
5/ 231
[66] Muslirn, Sahih, kitabu'l-mesacid, 5; Tİrmİzî, Sünen, 1553;
imam Ahmed, Musned, 2/412; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 2/432, 9/5;
Delailu'n-Nubuvve, 5/472; Bağavî, Şe-rhu's-Sunne, 13/198; Ebu
Avane, Musned, 1/395; Tefsiru İbn Kesir, 6/424.
[67] Müslim, Sahih, kitabu salaîı'l-musafirin, 273. Bakınız:
Fethu'l-Bari, 2/24; Mişka-tu'l-Mesabıh, 2213; Tefsiru't-Taberı,
1/12; Tefsıru'l-Kurtubı, 1/48.
[68] Tırmizî, Sünen, 1553
[69] Bu hadisin kaynakları daha önce geçti.
[70] Buharî, Sahih, 4/27; Müslim, Sahih, kitabu'l-cihad, 32;
İmam Ahmed, Musned, 2/318; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 6/290;
Abdurrezzak, Musannef, 9392; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 9/223; İbn
Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 6/319; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih,
4033
[71] Buharî, Sahih, 4/163; 6/605; Müslim, Sahih, kitabu'l-iman,
327; Tirmizî, Sünen, 2434; İmam Ahmed, Musned, 2/435, 436;
3/144; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/477; Hakim, Müstedrek,
4/573; 6/30; Münzirî, Terğib, 4/442; İbn Ebi Şeybe, Musannef
11/444.
[72] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/484; Tirmizi, Sünen, 3610;
İbn Kesir, Tefsir, 7/12; Iraki, Tahricu'l-İhya, 4/512; Zebîdî,
İthaf, 10/496; Suyutî, Menahılu'z-Za'f, 82.
[73] Ebu Nuaym, Delaılu'n-Nubuvve, 1/13; Bağavi, Mesabıhu's-Sunne,
4/178; Da-rimî, Sünen, 1/26.
[74] Tırmızî, Sünen, 3616; Darimî, Sünen, 1/26; Zebîdî, İthaf,
10/496; Tefsiru Îbn Kesir, 2/357; el-Bıdaye ve'n-Nıhaye,
1/169,170
[75] Munziri, Terğib, 3/349; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 8/162;
İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 10/436
[76] Bakınız: Suyutî, Durru'l-Mensur, 6/364
[77] Yazar (İbnu'i-Cevzi) "EI-lle!u'l-Mutenahiye (1/178) adlı
kitabında zikretmiş ve şöyle demiştir: Bu, sahih olmayan bir
hadistir. Senedinde Umare İbn Cuveyn Ebu Harun vardır.
HammadİbnZeyd: Yalancıydı, demiştir. Şube de şöyle demiştir.
"Çok cüretkar olduğu için boynumun vurulması, ondan hadis
rivayet etmemden daha iyidir. Ahmed: "Leyse bişey=birşey
değildir" demiştir, ibn Hıbban: O, Ebu Said'den ona ait olmayan
hadisleri rivayet ediyordu, Onun hadisini ancak taaccüp için
yazmak helaldir, demiştir. er-Rabi ibn Bedr'e gelince: Ebu Hatim
er-Razi: Onunla uğraşılmaz, çünkü o zahibu'l-hadistir (hadisi
alınmayandır) demiştir. Neseî, O, metrukü'l-hadistir (hadisi
terkedilen), demiştir. Ravh İbn Musafir'e gelince, Yahya, onun
hakkında, leyse bişey demiştir. İbn Hıbban da: Sebt (güvenilir,
sağlam) raviler adına uydurulanları rivayet ediyor, ondan
rivayet etmek helal değildir. Abdullah İbn Salih hakkında Ahmed:
Leyse bişey, demiştir. Nesaî de: Sika (güvenilir) değil
demiştir.
[78] Bakınız: Mecmau'z-Zevaid, 10/16; Tefsiru'l-Kurtubi, 13/305;
Tarihu Bağdad, 3/ 162; Mizanu'l-l'tidal, 4383; eş-Şifa, 2/119;
Kenzu'l-Ummal, 36708.
[79] Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 7/134; ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra,
1/2; Suyutî, Camiu'l-Kebir, 4924.
[80] İbnu'l-Cevzi, Mevzuat, 1/290; İbn Arrak, Tenzihu'ş-Şeria,
1/325; Suyutî, Ca-miu'l-Kebİr, 4638.
[81] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/488; Tarihul-Hatib, 3/331,
İbnu'l-Cevzi, el-jlelu'l-Mutenahiye; 1/181; Iraki, Tahricu'l-İhya,
2/32; Suyutî, Durru'l-Mensur, 1/54; Zebîdî, İthaf, 5/313; Zehebî,
Mizanu'l-ltİdal, 4/59, (Ibnu'l-Cevzi, el-1 le I u'l-M üten ah
iye (1/169) de bu hadisi rivayet ettikten sonra şöyle demiştir:
"Bu, Rasulullah'tan gelen, sahih bir hadis değildir. İbn Adiyy:
Muhammed İbnu'l-Velid hadis uydurur ve onu naklederdi. Senet ve
metinleri alır, karıştırırdı. Huseyn İbn Ebi Ma'şerln: O,
yalancıdır, dediğini duydum, demiştir).
[82] Kaynakları daha önce belirtilmişti.
[83] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 311-327.
[84] Tarihu'l-Hatib, 8/70; İbn Asakir, 4/347; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid,
8/269; 9/13; Kadi lyad, eş-Şifa, 1/198; Suyutî, Menahilu'z-Za'f,
14; İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahiye, 1/ 169. İbnu'l-Cevzi,
el-llelu'l-Mutenahiye'de (1/169): Bu, Rasulullah'tan gelen sahih
bir hadis değildir, ibn Hıbban: Mervan İbn Muhammed, münkerleri
rivayet eder, onunla ihticac (deli! getirmek) helal değildir,
demiştir. Darekutni: Zahibu'l-Hadis (hadisi hiçbir surette kabul
edilmeyen) demiştir. Nahai'l-Balgamİ: Onun aleyhinde konuşmaz.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 327.
[85] İbn Hıbban, el-Mecruhun; Suyutî, el-Lealil-Masnu'a 1/276;
Îbnu'l-Cevzi, Mevzuat. (İbnU'İ-Cevzi şöyle demiştir: İbn Hıbban:
Bunun, başvurulacak bir aslı yoktur. Hafş İbn-Ömer'le hiçbir
durumda ihticac etmek caiz değildir. Ben de derim ki: Bu Hafs,
onu, Enes'in hadisinden rivayet etmiştir, demiştir).
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 328.
[86] İbnu'l-Cevzi, el-llelu'!-Mutenahiye, 1/179 (İbnu'l-Cevzi:
"Bu, sahih olmayan bir hadistir. Ali İbnu'l-Huseyn de meçhuldür"
demiştir.) İmam Ahmed, Musned, 3/326 (başka bir isnadla) Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid'de* Ahmed'in ricali (ravileri) sahih'in
ricalidir, demiştir.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 328.
[87] İbn Hibban, Sahih, 1772 (Mevarid); Tefsiru't-Taberi,
30/151; Tefsiru ibn Kesir, 8/452; Acurri, eş-Şeria, 426; Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, 8/254.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 328.
[88] Buharî, Sahih, kitabu'l-menakib, 18 hadis no: 3534; Müslim,
Sahih, kita-bu'l-fedail, 7, hadis no: 23; Beyhakî, Sünenü'l-Kübra,
9/5; Delailu'n-Nubuvve, 1/365, 366; İmam Ahmed, Musned, 3/361
[89] Bundan önceki dipnota bakınız.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 328-329.
[90] Alimlere göre: Çıplak uyarıcının aslı şudur:
Bir adam kavmini uyarmak isteyip korkmalarını gerektiren şeyi
onlara haber vermek istediğinde elbisesini çıkarır. Başlarına
gelecek olanı onlara haber vermek için, uzaktaysa, çıkardığı
elbiseyle kendi adamlarına işaret ederdi. Çoğunlukta bunu,
topluluğun, öncüsü durumunda olanlar ve gözcüleri yapardı.
[91] Buharî, Sahih, kitabu'l-itisam bi's-sunne, babu'l-İktidai
bi-süneni Rasulillah; ki-tabu'r-rikak, babu'İ-intihai ami'l-maasi;
Müslim, Sahih, kitabu'l-fadil, babu şefekatihi (s.a.v.)
elaummetihi.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 329.
[92] Buhari, Sahih, kitabu'l-enbiya, babu haddesana Ebu'l-Yeman;
Müslim, Sahih, k ıbu'l-cuma, babu hidayeti hazihi'l-umme, 2/575;
imam Ahmed, Musned, 2/249, 274, 312, i ', 342, 473, 502, 504;
Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/9; Darekutni, Sünen, 2/3;
Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 5/475; İbnu'l-Mubarek, Zuhd, 2/114;
Tarihu'l-Hatib, 2/160; Bağavî, Hiihu's-Sunne, 4/200; 10/69.
[93] Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, 376; Tirmizî, Sünen, kitabu'l-cenne,
13; îefsiru sure 22; ibn Mace, Sünen, kitabu'z-zuhd, 34; İmam
Ahmed, Musned, 4/160. Bakınız: Fe-thu'l-Bari, 9/387; Tefsiru ibn
Kesir, 5/386
[94] Buharı, Sahih, (değişik lafızlarla) 3/117; imam Ahmed,
Musned, 2/6; İbn Kesir, Tefsir, 8. cilt.
[95] İmam Ahmed, Musned, 5/3; Tefsiru't-Taberi, 1/209; 4/30;
Tarİhu İbn Asakir, 4/ 175; İbnu'l-Cevzi, Mevzuat, 1/30.
[96] Tarİhu'l-Hatib, 5/130; İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahiye,
1/176; Suyutî, Durru'l-Mensur, 4/158 (İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahiye'de
şöyle demiştir: "Bu, sahih olmayan bir hadistir. Nezeli el-Ensari
ve Sahibu'ş-Şame meçhul kişilerdendir.")
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 329-330.
[97] Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, 18; Buhari, Sahih, kitabu'r-rikak,
babu'l-intiha ani'l-maasi; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve 9,1/367,
368.
[98] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 331.
[99] Buharı, Sahih, 1730; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, 15;
Nesaî, Sünen; Bağavî, ŞerhıTs-Sunne, 1/287; İbn Hacer, Fethu'l-Bari,
1/175; Beyhakî, Delaiİu'n-Nubuvve, 1/368.
[100] Tirmizî, Sünen, 3861; Darimî, Sünen, 1/7.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 331-332.
[101] Nisa Suresi, 59
[102] Nisa Suresi, 80
[103] Buharî, Sahih, 3/154, 146; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail,
129; Ebu Davud, Sünen, kitabu'l-akdiye, bab: 31; Tirmizi,
Sünen, 1363, 3027; Nesaî, Sünen, kitabu adabi'l-kadai, bab: 18,
26; îbn Mace, Sünen, 2480; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 6/153;
10/106; imam Ahmed, Musned, 1/165
[104] Nisa Suresi, 65.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Uysal Kitabevi: 333.
[105] Buhari, Sahih, 1/10; Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, 70;
Nesaî, Sünen, 8/114; İbn Mace, Sünen, 67; İmam Ahmed, Musned,
3/207, 275, 278; Hakim, Mustedrek, 2/486.
[106] Buhari, Sahih, 8/169; Tırmızî, Sünen, 3047; İmam Ahmed,
Musned, 5/293; Ta-rıhu Îbn Asakır, 5/389; Zubeydİ, İthaf, 9/