OTUZIKINCî BOLUM
RASULULLAH'IN HASTALANMASI
VE VEFATI
Rasulullahın Zehirlenmesi
Rasulullah'ın Ecelinin
Yaklaşmas
Rasulullahın Vefat Etmeden
Önce Cebrail'e Kuranı Arzetmesî
Ebu Bekrin Hastalığı
Esnasında Rasulullah'a Bakmak İstemesi
Rasulullahın Hastalığı
Esnasında Hanımlarının Odalarına Dolaştırıldığı
Rasulullah'ın Ağrılarının
Artması
Rasulullahın Gücünün Yerine
Gelmesi İçin, Üzerine Su Dökülmesi Ve Cemaate Tavsiyelerde
Bulunması
Rasulullah'ın Kendisine
Kısas Yapılmasını İstemesi
Rasulullahın Hastalığının Ne
Kadar Sürdüğü Ve Ebu Bekr'e Cemaate İmamlık Yapmasını Emretmesi
Rasulullah1n Ebu Bekr'e Bir
Mektup Yazmak İstemesi Ve Sonra Yazmaması
Rasulullah'ın Evindeki
Parayı Elden Çıkarması
Rasulullahın Ölmeden Önce
Kölelerini Azat Etmesi
Rasulullahın Kızı Fatımaya
Öleceğini Haber Vermesi
Rasulullahev Vefatından Önce
Misvak Kullanması
Rasulullah'ın Kalmakla Ölmek
Arasında Muhayyer Bırakıldığı
Rasulullahın Ashabını
Toplayıp Tavsiyelerde Bulunması
Rasulullahın Vefat Ederken
Namazı Tavsiye Etmesi
Rasulullah'ın Dünyalık
Birşey Vasiyet Etmediği
Rasulullah'ın Kabrinin
Mescit Haline Getirilmesini Yasaklaması
Rasullulahın Ölümünden Üç
Gün Önce Durumunu Sormak Üzere Allah'ın Emriyle Cebrail'in Ona
Gelip Gitmesi
Ölümü İstemediği İçin
Rasulullah'ın Kendisini Kınaması
Rasulullahın Temiz Ruhunun
Çıkışı
Rasulullah Vefat Ettiğinde,
Üzerinde Bulunan Elbiseler
Rasulullahın Öldüğü Vakit
Halkın Rasulullah'ın Vefatı
Konusunda Şüpheye Düşmeleri
Rasulullahev Kaç Yaşında
Vefat Ettiği
Rasulullahev Mirası Ve Onun
Hükmü.
Rasulullahın Yıkanması
Rasulullah'în Kefeni
Rasulullah İçin Kılınan
Cenaze Namazı
Rasulullah'ev Kabrinin Yeri
Rasulullahın Lahdi
Rasülullahın Kabrine Ne
Konulduğu.
Rasulullah Ne Zaman
Defnedildi?.
Rasulullahın Kabrine İnenler
Rasulullah'ın Ve İki
Arkadaşının Kabirlerinin Nasıl Olduğu.
Rasulullahın Kabrinin
Fazileti
Rasulullahınkabriyle Yağmur
İstenmesi
Fatımanın Rasulullah'a Ağıt
Yakması
Rasulullaha Salât Getirmenin
Fazileti
Meleklerin Getirilen Salât
Ve Selamları Rasulullah'a Tebliğ Etmeleri
Rasulullah'a Nasıl Salât
Getirilir
Yanında Rasulullahev Adı
Anılıp Da Ona Salât Getirmeyen Kimsenin Kötülenmesi
Rasulullah Hakkında Duyulan
Taziye.
Rasulullahın Ceskdînin
Çürütmeyeceği
Rasulullah'a Ümmetinin
Amellerinin Sunulması
Rasulullahın Rüyada Görülmes
OTUZIKINCî BOLUM
RASULULLAH'IN HASTALANMASI VE VEFATI
Rasulullahın Zehirlenmesi
1434)
Enes İbn Malik şunu anlattı:
Bir Yahudi kadım, içine zehir
koyduğu eti Rasulullah'a (s.a.v.) getirdi. Rasulullah (s.a.v.)
o etten yedi ve:
- "Bu kadın etin içine zehir
koymuş" dedi. Sahabiler:
-Ya Rasulellah! Bu kadım öldürelim
mi? dediler. Rasulullah:
- "Hayır" dedi.
Enes şöyle der: Ben bunu
(zehirlenmenin alametini) Rasulullahrm (s.a.v.) diş etlerinden
görüp bilmeğe başladım.
1435)
Ebu Hureyre şöyle anlattı:
Bir yahudi kadını, Rasulullah'a
(s.a.v.) zehirli bir koyun hediye etti. Rasulullah (s.a.v.)
ashabına:
- "Durun yemeyin, et zehirlidir"
dedi. Daha sonra: "Seni böyle yapmağa sevkeden nedir?" dedi.
Kadın:
-Öğrenmek istediğim şuydu: Eğer
sen peygarabersen, Allah sana bunu haber verecektir. Eğer
yalaıicıysan, insanlar senden kurtulurlar.
1436)
Ebu Seleme şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) hediyeyi yer,
sadakayı kabul etmezdi. Hayber yahudilerinden bir kadın ona
kızartılmış bir koyun hediye etti. Rasulullah (s.a.v.) ondan
yedi. Bişr Îbnu'1-Bera da yedi. Peygamber (s.a.v.) kadına şu
haberi gönderdi.
- "Seni böyle yapmağa ne
şevketti?" Kadın;
-Eğer sen peygambersen, sana
hiçbir şey zarar vermez. Eğer kralsan, insanları senden
kurtarırdım, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) kendi
hastalığı hakkında şöyle demişti:
"Hayber'de yediğim yemeğin acısını
hâlâ duyuyorum. Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu
hissediyorum."
1437)
Cabir İbn Abdülah şunu anlattı:
Hayber halkından yahudi bir kadın,
kızartılmış bir koyunu zehirleyerek onu Peygamber'e (s.a.v.)
hediye etti. Rasulullah (s.a.v.) koyunun ön kolunu alıp ondan
yedi. Onunla birlikte, ashabından bazıları da yediler.
Peygamber (s.a.v.) onlara:
- "Ellerinizi kaldırın" dedi.
Peygamber (s.a.v.) yahudi kadına adam gönderip yanına getirtti.
Ona:
- "Bu koyunu sen mi zehirledin?"
dedi. Kadın:
-Evet, sana bunu kim haber verdi?
dedi. Rasulullah (s.a.v.) elindeki eti göstererek:
- "Bana bu haber verdi" dedi.
Kadın:
- Evet, dedi.
- "Bunu yapmaktan kastın neydi?"
diye sordu. Kadın:
-İçimden şöyle geçirdim: Eğer o
peygamberse, bu ona zarar vermez. Şayet değilse, ondan
kurtuluruz, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) onu affetti,
ceza vermedi.
O koyunun etinden yiyen bazı
sahabiler öldüler. Peygamber (s.a.v.) koyunun etinden yediği
için omuzundan hacamat yaptırdı (kan aldırdı). Hacamatı, Beyaza
oğullarından mevlâsı (azatlı kölesi) Ebu Hind kara ve şefre
denilen bıçaklarla yapmıştı.
Musannif (Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzî):
Onu zehirleyen kadının adı: Sellâm İbn Mişkem'in hanımı Zeyneb
Bintu'l-Haris'tir, dedi.
Muhammed İbn Sa'd şöyle demiştir:
Bizdeki rivayetlere göre; Peygamber (s.a.v.) o kadını
öldürmüştür.
Rasulullah'ın Ecelinin Yaklaşması
1438)
îbn Abbas şöyle anlattı:
Nasr suresi inince, Rasulullah
(s.a.v.) Fatıma'yı çağırıp:
"Bana ecelimin yaklaştığı haber
verilmiştir" dedi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Rasulullah
(s.a.v.):
"Ağlama! Ailemden bana ilk
kavuşacak olan sensin" deyince Fatıma güldü.
Rasulullahın Vefat Etmeden Önce Cebrail'e Kuranı Arzetmesî
1439)
Abdullah îbn Abbas şunu anlattı:
"Rasulullah (s.a.v.), her
Ramazan'da, Cebrail'e Kur'an'ı arzederdi. Öldüğü ayda, Kur'an'ı
ona iki defa arzetmişti."
1440)
Hicretin onbirinci yılında, Safer ayının sonlarında Rasulul-lah'ta
(s.a.v.) bir baş ağrısı başladı.
el-Vakıdî şöyle demiştir: Safer'in
bitmesine iki gece kala, başladı. Başkaları: Bir gece kala,
demişlerdir. Rabiu'l-evvel m başında da, denilmiştir. Hz. Aişe
şöyle anlattı:
Rasulullah'ın (s.a.v.)
rahatsızlığı, Meymune'nin evinde başladı. O gün çıkıp benim
yanıma geldi. Ben:
- Başım ağrıyor, dedim. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Benim de başım ağrıyor" dedi.
Daha sonra Meymune'nin evine döndü
ve ağrısı şiddetlendi. O, hanımlarından, hastayken Aişe'nin
odasında kalmasına izin vermelerim istedi Ona izin verdiler.
Rasulullah (s.a.v.) ayakları yerde sürünür bir halde
(başkalarının desteğiyle) onun evine gitti.
1441)
Hz. Aişe şöyle anlattı:
Bir gün, Rasulullah (s.a.v.), Baki
mezarlığından, bir cenazeden geldi. Beni, baş ağrısından: Vay
başım! derken buldu ve şöyle dedi:
- "Bu sana zarar vermez. Eğer
benden Önce ölseydin, seni yıkar, kefenler, cenaze namazım kılar
ve defnederdim."
Ben de şöyle dedim:
-Vallahi, ben sanki senin ne
yapacağını görür gibiyim. Eğer ben böyle olsaydım, sen benim
odama döner, orada hanımlarından biriyle yatardın.
Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi.
Ölümüyle sonuçlanan rahatsızlığı başladı.
1442)
Hz. Aişe, Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı esnasında şöyle
sorduğunu söyledi: "Ben, yarın neredeyim? Ben, yarın
neredeyim?" Bu sözüyle Hz. Âişe'yi kasdediyordu. Hanımları onun
istediği yerde olmasına izin verdiler. O, Hz. Aişe'nîn odasına
geçti. Nihayet onun yanında öldü.
Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah'a Bakmak İstemesi
1443)
İbn Salim şunu rivayet etti: Ebu Bekr Peygamber'e gelip:
-Ya Rasulellah! Bana izin ver de,
hastalığın esnasında sana ben bakayım, dedi. Rasulullah (s.a:v.)
da şu cevabı verdi:
- "Ebu Bekr! Başıma gelen hastalık
hanımlarıma ve kızlarıma çok ağır gelse de, bakım ve tedavimi
onlara yüklemedinı. Baktığın için Allah sana ecrini verecektir."
Rasulullahın Hastalığı Esnasında Hanımlarının Odalarına
Dolaştırıldığı
1444)
Cafer İbn Muhammed'in babası şunu anlattı:
"Peygamber (s.a.v.), hastalığı
sırasında hanımları arasında taksimat yapılarak örtüsünün
içinde sırasıyla onların odasına götürülüyordu."
Rasulullah'ın Ağrılarının Artması
1445)
Hz. Aişe şöyle dedi:
Peygamber yatağında sızlanmağa ve
kıvranmağa başladı. Ö'na:
-Bunu, bizden birisi yapsa, ona
üzülürdün, dedim. Bunun üzerine şöyle dedi:
- "Mü'minler ağır belalara
uğratılırlar."
1446)
Abdullah şöyle anlattı:
"Ağır hasta iken Rasulullah'm
(s.a.v.) yanma girdim. Ona dokundum ve şöyle dedim:
-Ya Rasuiellah! Sen, şiddetli bir
hummaya tutulmuşsun. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet. Ben sizden iki kişinin
hummasına eşit hummaya tutuldum" buyurdu. Ben:
-Sana iki ecir vardır, dedim.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet. Canım elinde olan Allah'a
yemin olsun! Hastalğıa tutulan hiçbir müsiüman yoktur ki, Allah
onun hata ve günahlarını, ağacın yapraklarının döküldüğü gibi
dökmesin" buyurdu.
1447)
Hz. Aişe şöyle dedi:
Hastalığı Rasulullah'ınkinden
(s.a.v.) daha şiddetli olan hiç kimseyi görmedim.
1448)
Ebu Said el-Hudrî şöyle anlattı:
Rasulullah'a. (s.a.v.) geldik.
Şiddetli bir hummaya tutulmuştu. Bizden birinin eli, hummanın
şiddetinden dolayı ısınır ısınmaz, teşbih getirmeğe (hayretimizi
ifade etmeğe) başladık. Bunun üzerine. Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
'İnsanların en ağır belaya
uğratılanları, peygamberlerdir. Bize geleh bela böyle ağır
olduğu gibi, ecrimiz de kat kat olur."
Şöyle denilse: Büyüklere belanın
ağırlaştırılmasının sebebi nedir? Buna İbn Akü şöyle cevap
vermiştir:
Büyüklere, ağır belaya dayanıklı
olmaları için cevherler verilmiştir. Allah onları göstermek ve
verdiği belaya sabretmeleri ve kazasına rıza göstermeleri için,
sonrakilere hüccet yapmıştır.
1449)
Ebu Ubeyde'nin halası Fatıma şunu anlattı:
Biz, bazı kadınlarla birlikte
Rasulullah'ı ziyarete gitmiştik. O'nu, hummanın hararetinin
şiddetinden, sanki asılı duran bir sudan üzerine hep su
damlıyormuş gibi bulduk. Bunun üzerine:
- Ya Rasulellah! Şifa bulman için
dua etsen" dedik. Rasulullah:
- "İnsanların en ağır belaya
uğratılanları peygamberlerdir. Sonra, derecelerine göre,
onlardan sonra gelenlerdir. Sonra derecelerine göre onlardan
sonra gelenlerdir."
1450)
Hz. Aişe şunu anlattı:
Rasulullah'ı (s.a.v.) ölürken
gördüm. Yanında içi su dolu bir bardak vardı. Elini bardağın
içine sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da şöyle diyordu:
"Allah'ım! Ölümün sekeratına
(sıkıntılarına) karşı bana yardım et."
1452)
Hz. Aişe şöyle anlatmıştır:
Ölümün, Rasuluüah'a (s.a.v.) olan
şiddetinden sonra, ölümü şiddetli bulunan mümine imrenmekten
geri kalmadım.
1453)
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.), ölüm
ızdırabını çekerken Hz, Fatıma: -Vay çektiğin ızdıraba
babacığım! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- "Bugünden sonra, babanın
üzerinde hiç ızdırap kalmayacak. Her kimin ondan bir alacağı
varsa Allah kıyamete kadar alacaklılarına onun borçlarını
ödemiştir."
Rasulullahın Gücünün Yerine Gelmesi İçin, Üzerine Su Dökülmesi
Ve Cemaate Tavsiyelerde Bulunması
1454)
Hz. Aişe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) ağırlaşıp ağrıları
artınca:
- "Üzerime ağız bağları çözülmemiş
yedi tulum su dökün ki cemaate tavsiyelerde bulunayım" dedi.
Onu, Hafsa'ya ait bir leğene
oturttuk ve üzerine su dökmeğe başladık. Sonunda yeter demeğe
başladı. Daha sonra cemaatin yanına gidip onlara namazı kıldırdı
ve hutbe okudu.
1455)
Yine Hz. Aişe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) hastalığı
esnasında:
"Çeşitli, yedi kuyu suyundan
üzerime dökün ki, cemaatin yanma gidip tavsiyelerde bulunayım"
dedi.
Bunun üzerine onu, Hafsa'ya ait
bir leğenin içine oturttuk. Sonra onun üzerine su döktük.
Rasulullah (s.a.v.) bir rahatlama hissetti. Gidip minbere çıktı.
Allah'a hamd ve senada bulundu. Uhud'da şehit olan sa~ habiler
için Allah'tan mağfiret diledi ve onlar için dua etti. Sonra
şöyle dedi:
"Ensar, benim kendilerine
sığındığım hususî cemaatimdir. onların iyilerine iyilik ediniz.
Onların kötülerini bağışlayın. Ancak had gereken şeylerde
affetmeyin. Allah'ın kullarından biri dünya nimetleriyle
Allah'ın katmdakiler arasında muhayyer bırakıldı. O, Allah'ın
katmdaki-leri seçti."
Hz. Ebu Bekr ağladı ve
Rasulullah'ın (s.a.v.) kendisini kastettiğini anladı. Peygamber
(s.a.v.) şöyle dedi:
"Yavaş ol Ebu Bekr! Şu mescide
açılan kapıları kapatın. Yalnız Ebu Bekr'in kapısı açık kalsın.
Yarın, bana göre arkadaşlık konusunda Ebu Bekr'den daha üstün
birisini bilmiyorum."
Rasulullah'ın Kendisine Kısas Yapılmasını İstemesi
1456)
el-Fadl îbn Abbas şöyle rivayet etti:
Rasulullah (s.a.v.) bana geldi.
Onun yanına çıktım. Onun hummaya tutulmuş olduğunu ve başını
örttüğünü gördüm.
- "Elimden tut" dedi. Elinden
tuttum. Gidip minberin üzerine o-turdu. Daha sonra şöyle dedi:
- "Halka seslen."
Cemaat toplanınca, Allah'a hamd ve
senada bulundu ve:
- "Ey cemaat! Aranızdan bazı
kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Ben kimin sırtına
kamçı vurmuşsam, işte sırtım. Benden öcünü alsın. Kimin malından
almışsam, işte malım. Kimin namus ve şerefine dil uzatmışsam
[işte namus ve şerefim]. Benden öcünü alsın. Hiç kimse şöyle
demesin: Rasulullah'm (s.a.v.) kin ve düşmanlık beslemesinden
korkarım. Kin ve düşmanlık beslemek asla, benim huyumdan ve
halimden değildir. Bana göre, sîzin en sevgili olanınız, varsa
hakkım benden alan veya hakkını bana helal eden kişidir ki,
Rabb'ime, onun sayesinde, gönül hoşluğu ve rahatlığıyla
kavuşacağım. Ben, aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan
kendimi müstağni göremiyorum."
Bu konuşmayı yaptıktan sonra
minberden indi ve ikindi namasım kıldı. Tekrar minbere oturdu.
Yine kin ve düşmanlıkla ilgili diğer konulardaki ilk
konuşmasını yaptı. Bir adam kalkıp:
-Benim senden üç dirhem alacağım
var, dedi. Rasulullah (s.a.v.): -Fadlî Ona (dirhemlerini) ver,
dedi.
Daha sonra: "Ey cemaat! Kimin
üzerine geçmiş bir hak varsa, onu hemen ödesin. Dünyada rezil
olurum demesin. Dünyada rezil olmak, a-hirette rezil olmaktan
daha hafiftir" dedi.
Bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi:
-Ya Rasulellah! Ben, Allah yolunda
savaş ganimetine hıyanet etmiş, üç dirhem üzerime geçirmiştim.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Sen, bu hıyaneti niçin yaptın?"
diye sordu. Adam:
- Ona ihtiyacım vardı, dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Fadl! Bu kişiden üç dirhemi
teslim al" buyurdu.
1457-
Abdullah İbn Ebî Bekr şöyle anlattı:
Hayber savaşında ayağımdaki kalın
ve kaba ayakkabılarla Rasu-îullah'a (s.a.v.) sıkıntı verdim.
Onlarla Rasulullah'm (s.a.v.) ayağına bastım. Elindeki kırbaçla
bir defa bana vurdu. O şöyle dedi:
- "Bismillah, benim canımı
yaktın." ,
Ben: Rasulullah'm (s.a.v.) canını
yaktım diye geceyi kendimi kınayarak geçirdim. Allah biliyor,
gecem hep böyle geçti.
Sabah olunca bir adam:
-Falanca nerede? diye bağırmağa
başladı. Ben:
-Vallahi, dün şu şu hareketi yapan
kimseyim, dedim. Korka korka gittim. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Sen dün ayakkabınla benim
ayağıma bastın. Benim canımı yaktın. Ben de kırbaçla sert bir
şekilde sana vurdum. Şu seksen baş davarı onun karşılığı olarak
al" dedi.
1458)
İbn Ömer şöyle anlattı:
Rasuiullah (s.a.v.) bir gün,
cihada teşvik etti. Sahabiler onun yanında toplandılar. Onun
üzerine üşüştüler. RasuluUah'm (s.a.v.) eîinde kabuğu soyula
soyula incecik kalmış bir hurma çubuğu vardı.
Rasuiullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Benden şunu uzaklaştırın.
Üzerime fazla üşüştünüz." Peygamber, birisinin karnına dürttü ve
onu kanattı. Adam: -Bu, senin peygamberinin bana yaptığı şeydir,
diyerek çıktı.
Hz, Ömer onu duydu ve onu
Rasulullah'a (s.a.v.) getirdi. Rasuiullah (s.a.v.):
- "Gerçekten ben sana dürttüm mü?"
dedi. Adam:
- Evet, diye cevap verdi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Ne istiyorsun" diye sordu.
Adam:
- Senden öcümü almak istiyorum,
dedi.
Adam hurma çubuğunu aldı.
Rasulullah'm (s.a.v.) karnını açtı. Çubuğu elinden atıp
Rasulullah'm (s.a.v.) göbeğini öptü ve şöyle dedi:
- "Bunu yapmak istedim ki, senden
sonra yeryüzüne zalim gelmesin."
1459)
Ebu Said el-Hudrî şöyle anlattı:
Muhacirlerden zayıf birisinin
Rasuiullah'tan (s.a.v.) bir isteği vardı. İsteğini arzedebiîmek
için onunla yalnızken görüşmek İstedi. Rasulullah (s.a.v.)
Batha'da ordugâh kurmuştu. O geceleyin geliyor, Beyt'i tavaf
ediyordu. Sabah olunca da sabah namazını kılıyordu.
Bir gece, sabaha kadar tavaf etti.
Hayvanına binince adam karşısına çıkıp devesinin yularını tuttu
ve:
-Ya Rasulellah! Senden bir isteğim
var, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Sen ihtiyacına kavuşacaksın"
dedi. Adam çekip gitmedi. Rasulullah onun, kendisini
alakoyacağmdan endişe ederek ona kırbaç salladı. Sonra yoluna
devam etti. Onlara sabah namazını kıldırdı.
Namazı kıldırıp işlerini bitirince
yüzünü cemaate döndü. Bu ha-raketinden bir olay olduğunu
anladılar. Hemen etrafında toplandılar.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
- "Az Önce kırbaç vurduğum kişi
nerede?" Sözünü tekrar etti: "Cemaatin içindeyse ayağa kalksın"
dedi. Adam:
-Allah'a sonra da Rasulü'ne
sığınırım demeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) da:
- "Ona yaklaşayım, ona yaklaşayım"
diyordu. Sonunda Rasulullah (s.a.v.) onun önüne geldi. Kırbacı
ona verdi ve: "Al kırbacı, öcünü al" dedi. Adam:
-Peygamber'ini (s.a.v,)
kırbaçlamaktan Allah'a sığınırım, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Affetmen şartıyla" dedi. Adam,
kırbacı attı ve: -Affettim ya Rasulellah! dedi.
Ebu Zerr kalkıp yanma gitti ve:
-Ya Rasulellah! Akabe gecesini
hatırla. Uyurken seni götürüyor-dum. Binmiş olduğun hayvanı
sürerken yavaşlıyor, yularından tutunca da huysuzluk yapıyordu.
Kırbaçla sana dürttüm ve: Sana gelenler var, dedim. Sen de: Sen
suçlu değilsin, dedin. Al ya Rasulellah! Kısasa kısas yap.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Ben affettim" dedi.
-Kısasa kısas yap. Çünkü bana göre
böylesi daha iyi dedi. Rasulullah (s.a.v.) ona kırbacı vurdu.
Rasulullah'ın (s.a.v.) vurduğu kırbacın acısından dolayı onun
kıvrandığını gördüm.
Daha sonra Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
-"Ey cemaat! Allah'tan korkun.
Vallahi, bir mü'min, başka bir mü'mine, zulmetsin de, Allah
kıyamet günü, ondan onun intikamını almasın."
1460)
Muhammed îbn Ömer şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) Taiften
Ci'rane'ye giderken, yanında Rasulul-lah'ın (s.a.v.) devesinin
üzerinde Ebu Zuneym de vardı.
Ebu Zuneym bunu şöyle anlatır:
Ayakkabımın ucu onun bacağına
dokunup canını yaktı. Rasulullah (s.a.v.):
- "Canımı yaktın. Ayağını geri
çek" dedi ve ayağıma kırbaçla vurdu. Beni biraz uzaklaştırdı.
Kendisi de yerinden kımıldamadı.
Yaptığım şeyin büyüklüğünden
dolayı hakkımda ayet inmesinden korktum. Sabahı Ci'rane'de
geçirdikten sonra, benim günüm olmadığı halde, beni arayan bir
elçinin peygamber'e gelmesinden korktuğum için sırtı daha kalın
bir şekilde çıktım. Yolcular gidince sordum. Rasulullah (s.a.v.)
seni istedi, dediler. Çekine çekine geldim. Rasulullah (s.a.v.)
şöyle dedi:
- "Sen ayağınla benim canımı
yaktın. Ben de kırbaçla senin canını yaktım. Vurduğumun yerine
şu davar sürüsünü al."
Onun benden hoşnut kalması, benim
için dünyadan ve dünyada-kilerden daha iyiydi.
Peygamber (s.a.v.) onu, Tebuk'e
gitmek istediğinde, savaşa davel etmesi için kabilesine
gönderdi.
Rasulullahın Hastalığının Ne Kadar Sürdüğü Ve Ebu Bekr'e Cemaate
İmamlık Yapmasını Emretmesi
Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığı on
iki gün sürdü. Ondört gün de denilmiştir.
Namaza çıkıyordu. Sadece üç gün çıkamadı. O:
- "Ebu Bekr'e emredin, cemaate
namazı o kıldırsın" dedi.
1461)
Hz. Aişe anlattı:
Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığı
ağırlaşmca, namaz vaktinin geldiğini duyurmak için Bilal ona
geldi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Ebu Bekr'e emredin cemaate
namazı kıldırsın" dedi. Ben:
-Ya Rasulellah! Ebu Bekr, yufka
yürekli ve zayıf birisidir. O, senin makamında durursa,
insanlara sesini duyuramaz. Ömer'e emrteseydin, dedim.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Ebu Bekr'e emredin. Cemaate
namazı kıldırsın" dedi. Ben Haf-sa'ya:
-O'na sen söyle, dedim. Hafsa
O'na:
-Ya Rasulellah! Ebu Bekr, yufka
yürekli ve zayıf birisidir. Senin makamında durursa, insanlara
sesini duyuramaz. Ömer'e emretseydin, dedi. Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.):
- "Sizler de, Yusuf un (a.s.)
sahabileri olan kadınlar gibisiniz. Ebu Bekr'e emredin. Cemaate
namazı kıldırsın" dedi.
Ebu Bekr'e emrettiler. O da,
cemaate namazı kıldırdı. Ebu Bekr namaza başladığında,
Rasulullah (s.a.v.) kendinde bir hafiflik hissetti, iki kişiye
dayanarak ve ayakları yerde sürünerek mescide geldi. Ebu Bekr,
Ö'nun geldiğini hissedince geriye çekilmek istedi. Rasululîab
(s.a.v.): "Olduğun yerde dur" anlamında ona işaret etti.
Rasulullah (s.a.v.) gelip Ebu Bekr'in solunda oturdu. Rasulullah
(s.a.v.) oturuyor, Ebu Bekir ise ayaktaydı. Ebu Bekr,
Rasulullah'm (s.a.v.) namazına uydu. Cemaat de Ebu Bekr'in
namazına uydu.
1462)
Enes İbn Malik şöyle anlattı:
Ebu Bekr, Rasulullah'ın (s.a.v.)
vefatından önceki hastalığında, cemaate namaz kıldırıyordu.
Pazartesi günü, Müslümanlar saflar halinde namaz kılarlarken
Peygamber (s.a.v.), odanın perdesini açıp bize baktı. Kendisi
ayaktaydı ve yüzü mushaf yaprağı gibiydi. Rasulullah (s.a.v.)
gülümsedi. Rasulullah'ı (s.a.v.) gördüğümüzde sevindiğimiz için
namazdan çıkmayı düşündük. Ebu Bekr, Rasulullah'ın (s.a.v.)
namaz için çıktığını zannederek, safa gelmesi için ökçesinin
üzerinde geri döndü. Rasulullah (s.a.v.): "Namazınızı
tamamlayın" manasında cemaata i-şaret etti. Perdeyi indirdi. O
gün vefat etti.
Rasulullah1n Ebu Bekr'e Bir Mektup Yazmak İstemesi Ve Sonra
Yazmaması
1463)
Hz. Aişe şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) ağırlaşınca,
Abdurrahman İbn Ebi Bekr'e:
- "Bana yazı yazacak şeyler getir.
Ebu Bekr'e bir yazı yazayım ki, onun üzerinde anlaşmazlığa
düşülmesin" dedi.
Abdurrahman ayağa kalkınca:
- "Ebu Bekr! Allah da, mü'minler
de, senin hakkında anlaşmazlığa düşülmesine razı olmazlar" dedi.
Rasulullah'ın (s.a.v.), Ebu
Bekr'in adım zikretmeden bir yazı yazmak istediği de rivayet
edilmiştir.
1464)
Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatı
yaklaştığında şöyle buyurdu:
- "Getirin, size bir yazı yazayım
da, bundan sonra yolunuzu şaşır-mayasımz."
Evde, aralarında Ömer Îbnu'l-Hattab'm
da bulunduğu bazı kişiler vardı. Hz. Ömer:
-Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı
şiddetlendi. Sizin Kur'an'mız var. Allah'ın kitabı bize yeter.
Ev halkı anlaşmazlığa düştü ve tartışmağa başladılar. Bazıları:
Rasulullah (s.a.v.) sizin için yazacağını yazsın diyordu.
Bazıları da Ömer'in söylediğini söylüyorlardı.
onlar Rasulullah'ın (s.a.v.)
yanında, anlaşmazlığı artırıp sözleri birbirine karıştırınca ve
Rasulullah'a (s.a.v.) baygınlık verince:
- "Yanımdan kalkın" dedi. îbn
Abbas şöyle diyordu:
Ne büyük musibettir ki,
anlaşmazlığa düşüldüğü ve sözler birbirine karıştırıldığı için
yazacağı yazı arasına girilmiştir.
Rasulullah'ın Evindeki Parayı Elden Çıkarması
1465)
Sehl îbn Sa'd şunu anlattı:
Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında
yedi dinar vardı. Onları Hz. Aişe'nin yanma koymuştu. Hastalığı
esnasında:
- "Aişe! Yanındaki altını (parayı)
Ali'ye gönder" dedi.
Sonra bayıldı. Aişe, O'nun
hastalığıyla meşgul oldu, Hz. Aişe onu Ali'ye gönderdi. Ali'de
fakirlere dağıttı. Rasulullah da pazartesi gecesi vefat etti.
Aişe, lambasıyla kadınlardan birine gitti ve:
-Tulumundan, benim lambama yağ
damlat. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) vefat etti, dedi..
1466)
el-Muttalib îbn Hantab şöyle anlattı:
Rasulullah, Hz. Aişe'nin göğsüne
yaslanmış bir haldeyken ona:
- "Aişe! O, azıcık altını (parayı)
ne yaptın?" dedi. Aişe:
- Yanımda, dedi. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Onu fakirlere dağıt" dedi.
Daha sonra kendinden geçti.
Kendine gelince:
- "O azıcık altını fakirlere
dağıttın mı?" dedi. Hz. Aişe:
- Hayır, diye cevap verdi.
Rasulullah (s.a.v.) altınları getirtip avu-cuna koydu. Sonra
saydı. Hepsi altı dinar idi. Sonra şöyle dedi:
- "Muhammed, bunlar yanmdayken,
Rabb'ine kavuşacağını sanmaz."
Onların hepsini fakirlere dağıttı
ve o gün vefat etti.
Rasulullahın Ölmeden Önce Kölelerini Azat Etmesi
1467)
Sehl İbn Yusuf un babası, dedesinden şunu nakletti: Peygamber
hastalığı esnasında kırk kişiyi (köleyi) azat etti.
Rasulullahın Kızı Fatımaya Öleceğini Haber Vermesi
1468)
Hz. Aişe şunu anlattı:
Patıma (r.a.), Rasulullah (s.a.v.)
gibi yürüyerek babasının yanma geldi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Hoş geldin kızım!" dedi. Yanına
oturttuktan sonra ona gizlice birşey söyledi. Bunun üzerine
Fatıma ağladı. Fatıma'ya:
-Rasulullah (s.a.v.) özel olarak
seninle konuştu ama sen ağlıyorsun, dedim.
Sonra Rasulullah (s.a.v.) ona
gizlice bir söz daha söyledi. Fatıma bu defa da güldü. Ben şöyle
dedim:
-Ben, bugünkü gibi sevincin
üzüntüye bu derece yakın olduğunu görmedim.
Ona, Rasulullah'ın (s.a.v.) ne
dediğini sordum. Fatıma;
-Rasulullah'm (s.a.v.) sırrını
asla ifşa edemem, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, ona
tekrar sordum. Şöyle cevap verdi:
-Bana gizlice şunu söylemişti:
"Cebrail bana Kur'an'ı her yıl bir defa arzediyordu. Bana (bu
yıl) iki defa arzetti. Ecelimin gelmiş olduğunu zannediyorum.
Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin. Ben senin için ne iyi
selefim." İşte bunun için ağladım. Daha sonra da şöyle dedi: "Bu
ümmetin kadınlarının veya mü'minlerin kadınlarının
hanımefendisi olmaya razı olmaz mısın?" Buna da güldüm.
Rasulullahev Vefatından Önce Misvak Kullanması
1469)
Hz. Aişe şöyle anlattı:
Allah'ın bana ihsan ettiği
nimetlerden birisi, Rasulullah'm (s.a.v.) benim evimde, benim
günümde ve başı benim göğsümde olarak vefat etmesidir. Yine
Allah vefatı esnasında benim tükrüğümle O'nun tükrü-ğünü
feiraraya getirmiştir. Rasulullah'ı (s.a.v.) göğsüme yasladığım
sırada, Abdurrahman elinde bir misvakla yanıma geldi.
Rasulullah'm ona baktığını gördüm. Misvak! istediğini anladım.
Onu senin için alayım mı? diye sordum. Başıyla: Svet diye işaret
etti. Misvağı yumuşattım. Alıp dişlerine sürdü. Önünde içinde su
bulunan bir kap vardı. Ellerini suya sokup yüzüne sürmeğe ve
şöyle demğe başladı:
"Lâ ilahe illallah. Ölümün de
ızdırap ve şiddetleri var." Sonra elini kaldırdı ve: "Rafîk-i
â'lâ zümresine kat" demeğe başladı. Mübarek ruhu alındı ve eli
düştü.
Rasulullah'ın Kalmakla Ölmek Arasında Muhayyer Bırakıldığı
1470)
Bişr İbn Said şöyle anlattı: Rasuhıllah (s.a.v.), cemaate şu
konuşmayı yaptı:
"Aziz ve Celil olan Allah bir
kulu, dünya ile Allah katındakiler a-rasında muhayyer kıldı. O
kul da, Allah katında olanı tercih etti."
Bunun üzerine Ebu Bekr ağladı.
Biz, Rasulullah'm (s.a.v.), muhayyer bıkarılan kuldan
bahsetmesine Ebu Bekr'in ağlamasını yadırgadık. Muhayyer
bırakılan Rasulullah'tı (s.a.v.). Bunu, Ebu Bekr daha iyi
biliyordu.
1471)
Hz. Aişe şunu anlattı:
Hiçbir peygamberin dünya ile
ahiret arasında muhayyer bırakılmadıkça vefat etmeyeceğini
duyardım. Hastalığı esnasında, Rasulul-lah'ın (s.a.v.) sesi çok
kısıldı. Onun şöyle dediğini duydum: "Kim Allah'a ve Rasul'e
itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine lutuflarda
bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle
beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."
Anladım ki muhayyer bırakılan oydu.
Rasulullahın Ashabını Toplayıp Tavsiyelerde Bulunması
1472)
İbn Mes'ud şunu anlattı:
Peygamberimiz (s.a.v.) ve
habibimiz daha ölmeden bir ay Önce bize öleceğini haber
vermişti. Babam, anam ve kendim onun yoluna feda o-layım.
Ayrılık yaklaşınca, bizi annemiz Aişe'nin evinde topladı ve
şöyle konuştu:
- "Hoş geldiniz. Allah sizi
yaşatsın. Sizi yükseltsin.' Sizi korusun. Size ihsan etsin. Size
nzık versin. Sizi menfaatlendirsin. Sizi barındırsın ve sizi
korusun.
Size, Allah'tan korkmanızı tavsiye
ederim. Yine size Allah'ı tavsiye ederim ve sizi ona havale
ederim. Sizin Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim. Ben, size,
O'nun tarafından gönderilen açık bir uyarıcıyım. Kulları ve
ülkeleri hakkında siz Allah'a üstün gelemezsiniz. Çünkü o, bana
ve size şöyle dedi: "işte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde
böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzu etmeyen kimselere veririz.
Akıbet, takva sahiplerinindir."
Daha sonra şöyle buyurdu:
"Kibirlenenler için Cehennemde
barınacak bir yer mi yoktur?".
Biz:
- Ya Rasulellah! Ecelin ne zaman?
dedik. Rasulullah (s.a.v.):
- "Ayrılık, Allah Cennetu'l-me'va,
Sidretu'l-munteha', Rafik-i a'la, en yeterli nimet ve pay ve en
mutlu hayata dönüş yaklaştı" dedi.
- Ya Rasulellah! Seni kim yıkasın?
dedik.
- "Ehl-i beytimin erkekleri ve en
yakın olanlar" diye cevap verdi. Biz:
-Ya Rasulellah! Seni, ne ile
kefenleyelim? dedik, Rasulullah:
- "isterseniz şu elbiselerimle,
isterseniz Mısır işi örtülerle, isterseniz Yemen işi bir
hırkayla" dedi. Biz:
- Ya Rasulellah! Senin namazını
kimler kılsın? dedik. Bunun üzerine ağladı. Biz de ağladık.
Sonra şöyle dedi:
- 'Yavaş olun! Allah size merhamet
etsin ve size pygamberinizden dolayı iyilikle karşılık versin.
Beni yıkayıp kefenlediğinizde, şu evimdeki kabrimin kenarındaki
şu şeririmin (divanımın) üzerine koyun. Sonra bir süre yanımdan
çıkın. Benim namazımı ilk kılacaklar, habibim ve halilim
Cebrail, sonra Mikail, sonra israfil, sonra da bir melek ordusu
içinde ölüm meleğidir. Sonra grup grup benim yanıma girin ve
bana salat u selam getirin. Kadınların ağlamaları ve yas
tutmalarıyla bana eziyet etmeyin. Benim namazımı önce Ehl-i
Beyt'imin erkekleri sonra da onların kadınları kılsın. Sonra da
sizler ashabımdan burada olmayanlara ve Kıyamet gününe kadar
dinim üzere bana tabi olanlara selam söyleyin." Biz de:
-Ya Rasulellah! Seni kabrine kim
koyacak? dedik. Rasulullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:
- "Birçok melekle birlikte
akrabalarım. O melekler sizi görürler ama siz onları
göremezsiniz."
Rasulullahın Vefat Ederken Namazı Tavsiye Etmesi
1473)
Enes şöyle dedi: Rasulullah'm ölürken vasiyeti şuydu: "Namaza ve
ellerinizdeki kölelerinize."
Rasulullah (s.a.v.) dili onu
söylemeğe çalışırken son nefesini verdi.
1474-
Enes şunu anlattı:
Rasulullah'm (s.a.v.) son
nefesinde, daha dili konuşurken yaptığı vasiyet şuydu:
"Allah'tan korkun. Namaza, namaza
ve ellerinizdeki kölelerinize."
Rasulullah'ın Dünyalık Birşey Vasiyet Etmediği
1475)
Talha şunu anlattı: Abdullah İbn Ebi Evfa'ya: -Rasulullah
(s.a.v.) vasiyette bulundu mu? diye sordum. O: -Hayır, diye
cevap verdi. Ben:
-Kendisi vasiyette bulunmadığı
halde nasıl mü'minlere vasiyeti emretti? dedim. Abdullah:
-Allah'ın Kitab'ını vasiyet etti,
dedi.
1476)
Hz. Aişe şöyle
anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) ne dinar, ne
dirhem, ne koyun ne de deve bıraktı. Hiçbir şey vasiyet etmedi.
Rasulullah'ın Kabrinin Mescit Haline Getirilmesini Yasaklaması
1477)
İbn Abbas'la Aişe şunu anlattılar:
Rasulullah (s.a.v.) son deminde
kendisine ait bir elbiseyi yüzüne örtmeğe başladı. Bunaldıkça
onu yüzünden kaldırıyordu. Bu halde iken yahudilerle
hristiyanların yaptıklarından ümmetini sakındırmak için:
"Allah'ın laneti yahudilerle
hristiyanlara olsun! Peygamberlerinin kabirlerini mescide
çevirdiler" dedi.
Rasullulahın Ölümünden Üç Gün Önce Durumunu Sormak Üzere
Allah'ın Emriyle Cebrail'in Ona Gelip Gitmesi
1478)
Ebu Hureyre şöyle anlattı:
Cebrail, Rasulullah'ın (s.a.v.)
vefatıyla sonuçlanan hastalığında Peygamber'e gelip:
-Allah sana selam ediyor ve sana:
Kendini nasıl buluyorsun? diye soruyor, dedi. Rasuhıllah
(s.a.v.):
- "Allah'ın emîni (Cebrail)!
Kendimi acı çekiyor buluyorum" dedi. Cebrail ertesi gün yine
geldi ve:
-Muhammedi Allah sana selam
söylüyor ve: Kendini nasıl buluyorsun? diye soruyor, dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ın emîni! Kendimi acı
çekiyor buluyorum" diye cevap verdi. Üçüncü gün, Cebrail yanında
ölüm meleği olduğu halde geldi ve:
-Muhammedi Rabbin sana selam
ediyor ve: Kendini nasıl buluyorsun? diye soruyor, dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ın emîni! Kendimi acı
çekiyor buluyorum. Şu yanında olan kim?" dedi. Cebrail:
-O, ölüm meleğidir. Bu, senden
sonra dünyada benim görevimin sonu, senin de dünyadaki görevinin
sonudur. Senden sonra, Adem oğullarından Ölecek hiç kimseye
sana üzüldüğüm kadar üzülmeyeceğim. Senden sonra yeryüzünde
hiçbir kimseye inmeyeceğim, dedi.
Peygamber (s.a.v.), Ölümün ızdırap
ve şiddettim hissetti. Yanında içinde su bulunan bir bardak
vardı. Ölümün ızdırap ve şiddetini hisse-tikçe bu sudan alıp
yüzüne sürüyordu ve şöyle diyordu:
"Allah'ım! Ölümün ızdırap ve
şiddetlerine karşı bana yardım et."
1479)
Cafer İbn Muhammed'inbabası şunu anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.)
vefatına üç gün kala Cebrail ona geldi ve:
-Muhammedi Yüce Allah, sana ikram
olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi, senden daha iyi
bildiği halde, "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor,
dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Cebrail! Kendimi, baygın
hissediyorum. Cebrail! Kendimi sıkıntılı hissediyorum" dedi.
ikinci gün Cebrail yine geldi:
-Muhammedi Yüce Allah sana ikram
olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği
halde "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor, dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Cebrail! Kendimi, baygın
hissediyorum. Cebrail! Kendimi sıkıntılı hissediyorum" dedi.
Üçüncü gün olunca, Cebrail yine
geldi. Onunla birlikte, İsmail denilen, havada ikamet eden,
semaya asla çıkmayan, arzın (yerin) var olmasından beri yere
inmeyen ve yetmişbin meleğin üstünde olan bir başka melek indi.
Cebrail onlaruı önüne geçip:
-Muhammed! Yüce Allah sana ikram
olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği
halde "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor, dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "Kindimi baygın ve sıkıntılı
hissediyorum" dedi. Daha sonra, ölüm meleği izin istedi.
Cebrail:
-Muhammed! Bu ölüm meleğidir.
Senin yanma gelmek için izin istiyor. Senden önce hiçbir
Ademoğlundan izin istemedi ve senden sonra da hiçbir
Ademoğlundan izin istemeyecek, dedi. Rasulullah:
- "Ona izin veriyorum" dedi.
Ölüm meleği içeri girdi.
Rasulullah'm huzurunda durdu ve:
-Ya Rasulellah! Allah, hej\ sana
gönderdi ve senin bana emredeceğin her şeyde sana itaat etmemi
emretti. Eğer bana canını almamı emredersen, canını alacağız.
Eğer canını almamamı emredersen, almayacağım, dedi. Rasulullah
(s.a.v.):
- "Ey Ölüm meleği! Böyle yapacak
mısın?" dedi. Ölüm meleği:
-Bana böyle emredildi. Bana
emredeceğin her şeyde sana itaat edeceğim, dedi. Cebrail:
-Allah seni özledi
,
dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Ölüm meleği! Emrolunduğun şeyi
yerine getir" dedi. Cebrail:
-Es-Selamu aleyke ya Rasulellah!
Bu, yeryüzüne son ayak basışım. Benim dünyadaki işim sadece
sendin, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat etti.
Ölümü İstemediği İçin Rasulullah'ın Kendisini Kınaması
1480) Ebu'l-Huveyris şöyle
anlattı: '
Rasulullah (s.a.v.), vefatıyla
sonuçlanan hastalığına kadar, ne zaman bir rahatsızlık geçirse,
Allah'tan mutlaka afiyet isterdi. Son rahatsızlığında şifa
vermesi için dua etmedi. O şöyle demeğe başladı:
"Ey nefs! Sana ne oluyor ki, her
sığınacak yere sığınıyorsun."
1481) Hz. Aişe şöyle
anlattı: ı
Rasulullah (s.a.v.) şu kelimelerle
istiâzede bulunuyordu:
"Ey insanların Rabbi! Hastalığı
gider. Şifa ver. Senden başka şifa verici yoktur. Sen öyle bir
şifa ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın."
Rasulullah (s.a.v.), ölümüyle
sonuçlanan hastalığında durumu a-ğırlaşınca, elinden tuttum.
Kendi eliyle onu meshetmeğe (vücuduna sürmeğe) ve okumağa
başladım. Elini benden çekip şöyle dedi:
"Rabbim! Beni bağışla ve beni
Rafîk'a kavuştur." Bu ondan duyduğum son sözdü.
Rasulullahın Temiz Ruhunun Çıkışı
1482) Hz. Aişe şöyle dedi:
Rasulullah, başı benim
bağrımdayken vefat etti. Ruhu çıktığında, şimdiye kadar ondan
daha hoş bir koku duymamıştım.
Rasulullah Vefat Ettiğinde, Üzerinde Bulunan Elbiseler
1483) Ebu Burde şöyle dedi:
Aişe, bize mulebbede denilen
keçeleşmiş bir elbiseyle kaim bir izar çıkarıp: Rasulullah'ın
ruhu, bunların içinde alındı, dedi.
Rasulullahın Öldüğü Vakit
Rasulullah (s.a.v.), pazartesi
günü, günün ortasında, kaba kuşluk vaktinde öldüğü de
söylenmiştir. Hicretin onbirinci yılında, oniki Rabi-ulevvel'de
vefat etmiştir.
1484)
Hz. Aişe:
Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü
vefat etti, demiştir.
Halkın Rasulullah'ın Vefatı Konusunda Şüpheye Düşmeleri
1485)
Ebu Seleme Hz. Aişe'nin kendisine şunları anlattığını rivayet
etti:
Ebu Bekr, Sunh'taki evinden, bir
at üzerinde geldi. înip mescide girdi. Aişe'nin yanına girinceye
kadar halkla konuşmadı. Üzeri çizgili bir kumaşla örtülü olan
Rasulullah'a (s.a.v.) yöneldi. Yüzünü açtı. Üzerine kapandı. Onu
öptü ve ağladı. Daha sonra şöyle dedi: Babam, anam sana feda
olsun! Vallahi, Allah sende iki ölümü birleştirmeyecek. Sen
mukadder olan ölüm geçidinden geçtin."
1486)
Ebu Seleme bana, Abdullah İbn Abbas'tan rivayet etti:
Ebu Bekr'le Ömer İbnu'l-Hattab
halkla konuşmağa çıktılar. Ebu Bekr: Otur, Ömer! dedi. Ömer
oturmak istemedi. Halk, Ebu Bekr'in yanma geldi. Ömer'i
terkettiler. Ebu Bekr şöyle konuştu:
-Kim Muhammed'e tapıyorsa bilin
ki, Muhammed ölmüştür: Kim Allah'a ibadet ediyorsa, hiç
şüphesiz, Allah, Hayy'dır, ölmez. Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice
peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o, ölür yahut öldü-rülürse.,
ökçenizin üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim, böyle
iki ökçesi üzerinde ardına dönerse, elbette Allah'a hiçbir şeyle
zarar yapmış olmaz. Allah şükür ve sebat edenlere mükafat
verecektir."
Vallahi, sanki Ebu Bekr bu ayeti
okuyuncaya kadar halk onun indiğinden habersizdi. Herkes onu
okudu. Onu okumayan kimse kalmadı.
Bana; Said İbnu'l-Museyyeb şunu
haber verdi:
Ömer şöyle demiştir: Vallahi, Ebu
Bekr'in o ayetleri okuduğunu duyar duymaz, dizlerimin bağı
çözüldü ve yere çöktüm. Okuduğunu dinleyince, Rasulullah'ın
ölmüş olduğuna kanaat getirdim.
Ebu Muhammed ed-Darimî, bize onun
şöyle dediğini haber verdi: Onun (Ebu Bekr'in) okuduklarını
duyar duymaz dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm.
1487)
îbn Abbas şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü
vefat etti. O gün ve o geceyle, ertesi gün durduruldu. Çarşamba
gecesi defnedildi. Bazıları: Rasulullah ölmedi. Fakat Musa'nın
ruhunun semaya kaldırıldığı gibi onun ruhu da semaya kaldırıldı,
dediler.
Ömer kalkıp şöyle dedi:
- Rasulullah (s.a.v.) ölmedi.
Fakat Musa'nın ruhunun semaya kaldırıldığı gibi, onun duhu da
semaya kaldırıldı. Vallahi, Allah'ın Rasulü bazı kimselerin
ellerini ve dillerini kesmedikçe ölmez. Ömer devamlı konuştu.
Sonunda konuşmaktan ağzı köpürdü.
el-Abbas kalkıp şu konuşmayı
yaptı:
- Rasulullah (s.a,v.) Ölmüştür. O
da bir insandır. O'nun cesedi de, herkesin cesedi gibi
durdurulunca bozulabilir. Ey Kavim! Sahibinizi gömün.
Rasulullah (s.a.v.) Allah katında iki defa ölmekten üstün ve
uzaktır. Sizi bir defa öldürürken onu iki defa mı öldürecek? O,
Allah katında böyle olmaktan üstün ve uzaktır.Ey Kavim!
Sahibinizi defnedin. Eğer O, dediğiniz gibiyse, Allah O'nun
kabrinin üzerindeki toprağı giderip yanınıza çıkarmaktan aciz
değildir. Rasulullah (s.a.v.), açık bir yol, helali helal,
haramı haram kılmadıkça evlenme, boşanma, savaş ve barış
hükümlerini bildirmedikçe ölmemiştir. Sürüsünü dağların
tepelerine götüren, hayvanlar için ağaçların yapraklarını
silkeleyen onların su içtikleri havuzu eliyle yapan çoban
aranızdaki Rasulullah'tan (s.a.v.) daha gayretli ve ciddi
değildi. Ey Kavim! Sahibinizi defnedin.
Ummu Eymen ağalamağa başladı ve
şöyle dedi:
- Rasulullah'm (s.a.v.) öldüğüne
ağlamıyorum. Çünkü O'nun, dünyadan daha hayırlı olana gittiğini
bilmiyor değilim. Ben, artık semadan gelen haberin kesileceğine
ağlıyorum.
1488)
Enes şunu anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü
öldü. Ömer kalkıp şöyle dedi: Rasulullah(s.a.v.) ölmedi.
Musa'nın kırk gece kavminden ayrılıp Rabb'ine gittiği gibi,
Rabb'ine gitmiştir. Ben Rasulullah'm (s.a.v.) vefat ettiğini
söyleyen münafıkların ellerini ve dillerini kesinceye kadar
yaşayacağını umuyorum.
1489)
Enes şöyle anlattı:
Rasulullah'm (s.a.v ) Medine'ye
girdiği gün, Medine'nin her şeyi aydınlanmış, vefat ettiği fc'ün
de her şeyi kapkaranlık olmuştur, Rasulullah'm (s.a.v.)
kabrinin toprağından ellerimizi çeker çekmez duygularımızı
bastırdık.
Rasulullahev Kaç Yaşında Vefat Ettiği
1490)
Ibn Abbas şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.v.) altmışüç
yaşındayken vefat etmiştir.
1491)
Enes Ibn Malik anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) kırk yaşma
girince peygamber olarak gönderildi. On yıl Mekke'de, on yıl da
Medine'de kaldı. Altmış yaşına girince de vefat etti.
1492)
Dağfel Ibn Hanzala şunu söyledi:
Peygamber (s.a.v.) altımş beş
yaşındayken vefat etti.
Musannif şöyle dedi: Doğru olan
birincisidir. Altmış diyen kimse, onluk sayıları kastetmiştir.
Kişi: Yaşım kırk diyebilir. Yaşı kırktan fazla olabilir. Ancak
fazlalık on sayısını geçmemiştir,
Rasulullahev Mirası Ve Onun Hükmü
1493)
Cuveyriye Bintu'l-Haris'in erkek kardeşi, Rasulullah'm
(s.a.v.>kayınbiraderi Amr Îbnu'l-Haris şöyle dedi:
Vallahi, Rasulullah (s.a.v.)
öldüğünde, ne dinar, ne dirhem, ne köle; ne cariye ne de koyun
bıraktı. O, sadece beyaz katırım ve vakfettiği bir araziyi
bıraktı.
1494)
Hz. Aişe Rasulullah'm (s.a.v.) şu hadisini rivayet etti: "Biz
mirasçı bırakmayız. Bizim bıraktığımız, sadakadır."
1495)
Ebu Hureyre, Rasulullah'm (s.a.v.) şu sözünü rivayet etti:
"Benim varislerim ne dinar
bölüşürler ne de dirhem. Hanımlarımın nafakasında ve memurumun
rızkının dışında bıraktığım sadakadır."
1496)
Ebu Bekr es-Sıddîk, Rasulullah'm şu sözünü rivayet etti: "Biz
miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır."
1497)
Ömer İbnu'l-Hattab, Said, Abdurrahman ve ez-Zuheyr'e şöyle
sordu:
-Allah'ınızın aşkına söyleyin,
Rasulullah'm (s.a.v.):
"Biz miras bırakmayız. Bizim
bıraktığımız sadakadır" dediğini biliyor musunuz? Onlar:
-Evet, diye cevap verdiler. Ömer
aynı şeyi el-Abbas'la Ali'ye sordu. O ikisi de aynı cevabı
verdiler.
1498)
Muhammed İb Sa'd, Muhammed îbn Sehl Ibn Ebi Hasme'nin şöyle
dediğini rivayet
etti:
Rasulullah'ın (s.a.v.) vakfettiği
şeyler Beni Nadir'in mallarmdandı. [Bunlar] yedi taneydi (yedi
bahçe ve bostandı): Araf, Delâl, Miseb, Bur-ka, Husna ve
Meşrebetu Ummi İbrahim'dir. [Bu, Meşrebetu Ummu İbrahim diye
adlandırılmıştı. Çünkü, Ummu İbrahim (ibrahim'in annesi)
Mariye'dir]. O (Mariye) orada kalıyordu. Bu mal, Beni Nadir'den
olan Sellâm İbn Mîşkem'e aitti.
Ömer İbnu'l-Hattab şunu anlattı:
Rasulullah'm üç safisi (kendisine
ayrıdığı ganimet) vardı. Beni Nadir, felaket ve musibete
uğrayanlar için ayrılmıştı. Fedek,' yolcular içindi. Hayber,
ailesinin geçim ve rızkı içindi. Humus'u (beşte biri) üçe
ayırmıştı. Üçte ikisi müslümanlar içindi. Üçte birinden ailesine
harcıyor, eğer artarsa, muhacirlerin fakirlerine geri
veriyordu.
Rasulullahın Yıkanması
1499)
İbn Abbas şöyle anlattı:
Müslümanlar Rasulullah'ı yıkamak
için toplandıklarında, evde, aile halkı: Amcası el-Abbas, Ali
îbn Ebî Talib, el-Fadl İbnu'l-Abbas, Kuşem İbnu'l-Abbas, Usame
îbn Zeyd, azatlı kölesi Salih vardı. Onu yıkamak için biraraya
geldiler. Kapının gerisinden Bedir savaşma katılan Ensarlı Enes
İbn Havlı, Ali îbn Ebi Talib'e şöyle seslendi:
-Ali! Allah aşkına, Rasulullah'a
(s.a.v.) hizmette bizi de nasiplendir. Ali ona:
-İçeri gir, dedi. enes içeri
girdi. Rasulullah'ın (s.a.v.) yıkanışında hazır oldu.
Rasululîah'm yıkanmasıyla ilgili hiçbir şeyden geri kalmadı.
Hz. Ali, üzerinde karnisi
(gömleği) olduğu halde, Rasulullah'ı (s.a.v.) bağrına bastı.
el-Abbas, el-Fadl ve Kuşem, Ali'yle bir yandan öbür yana
çeviriyorlardı. Usame'yle Salih de su döküyorlardı. Ali onu
yıkamağa başladı. Ölüler de görüle gelen şeylerden hiç birini
Rasulullah'ta görmedi. Hz. Ali şöyle diyordu: Babam, anam sana
feda olsun! Sen diri iken de, ölü iken de ne kadar iyisin,
temizsin.
1500)
Hz. Aişe şöyle anlattı:
Rasulullah'ı (s.a.v.) yıkamak
istediklerinde şöyle dediler: Vallahi, ölülerimizin elbiselirini
soyduğumuz gibi, Rasulullah'm (s.a.v.) elbiselirini soyup
soymayacağımızı bilmiyoruz? Yoksa O'nu elbiseleri üzerinde
olduğu halde mi yıkayacağız? Bu konuda anlaşmazlığa düştüler.
Allah onlara bir uyuklama verdi. Vallahi, onlardan uyuya u-yuya
çenesi göğsüne düşmeyen kimse kalmadı.
Evin bir köşesinden, kim olduğunu
anlayamadıkları birisi onlara: Peygamber'i (s.a.v.) üzerinde
elbisesi olduğu halde yıkayın dedi.
Hemen kalkıp O'nu üzerinde gömlek
olduğu halde, su ve sidrle
yıkadılar, erkekler O'nu gömleğinin üzerinden oğuyorlardı.
Hz. Aişe şöyle diyordu:
Başımdan geçenlerle ilerde
karşılaşacak olsaydım, Rasulullah'ı (s.a.v.) sadece kadınları
yıkardı.
1501)
Cafer îbn Muhammed şöyle dedi:
Su, Peygamber'in (s.a.v.) göz
kapaklarında birikiyor. Hz. AH onu içiyordu.
1502)
İbn Abas şöyle anlattı:
Hz. Ali Peygamber'i (s.a.v.)
yıkamağa başladı. Onda, ölüde görülen şeylerden hiçbirini
görmedi. O, şöyle diyordu: Diriyken de ölüyken de, ne kadar
iyisin, temizsin.
1503)
Hz. Ali'den nakledildi. O,
Peygamber'i yıkadı ve karnının ortasını sıktı. Ondan hiçbir şey
çıkmadı. Bunun üzerine şöyle dedi:
Babab anam sana feda olsun! Sen
ölüyken de, diriyken de tertemizsin.
1504)
Cafer îbn Muhammed'in babası şöyle dedi:
Rasulullah'ı (s.a.v.), Ali, el-Fadl,
el-Abbas ve Usame îbn Zeyd yıkadı. Rasulullah (s.a.v.) suyundan
içtiği Sa'd İbn Hayseme kuyusundan getirilen su sidrle üç defa
yıkandı.
Başka bir rivayette de şöyledir:
Bu kuyuya el-Urs denilmektedir.
1505)
el-Hasen şöyle dedi:
Rasulull