Kutlu Doğum 2008 - Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Hayatı, Peygamberliği Sünnet ve Hadisler

Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Kimdir, Hayatı, Peygamberliği, Sosyal Hayatı, Sünnet ve Hadis

Kutlu Doğum Haftası İçin E-Kart Gönderimi

kimdir hayati Peygamberliği Sosyal Hayatı Sünnet Hadis

 

OTUZIKINCî BOLUM

RASULULLAH'IN HASTALANMASI VE VEFATI

Rasulullahın Zehirlenmesi

Rasulullah'ın Ecelinin Yaklaşmas

Rasulullahın Vefat Etmeden Önce Cebrail'e Kuranı Arzetmesî

Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah'a Bakmak İstemesi

Rasulullahın Hastalığı Esnasında Hanımlarının Odalarına Dolaştırıldığı

Rasulullah'ın Ağrılarının Artması

Rasulullahın Gücünün Yerine Gelmesi İçin, Üzerine Su Dökülmesi Ve Cemaate Tavsiyelerde Bulunması

Rasulullah'ın Kendisine Kısas Yapılmasını İstemesi

Rasulullahın Hastalığının Ne Kadar Sürdüğü Ve Ebu Bekr'e Cemaate İmamlık Yapmasını Emretmesi

Rasulullah1n Ebu Bekr'e Bir Mektup Yazmak İstemesi Ve Sonra Yazmaması

Rasulullah'ın Evindeki Parayı Elden Çıkarması

Rasulullahın Ölmeden Önce Kölelerini Azat Etmesi

Rasulullahın Kızı Fatımaya Öleceğini Haber Vermesi

Rasulullahev Vefatından Önce Misvak Kullanması

Rasulullah'ın Kalmakla Ölmek Arasında Muhayyer Bırakıldığı

Rasulullahın Ashabını Toplayıp Tavsiyelerde Bulunması

Rasulullahın Vefat Ederken Namazı Tavsiye Etmesi

Rasulullah'ın Dünyalık Birşey Vasiyet Etmediği

Rasulullah'ın Kabrinin Mescit Haline Getirilmesini Yasaklaması

Rasullulahın Ölümünden Üç Gün Önce Durumunu Sormak Üzere Allah'ın Emriyle Cebrail'in Ona Gelip Gitmesi

Ölümü İstemediği İçin Rasulullah'ın Kendisini Kınaması

Rasulullahın Temiz Ruhunun Çıkışı

Rasulullah Vefat Ettiğinde, Üzerinde Bulunan Elbiseler

Rasulullahın Öldüğü Vakit

Halkın Rasulullah'ın Vefatı Konusunda Şüpheye Düşmeleri

Rasulullahev Kaç Yaşında Vefat Ettiği

Rasulullahev Mirası Ve Onun Hükmü.

Rasulullahın Yıkanması

Rasulullah'în Kefeni

Rasulullah İçin Kılınan Cenaze Namazı

Rasulullah'ev Kabrinin Yeri

Rasulullahın Lahdi

Rasülullahın Kabrine Ne Konulduğu.

Rasulullah Ne Zaman Defnedildi?.

Rasulullahın Kabrine İnenler

Rasulullah'ın Ve İki Arkadaşının Kabirlerinin Nasıl Olduğu.

Rasulullahın Kabrinin Fazileti

Rasulullahınkabriyle Yağmur İstenmesi

Fatımanın Rasulullah'a Ağıt Yakması

Rasulullaha Salât Getirmenin Fazileti

Meleklerin Getirilen Salât Ve Selamları Rasulullah'a Tebliğ Etmeleri

Rasulullah'a Nasıl Salât Getirilir

Yanında Rasulullahev Adı Anılıp Da Ona Salât Getirmeyen Kimsenin Kötülenmesi

Rasulullah Hakkında Duyulan Taziye.

Rasulullahın Ceskdînin Çürütmeyeceği

Rasulullah'a Ümmetinin Amellerinin Sunulması

Rasulullahın Rüyada Görülmes

 

 

 

 

 

 

 

 

OTUZIKINCî BOLUM

 

RASULULLAH'IN HASTALANMASI VE VEFATI

 

Rasulullahın Zehirlenmesi

 

1434) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Bir Yahudi kadım, içine zehir koyduğu eti Rasulullah'a (s.a.v.) ge­tirdi. Rasulullah (s.a.v.) o etten yedi ve:

- "Bu kadın etin içine zehir koymuş" dedi. Sahabiler:

-Ya Rasulellah! Bu kadım öldürelim mi? dediler. Rasulullah:

- "Hayır" dedi.

Enes şöyle der: Ben bunu (zehirlenmenin alametini) Rasulullahrm (s.a.v.) diş etlerinden görüp bilmeğe başladım.[1]

1435) Ebu Hureyre şöyle anlattı:

Bir yahudi kadını, Rasulullah'a (s.a.v.) zehirli bir koyun hediye etti. Rasulullah (s.a.v.) ashabına:

-  "Durun yemeyin, et zehirlidir" dedi. Daha sonra: "Seni böyle yapmağa sevkeden nedir?" dedi. Kadın:

-Öğrenmek istediğim şuydu: Eğer sen peygarabersen, Allah sana bunu haber verecektir. Eğer yalaıicıysan, insanlar senden kurtulurlar.[2]

1436) Ebu Seleme şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) hediyeyi yer, sadakayı kabul etmezdi. Hayber yahudilerinden bir kadın ona kızartılmış bir koyun hediye etti. Rasu­lullah (s.a.v.) ondan yedi. Bişr Îbnu'1-Bera da yedi. Peygamber (s.a.v.) kadına şu haberi gönderdi.

- "Seni böyle yapmağa ne şevketti?" Kadın;

-Eğer sen peygambersen, sana hiçbir şey zarar vermez. Eğer kralsan, insanları senden kurtarırdım, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) kendi hastalığı hakkında şöyle demişti:

"Hayber'de yediğim yemeğin acısını hâlâ duyuyorum. Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu hissediyorum."[3]

1437) Cabir İbn Abdülah şunu anlattı:

Hayber halkından yahudi bir kadın, kızartılmış bir koyunu zehir­leyerek onu Peygamber'e (s.a.v.) hediye etti. Rasulullah (s.a.v.) koyunun ön kolunu alıp ondan yedi. Onunla birlikte, ashabından bazıları da ye­diler. Peygamber (s.a.v.) onlara:

- "Ellerinizi kaldırın" dedi. Peygamber (s.a.v.) yahudi kadına adam gönderip yanına getirtti. Ona:

- "Bu koyunu sen mi zehirledin?" dedi. Kadın:

-Evet, sana bunu kim haber verdi? dedi. Rasulullah (s.a.v.) elindeki eti göstererek:

- "Bana bu haber verdi" dedi. Kadın:

- Evet, dedi.

- "Bunu yapmaktan kastın neydi?" diye sordu. Kadın:

-İçimden şöyle geçirdim: Eğer o peygamberse, bu ona zarar vermez. Şayet değilse, ondan kurtuluruz, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) onu affetti, ceza vermedi.[4]

O koyunun etinden yiyen bazı sahabiler öldüler. Peygamber (s.a.v.) koyunun etinden yediği için omuzundan hacamat yaptırdı (kan aldırdı). Hacamatı, Beyaza oğullarından mevlâsı (azatlı kölesi) Ebu Hind kara ve şefre denilen bıçaklarla yapmıştı.

Musannif (Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzî): Onu zehirleyen kadının adı: Sellâm İbn Mişkem'in hanımı Zeyneb Bintu'l-Haris'tir, dedi.

Muhammed İbn Sa'd şöyle demiştir: Bizdeki rivayetlere göre; Pey­gamber (s.a.v.) o kadını öldürmüştür.[5]

 

Rasulullah'ın Ecelinin Yaklaşması

 

1438) îbn Abbas şöyle anlattı:

Nasr suresi inince, Rasulullah (s.a.v.) Fatıma'yı çağırıp:

"Bana ecelimin yaklaştığı haber verilmiştir" dedi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Rasulullah (s.a.v.):

"Ağlama! Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin" deyince Fatı­ma güldü.[6]

 

Rasulullahın Vefat Etmeden Önce Cebrail'e Kuranı Arzetmesî

 

1439) Abdullah îbn Abbas şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.), her Ramazan'da, Cebrail'e Kur'an'ı arzederdi. Öldüğü ayda, Kur'an'ı ona iki defa arzetmişti."[7]

1440) Hicretin onbirinci yılında, Safer ayının sonlarında Rasulul-lah'ta (s.a.v.) bir baş ağrısı başladı.

el-Vakıdî şöyle demiştir: Safer'in bitmesine iki gece kala, başladı. Başkaları: Bir gece kala, demişlerdir. Rabiu'l-evvel m başında da, denilmiştir. Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasulullah'ın (s.a.v.) rahatsızlığı, Meymune'nin evinde başladı. O gün çıkıp benim yanıma geldi. Ben:

- Başım ağrıyor, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Benim de başım ağrıyor" dedi.

Daha sonra Meymune'nin evine döndü ve ağrısı şiddetlendi. O, hanımlarından, hastayken Aişe'nin odasında kalmasına izin vermelerim istedi Ona izin verdiler. Rasulullah (s.a.v.) ayakları yerde sürünür bir halde (başkalarının desteğiyle) onun evine gitti.

1441) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Bir gün, Rasulullah (s.a.v.), Baki mezarlığından, bir cenazeden geldi. Beni, baş ağrısından: Vay başım! derken buldu ve şöyle dedi:

- "Bu sana zarar vermez. Eğer benden Önce ölseydin, seni yıkar, kefenler, cenaze namazım kılar ve defnederdim."[8] Ben de şöyle dedim:

-Vallahi, ben sanki senin ne yapacağını görür gibiyim. Eğer ben böyle olsaydım, sen benim odama döner, orada hanımlarından biriyle yatardın.

Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Ölümüyle sonuçlanan rahatsızlığı başladı.

1442) Hz. Aişe, Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı esnasında şöyle sor­duğunu söyledi: "Ben, yarın neredeyim? Ben, yarın neredeyim?" Bu sö­züyle Hz. Âişe'yi kasdediyordu. Hanımları onun istediği yerde olmasına izin verdiler. O, Hz. Aişe'nîn odasına geçti. Nihayet onun yanında öldü.[9]

 

Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah'a Bakmak İstemesi

 

1443) İbn Salim şunu rivayet etti: Ebu Bekr Peygamber'e gelip:

-Ya Rasulellah! Bana izin ver de, hastalığın esnasında sana ben bakayım, dedi. Rasulullah (s.a:v.) da şu cevabı verdi:

- "Ebu Bekr! Başıma gelen hastalık hanımlarıma ve kızlarıma çok ağır gelse de, bakım ve tedavimi onlara yüklemedinı. Baktığın için Allah sana ecrini verecektir." [10]

 

Rasulullahın Hastalığı Esnasında Hanımlarının Odalarına Dolaştırıldığı

 

1444) Cafer İbn Muhammed'in babası şunu anlattı:

"Peygamber (s.a.v.), hastalığı sırasında hanımları arasında taksi­mat yapılarak örtüsünün içinde sırasıyla onların odasına götürülüyor­du."[11]

 

Rasulullah'ın Ağrılarının Artması

 

1445) Hz. Aişe şöyle dedi:

Peygamber yatağında sızlanmağa ve kıvranmağa başladı. Ö'na:

-Bunu, bizden birisi yapsa, ona üzülürdün, dedim. Bunun üzerine şöyle dedi:

- "Mü'minler ağır belalara uğratılırlar."[12]

1446) Abdullah şöyle anlattı:

"Ağır hasta iken Rasulullah'm (s.a.v.) yanma girdim. Ona dokun­dum ve şöyle dedim:

-Ya Rasuiellah! Sen, şiddetli bir hummaya tutulmuşsun. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-  "Evet. Ben sizden iki kişinin hummasına eşit hummaya tutul­dum" buyurdu. Ben:

-Sana iki ecir vardır, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Evet. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun! Hastalğıa tutulan hiçbir müsiüman yoktur ki, Allah onun hata ve günahlarını, ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin" buyurdu.[13]

1447) Hz. Aişe şöyle dedi:

Hastalığı Rasulullah'ınkinden (s.a.v.) daha şiddetli olan hiç kim­seyi görmedim.

1448) Ebu Said el-Hudrî şöyle anlattı:

Rasulullah'a. (s.a.v.) geldik. Şiddetli bir hummaya tutulmuştu. Bizden birinin eli, hummanın şiddetinden dolayı ısınır ısınmaz, teşbih getirmeğe (hayretimizi ifade etmeğe) başladık. Bunun üzerine. Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

'İnsanların en ağır belaya uğratılanları, peygamberlerdir. Bize geleh bela böyle ağır olduğu gibi, ecrimiz de kat kat olur."[14]

Şöyle denilse: Büyüklere belanın ağırlaştırılmasının sebebi nedir? Buna İbn Akü şöyle cevap vermiştir:

Büyüklere, ağır belaya dayanıklı olmaları için cevherler verilmiş­tir. Allah onları göstermek ve verdiği belaya sabretmeleri ve kazasına rıza göstermeleri için, sonrakilere hüccet yapmıştır.

1449) Ebu Ubeyde'nin halası Fatıma şunu anlattı:

Biz, bazı kadınlarla birlikte Rasulullah'ı ziyarete gitmiştik. O'nu, hummanın hararetinin şiddetinden, sanki asılı duran bir sudan üzerine hep su damlıyormuş gibi bulduk. Bunun üzerine:

- Ya Rasulellah! Şifa bulman için dua etsen" dedik. Rasulullah:

- "İnsanların en ağır belaya uğratılanları peygamberlerdir. Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir. Sonra derecelerine göre onlardan sonra gelenlerdir."[15]

1450) Hz. Aişe şunu anlattı:

Rasulullah'ı (s.a.v.) ölürken gördüm. Yanında içi su dolu bir bardak vardı. Elini bardağın içine sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da şöyle diyordu:

"Allah'ım! Ölümün sekeratına (sıkıntılarına) karşı bana yardım et."[16]

1452) Hz. Aişe şöyle anlatmıştır:

Ölümün, Rasuluüah'a (s.a.v.) olan şiddetinden sonra, ölümü şid­detli bulunan mümine imrenmekten geri kalmadım.

1453) Enes şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.), ölüm ızdırabını çekerken Hz, Fatıma: -Vay çektiğin ızdıraba babacığım! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızdırap kalmayacak. Her kimin ondan bir alacağı varsa Allah kıyamete kadar alacaklılarına onun borçlarını ödemiştir."[17]

 

Rasulullahın Gücünün Yerine Gelmesi İçin, Üzerine Su Dökülmesi Ve Cemaate Tavsiyelerde Bulunması

 

1454) Hz. Aişe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) ağırlaşıp ağrıları artınca:

- "Üzerime ağız bağları çözülmemiş yedi tulum su dökün ki cema­ate tavsiyelerde bulunayım" dedi.

Onu, Hafsa'ya ait bir leğene oturttuk ve üzerine su dökmeğe baş­ladık. Sonunda yeter demeğe başladı. Daha sonra cemaatin yanına gidip onlara namazı kıldırdı ve hutbe okudu. [18]

1455) Yine Hz. Aişe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) hastalığı esnasında:

"Çeşitli, yedi kuyu suyundan üzerime dökün ki, cemaatin yanma gidip tavsiyelerde bulunayım" dedi.

Bunun üzerine onu, Hafsa'ya ait bir leğenin içine oturttuk. Sonra onun üzerine su döktük. Rasulullah (s.a.v.) bir rahatlama hissetti. Gidip minbere çıktı. Allah'a hamd ve senada bulundu. Uhud'da şehit olan sa~ habiler için Allah'tan mağfiret diledi ve onlar için dua etti. Sonra şöyle dedi:

"Ensar, benim kendilerine sığındığım hususî cemaatimdir. onların iyilerine iyilik ediniz. Onların kötülerini bağışlayın. Ancak had gereken şeylerde affetmeyin. Allah'ın kullarından biri dünya nimetleriyle Al­lah'ın katmdakiler arasında muhayyer bırakıldı. O, Allah'ın katmdaki-leri seçti."

Hz. Ebu Bekr ağladı ve Rasulullah'ın (s.a.v.) kendisini kastettiğini anladı. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi:

"Yavaş ol Ebu Bekr! Şu mescide açılan kapıları kapatın. Yalnız Ebu Bekr'in kapısı açık kalsın. Yarın, bana göre arkadaşlık konusunda Ebu Bekr'den daha üstün birisini bilmiyorum."[19]

 

Rasulullah'ın Kendisine Kısas Yapılmasını İstemesi

 

1456) el-Fadl îbn Abbas şöyle rivayet etti:

Rasulullah (s.a.v.) bana geldi. Onun yanına çıktım. Onun humma­ya tutulmuş olduğunu ve başını örttüğünü gördüm.

-  "Elimden tut" dedi. Elinden tuttum. Gidip minberin üzerine o-turdu. Daha sonra şöyle dedi:

- "Halka seslen."

Cemaat toplanınca, Allah'a hamd ve senada bulundu ve:

- "Ey cemaat! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş ola­bilir. Ben kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte sırtım. Benden öcünü alsın. Kimin malından almışsam, işte malım. Kimin namus ve şerefine dil uzatmışsam [işte namus ve şerefim]. Benden öcünü alsın. Hiç kimse şöyle demesin: Rasulullah'm (s.a.v.) kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım. Kin ve düşmanlık beslemek asla, benim huyumdan ve halim­den değildir. Bana göre, sîzin en sevgili olanınız, varsa hakkım benden alan veya hakkını bana helal eden kişidir ki, Rabb'ime, onun sayesinde, gönül hoşluğu ve rahatlığıyla kavuşacağım. Ben, aranızda durup bu sö­zümü tekrarlamaktan kendimi müstağni göremiyorum."

Bu konuşmayı yaptıktan sonra minberden indi ve ikindi namasım kıldı. Tekrar minbere oturdu. Yine kin ve düşmanlıkla ilgili diğer konu­lardaki ilk konuşmasını yaptı. Bir adam kalkıp:

-Benim senden üç dirhem alacağım var, dedi. Rasulullah (s.a.v.): -Fadlî Ona (dirhemlerini) ver, dedi.

Daha sonra: "Ey cemaat! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa, onu hemen ödesin. Dünyada rezil olurum demesin. Dünyada rezil olmak, a-hirette rezil olmaktan daha hafiftir" dedi.

Bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi:

-Ya Rasulellah! Ben, Allah yolunda savaş ganimetine hıyanet et­miş, üç dirhem üzerime geçirmiştim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Sen, bu hıyaneti niçin yaptın?" diye sordu. Adam:

- Ona ihtiyacım vardı, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Fadl! Bu kişiden üç dirhemi teslim al" buyurdu. [20]

1457- Abdullah İbn Ebî Bekr şöyle anlattı:

Hayber savaşında ayağımdaki kalın ve kaba ayakkabılarla Rasu-îullah'a (s.a.v.) sıkıntı verdim. Onlarla Rasulullah'm (s.a.v.) ayağına bastım. Elindeki kırbaçla bir defa bana vurdu. O şöyle dedi:

- "Bismillah, benim canımı yaktın."                                ,

Ben: Rasulullah'm (s.a.v.) canını yaktım diye geceyi kendimi kı­nayarak geçirdim. Allah biliyor, gecem hep böyle geçti.

Sabah olunca bir adam:

-Falanca nerede? diye bağırmağa başladı. Ben:

-Vallahi, dün şu şu hareketi yapan kimseyim, dedim. Korka korka gittim. Rasulullah (s.a.v.):                                                             

- "Sen dün ayakkabınla benim ayağıma bastın. Benim canımı yak­tın. Ben de kırbaçla sert bir şekilde sana vurdum. Şu seksen baş davarı onun karşılığı olarak al" dedi.[21]

1458) İbn Ömer şöyle anlattı:

Rasuiullah (s.a.v.) bir gün, cihada teşvik etti. Sahabiler onun ya­nında toplandılar. Onun üzerine üşüştüler. RasuluUah'm (s.a.v.) eîinde kabuğu soyula soyula incecik kalmış bir hurma çubuğu vardı.

Rasuiullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- "Benden şunu uzaklaştırın. Üzerime fazla üşüştünüz." Peygamber, birisinin karnına dürttü ve onu kanattı. Adam: -Bu, senin peygamberinin bana yaptığı şeydir, diyerek çıktı.

Hz, Ömer onu duydu ve onu Rasulullah'a (s.a.v.) getirdi. Rasuiul­lah (s.a.v.):

- "Gerçekten ben sana dürttüm mü?" dedi. Adam:

- Evet, diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ne istiyorsun" diye sordu. Adam:

- Senden öcümü almak istiyorum, dedi.

Adam hurma çubuğunu aldı. Rasulullah'm (s.a.v.) karnını açtı. Çubuğu elinden atıp Rasulullah'm (s.a.v.) göbeğini öptü ve şöyle dedi:

- "Bunu yapmak istedim ki, senden sonra yeryüzüne zalim gelme­sin."

1459) Ebu Said el-Hudrî şöyle anlattı:

Muhacirlerden zayıf birisinin Rasuiullah'tan (s.a.v.) bir isteği var­dı. İsteğini arzedebiîmek için onunla yalnızken görüşmek İstedi. Rasu­lullah (s.a.v.) Batha'da ordugâh kurmuştu. O geceleyin geliyor, Beyt'i tavaf ediyordu. Sabah olunca da sabah namazını kılıyordu.

Bir gece, sabaha kadar tavaf etti. Hayvanına binince adam karşı­sına çıkıp devesinin yularını tuttu ve:

-Ya Rasulellah! Senden bir isteğim var, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Sen ihtiyacına kavuşacaksın" dedi. Adam çekip gitmedi. Rasu­lullah onun, kendisini alakoyacağmdan endişe ederek ona kırbaç salladı. Sonra yoluna devam etti. Onlara sabah namazını kıldırdı.

Namazı kıldırıp işlerini bitirince yüzünü cemaate döndü. Bu ha-raketinden bir olay olduğunu anladılar. Hemen etrafında toplandılar.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- "Az Önce kırbaç vurduğum kişi nerede?" Sözünü tekrar etti: "Ce­maatin içindeyse ayağa kalksın" dedi. Adam:

-Allah'a sonra da Rasulü'ne sığınırım demeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) da:

- "Ona yaklaşayım, ona yaklaşayım" diyordu. Sonunda Rasulullah (s.a.v.) onun önüne geldi. Kırbacı ona verdi ve: "Al kırbacı, öcünü al" dedi. Adam:

-Peygamber'ini (s.a.v,) kırbaçlamaktan Allah'a sığınırım, dedi. Ra­sulullah (s.a.v.):

- "Affetmen şartıyla" dedi. Adam, kırbacı attı ve: -Affettim ya Rasulellah! dedi.

Ebu Zerr kalkıp yanma gitti ve:

-Ya Rasulellah! Akabe gecesini hatırla. Uyurken seni götürüyor-dum. Binmiş olduğun hayvanı sürerken yavaşlıyor, yularından tutunca da huysuzluk yapıyordu. Kırbaçla sana dürttüm ve: Sana gelenler var, dedim. Sen de: Sen suçlu değilsin, dedin. Al ya Rasulellah! Kısasa kısas yap. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ben affettim" dedi.

-Kısasa kısas yap. Çünkü bana göre böylesi daha iyi dedi. Rasu­lullah (s.a.v.) ona kırbacı vurdu. Rasulullah'ın (s.a.v.) vurduğu kırbacın acısından dolayı onun kıvrandığını gördüm.

Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-"Ey cemaat! Allah'tan korkun. Vallahi, bir mü'min, başka bir mü'mine, zulmetsin de, Allah kıyamet günü, ondan onun intikamını al­masın."

1460) Muhammed îbn Ömer şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Taiften Ci'rane'ye giderken, yanında Rasulul-lah'ın (s.a.v.) devesinin üzerinde Ebu Zuneym de vardı.

Ebu Zuneym bunu şöyle anlatır:

Ayakkabımın ucu onun bacağına dokunup canını yaktı. Rasulullah (s.a.v.):

- "Canımı yaktın. Ayağını geri çek" dedi ve ayağıma kırbaçla vurdu. Beni biraz uzaklaştırdı. Kendisi de yerinden kımıldamadı.

Yaptığım şeyin büyüklüğünden dolayı hakkımda ayet inmesinden korktum. Sabahı Ci'rane'de geçirdikten sonra, benim günüm olmadığı halde, beni arayan bir elçinin peygamber'e gelmesinden korktuğum için sırtı daha kalın bir şekilde çıktım. Yolcular gidince sordum. Rasulullah (s.a.v.) seni istedi, dediler. Çekine çekine geldim. Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- "Sen ayağınla benim canımı yaktın. Ben de kırbaçla senin canını yaktım. Vurduğumun yerine şu davar sürüsünü al."

Onun benden hoşnut kalması, benim için dünyadan ve dünyada-kilerden daha iyiydi.

Peygamber (s.a.v.) onu, Tebuk'e gitmek istediğinde, savaşa davel etmesi için kabilesine gönderdi.[22]

 

Rasulullahın Hastalığının Ne Kadar Sürdüğü Ve Ebu Bekr'e Cemaate İmamlık Yapmasını Emretmesi

 

Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığı on iki gün sürdü. Ondört gün de denilmiştir.[23] Namaza çıkıyordu. Sadece üç gün çıkamadı. O:

- "Ebu Bekr'e emredin, cemaate namazı o kıldırsın" dedi.[24]

1461) Hz. Aişe anlattı:

Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığı ağırlaşmca, namaz vaktinin geldi­ğini duyurmak için Bilal ona geldi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ebu Bekr'e emredin cemaate namazı kıldırsın" dedi. Ben:

-Ya Rasulellah! Ebu Bekr, yufka yürekli ve zayıf birisidir. O, senin makamında durursa, insanlara sesini duyuramaz. Ömer'e emrteseydin, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ebu Bekr'e emredin. Cemaate namazı kıldırsın" dedi. Ben Haf-sa'ya:

-O'na sen söyle, dedim. Hafsa O'na:

-Ya Rasulellah! Ebu Bekr, yufka yürekli ve zayıf birisidir. Senin makamında durursa, insanlara sesini duyuramaz. Ömer'e emretseydin, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Sizler de, Yusuf un (a.s.) sahabileri olan kadınlar gibisiniz. Ebu Bekr'e emredin. Cemaate namazı kıldırsın" dedi.

Ebu Bekr'e emrettiler. O da, cemaate namazı kıldırdı. Ebu Bekr namaza başladığında, Rasulullah (s.a.v.) kendinde bir hafiflik hissetti, iki kişiye dayanarak ve ayakları yerde sürünerek mescide geldi. Ebu Bekr, Ö'nun geldiğini hissedince geriye çekilmek istedi. Rasululîab (s.a.v.): "Olduğun yerde dur" anlamında ona işaret etti. Rasulullah (s.a.v.) gelip Ebu Bekr'in solunda oturdu. Rasulullah (s.a.v.) oturuyor, Ebu Bekir ise ayaktaydı. Ebu Bekr, Rasulullah'm (s.a.v.) namazına uydu. Cemaat de Ebu Bekr'in namazına uydu.[25]

1462) Enes İbn Malik şöyle anlattı:

Ebu Bekr, Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatından önceki hastalığında, cemaate namaz kıldırıyordu. Pazartesi günü, Müslümanlar saflar halinde namaz kılarlarken Peygamber (s.a.v.), odanın perdesini açıp bize baktı. Kendisi ayaktaydı ve yüzü mushaf yaprağı gibiydi. Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Rasulullah'ı (s.a.v.) gördüğümüzde sevindiğimiz için namazdan çıkmayı düşündük. Ebu Bekr, Rasulullah'ın (s.a.v.) namaz için çıktığını zannederek, safa gelmesi için ökçesinin üzerinde geri dön­dü. Rasulullah (s.a.v.): "Namazınızı tamamlayın" manasında cemaata i-şaret etti. Perdeyi indirdi. O gün vefat etti.[26]

 

Rasulullah1n Ebu Bekr'e Bir Mektup Yazmak İstemesi Ve Sonra Yazmaması

 

1463) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) ağırlaşınca, Abdurrahman İbn Ebi Bekr'e:

- "Bana yazı yazacak şeyler getir. Ebu Bekr'e bir yazı yazayım ki, onun üzerinde anlaşmazlığa düşülmesin" dedi.

Abdurrahman ayağa kalkınca:

- "Ebu Bekr! Allah da, mü'minler de, senin hakkında anlaşmazlığa düşülmesine razı olmazlar" dedi.[27]

Rasulullah'ın (s.a.v.), Ebu Bekr'in adım zikretmeden bir yazı yaz­mak istediği de rivayet edilmiştir.

1464) Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatı yaklaştığında şöyle buyurdu:

- "Getirin, size bir yazı yazayım da, bundan sonra yolunuzu şaşır-mayasımz."

Evde, aralarında Ömer Îbnu'l-Hattab'm da bulunduğu bazı kişiler vardı. Hz. Ömer:

-Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı şiddetlendi. Sizin Kur'an'mız var. Allah'ın kitabı bize yeter. Ev halkı anlaşmazlığa düştü ve tartışmağa başladılar. Bazıları: Rasulullah (s.a.v.) sizin için yazacağını yazsın di­yordu. Bazıları da Ömer'in söylediğini söylüyorlardı.

onlar Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında, anlaşmazlığı artırıp sözleri birbirine karıştırınca ve Rasulullah'a (s.a.v.) baygınlık verince:

- "Yanımdan kalkın" dedi. îbn Abbas şöyle diyordu:

Ne büyük musibettir ki, anlaşmazlığa düşüldüğü ve sözler birbiri­ne karıştırıldığı için yazacağı yazı arasına girilmiştir.[28]

 

Rasulullah'ın Evindeki Parayı Elden Çıkarması

 

1465) Sehl îbn Sa'd şunu anlattı:

Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında yedi dinar vardı. Onları Hz. Aişe'nin yanma koymuştu. Hastalığı esnasında:

- "Aişe! Yanındaki altını (parayı) Ali'ye gönder" dedi.

Sonra bayıldı. Aişe, O'nun hastalığıyla meşgul oldu, Hz. Aişe onu Ali'ye gönderdi. Ali'de fakirlere dağıttı. Rasulullah da pazartesi gecesi vefat etti. Aişe, lambasıyla kadınlardan birine gitti ve:

-Tulumundan, benim lambama yağ damlat. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) vefat etti, dedi.[29].

1466) el-Muttalib îbn Hantab şöyle anlattı:

Rasulullah, Hz. Aişe'nin göğsüne yaslanmış bir haldeyken ona:

- "Aişe! O, azıcık altını (parayı) ne yaptın?" dedi. Aişe:

- Yanımda, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Onu fakirlere dağıt" dedi.

Daha sonra kendinden geçti. Kendine gelince:

- "O azıcık altını fakirlere dağıttın mı?" dedi. Hz. Aişe:

- Hayır, diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.v.) altınları getirtip avu-cuna koydu. Sonra saydı. Hepsi altı dinar idi. Sonra şöyle dedi:

-  "Muhammed, bunlar yanmdayken, Rabb'ine kavuşacağını san­maz."

Onların hepsini fakirlere dağıttı ve o gün vefat etti.[30]

 

Rasulullahın Ölmeden Önce Kölelerini Azat Etmesi

 

1467) Sehl İbn Yusuf un babası, dedesinden şunu nakletti: Peygamber hastalığı esnasında kırk kişiyi (köleyi) azat etti.[31]

 

Rasulullahın Kızı Fatımaya Öleceğini Haber Vermesi

 

1468) Hz. Aişe şunu anlattı:

Patıma (r.a.), Rasulullah (s.a.v.) gibi yürüyerek babasının yanma geldi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Hoş geldin kızım!" dedi. Yanına oturttuktan sonra ona gizlice birşey söyledi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Fatıma'ya:

-Rasulullah (s.a.v.) özel olarak seninle konuştu ama sen ağlıyor­sun, dedim.

Sonra Rasulullah (s.a.v.) ona gizlice bir söz daha söyledi. Fatıma bu defa da güldü. Ben şöyle dedim:

-Ben, bugünkü gibi sevincin üzüntüye bu derece yakın olduğunu görmedim.

Ona, Rasulullah'ın (s.a.v.) ne dediğini sordum. Fatıma;

-Rasulullah'm (s.a.v.) sırrını asla ifşa edemem, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, ona tekrar sordum. Şöyle cevap verdi:

-Bana gizlice şunu söylemişti: "Cebrail bana Kur'an'ı her yıl bir defa arzediyordu. Bana (bu yıl) iki defa arzetti. Ecelimin gelmiş oldu­ğunu zannediyorum. Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin. Ben se­nin için ne iyi selefim." İşte bunun için ağladım. Daha sonra da şöyle dedi: "Bu ümmetin kadınlarının veya mü'minlerin kadınlarının hanı­mefendisi olmaya razı olmaz mısın?" Buna da güldüm.[32]

 

Rasulullahev Vefatından Önce Misvak Kullanması

 

1469) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Allah'ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Rasulullah'm (s.a.v.) benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olarak vefat etmesidir. Yine Allah vefatı esnasında benim tükrüğümle O'nun tükrü-ğünü feiraraya getirmiştir. Rasulullah'ı (s.a.v.) göğsüme yasladığım sı­rada, Abdurrahman elinde bir misvakla yanıma geldi. Rasulullah'm ona baktığını gördüm. Misvak! istediğini anladım. Onu senin için alayım mı? diye sordum. Başıyla: Svet diye işaret etti. Misvağı yumuşattım. Alıp dişlerine sürdü. Önünde içinde su bulunan bir kap vardı. Ellerini suya sokup yüzüne sürmeğe ve şöyle demğe başladı:

"Lâ ilahe illallah. Ölümün de ızdırap ve şiddetleri var." Sonra elini kaldırdı ve: "Rafîk-i â'lâ zümresine kat" demeğe başladı. Mübarek ruhu alındı ve eli düştü.[33]

 

Rasulullah'ın Kalmakla Ölmek Arasında Muhayyer Bırakıldığı

 

1470) Bişr İbn Said şöyle anlattı: Rasuhıllah (s.a.v.), cemaate şu konuşmayı yaptı:

"Aziz ve Celil olan Allah bir kulu, dünya ile Allah katındakiler a-rasında muhayyer kıldı. O kul da, Allah katında olanı tercih etti."

Bunun üzerine Ebu Bekr ağladı. Biz, Rasulullah'm (s.a.v.), mu­hayyer bıkarılan kuldan bahsetmesine Ebu Bekr'in ağlamasını yadır­gadık. Muhayyer bırakılan Rasulullah'tı (s.a.v.). Bunu, Ebu Bekr daha iyi biliyordu. [34]

1471) Hz. Aişe şunu anlattı:

Hiçbir peygamberin dünya ile ahiret arasında muhayyer bırakıl­madıkça vefat etmeyeceğini duyardım. Hastalığı esnasında, Rasulul-lah'ın (s.a.v.) sesi çok kısıldı. Onun şöyle dediğini duydum: "Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine lutuflarda bulun­duğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."[35] Anladım ki muhayyer bırakılan oydu.[36]

 

Rasulullahın Ashabını Toplayıp Tavsiyelerde Bulunması

 

1472) İbn Mes'ud şunu anlattı:

Peygamberimiz (s.a.v.) ve habibimiz daha ölmeden bir ay Önce bize öleceğini haber vermişti. Babam, anam ve kendim onun yoluna feda o-layım. Ayrılık yaklaşınca, bizi annemiz Aişe'nin evinde topladı ve şöyle konuştu:

- "Hoş geldiniz. Allah sizi yaşatsın. Sizi yükseltsin.' Sizi korusun. Size ihsan etsin. Size nzık versin. Sizi menfaatlendirsin. Sizi barındırsın ve sizi korusun.

Size, Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Yine size Allah'ı tavsiye ederim ve sizi ona havale ederim. Sizin Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim. Ben, size, O'nun tarafından gönderilen açık bir uyarıcıyım. Kulları ve ülkeleri hakkında siz Allah'a üstün gelemezsiniz. Çünkü o, bana ve size şöyle dedi: "işte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbür­lenmeyi ve bozgunculuğu arzu etmeyen kimselere veririz. Akıbet, takva sahiplerinindir."[37] Daha sonra şöyle buyurdu:

"Kibirlenenler için Cehennemde barınacak bir yer mi yoktur?"[38]. Biz:

- Ya Rasulellah! Ecelin ne zaman? dedik. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ayrılık, Allah Cennetu'l-me'va, Sidretu'l-munteha', Rafik-i a'la, en yeterli nimet ve pay ve en mutlu hayata dönüş yaklaştı" dedi.

- Ya Rasulellah! Seni kim yıkasın? dedik.

-  "Ehl-i beytimin erkekleri ve en yakın olanlar" diye cevap verdi. Biz:

-Ya Rasulellah! Seni, ne ile kefenleyelim? dedik, Rasulullah:

- "isterseniz şu elbiselerimle, isterseniz Mısır işi örtülerle, isterse­niz Yemen işi bir hırkayla" dedi. Biz:

- Ya Rasulellah! Senin namazını kimler kılsın? dedik. Bunun üzerine ağladı. Biz de ağladık. Sonra şöyle dedi:

- 'Yavaş olun! Allah size merhamet etsin ve size pygamberinizden dolayı iyilikle karşılık versin. Beni yıkayıp kefenlediğinizde, şu evimdeki kabrimin kenarındaki şu şeririmin (divanımın) üzerine koyun. Sonra bir süre yanımdan çıkın. Benim namazımı ilk kılacaklar, habibim ve halilim Cebrail, sonra Mikail, sonra israfil, sonra da bir melek ordusu içinde ölüm meleğidir. Sonra grup grup benim yanıma girin ve bana salat u selam getirin. Kadınların ağlamaları ve yas tutmalarıyla bana eziyet etmeyin. Benim namazımı önce Ehl-i Beyt'imin erkekleri sonra da onla­rın kadınları kılsın. Sonra da sizler ashabımdan burada olmayanlara ve Kıyamet gününe kadar dinim üzere bana tabi olanlara selam söyleyin." Biz de:

-Ya Rasulellah! Seni kabrine kim koyacak? dedik. Rasulullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

-  "Birçok melekle birlikte akrabalarım. O melekler sizi görürler ama siz onları göremezsiniz."[39]

 

Rasulullahın Vefat Ederken Namazı Tavsiye Etmesi

 

1473) Enes şöyle dedi: Rasulullah'm ölürken vasiyeti şuydu: "Namaza ve ellerinizdeki kölelerinize."

Rasulullah (s.a.v.) dili onu söylemeğe çalışırken son nefesini verdi.[40]

1474- Enes şunu anlattı:

Rasulullah'm (s.a.v.) son nefesinde, daha dili konuşurken yaptığı vasiyet şuydu:

"Allah'tan korkun. Namaza, namaza ve ellerinizdeki kölelerinize."[41]

 

Rasulullah'ın Dünyalık Birşey Vasiyet Etmediği

 

1475) Talha şunu anlattı: Abdullah İbn Ebi Evfa'ya: -Rasulullah (s.a.v.) vasiyette bulundu mu? diye sordum. O: -Hayır, diye cevap verdi. Ben:

-Kendisi vasiyette bulunmadığı halde nasıl mü'minlere vasiyeti emretti? dedim. Abdullah:

-Allah'ın Kitab'ını vasiyet etti, dedi.[42]

1476) Hz. Aişe şöyle anlattı:                                                    

Rasulullah (s.a.v.) ne dinar, ne dirhem, ne koyun ne de deve bı­raktı. Hiçbir şey vasiyet etmedi.[43]

 

Rasulullah'ın Kabrinin Mescit Haline Getirilmesini Yasaklaması

 

1477) İbn Abbas'la Aişe şunu anlattılar:

Rasulullah (s.a.v.) son deminde kendisine ait bir elbiseyi yüzüne örtmeğe başladı. Bunaldıkça onu yüzünden kaldırıyordu. Bu halde iken yahudilerle hristiyanların yaptıklarından ümmetini sakındırmak için:

"Allah'ın laneti yahudilerle hristiyanlara olsun! Peygamberlerinin kabirlerini mescide çevirdiler" dedi.[44]

 

Rasullulahın Ölümünden Üç Gün Önce Durumunu Sormak Üzere Allah'ın Emriyle Cebrail'in Ona Gelip Gitmesi

 

1478) Ebu Hureyre şöyle anlattı:

Cebrail, Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatıyla sonuçlanan hastalığında Peygamber'e gelip:

-Allah sana selam ediyor ve sana: Kendini nasıl buluyorsun? diye soruyor, dedi. Rasuhıllah (s.a.v.):

- "Allah'ın emîni (Cebrail)! Kendimi acı çekiyor buluyorum" dedi. Cebrail ertesi gün yine geldi ve:

-Muhammedi Allah sana selam söylüyor ve: Kendini nasıl bulu­yorsun? diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):               

- "Allah'ın emîni! Kendimi acı çekiyor buluyorum" diye cevap verdi. Üçüncü gün, Cebrail yanında ölüm meleği olduğu halde geldi ve:

-Muhammedi Rabbin sana selam ediyor ve: Kendini nasıl bulu­yorsun? diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Allah'ın emîni! Kendimi acı çekiyor buluyorum. Şu yanında olan kim?" dedi. Cebrail:

-O, ölüm meleğidir. Bu, senden sonra dünyada benim görevimin sonu, senin de dünyadaki görevinin sonudur. Senden sonra, Adem oğul­larından Ölecek hiç kimseye sana üzüldüğüm kadar üzülmeyeceğim. Senden sonra yeryüzünde hiçbir kimseye inmeyeceğim, dedi.

Peygamber (s.a.v.), Ölümün ızdırap ve şiddettim hissetti. Yanında içinde su bulunan bir bardak vardı. Ölümün ızdırap ve şiddetini hisse-tikçe bu sudan alıp yüzüne sürüyordu ve şöyle diyordu:

"Allah'ım! Ölümün ızdırap ve şiddetlerine karşı bana yardım et."[45]

1479) Cafer İbn Muhammed'inbabası şunu anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatına üç gün kala Cebrail ona geldi ve:

-Muhammedi Yüce Allah, sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi, senden daha iyi bildiği halde, "kendini nasıl hissediyor­sun" diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Cebrail! Kendimi, baygın hissediyorum. Cebrail! Kendimi sıkın­tılı hissediyorum" dedi.

ikinci gün Cebrail yine geldi:

-Muhammedi Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Cebrail! Kendimi, baygın hissediyorum. Cebrail! Kendimi sıkın­tılı hissediyorum" dedi.

Üçüncü gün olunca, Cebrail yine geldi. Onunla birlikte, İsmail de­nilen, havada ikamet eden, semaya asla çıkmayan, arzın (yerin) var ol­masından beri yere inmeyen ve yetmişbin meleğin üstünde olan bir başka melek indi. Cebrail onlaruı önüne geçip:

-Muhammed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Kindimi baygın ve sıkıntılı hissediyorum" dedi. Daha sonra, ölüm meleği izin istedi. Cebrail:

-Muhammed! Bu ölüm meleğidir. Senin yanma gelmek için izin istiyor. Senden önce hiçbir Ademoğlundan izin istemedi ve senden sonra da hiçbir Ademoğlundan izin istemeyecek, dedi. Rasulullah:

- "Ona izin veriyorum" dedi.

Ölüm meleği içeri girdi. Rasulullah'm huzurunda durdu ve:

-Ya Rasulellah! Allah, hej\ sana gönderdi ve senin bana emrede­ceğin her şeyde sana itaat etmemi emretti. Eğer bana canını almamı emredersen, canını alacağız. Eğer canını almamamı emredersen, alma­yacağım, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ey Ölüm meleği! Böyle yapacak mısın?" dedi. Ölüm meleği:

-Bana böyle emredildi. Bana emredeceğin her şeyde sana itaat edeceğim, dedi. Cebrail:

-Allah seni özledi [46], dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ölüm meleği! Emrolunduğun şeyi yerine getir" dedi. Cebrail:

-Es-Selamu aleyke ya Rasulellah! Bu, yeryüzüne son ayak basışım. Benim dünyadaki işim sadece sendin, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat etti.[47]

 

Ölümü İstemediği İçin Rasulullah'ın Kendisini Kınaması

 

1480) Ebu'l-Huveyris şöyle anlattı: '

Rasulullah (s.a.v.), vefatıyla sonuçlanan hastalığına kadar, ne za­man bir rahatsızlık geçirse, Allah'tan mutlaka afiyet isterdi. Son rahat­sızlığında şifa vermesi için dua etmedi. O şöyle demeğe başladı:

"Ey nefs! Sana ne oluyor ki, her sığınacak yere sığınıyorsun." [48]

1481) Hz. Aişe şöyle anlattı:           ı

Rasulullah (s.a.v.) şu kelimelerle istiâzede bulunuyordu:

"Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider. Şifa ver. Senden başka şifa verici yoktur. Sen öyle bir şifa ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın."

Rasulullah (s.a.v.), ölümüyle sonuçlanan hastalığında durumu a-ğırlaşınca, elinden tuttum. Kendi eliyle onu meshetmeğe (vücuduna sürmeğe) ve okumağa başladım. Elini benden çekip şöyle dedi:

"Rabbim! Beni bağışla ve beni Rafîk'a kavuştur." Bu ondan duyduğum son sözdü.[49]

 

Rasulullahın Temiz Ruhunun Çıkışı

 

1482) Hz. Aişe şöyle dedi:

Rasulullah, başı benim bağrımdayken vefat etti. Ruhu çıktığında, şimdiye kadar ondan daha hoş bir koku duymamıştım.[50]

 

Rasulullah Vefat Ettiğinde, Üzerinde Bu­lunan Elbiseler

 

1483) Ebu Burde şöyle dedi:

Aişe, bize mulebbede denilen keçeleşmiş bir elbiseyle kaim bir izar çıkarıp: Rasulullah'ın ruhu, bunların içinde alındı, dedi.[51]

 

Rasulullahın Öldüğü Vakit

 

Rasulullah (s.a.v.), pazartesi günü, günün ortasında, kaba kuşluk vaktinde öldüğü de söylenmiştir. Hicretin onbirinci yılında, oniki Rabi-ulevvel'de vefat etmiştir.

1484) Hz. Aişe:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti, demiştir.[52]

 

Halkın Rasulullah'ın Vefatı Konusunda Şüpheye Düşmeleri

 

1485) Ebu Seleme Hz. Aişe'nin kendisine şunları anlattığını riva­yet etti:

Ebu Bekr, Sunh'taki evinden, bir at üzerinde geldi. înip mescide girdi. Aişe'nin yanına girinceye kadar halkla konuşmadı. Üzeri çizgili bir kumaşla örtülü olan Rasulullah'a (s.a.v.) yöneldi. Yüzünü açtı. Üzerine kapandı. Onu öptü ve ağladı. Daha sonra şöyle dedi: Babam, anam sana feda olsun! Vallahi, Allah sende iki ölümü birleştirmeyecek. Sen mu­kadder olan ölüm geçidinden geçtin."[53]

1486) Ebu Seleme bana, Abdullah İbn Abbas'tan rivayet etti:

Ebu Bekr'le Ömer İbnu'l-Hattab halkla konuşmağa çıktılar. Ebu Bekr: Otur, Ömer! dedi. Ömer oturmak istemedi. Halk, Ebu Bekr'in ya­nma geldi. Ömer'i terkettiler. Ebu Bekr şöyle konuştu:

-Kim Muhammed'e tapıyorsa bilin ki, Muhammed ölmüştür: Kim Allah'a ibadet ediyorsa, hiç şüphesiz, Allah, Hayy'dır, ölmez. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o, ölür yahut öldü-rülürse., ökçenizin üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim, böyle iki ökçesi üzerinde ardına dönerse, elbette Allah'a hiçbir şeyle zarar yapmış olmaz. Allah şükür ve sebat edenlere mükafat verecektir."[54]

Vallahi, sanki Ebu Bekr bu ayeti okuyuncaya kadar halk onun indi­ğinden habersizdi. Herkes onu okudu. Onu okumayan kimse kalmadı.

Bana; Said İbnu'l-Museyyeb şunu haber verdi:

Ömer şöyle demiştir: Vallahi, Ebu Bekr'in o ayetleri okuduğunu duyar duymaz, dizlerimin bağı çözüldü ve yere çöktüm. Okuduğunu dinleyince, Rasulullah'ın ölmüş olduğuna kanaat getirdim.[55]

Ebu Muhammed ed-Darimî, bize onun şöyle dediğini haber verdi: Onun (Ebu Bekr'in) okuduklarını duyar duymaz dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm.

1487) îbn Abbas şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti. O gün ve o geceyle, ertesi gün durduruldu. Çarşamba gecesi defnedildi. Bazıları: Rasulullah ölmedi. Fakat Musa'nın ruhunun semaya kaldırıldığı gibi onun ruhu da semaya kaldırıldı, dediler.

Ömer kalkıp şöyle dedi:

- Rasulullah (s.a.v.) ölmedi. Fakat Musa'nın ruhunun semaya kal­dırıldığı gibi, onun duhu da semaya kaldırıldı. Vallahi, Allah'ın Rasulü bazı kimselerin ellerini ve dillerini kesmedikçe ölmez. Ömer devamlı konuştu. Sonunda konuşmaktan ağzı köpürdü.

el-Abbas kalkıp şu konuşmayı yaptı:

- Rasulullah (s.a,v.) Ölmüştür. O da bir insandır. O'nun cesedi de, herkesin cesedi gibi durdurulunca bozulabilir. Ey Kavim! Sahibinizi gö­mün. Rasulullah (s.a.v.) Allah katında iki defa ölmekten üstün ve uzak­tır. Sizi bir defa öldürürken onu iki defa mı öldürecek? O, Allah katında böyle olmaktan üstün ve uzaktır.Ey Kavim! Sahibinizi defnedin. Eğer O, dediğiniz gibiyse, Allah O'nun kabrinin üzerindeki toprağı giderip yanınıza çıkarmaktan aciz değildir. Rasulullah (s.a.v.), açık bir yol, he­lali helal, haramı haram kılmadıkça evlenme, boşanma, savaş ve barış hükümlerini bildirmedikçe ölmemiştir. Sürüsünü dağların tepelerine götüren, hayvanlar için ağaçların yapraklarını silkeleyen onların su iç­tikleri havuzu eliyle yapan çoban aranızdaki Rasulullah'tan (s.a.v.) daha gayretli ve ciddi değildi. Ey Kavim! Sahibinizi defnedin.

Ummu Eymen ağalamağa başladı ve şöyle dedi:

- Rasulullah'm (s.a.v.) öldüğüne ağlamıyorum. Çünkü O'nun, dün­yadan daha hayırlı olana gittiğini bilmiyor değilim. Ben, artık semadan gelen haberin kesileceğine ağlıyorum.[56]

1488) Enes şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü öldü. Ömer kalkıp şöyle dedi: Rasulullah(s.a.v.) ölmedi. Musa'nın kırk gece kavminden ayrılıp Rabb'ine gittiği gibi, Rabb'ine gitmiştir. Ben Rasulullah'm (s.a.v.) vefat ettiğini söyleyen münafıkların ellerini ve dillerini kesinceye kadar ya­şayacağını umuyorum.[57]

1489) Enes şöyle anlattı:

Rasulullah'm (s.a.v ) Medine'ye girdiği gün, Medine'nin her şeyi aydınlanmış, vefat ettiği fc'ün de her şeyi kapkaranlık olmuştur, Rasu­lullah'm (s.a.v.) kabrinin toprağından ellerimizi çeker çekmez duygula­rımızı bastırdık.[58]

 

Rasulullahev Kaç Yaşında Vefat Ettiği

 

1490) Ibn Abbas şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.v.) altmışüç yaşındayken vefat etmiştir.[59]

1491) Enes Ibn Malik anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) kırk yaşma girince peygamber olarak gönderil­di. On yıl Mekke'de, on yıl da Medine'de kaldı. Altmış yaşına girince de vefat etti.[60]

1492) Dağfel Ibn Hanzala şunu söyledi:

Peygamber (s.a.v.) altımş beş yaşındayken vefat etti.[61]

Musannif şöyle dedi: Doğru olan birincisidir. Altmış diyen kimse, onluk sayıları kastetmiştir. Kişi: Yaşım kırk diyebilir. Yaşı kırktan fazla olabilir. Ancak fazlalık on sayısını geçmemiştir,[62]

 

Rasulullahev Mirası Ve Onun Hükmü

 

1493) Cuveyriye  Bintu'l-Haris'in erkek kardeşi,  Rasulullah'm (s.a.v.>kayınbiraderi Amr Îbnu'l-Haris şöyle dedi:

Vallahi, Rasulullah (s.a.v.) öldüğünde, ne dinar, ne dirhem, ne köle; ne cariye ne de koyun bıraktı. O, sadece beyaz katırım ve vakfettiği bir araziyi bıraktı.[63]

1494) Hz. Aişe Rasulullah'm (s.a.v.) şu hadisini rivayet etti: "Biz mirasçı bırakmayız. Bizim bıraktığımız, sadakadır."[64]

1495) Ebu Hureyre, Rasulullah'm (s.a.v.) şu sözünü rivayet etti:

"Benim varislerim ne dinar bölüşürler ne de dirhem. Hanımları­mın nafakasında ve memurumun rızkının dışında bıraktığım sadaka­dır."[65]

1496) Ebu Bekr es-Sıddîk, Rasulullah'm şu sözünü rivayet etti: "Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır."[66]

1497)  Ömer İbnu'l-Hattab, Said, Abdurrahman ve ez-Zuheyr'e şöyle sordu:

-Allah'ınızın aşkına söyleyin, Rasulullah'm (s.a.v.):

"Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır" dediğini bi­liyor musunuz? Onlar:

-Evet, diye cevap verdiler. Ömer aynı şeyi el-Abbas'la Ali'ye sordu. O ikisi de aynı cevabı verdiler.

1498) Muhammed İb Sa'd, Muhammed îbn Sehl Ibn Ebi Hasme'nin şöyle dediğini rivayet etti:                                            

Rasulullah'ın (s.a.v.) vakfettiği şeyler Beni Nadir'in mallarmdandı. [Bunlar] yedi taneydi (yedi bahçe ve bostandı): Araf, Delâl, Miseb, Bur-ka, Husna ve Meşrebetu Ummi İbrahim'dir. [Bu, Meşrebetu Ummu İb­rahim diye adlandırılmıştı. Çünkü, Ummu İbrahim (ibrahim'in annesi) Mariye'dir]. O (Mariye) orada kalıyordu. Bu mal, Beni Nadir'den olan Sellâm İbn Mîşkem'e aitti.

Ömer İbnu'l-Hattab şunu anlattı:

Rasulullah'm üç safisi (kendisine ayrıdığı ganimet) vardı. Beni Nadir, felaket ve musibete uğrayanlar için ayrılmıştı. Fedek,' yolcular içindi. Hayber, ailesinin geçim ve rızkı içindi. Humus'u (beşte biri) üçe ayırmıştı. Üçte ikisi müslümanlar içindi. Üçte birinden ailesine harcı­yor, eğer artarsa, muhacirlerin fakirlerine geri veriyordu.[67]

 

Rasulullahın Yıkanması

 

1499) İbn Abbas şöyle anlattı:

Müslümanlar Rasulullah'ı yıkamak için toplandıklarında, evde, aile halkı: Amcası el-Abbas, Ali îbn Ebî Talib, el-Fadl İbnu'l-Abbas, Ku­şem İbnu'l-Abbas, Usame îbn Zeyd, azatlı kölesi Salih vardı. Onu yıka­mak için biraraya geldiler. Kapının gerisinden Bedir savaşma katılan Ensarlı Enes İbn Havlı, Ali îbn Ebi Talib'e şöyle seslendi:

-Ali! Allah aşkına, Rasulullah'a (s.a.v.) hizmette bizi de nasiplen­dir. Ali ona:

-İçeri gir, dedi. enes içeri girdi. Rasulullah'ın (s.a.v.) yıkanışında ha­zır oldu. Rasululîah'm yıkanmasıyla ilgili hiçbir şeyden geri kalmadı.

Hz. Ali, üzerinde karnisi (gömleği) olduğu halde, Rasulullah'ı (s.a.v.) bağrına bastı. el-Abbas, el-Fadl ve Kuşem, Ali'yle bir yandan öbür yana çeviriyorlardı. Usame'yle Salih de su döküyorlardı. Ali onu yıka­mağa başladı. Ölüler de görüle gelen şeylerden hiç birini Rasulullah'ta görmedi. Hz. Ali şöyle diyordu: Babam, anam sana feda olsun! Sen diri iken de, ölü iken de ne kadar iyisin, temizsin.[68]

1500) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasulullah'ı (s.a.v.) yıkamak istediklerinde şöyle dediler: Vallahi, ölülerimizin elbiselirini soyduğumuz gibi, Rasulullah'm (s.a.v.) elbiselirini soyup soymayacağımızı bilmiyoruz? Yoksa O'nu elbi­seleri üzerinde olduğu halde mi yıkayacağız? Bu konuda anlaşmazlığa düştüler. Allah onlara bir uyuklama verdi. Vallahi, onlardan uyuya u-yuya çenesi göğsüne düşmeyen kimse kalmadı.

Evin bir köşesinden, kim olduğunu anlayamadıkları birisi onlara: Peygamber'i (s.a.v.) üzerinde elbisesi olduğu halde yıkayın dedi.

Hemen kalkıp O'nu üzerinde gömlek olduğu halde, su ve sidrle[69] yıkadılar, erkekler O'nu gömleğinin üzerinden oğuyorlardı.

Hz. Aişe şöyle diyordu:

Başımdan geçenlerle ilerde karşılaşacak olsaydım, Rasulullah'ı (s.a.v.) sadece kadınları yıkardı.[70]

1501) Cafer îbn Muhammed şöyle dedi:

Su, Peygamber'in (s.a.v.) göz kapaklarında birikiyor. Hz. AH onu içiyordu.

1502) İbn Abas şöyle anlattı:

Hz. Ali Peygamber'i (s.a.v.) yıkamağa başladı. Onda, ölüde görülen şeylerden hiçbirini görmedi. O, şöyle diyordu: Diriyken de ölüyken de, ne kadar iyisin, temizsin. [71]

1503) Hz. Ali'den nakledildi. O, Peygamber'i yıkadı ve karnının ortasını sıktı. Ondan hiçbir şey çıkmadı. Bunun üzerine şöyle dedi:

Babab anam sana feda olsun! Sen ölüyken de, diriyken de terte­mizsin.[72]

1504) Cafer îbn Muhammed'in babası şöyle dedi:

Rasulullah'ı (s.a.v.), Ali, el-Fadl, el-Abbas ve Usame îbn Zeyd yı­kadı. Rasulullah (s.a.v.) suyundan içtiği Sa'd İbn Hayseme kuyusundan getirilen su sidrle üç defa yıkandı.

Başka bir rivayette de şöyledir:

Bu kuyuya el-Urs denilmektedir.[73]

1505) el-Hasen şöyle dedi: